Fetva Meclisi
Soru
İyi Müslüman’ın ölçüsü nedir? Veya şu işleri yapana iyi Müslüman denir, denebilecek işler genel hatlarıyla nelerdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslümanlığın tek ölçüsü Kur’an’dır. Herkesin Müslümanlığı yaşadığı Kur’an kadardır. Kur’an bir kenara bırakıldıktan sonra, Müslümanlığın değeri olmaz. Gözle görülüp, elle tutulacak ölçülerden söz edeceksek, genel olarak Müslümanlığın insanda görülmesi gereken karakterleri şunlardır: -İyi Müslüman salih amel yapan insandır: Salih amel, Allah’ın razı olduğu ve insanlığa yararlı olan işlerin adıdır. İbadet, infak, insanlığa faydalı bir sanat ve benzeri işler salih ameldir. -İyi Müslüman niyeti Allah rızası olan insandır: Allah için olmayan hiçbir işin değeri olmayacağı için, salih bir amel de yapılmış olsa ahiret ölçülerinde değersizdir. Onun için Müslüman, tarlasını ekerken dahi Allah rızasını amaçlar. O takdirde de kargaların tarlasından yediği bile onun hanesine sevap olarak yazılır. Kediye verdiği bir lokma ona sadaka olur. Allah rızası dışında neyi kast ederse etsin, velev ibadet görüntülü bir iş yapmış olsa dahi yaptığı boştur. -İyi Müslüman ilim sahibidir: Dinini yaşayacak kadar din ilmi, hayatını izzetli bir şekilde yaşayacak kadar beşeri ilim sahibidir. Cehaleti asla kabullenmez. Beşikten mezara kadar ilim peşindedir. Yaşlanması veya aciz düşmesi ilim yolundan geri koymaz onu. Çünkü o ilimle Allah’ın rızasını ummaktadır. -İyi Müslüman bir sosyal faaliyet içindedir: İnsanlığa faydalı herhangi bir işte muhakkak bulunur. Dernekte bulunur, vakıfta bulunur. Mahalle mescidini temizler. Düşkünlere yardım eder. Hasta ziyaret eder. Sokağını temizler. Kendinden küçük yaştakilere ilim öğretir. Ama muhakkak bir faaliyette bulunur. Bulunduğu faaliyetten maddi çıkar beklemez. Allah için yapar yaptığını. -İyi Müslüman tevekkül sahibidir: İnsan olarak yapabileceğini yapar. Onun görevi bittiyse, gönlü rahat uyur. Olanda hayır vardır diye bekler. Allah’ın işinde hikmetler arar. Ama bunu tembelliğine kılıf yapmaz. -İyi Müslüman günah ortamında durmaz: İyilerle beraber olmaya çalışır. Günah işlenen yerlerden kaçar. Her şeye rağmen bir günah işlerse derhal tevbe eder. Günahları biriktirmez. Allah’ın iyi kullarını sever. Günahkâr kullarından ve kâfirlerden nefret eder. -İyi Müslüman Kur’an hizmetkârıdır: Onu okur ve onunla amel eder olduğu gibi, onu öğreten, yayılmasına çalışan biri olarak yaşamaya gayret eder. Kur’an için ne yaptım sorusu onun zihninde her gün sorgulanan bir soru olarak kalır. Kur’an’a hizmetten doymaz. -İyi Müslüman iyiliği emreden kötülükten alıkoyandır: Sadece kendisinin iyi olmasıyla yetinmez. İyilik yayılmazsa kötülüğün yayılacağını, kötülük yayıldıktan sonra da “iyi” olmanın yeterli olmayacağını bilir. İyilerin en tabii mücahidi olmaya çalışır. Allah’tan başkasından çekinmez. Kınayıcının kınamasına aldırmaz. -İyi Müslüman ahlaklıdır: İslam’ı temsil etmenin kimlik kartında “Müslüman” yazmasıyla olmayacağını bilir. Yürüyen Kur’an, yürüyen hadis olmaya çalışır. Ahlakı da İslam toplumunun ahlakıdır. İthal ahlakı, yabancı kültürü etkin görmez. -İyi Müslüman iyi bir eştir: Eşine karşı “iyi” olmanın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin karakteri olduğunu, karakterde ona benzemedikçe, iyiliğe ulaşılamayacağını bilir. İyi eş olmak için eziyete katlanır. Sabreder. Sabrının karşılığını da Allah’tan bekler. -İyi Müslüman çok çocuk yetiştirir: Ümmete yapılabilecek en büyük hizmetin insan yetiştirmek olacağını bildiğinden, ne kadar çok çocuk yetiştirirse, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin