Fetva Meclisi
Soru
Sosyal medyada bazı hanım kardeşler var, tesettürlü bir şekilde İslami videolar yüklüyorlar, kısaca ayet hadis anlattıkları. Ama yüzlerini de gösteriyorlar. Bu kardeşleri takip etmek ve böyle videoları beğenmek bir vebal/günah oluşturur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Meseleye şöyle bakabiliriz: Kadının sesi erkeğe, özellikle bir salma ve savrulma denebilecek ölçüsüzlük yoksa haram değildir. Bu şu anlama geliyor: Kadının sesi ile erkeğe hitap etmesi yasak değildir. Kadının, çarşıda pazarda bulunması da kıyafeti ve konumu açısından sıkıntı yoksa yasak değildir. Buradaki kıyafet ve konum zaten mü'min kadının genel tavrına dâhildir, özellikle izah edilmesi gerekmez. Bu hassasiyetin korunabildiği bir salonda da bulunması haramdır denemez. İnsanların izleyeceği bir TV programında ya da benzeri bir ortamda bulunması ve konuşması meselesi yeni bir durum olduğu için kaynaklarımızda özellikle bunu açıklayan bir bölüm bulunamaz. Bunun da içine dâhil olduğu genel kurallar vardır. Prensip olarak kadının bir film üzerinden konuşma yapmasının evla olmayan tercih olacağını söylemeye bile gerek olmadığı kanaatindeyiz. Ortada bir ihtiyaç varsa ve kadın da kendisini yeteri kadar muhafaza edebildi ise mesela asgari olarak çekiciliğini yok duruma getirdi ise öyle bir ortamda zaruri olan konuşmayı yapabileceğini söyleriz. Yalnız burada, “asgariye indirme” durumunun ne kadar gerçekleşebileceği herkesin imanı ve takva idraki ile alakalı bir durumdur.
Küfrün tuzağı olarak işleyen bir yerde bulunmak kesinlikle caiz olmaz. Velev ki bu yer mescit olsun. Ancak zorunluluk olarak bulunulması gereken durumlardan da söz etmek mümkündür. O takdirde de 'zorunluluğun gerektirdiği' sınırlar dahilinde bulunmak caiz olabilir. Bu 'zorunluluğun gerektirdiği' sınırları ise herkesin imanı belirleyecektir. Tamamen reddetmekle içine dalıp kalmak arasında bir dengeyi belirlemeye mecbur bulunuyoruz. Bu durumun kadın veya erkek ayrımı yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Tesettürünüzle alakalı olarak çarşaf, tek tesettür değildir. Sizi dışarıdan gören biri açısından kadınlığınız belli olmuyorsa yani Allah'ın haram ettiği teşhir ortaya çıkmıyorsa bir sakıncası yoktur kıyafetlerin. Bugün şu kıyafet yarın da ondan daha iyisini giyersiniz inşaallah. Yeter ki sizdeki heyecan eksilmesin.
Giyimdeki tavizler, taviz veren kadar başka insanlar için de vebal oluşturmaktadır. Dolayısıyla bir bayan giyiminde hatalı ise o kendisi ve diğer insanlara zarar vermektedir. Buna göre de onu hatalı bulanların öncelikle kendilerini koruyacakları bir mantık gütmelidirler. Bunu şöyle de anlayabiliriz: Tesettürsüzlüğe karşı bizim vazifemiz önce kendimizi korumaktır. Bunu garanti etmeliyiz. Daha sonra da o kardeşimize bir mü'min olarak hakkı tavsiye etmek, tavsiyede ısrarlı olmak, iyiliği yaşamak ve kötülüğü engellemek görevimizin bir parçası olarak bunu bir ibadet ruhu içinde yapmak görevimizdir. Sonra da biliriz ki: Kalpler Allah'ın elindedir. O dilediğini dilediği yöne yönlendirir. Bizim vazifemiz sadece anlatmaktır.
Tesettürlü olmak, Allah korkusu ve cennet umudu ile yaşamaktır. Bu da baştan sona kadar bütün zamanlarda aktif olması gereken bir hissiyattır. Bilerek öyle bir teşhir yapmayınız.
Selamünaleyküm. Çarşaf tek giyim malzemesi değildir. İyi ve güzel olması başka şey, o olmazsa çıplak sayılmak başka şeydir. Yüz örtmek de farz değildir. Eşi ile bu hususta tartışmamalıdır. Tesettür sayılabilecek bir kıyafet giysin yeter.
davet konusundaki diğer fetvalar
Bu iki kavramı ortak anlamda kullanmakta sakınca olmamakla beraber şu ayrıntıları not edebiliriz: Davet İslam'a çağrıdır. Tebliğ ise dinin ayrıntıları ile ilgilenip insanların daha iyi bir dindarlık yaşamaları için çalışmaktır. Buna göre de: Davet vazifesi herkesin görevidir. Her Müslüman, Müslüman olmayanları dine davet eder. Bu görev için de derin bir ilim sahibi olmak gerekmez. Tebliğ yapmak ise İslam'a girmiş olanları veya İslam üzere olup da İslam ruhunu yitirmiş olanları eğitmek olduğu için belli bir düzeyde ilim sahibi olmayı gerektirir. Bu nedenle tebliğ adeta peygamberlerin ve onların varislerinin görevi gibidir. Davet ile ilgilenenlerin davet ettikleri toplumların dillerini, kültürlerini ve benzeri ayrıntılarını bilmeleri davetin başarısı için gerekli iken tebliğ ile ilgilenenlerin başkalarının kültürlerini bilmeleri gerekmez. Sonuç olarak bir kademelendirme yapacak olursa önce davet kademesi gelir sonra da tebliğ kademesi gelir diyebiliriz.
