Fetva Meclisi
Soru
Hocam İslâmî davet amaçlı kurulan bir dernekte ya da toplulukta İslam sancağını asmak uygun mudur? Bazı kardeşlerimiz bunun vazgeçilmez bir durum olduğuna değinerek ve açık davet merhalesine uygunluğu yönünden asılmasının uygun olduğunu söylüyorlar. Fakat nebevi hareket metoduyla merhalelere baktığımız zaman da uymuyor gibi görünüyor. Bir de davet edilecek kardeşlerin de önyargıyla yaklaşması kaçınılmaz gibi. Sizce hangisi uygun?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam’a en iyi davet İslam’ı iyi bir şekilde yaşamaktır. İslam’a iman edenlerin tek yürek gibi olmaları kadar güzel bir davet olamaz. İslam’a davetin nasıllığı konusunda bile tartışanların varlığı gibi açık bir engel olabilir mi Müslüman olacaklar için? Dinimizi yaşamalıyız, davet yaşamamız kadar öncelikli olamaz. Birinci basamağı basmadan da ikinci basamağa basamayız. Almanya’da veya başka bir yerde kural böyledir.
Sahih sünnette böyle bir dua emrine rastlamadım. Duanın muhtevası güzel ve hoşa gider olsa da onu Peygamber aleyhisselam emretmiş gibi değerlendiremeyiz. Güzel bir dua, iyi bir iş olabilir ama “şu vakitte, şu netice için” şeklinde bir çizgi çizildiğinde aslının sünnette olmasını isteriz. Sünnette olmayan bir şeyi ise ibadet gibi kullanmak olmaz. Buna kaynak aramak da yokları saymak gibi bir şey olur.
Ayakta, oturarak veya yatarak Allah’ı anmakta, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.” (Âl-i İmrân, 3/191) buyrulmaktadır. Berâ b. Âzib’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) yatağına uzandığında, sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَا وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ. “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana ısmarladım. Yüzümü sana çevirdim. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin Kitab’a ve gönderdiğin Peygambere inandım.” (Buhârî, Vudû’, 75 [247] Müslim, Zikir, 56-58 [2710]) Aynı sahabi, Resûlullah'ın (s.a.s.) kendisine; “Yatağına gireceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve bu duayı oku ve bu duanın sözleri yatmadan önceki son sözün olsun.” (Buhârî, Vudû’, 75 [247]; Müslim, Zikir, 56 [2710]) buyurduğunu nakletmiştir.
Özellikle bir Müslüman’a zarar vermek ve onu batırmak gibi bir maksatla böyle bir iş yaparsanız bu bir kere niyet açısından çirkindir, sizi de vebal altına sokar. Özel bir kastınız olmadığı sürece ve yürürlükteki yasalara, kurallara aykırı düşmeden ticari bir faaliyet yapmanızda sakınca olmaz. Onlar da siz de Allah’ın yazdığı rızkı elde etmeye çalışacaksınız.
EVLERİMİZİ AÇMAK ve EV İMKÂNLARIMIZI PAYLAŞMAK Ashab-ı Kiram işi düzeyinde yapılabilecek bir iştir. Bir günlük veya bir aylık gıda göndermek de mübarek bir iştir ama sıcak evi paylaşmak çok daha güzeldir. Ensar olma ruhu olarak adlandırabiliriz bunu. Kim kaç kişi barındırabiliyorsa o kadar kardeşine evini açabilmelidir. Bunu da belli bir hassasiyetle yapmalıyız ki umduğumuz ecirlere nail olalım: Misafir etmeyi iki başlıkta ele alabiliriz. Birincisi, bir iki günlük misafir etmektir. Bunun için ayrıntı aramaya gerek yoktur. İkincisi ise asıl ihtiyaç olan misafir etmedir ki bu belki iki ay, üç ay sürebilecek bir fedakârlık olarak görülmelidir. Uzun süreli misafir sahiplenmeyi yapabilecek kardeşlerimiz, evin diğer bireylerini de dikkate alarak bu kararı vermelidirler. Mesele sadece mutfakta bir tabak fazla yemek pişirme meselesi değildir. Ağır hastaların bulunduğu evler, ağır psikolojik sorunlu bireylerin bulunduğu evler, ekonomik olarak tıkanmış durumdaki evler… Ve benzeri kendi içinde zaten ileri derecede sorunlu evlere, depremzede ve çaresiz insanları getirip bunaltmak yerinde olmayan bir hareket olur. Bir başka dikkat edilecek husus da evin fiziki olarak uzun süreli misafire müsait olup olmamasıdır. Örnek olarak evimizde misafir bulundurduğumuzda evimizin özel mahrem yapısı zarar görmemelidir. Bu ve benzeri muhtemel sorunlar aşılabiliyorsa evimizi depremzedelere açmak, yapılması ibadet nitelikli mübarek bir iştir. Hiç zaman kaybetmeden imkânı olan herkes böyle bir sevap kapısını kendisine açmalıdır. Yalnız üç günlük heyecan yerine uzun soluklu kararlar daha isabetlidir, bunu bilelim.