onunla o kadar övüneceğini bilir. Çocuk yetiştirmeyi cihad mertebesinde görür. -İyi Müslüman boş işle ilgilenmez: Kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmamanın iyi Müslümanlık olduğunu bilir. -İyi Müslüman dengeli insandır: Onun ibadeti işini, işi ibadetini ezmez. İbadetinde ciddi ve yoğun olduğu gibi günlük maişetinde de ciddi ve yoğundur. Namaz kıldığı için işini aksatmaz. İşi olduğu için namazını savsaklamaz. Dünya ile ahiret arasında tam bir denge kurar. -İyi Müslüman mücahittir: Malıyla cihad eder. Bedeni ile cihad etmesi gereken yerde de bedenini Allah yolunda feda etmeye hazırdır. Can gerektiğinde de canını verir. -İyi Müslüman çok dua eder: Sadece namazlardan sonra veya hatimlerin ardından dua etmekle ya da dualara âmin demekle yetinmez. Namaz gibi, duaya da vakit ayırır. Çok dua eder. Sürekli okuduğu dua kitabı vardır. Dilini duadan kuru tutmaz. -İyi Müslüman muhasebe yapar: Hesaba çekilmeden kendini hesaba çekmesini bilir. Hatalarından dolayı helallik istemesi gerekiyorsa helallik ister. İstiğfar etmesi gerekiyorsa istiğfar eder. -İyi Müslüman ümmetinin dertleriyle ilgilenir: Onun ırkı, köyü din kardeşlerini ihmal etmesine neden olmaz. Kadından iki türlü hizmet beklenir. Birincisi kadının, erkeğinin iffetini koruması, onun cinsel ihtiyaçlarını tatmin etmesi ve bu cinsel ihtiyacın tabii bir sonucu olarak eşine çocuk vermesi hizmetidir. İkinci hizmet de, bugünkü evliliklerin neredeyse tamamen özdeş anlamı hâline gelen ev hizmetleridir. Bu hizmetler evi süpürmekten yemek pişirmeye, bulaşığa ve benzeri erkeğin “yapmayacağı” kabul edilen hizmetlere kadar uzanmaktadır. Kadının birinci hizmet türünün tartışılması gerekmiyor. Zaten evlilik esasen birinci türdeki hizmetler için vardır. İkinci türdeki hizmetlere gelince, bu türdeki hizmetler için ümmetin müçtehitlerinin iki görüş beyan ettiklerini görüyoruz. a- Büyük çoğunluğu oluşturan müçtehitlere göre kadın, kocasının ikinci türdeki hizmetlerini görmek zorunda değildir. b- Hanefi mezhebindeki müçtehitlerin içtihatlarına göre ise kadının erkeğinin ikinci türdeki hizmetlerini de görmesi dinen vazifesidir. Ancak onların getirdiği “dinen vazifesidir” kaydı, meselenin hukuka intikal etmesi durumunda kadına bir mecburiyet getirilemeyeceğine de işaret etmektedir. Ortada şöyle bir durum vardır: Kadına, erkeğinin bulaşığını yıkamayı, evini süpürmeyi, tarlasında çalışmayı emreden bir âyet ve hadis yoktur. Evet, pek çok hadiste kadının çalışmalarından, iş yapmasından söz edilmektedir ama onlar, açık bir ifade ile kadına çalışmayı emretmemektedir. Hâlbuki kadının birinci türdeki işiyle alakalı birden çok âyet ve hadis vardır ve onlar gayet açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu durum, müçtehitlerin farklı içtihatlarda bulunmalarına neden olmuştur. Bir aile içinde erkek ve kadın, neyi ne kadar yapacaklarına dair hukuki istinatlara başvurduktan sonra o ailede, İslam’ın insanlardan beklediği aile ciddiyeti bulunamaz. Meseleye vacip midir Sünnet midir mantığından önce, aile istikrarı için hangisi gereklidir şeklinde bakmak gerekiyor. Şeriatımızın kurduğu dengenin formülü şudur: Marûf ölçüsünde iş yürütmek. Marûfun en net ifadesi, karşındakini takdir etmek, kendin için istediğini onun için de istemek, kendin için hoşlanmayacağına onun için de razı olmamaktır. Buna insanlık da diyebiliriz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, “Âişe yemek yap, su ver.” gibi ifadeler kullandığını, eşlerinin de ona hizmetten zevk aldıklarını görüyoruz. İş resmiyete döküldükten