Fetva Meclisi
Soru
Hocam, kütüphanenizde binlerce kitap olmasına rağmen, neden bir müçtehid sayılamıyorsunuz? Ebu Hanife rahmetullahi aleyh'in bilgisi günümüzdeki alimlerden daha mı derindi? Öyle ise nasıl? Siz hem Ebu Hanife'yi, hem onun öğrendiği kaynakları, hem de daha sonra ortaya koyulmuş yüzlerce şeyi bilmenize rağmen neden onun düzeyinde bir alim sayılamıyorsunuz, daha doğrusu neden kendinizi böyle saymıyorsunuz? Samimi olarak merak ettiğim için soruyorum hocam, Ebu Hanife'yi ve diğer eski alimleri değerli kılan şeyin ne olduğunu anlamak istiyorum. Allah sizden ve onlardan razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Sevgili kızım, Allah Teâlâ seni emellerine kavuştursun. Kur'an'ı yaşatanlar olarak diriltilecekler arasında bulunmanı, Kur'an'ın şefaati ile işi iyi olanlardan olmanı dilerim. Ne mutlu sana ki, kendini Kur'an hizmetine adamayı düşünüyorsun. Sen, tam anlamıyla bir mücahidesin. Mücahide ne demekse, o sensin bu düşüncelerinle. Yeni doğmuş bir bebek gibi görüyorum sizi; doğdunuz da büyüyorsunuz. Her gün Kur'an sizi emziriyor ve siz büyüyorsunuz. Allah yolunda olmak, Allah için çalışma azmi taşımak, sahabe neslini önder ve örnek görmek böyle bir şeydir. Bir bayan olarak, garip olduğunuz bir ortamda bu seviyede olmanız, ancak Allah'ın lütfu ile gerçekleşebilir bir seviyedir, muhakkak şükredin buna. Şükredin ki Allah sizi, dinine hizmet aşkı ile kavurmuş. Tekrar ve tekrar tebrik ediyorum sizi. Size dua ediyorum, bu ağabeyinize de dua etmenizi, Kur'an hizmetinden bir nefes ayrılmadan yaşamaya Allah Teâlâ'nın bizi muvaffak kılmasına dua edin. Öncelikle sana Ali Ulvi Kurucu'nun hatıratını okumanı tavsiye ederim; kendine çok güzel ufuklar bulacaksın o hatıratta. Bakacaksın ki sen, ne ilksin ne de son. Bu yol, böyle bir yoldur. Yesrib'e gitmeye razı olanlar, oradaki garipliği hayat bilebilenler ve kefensiz gömülmeye razı olanlar Kur'an ehli olabiliyorlar. Çok bilenlerden önce onlar gönüllere Kur'an akıtabiliyor. Bu anlayışı yakalaman açısından satır satır o kitabı okumanı tavsiye ederim. Okuduğun fakülteyi bitir, diplomasını al. Diyanet'e gir; kurs hocası ol.O gün, kendini ununu elemiş, eleğini asmış biri gibi görme. Bedir'de, Hendek'te bil kendini. Çünkü şeytan, o gün seni kızağa almayı deneyecektir. Diyanet'ten görev alan kızlarımız, bir daha tanınmayacak kadar değişiyorlar. Sen öyle olma. Bu süreçte evliliği ihmal etme. Evlenirken de, seninle evlenecek adaya, Kur'an'a adanmış bir hayat yaşamak istediğini belirt.Kendine bir müsteşar bul; her şeyi ona danış. Adeta iki kişi gibi yaşa işinde. Bu müsteşar, Kur'an eğitimi hususunda tecrübeli olsun. Çok uda et kızım, ucunda cennet bulunan çetin bir tünele girdin. Allah yardımcın olsun, seni korusun, yüceltsin.