Her şeyden önce alimlerin peygamberlerin varisleri olduğunu bilmek zorundayız. Onlara karşı genel bakışımız saygı ve hürmet üzerine kurulu olmalıdır. Şu kadar ki hiç kimsenin peygamber olmadığını da bileceğiz. Bu doğrultuda şu ilkelere dikkat etmemiz gerekir: Hak yani doğru olan kişilerle değil kişiler hak ile bilinir, ölçülür. Bu şu demektir: Biz birisi öyle dediği için onu hak kabul etmeyiz, hak öyle olduğu için o kişiyi kabul ederiz. Peygamber aleyhisselamdan sonra hiç kimse masum değildir. Hak da kimsenin tekelinde değildir. Herkes doğru da söyle yanlış da söyler olabilir. Her insan hata edebilir, doğruyu da yapmış olabilir. Kimse hatadan korunmuş olmadığı gibi doğru bildiğini söylemekten de kimse kaçınmamalıdır. Büyük bir alim de küçük veya büyük bir yanlış yapmış olabilir. Biz alime hüsnüzan besleriz. Yanlışı üzerine kişilik kurmayız. Bir alim ilimlerden birinde çok iyi ama diğer ilimlerden birinde iyi değil olabilir. Herkes her şeyi bilmek zorunda değildir. Yeni bir alim daha büyük bir alimin hatasını söyleyebilir. Onun görüşlerine katılmayabilir. Edep kuralları içinde kaldığı sürece bu saygısızlık değildir.
Ne güzel düşünmüşsünüz, neden endişe ediyorsunuz ki? Bir vakfa vereceğiniz sadaka ile yapılacak iftar yemek beğenmeyebilecek birilerini çağırıp iftar ettirmenizden daha iyi değil mi? Böyle yapmaya devam edin. Bize Ramazan’ımız lazım, yegâne fırsatımızdır o. Birileri için onu feda edemeyiz. Haneniz mübarek olsun, amelleriniz makbul olsun. Âmin.
Bir mü'minin en önemli tebliği mü'mince yaşamayı becermesidir. Siz iyi bir mü'min olabildiğiniz zaman varlığınız bir tebliğdir. Sözlü bir tebliğ, bu tebliğin yanında ikinci derece bile kalabilir. Mantığımız bu olmadığı zaman, tebliği bir “iş” gibi yaparız ki o bereketsizdir, sonuç getirmez. Allah korkusu ile yaşayan ihlaslı bir mü'min olun. Olaylarda sabırlı olun. İnsanların kalplerinin Allah’ın iki parmağı arasında olduğunu bilin. Aceleci olmayın. Tebliğin sadece dille yapılmayacağını bilin. Gerisini de Allah’a havale edin.
Her şeyden önce biz mümin olarak yaptığımız ücretli veya ücretsiz her işimizde Allah’ın rızasını ararız. Bunu aramak imanımızın gereğidir. Sosyal hizmetleri bir kurum olarak gerçekleştirdiğimizde veya birey olarak adına sosyal hizmet denebilecek bir iş gerçekleştirdiğimizde şu sonuçların dünyada iken önümüze çıkmasını isteriz: Allah’ın mükerrem kıldığı insanı mükerrem duruma getiririz yani insan mahlûkatın içindeki en şerefli konumunda olur. Dinimizin insanı kollamadaki temel çizgilerini sabitleştiririz: İnsan için onun dinini, canını, aklını, neslini ve malını koruruz. İnsanın maddi ihtiyaçlarından elden geldiği kadarını karşılarız, muhtaçlığı gideririz. Böylece yaşadığımız toplumun parçalanması veya zayıflamasını engellemiş oluruz. Bu da Müslüman Toplum-Müslüman İnsan profilini gerçekleştirir. Toplumsal barış güçlü olur. Bu ruh ve görüntüdeki Müslüman Toplum, İslam dinini yaymaya biiznillah muktedir olur.
İslam’ın asılacak sancağı değil örnek gösterilecek Musab gibi davetçileri olur. Davetçiler kendilerini örnek olarak vitrine koyamayınca sancak ve flamalar asılmaya başlandı. Allah için, onun dini ve o dinin devleti için iş yapacak olanlar kendilerini “İşte Yesrib’teki Musab!” denecek konuma getirmelidirler. Sancağı melekler de dikerler biiznillah.