sonra, bir evde haklı yoktur. Anlayış ve fedakârlık ise huzurun kaynağı, bereketin kendisidir. Buharî’nin rivayet ettiği meşhur “Hepiniz çobansınız.” hadisinde de kadın için “Kadın da eşinin evinde çobandır.” ifadesi iyi düşünülmelidir. Evet, kadına evde iş görmeyi emreden âyet yoktur, hadis yoktur ama başta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin hanımları annelerimiz olmak üzere, ashabın kadınları un öğüttüler, yemek yaptılar, çamaşır yıkadılar, hayvanların bakımlarını yaptılar. Bunları da doğurdukları beş, on çocukla beraber yaptılar. Âişe annemiz radıyallahu anha, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden söz ederken: “Evinin işine yardım eder, namaz vakti geldiğinde de namaza çıkardı.” demiştir. Meselenin ruhu buradadır. Allah rızası için yapılan, içine dünyalık bir maksat karışmayan her iş değerlidir. Yeter ki Allah için yapılmış olsun, usulüne uygun yapılmış olsun. Bu ibadettir, değerlidir. Ancak; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şeriatına aykırı olan bir işten sevap beklenecek, ibadet maksatlı bir iş çıkmaz. Bu kuralımız olsun.
Müslüman standardı, ashabı kiramdır. Ya da sünnete uymaktır. Özellikle bu standart kelimelerle anlatılacaksa şu standartları sayabiliriz: Müslüman, Allah rızası için ibadet yapar, yaşar, yer ve içer. Kur’an ve sünnet iki kaynağıdır, onları tartışmaz, tartıştırmaz. Müslüman uydurmaz, uyar; uyduğu da ümmetin ilk neslidir. Müslüman ihsana koşar; ihsan en iyiyi yakalama hedefidir. Müslüman’ın ihlassız hiçbir işinde değer yoktur. Müslüman, hayrı kendisi için ve herkes için ister. İyilikte yarışır. Müslüman, umut doludur, yıkılıp sarsılmaz. Müslüman, kardeşleriyle Müslüman’dır. Rahatsız etmez, rahatsız edilmek istemez. Dinlemesini bilir, dinletir. İstişare temel siyasetidir. Özür kabul eder. Fitne durumlarında kenarda kalmasını bilir. Zorlukla karşılaşınca: ‘La havle vela kuvvete illa billah’ Nimetle buluşunca: ‘Elhamdülillah’ Enteresanlıkla karşılaşınca: ‘Sübhanellah’ Hata edince: ‘Estağfurullah,’ Daralınca: ‘Hasbunellah,’ Tevekkül anında: ‘Tevekkeltü alellah’ Musibet anında: ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn.’ der. Müslüman, ebeveyninin hizmetkârıdır. Sılayı rahime dikkat eder. Müslüman, sabrı en büyük silahı olarak bilir, sabırla Allah’tan yardım diler. Edep, Müslüman’ın tacıdır. Nankör değildir, nimetlerin kadrini bilir, şükreder. İnsanlara teşekkürü vazifesi bilir. Müslüman, düşünen, aklını kullanan, basiretli, ileriyi görmeye çalışan bir insandır. Müslüman, yardımını Allah’tan bekler. Müslüman bozucu olmaz, düzelticidir. Geçinilir ve geçinebilen biridir. Müslüman emindir. Ahiret işlerini öncelikli görür ama dünyayı ihmal etmez. Yaptığı iyi işlerin erimemesi için uğraşır. İyi olmayı değil, en iyi olmayı düşünür. İnfak eder. Çocuk yetiştirmeyi bütün zamanların en önemli cihadı olarak görür. Dünyevileşme bataklığından kaçınır. Vakit israfının büyük bir afet olduğunu hiç unutmaz. Eş haklarına çok dikkatlidir; nikâhın Allah’ın adıyla kıyıldığını anlar. Akıbet endişesi sürekli zihnindedir, çok dua eder. Doyana kadar yemez. Şüpheli şeylerden kaçınır. Kendini ilgilendirmeyen işe karışmaz. Sıhhatine titizdir. İbadette, ahlâkta ve her şeyde dengelidir. Aşırılığa kaçmaz. Evine önem verir. Camiye yakın bir evde oturur, evini Kur’an uygulama merkezi gibi kullanır. Örnek olmaya çalışır. Sorumluluktan kaçınmaz, üstlendiğini yerine getirir. İnatçı değildir. Temizdir. Temizliği göstermelik değildir. Temizliğini insanların değil, meleklerin göreceğini bilerek temiz olur. Hediye verir, hediye