Selamünaleyküm. ‘Müçtehidin hatasını Allah’tan başkası bilemez’ sözü anladığınız gibi olamaz. O sözü şu şekilde anlamalıyız: Müçtehit eğer müçtehitlik vasıflarını taşıyarak bir içtihat yaptı ise onun yaptığı içtihadın, Allah’ın hükmüne isabette tam olup olmadığını yani hakkı temsil edip etmediğini biz bilemeyiz. Bunu kesin olarak Allah Teâlâ bilir.’ Böyle kesin bir doğrulama cetveli elimizde yoktur, olamaz da. Bu durumda da içtihat şatlarını barındıran müçtehitlerin içtihatlarını birbirine kırdırma gibi bir yetkimiz de olamaz. Sizin zikrettiğiniz örnekte, yanlışı ortaya çıkardığını söylüyorsunuz ama bir müçtehidin kanaatini, kendisi gibi birinin değerlendirmesi durumunda ortaya bir sonuç çıkabilir. Cümle güzelliği ve benzeri yüzeysel etkilerle hangisinin haklı olduğu üzerinde bir kanaat kullanılamaz. Bundan dolayı da bizim gibi avamdan birilerinin müçtehitler arasında mekik dokuması boş bir iş olur. Bir müçtehide, zahiren hatalı bir tutumu ortaya çıkmadıkça bağlı kalmak zorunlu olmaktadır. Allah’a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Dualarınızı beklerim. Tespitlerinizde haklısınız, doğru ve yerinde tespitler yapmışsınız. Bir kere şunu bilmelisiniz ki, insan denen mahlûk hata yumağıdır. Hatasız insan olamaz. Bizim de hatalarımız vardır, inşaallah hıyanetimiz olmaz. Dua edin ayağımız kaymasın. Günlük olaylara dair, açık bir beyan yapmadığımız doğrudur. Bilerek yapmıyoruz bunu. Nedenine gelince, insanların bütününe hitap etmeyi gaye edinen biri, grup mantıklı olarak konuşmaması, yazmaması gerekiyor. Filan günlük mesele hakkında konuşulduğunda o mesele günlük olayların içinde eriyor. Bizim asıl meselemiz, iman davamızın kökleşmesini sağlamaktır diye düşünüyoruz. Şüphesiz yaptığımız tek doğrudur şeklinde bir iddia peşinde değiliz. Dökülen yapraklar yerine ağacın köklerini korumayı amaç edindik. Günlük olayların içindeki kargaşada asıl davamızın erimesinden çekiniyoruz. İnşaallah da doğru yaptığımızı düşünüyorum. Diğerlerinin yanlış olduğu anlamında değil ama birilerinin de bunu yapması gerekir şeklinde bir anlayışımız var. Dua edin lütfen.
Madem beni severek dinliyorsunuz, nerede ‘çocuklarınızı ilahiyat fakültelerine göndermeyin’ dediğimi dinlediniz? Ben öyle bir söz sarf ettiğimi hatırlamıyorum. Bu birinci cevabım olsun size. İkinci cevabım ise şudur: Filan tıp fakültesinde okuyan doktor adayları iyi yetişmiyor diye sitem etmek ne kadar mümkün ise birinin de ilahiyat fakültelerini tenkit etmesi o kadar hakkıdır. Kaldı ki ilahiyat fakültelerinin varlığı, gerekliliği, işe yararlılığını tek bir kelime ile tartışmadım, tartışmam da. Zira ilahiyat fakültelerinin alternatifini oluşturabilecek durumda değiliz. Yalnız şu noktalara itirazımız vardır: A- ‘İlahiyat fakültesini okuyan talebe; bir müçtehittir artık. Ebu Hanife’nin muarızı olabilir’ zanneden öğrenci velisinin, öğrencinin aldanmış olacağını bilmesi gerekir. Benim vazifem onu ikaz etmektir. İlahiyat fakülteleri alim yetiştirme yerleri değildir. İlim tahsili ile alakalı formülleri alma yeridir. Orada öğrenciye temel prensipler öğretilebilir ancak. Daha ilerisini beklemek yanlıştır. B- İlahiyat fakültesi diplomasının bir dindarlık belgesi olarak algılanmasını hatalı bulduğumu da beyan ederim. Değil ilahiyat fakültesi, Fatih dönemindeki bir