Fetva Meclisi
Soru
Uzun yıllar kılınmamış namazların kazasını kılarken sadece farzlar mı kılınmalıdır yoksa vitir namazları da kaza edilmeli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Vitir namazını da kaza etmek gerekmektedir.
Namazın farzları, vacipleri ve sünnetleri vardır. Farzlarından birinin eksik kaldığı durumlarda namaz yeniden kılınmalıdır. Hızlı kılmış olmanız, farzlardan birinin eksik olmasını doğurdu ise o namazı/namazları kaza etmeniz gerekir. Sadece hızlı kılmaktan ötürü kaza gerekmez ama istiğfar gerekir.
Kaza namazlarınızı tamamlayana kadar bu şekilde yapmanızda sakınca olmaz Allah'ın izniyle.
Önemli olan namaz borcundan kurtulmaktır. İster namaz sayısı itibariyle kurtulun, isterseniz de gün sayısı itibariyle kurtulun. Vitir kazaya kalınca o da diğer namazlar gibi her vakitte kaza edilebilir ama normal vitir yatsı kılınınca kılınabilir. Onun vakti yatsı sonrasıdır.
Baliğ olduktan sonra kılmadığınız Vitr namazlarını da kaza etmelisiniz. Bilmemek mazeret olarak kabul edilmez.
Namaz, her Müslüman’ın buluğ çağıyla birlikte kılması farz olan bir ibadettir. Bu sekiz yıl buluğ çağı sonrasına denk geliyorsa tüm farz ve vitir namazlarının kaza edilmesi gerekir, sünnet namazların ise kazası yoktur. Hanefi mezhebi ile amel eden uygulamada kaza namazlarını kılarken esas olan sünnetleri de ihmal etmemektir. Ancak kaza namazlarının gecikmesinden korkan biri için sünnetlerin yerine kaza kılmasında herhangi bir vebal yoktur. Bir mü’min olarak ise sünnetleri ihmal üzere bir hayat yaşamamak gerek, bu sebeple bu durumu süreklilik hâline getirmemekte fayda olacaktır. Sünnet namazların kılınmasıyla ilgili linkler üzerinde incelemede bulunabilirsiniz: https://fetvameclisi.com/fetva/onceligimiz-kaza-mi-yoksa-sunnet-namazlari-mi https://fetvameclisi.com/fetva/sunnet-namazlari-kilmayan-farz-namazlari-bosuna-mi-kiliyordur
farz konusundaki diğer fetvalar
Satın alacağınız hayvanı tanımanız için yeterli bilgi ve tanıtım yapılabiliyorsa internet üzerinden satın almanız ve onu kurban etmenizde sakınca olmaz.
Tedavi olmamayı normal gören görüşler olmuştur. Meseleyi bu açıdan ele almak yerine “tedavi olmak farz mıdır” şeklinde sorularak söze başlanırsa daha rahat anlaşılır zannederiz. Buna cevap olarak deriz ki: a- Bir trafik kazası örneğinde olduğu gibi acil kanaması olan birinin ölüm tehlikesi hâli ortada iken tedavi olması farz olur. Allah Teâlâ bile bile ölüme gitmeyi nehyetmiştir. b- Gebelik zehirlenmesi, mide kanaması gibi durumlarda acil tedavi farz olur. c- Diğer insanlara bulaştırma ve zarar verme niteliği olan hastanın gerekli tedbirleri alması farz olur. d- Bu nitelikli hastalıklarda tedavi olmadığı için ölen birinin kendi katili olduğunu söylememiz yerinde olmasa da hata ettiği ve vebale girdiğini söylememiz mümkündür.
Şöyle bilmelisiniz: Biz imanla bitirmek için mücadele etmemiz gereken bir hayat yaşıyoruz. Başından sonuna kadar hayatımızı tam bir iman ile geçirmek hedefimiz olmalıdır. Bu hedef baştan sona aynı heyecan ve ihlasla sürmeyebilir. Belki peygamberler, nadirattan salihler için mümkün denebilecek bir hedeftir bu. İman sıfır noktasına inmediği sürece aradaki iniş çıkışlar, kul o hedefi unutmadığı ve gayret ettiği sürece sorun değildir. Peygamber aleyhisselamın şu hadisini iyi anlarsak meselemize ışık tutacaktır biiznillah: “Bütün kalplerin ayı kaplayan bulut gibi bulutu olur. Ay ışığı ile parlak iken bir bulut önünü keser ve kararır. Bulut geçince de tekrar parlaklığı devam eder.” (Taberani, Avsat, 5220) Bu mübarek benzetmeyi unutmamalıyız. Yorgunluklar, ara sıra basan tembellikler, olumsuzluklar hedefimizi şaşırtmamalıdır. Kalbimizin nabzı gibi kabul etmeliyiz tıpkı koşarken nabız yükselecek, dinlenirken inecek ama kalp devam edecek. - Haramlardan külliyen uzak duracağız. - Farzlarda eksiğimiz olmayacak. - Nafilelerde ise kapasitemiz ve kabiliyetimizle bağlantılı olarak çalışıp duracağız. Birini beceremezsek diğerine, bir gün o nafileyi diğer günü başka bir nafileyi yerine getirerek yürüyüşe devam edeceğiz. Bu anlayışla bakamazsak şeytan ara dönemlerimizi değerlendirip bizi kulluk yürüyüşünden koparabilir.
Bunu şöyle anlamalıyız: Gerçeği ve hakkı gizlemek için söz sanatı kullanan biri… Bu tıpkı gerçeği gizlemek için silah kullanan biri gibi olduğundan hükmü de böyle olacaktır.
Tarikat üzerinden yapılan işler en fazla “nafile ibadetler” olarak görülebilir. Zira farz ancak Allah’ın ve Peygamberinin belirlediği şeye denir. Nafile ise terk edildiğinde farz gibi bir “emir ihlali” şeklinde hata oluşturmaz. Daha ciddi tutulması gibi bir maksatla söylenmiş olabilir o sözler.
Bunu ifade eden sahih hadis vardır. Farzlarında eksiklik bulunanların nafilelerinden alınıp onların yerine konacaktır. Ancak hangi nafileden ne kadar konacak gibi bir bilgimiz yoktur.