alır. Müslüman’a eziyet olan bir işi yapmaz. Riyadan, gösterişten kaçınır. Şeytanın tuzaklarına karşı uyanıktır. Bu anlamda, faiz, zina, kumar, çıplaklık gibi afetleri şeytanın nasıl cazip hale getirdiğine dikkat eder. Okur ve dinler. Kesinlikle bir ders halkasına periyodik olarak katılır. İyiliği yaymak, kötülüğü engellemek Müslüman’ın sosyal kimliğidir. Hayrı ve sabrı tavsiye etmeyi imanının gereği bilir. Tövbekârdır. Mütevekkildir. Mütevazıdir. Asla tembel değildir. Yorulmaz, emekli olmaz, emeklemez, dik durur. Allah’ı, Peygamber’ini, ashabını, ehli beytini ve bütün mü’minleri sever. Kin gütmez. Bağışlar. Allah için sever, Allah için buğz eder. Müslüman hayâsını imanından bir parça bilir, onu kaybetmeyi imanını kaybetmek olarak bilir. Kolaylaştırır, zorlaştırmaz. Yumuşak huyludur. Merhametlidir. Zarar vermez, ikram eder. Sır yaymaz. Muruetini korur. Mutedildir. Vefalıdır. Sözünü bozmaz. Müslüman helal kazanmayı, yaşamak kadar ciddi görür. Haram lokmayı ağzına koymaz. Haramdan şiddetle kaçınır. Kur’an ezberler. Kur’an ezberlemeyi hocalara ait bir iş olarak görmez. Az da olsa sürekli ezberler ve okur. Kararlarında ciddi olur, ikide bir karar bozmaz.
Akıl der ki; ‘Ne yaparsan onu bulursun. Elin eşeğine binen erken inermiş!’ Müslüman, öldükten sonrası için çalışır. Öldükten sonra ona gönderileceklere güvenen ipe un sermektedir. Herkes en güzel amelleri yapsın diye bu âleme gönderdi Rabbimiz bizi. Aklın emri, ‘Yap, git!’ şeklindedir. Ölen bir Müslüman’ın ardından yapılan sevap maksatlı işlerin ona ulaşması hakkında âlimlerin görüşlerini şöyle özetleyebiliriz: a- İman, tevhit gibi temeller dünyada iken ve herkesin kendisi için yapabileceği işlerdir. Ölen biri için toplanıp, iman gönderme yapılamaz. b- Şu işlerin, ölen bir Müslüman’a sevap kaynağı olacağında âlimlerin görüş birliği vardır: - Su kaynağı oluşturma, mescit inşa etme, vakıf kurma gibi sadaka türleri, ölmüş bir Müslüman için yapıldığında faydası vardır. Bu konuda hadisler açıktır. - Ölmüş bir Müslüman adına yapılan haccın ona yararı vardır. Bu konuda da hadis vardır. - Ölü adına oruç tutulması halinde ölü o orucun sevabından yararlanır. Bunları, ölünün varisleri veya başka bir Müslüman’ın yapması arasında fark yoktur. c- Ölen Müslüman’ın ardından Kur’an okunup, sevabının ona bağışlanması hakkında âlimler ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafii’nin başını çektiği bir grup, böyle bir bağışın yapılamayacağını söylemiştir. Âlimlerin büyük bölümünün görüşü ise ücret karşılığı olmayan Kur’an tilavetinden hâsıl olacak sevabın ölmüş bir Müslüman’a bağışlanabileceği şeklindedir. Bu kural, para verilip okutulan Kur’an için geçerli değildir. Ücret karşılığı yapılan iş, ibadet olamayacağı için ondan bir sevap da oluşmayacağından, diriye veya ölüye bir faydasının olması mümkün değildir. Yaygın bir şekilde insanların bunu yapmış olmaları durumu değiştirmez. Bir grup insanın Kur’an üzerinden ticaret yapması olmazları olur hale getirmiyor. d- Mevlit, Kur'an gibi okutulması ibadet olan bir iş olarak görülmemelidir. İbadetler ancak Allah tarafından belirlenebilir. Mevlit, içinde mübarek ve mukaddes kelimelerin geçtiği bir şiir demetidir. Üç Müslüman bir araya geldiklerinde de mübarek kelimeler konuşurlar. Salâvatlar getirirler. Bu onların yaptığının da ibadet olmasını gerektirmez. Kur’an gibi algılanan hiçbir şey değerli olamaz. İbadet kitabı Kur’an’dır. Özet olarak diyebiliriz ki: Ölen Müslüman’a ibadetlerin ve sadakaların sevabı gider. İbadet ticaret için olmayan, sırf Allah Teâlâ için yapılan işe denir.