medrese mollasının icazeti bile dindarlık garantisi belgesi olamaz. Bir genç ilahiyat fakültesi bitirince örnek Müslüman olmuyor, örnek Müslüman olmak için iyi bir malzeme toplamış oluyor. Diploma döğüştürme gibi bir gelişmeye karşı uyarmak vazifemdir, onu yapıyorum. C- İnsanların kız veya erkek çocuklarını ilahiyat fakültesine gönderince gençleri kuşatabilecek pek çok riskten korunmuş mübarek bir ortama bırakıldıklarını zannetmelerini şiddetle tenkit ediyorum. Fakültelerin tamamı neticede büyük şehirlerin içinde kurulmuştur ve milyonlarca insanla iç içe bir hayat yaşanmaktadır o şehirlerde. İlahiyat fakültelerini mikroptan arındırılmış bölgeler zannetmek hatadır. Bunu ikaz ediyorum. D- En ağır iman konularımız bile ilahiyat fakültelerinde gençlerin zihnini bulandıracak bir tarzla tartışılarak dinimizin gelecek kuşaklara sulandırılmış olarak taşınmasına zemin hazırlayabilmektedir. Geçmiş ulemayı tahkir etmeyi bir bilimsellik, akademisyenlik zannetmeyi hata olarak anlıyorum, bir yıkılma ve çökme sinyali olarak görüyorum. Bunu da ikaz etmek imanımla alakalı bir durumdur. Temel beş itirazım bunlardır. Bunları söyledim, biiznillah söyleyeceğim. Daha ötesi bana ait değil. Allah’a emanet olunuz.
Değerli kardeşim, Dinimiz İslam sayesinde ebedi cennetler göreceğiz biiznillah. Dünya ve ahiret saadetimizdir dinimiz. Dinimiz bize cennet verecekken biz ona neden bir şeyler vermeyelim? Çok doğru ve hassas düşünmüşsünüz, Allah sizden razı olsun. Dinimize hizmet asla ilahiyat okumuşların veya hocaların tek başına yapacağı bir iş değildir. Maalesef, diyebilirim ki o zikrettikleriniz umumiyetle dinden geçinmekle bilinirken sizin gibi büyük düşünenler dinlerini ayakta tutuyor olabilmektedir. Allah Teâlâ sizi de bizi de dinine hizmette muvaffak kılsın. Size özet olarak şu noktaları yazabilirim, inşaallah başarılı olur ve meleklerin defterlerinize salih ameller yazmasına vesile olur. Her şeyden önce bu mesele İSLAM İÇİN VE İSLAM İLE YAŞAMA meselesidir. Zihniniz ve hissiyatınız bununla dolu olmalıdır. İslam için yaşamayı bir ideal olarak görmelisiniz. Size bu düşünceyi veren ya da bunu artıran kitapları okuyun, arkadaşlar edinin, sohbetler dinleyin. Kendi ekseninde kalmayı yoğunlaştıran kitapları okumayın, sohbetleri dinlemeyin, o tür arkadaşlardan ve ortamlardan uzak durun. Siz Müslümansınız, İslam için var olacaksınız elbette. Hiç kimse kalmasa da siz var olacaksınız. Dininize hizmet heyecanınız rüyalarınıza kadar sirayet etsin. Yapabileceğini bir işin muhakkak var olduğuna inanın her zaman. İslam için bir şeyler yapmak sıradan bir iş hatta bir ibadet değildir. Bilakis en şerefli amellerden biridir. Zira İslam’a hizmetin diğer bir adı da ‘Allah’a davettir.’ Allah’a davet en şerefli ve en kazançlı iştir. Allah’a yani tevhide davet etmek peygamberlerin başını çektiği büyük bir mesleğe sahip olmak demektir. Fussilet suresinin otuz üçüncü âyeti bunu gayet açık bir dille beyan etmektedir. Sahih bir hadiste Peygamber aleyhisselam efendimiz, bir kişinin hidayetine sebep olmayı dünyadaki pek çok şeyden daha hayırlı göstermiştir. İslam’a hizmet etmek yani ona davet etmek elbette bir uzmanlık, belli bir ilim birikimi ister ama bu durum, bildiğin kadarının hocası olmaya mani değildir. Doğru olarak bildiğini bilmeyene öğretmek, bir