Ashab-ı Kiramı sevmek, onları savunmak dini zorunluluklarımızdan biridir. Elimizdeki Kur'an’ımızı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini onlardan aldık. Onlara uzatılan diller sonuç olarak Kur'an ve sünnete uzanmış gibi olabilir. İslam dininin en net uygulandığı asır onların asrıdır. Onlar tartışılırsa İslam’ın uygulanışı da tartışılır. Bu da dinimizi çürütmek isteyenlerin işine yarar. Bunu ancak hakikatleri bilmeyen bir cahil yapabilir. Bu nedenle onlara bilinçli bir şekilde sövmek, hakaret etmek bazı âlimlerin beyanı ile dinden çıkmak olarak görülmüştür. Ashab-ı Kiramı abartmadan, kul olduklarını masum sayılamayacaklarını unutmadan müdafaa etmek gerekir. Bu ölçüye göre onları müdafaa etmemiz dini bir zorunluluktur.
davet konusundaki diğer fetvalar
Her şeyden önce biz mümin olarak yaptığımız ücretli veya ücretsiz her işimizde Allah’ın rızasını ararız. Bunu aramak imanımızın gereğidir. Sosyal hizmetleri bir kurum olarak gerçekleştirdiğimizde veya birey olarak adına sosyal hizmet denebilecek bir iş gerçekleştirdiğimizde şu sonuçların dünyada iken önümüze çıkmasını isteriz: Allah’ın mükerrem kıldığı insanı mükerrem duruma getiririz yani insan mahlûkatın içindeki en şerefli konumunda olur. Dinimizin insanı kollamadaki temel çizgilerini sabitleştiririz: İnsan için onun dinini, canını, aklını, neslini ve malını koruruz. İnsanın maddi ihtiyaçlarından elden geldiği kadarını karşılarız, muhtaçlığı gideririz. Böylece yaşadığımız toplumun parçalanması veya zayıflamasını engellemiş oluruz. Bu da Müslüman Toplum-Müslüman İnsan profilini gerçekleştirir. Toplumsal barış güçlü olur. Bu ruh ve görüntüdeki Müslüman Toplum, İslam dinini yaymaya biiznillah muktedir olur.
Bir mü'minin en önemli tebliği mü'mince yaşamayı becermesidir. Siz iyi bir mü'min olabildiğiniz zaman varlığınız bir tebliğdir. Sözlü bir tebliğ, bu tebliğin yanında ikinci derece bile kalabilir. Mantığımız bu olmadığı zaman, tebliği bir “iş” gibi yaparız ki o bereketsizdir, sonuç getirmez. Allah korkusu ile yaşayan ihlaslı bir mü'min olun. Olaylarda sabırlı olun. İnsanların kalplerinin Allah’ın iki parmağı arasında olduğunu bilin. Aceleci olmayın. Tebliğin sadece dille yapılmayacağını bilin. Gerisini de Allah’a havale edin.
Kâfirlere dini anlatmak kapasite ve imkân meselesidir. Bir hoca ile siz aynı olmazsınız sorumlulukta. Bir de sizin yasal olarak nasıl görüleceğinizi de dikkate alarak baktığınız pencereden sorumlu olursunuz.
Elbette Allah’ın daveti üzerine kulları hacca veya umreye giderler ama bu bir yerden gelen bir sese kulak verip gitmek şeklinde anlaşılamaz.
Bu konudaki incelik şudur: “Fakirleri sofraya uygun bulmama” mantığına dayalı olarak sadece zenginlere mahsus bir sofrada bereket olmaz. Siz sofranıza öyle bir ayrım yapmadan herkesi çağırdığınız sürece bir sıkıntı yoktur. Rahat olunuz.
Bizim asıl vazifemiz dinimize hizmet etmek, davamıza katkıda bulunmak değildir. Biz önce kendimizi korumak, iyi bir mü’min olmak için varız. İyi bir mü’min olmadan başkalarının dindar olmasına hizmet etmek bir tuzak olabilir. Siz önce bu hedefi gerçekleştirin. Böyle bakmazsanız kendinizi kandırmış olursunuz. Bunun için de namaz başta olmak üzere ibadetlerin hakkının verilmesi, Kur'an başta olmak üzere iyi okumaların yapılması, belli zikirlerin günlük uygulama içine yerleştirilmesi önemlidir. Bu açıdan bakmaya çalışır ve ilkeli bir uygulama yapabilirseniz takılıp kaldığınız konuyu da çözmüş olursunuz biiznillah.