ibadetin yapılmasına vesile olmak, kendisi bilemeyenin bir bilene gitmeyi öğretmesi âlim olmadan da yapılabilecek işlerdendir. Alkolün haram olduğunu söylemek mesela âlim olmayı gerektirecek çapta bir bilgi değildir. Herkes Kur'an öğretemeyebilir ama Kur'an öğretmeyi teşvik edebilir, propagandasını yapabilir. Herkes bir cami yaptırma kudretinde olmayabilir ama yapabileceği teşvik edebilir. Bununla da hayra vesile olduğu için o hayrı yapan gibi sevap kazanır. Herhangi bir hayır çeşidi için durum böyledir. İyi iş yapmak ve bunu İslam için değerlendirmek sadece insanlara ‘Müslüman ol!’ demekle sınırlı tutulabilecek düzeyde değildir. Öyle bir din tebliği şüphesiz önemli ve gereklidir ama insanlar arasındaki dargınlıkları gidermek, yetimlere sahip çıkmak, yemek yedirmek, kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışmak da yapılabilecek işler arasındadır. Herkesin mesleğini ve işini dinine hizmete dönüştürmesi mümkündür. İyi bir niyet ve örnek insan olma gayreti bu alanda yapılabilecek işlerdendir. İslam’a yapılabilecek en büyük hizmetlerden biri de ona zarar vermemektir. Müslümanlar arasında parçalanma nedeni olmamak, bireysel hayatta kötü örnek olmaktan kaçınmak gibi hassasiyetlere dikkat edilmesi bile din için yapılabilecek ve yapılması gereken işlerdendir.
Selamünaleyküm. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh hakkında pek çok bilgi vardır. İyi bir ilmihal kitabının girişini bile inceleyebilirsiniz. Onun ilim dünyasına dalmanız için ise iyi bir Arapça bilmeniz gerekir ki, bunun için İstanbul’da medrese hayatınız olması doğru olur. Bizim, KADIN FIKHI OKULU derslerimizin giriş bölümlerini izlerseniz size yararı olur zannederiz. İbni Teymiye ile alakalı olarak da Türkçe kitap takip etmiyorum. Allah'a emanet olunuz.
ebu hanife konusundaki diğer fetvalar
Fukahadan biri, bile bile bir hadise karşı kendi görüşünü ileri sürüp “böyle olması daha güzel olur” demez/dememiştir/diyemez de. Fakih, o hadisin anlaşılmasını yönlendirecek başka hadisler bildiği için o içtihadını ortaya koyar. Mesela bu hadiste kadının fiziksel yapısının gereği olan duruma Şeriat zaten itibar ediyor, burada da itibar etmiştir şeklinde anlaşılmamaktır. Yoksa maazallah fakih birinin hele hele Ebu Hanife gibi mücahit bir fakihin keyfiliğinden söz edemeyiz. Onlar bu dinin ilimlerinden geçinmiş kimseler değildirler. Dinlerine canlarını feda ettiklerine asırların şahit olduğu Allah dostlarıdırlar. Rabbim izlerini sürmeyi bize kolay kılsın.
Sizin kıldığınız namazlarda yaptığınız hareketler tesadüfen keşfedilmiş hareketler değildir. Neticede bir İslam toprağındaki ulemadan öğrenilmiş işleri yapıyorsunuz. Siz sonradan konuşmaya başlamış bir zatın anlattıkları ile zihninizi karıştırırsanız her gelen sizi sürükler durur. Bu da sizin zararda olmanız demektir. Belirttiğiniz kardeşimiz, İslam’ı genellikle yeni öğrenme durumunda olan insanlara anlatmaktadır. Anlattıkları yanlış şeyler olmadığı kadar tek doğru şeyler de değildir. Daha dengeli bakmaya çalışın; şeytanın size şüphe uyandıracağı alanlardan uzak durun.
Evet, böyle bir kaside vardır. Bu kasidenin Ebu Hanife rahmetullahi aleyhe nispeti sahih değildir. Muteber kaynaklarda yoktur. Olsa bile onunla ibadet yapılamaz. İbadetin ne ile nasıl yapılacağı bellidir, ona ilave yapamayız.