İşimizin çok, vaktimizin az olduğu doğrudur. Yaşayan bütün insanlar bu ölçülerle yaşadı. Kimseye özel bir fırsat tanınmadı. Biz, tatil yapmak için gönderildiğimiz bir âlemde değiliz. Gecemiz, gündüzümüz imtihandır. İmtihandaki şartların bizim zevklerimize göre oluşturulmayacağı gayet tabii bir gerçek olarak bilinmelidir. Taştan su çıkarmak, suyla ateş tutuşturmak yapmamız gereken işin adıdır. Zaman bize saniyelerle ölçülerek verilmiştir. Onu kullanma tarzımız ve elde edeceğimiz sonuç, tartışmaya gerek bırakmayacak sonucumuzu oluşturacaktır. Az zamanda çok iş yapmak kesin hedefimizdir. Bu hedeften taviz vermeyeceğiz. ‘Vakit az, iş çok’ ebedi kuraldır. ‘Zamanı iyi kullanan kazanacak’ kuralı da ebedi olarak kalacaktır. Meseleyi ibadet penceresinden inceleyerek şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. Bir mü’min bir dakika’ya neler sığdırabilir? Bu sorunun cevabı, tembel için sadece HİÇ’tir. Halbuki, hesabını bilen için bir dakika cennet kadar değerlidir. Yapılacak o kadar önemli ve kolay işler vardır ki! İşte birkaç örnek: Bir dakikada üç kere Fatiha suresi okunabilir. Bir Fatiha suresi okunduğunda sekiz yüz hasene elde edilir. Bir dakikada yirmi defa İhlâs suresi okunabilir. İhlâs suresi bir defa okunduğunda Kur’an’ın üçte birine tekabül eden sevap kazandırır. Günde bir dakika ile yirmi defa okunan İhlâs suresi ayda altı yüz defa okunmuş olur. Yılda ise yedi bin iki yüz defa eder. Ortalama bir sayfa Kur’an okunabilir. Üç kelimelik bir ayet ezberlenebilir. Tesbihattan herhangi biri elli-yüz defa tekrar edilebilir. Yirmi beş defa salavat getirerek, Allah Teâlâ’dan iki yüz elli rahmet yolu açılabilir. Telefonla sılayı rahim yapılabilir. Bir kişiyle musafaha ederek en büyük ecir kaynaklarından birini elde edebiliriz. Yolda eziyet veren bir taşı, cam parçasını kaldırarak, imanın yetmiş küsür şubesinden birini ihya edebiliriz. Bunların hiçbiri için abdest almak, kıbleye yönelmek gibi ağırlık verecek şartlar da yoktur. Yürürken yapılabilir, araç kullanılırken eda edilebilir şeylerdir. Bir dakika asla az değildir. Bir dakika ölüm veya hayat denecek kadar değerlidir. Bir dakika içinde bir cümle olan Kelime-i Tevhidle iman ehli olup cennete giren oldu. Bir dakikalık gergin haliyle cehennemlik iş yapıp helak olan oldu. Asıl sorun vakit azlığı değil, vakit kıymeti bilememektir. Televizyon seyretmek, malayani ile uğraşmak, kıymet bilmez arkadaşla oturmak gibi illetlerden korunulduktan sonra biiznillah vakit bereketlenir. Onca teknolojik imkânlara rağmen vakit yetmezliğine melekleri inandıramayız.
Allah'ı tazim, onu yüceltmek ve bu yüceltmenin gereğini yapmak Müslüman olmanın sonucudur. Böyle bir görevi 'yaparsak iyi olur' mantığı ile inceleyemeyiz. Kişinin dindarlığını ispat eden en önemli göstergelerden biri olarak ele alınmalıdır. Bunu yapabilmek için de şu ayrıntılara dikkat edilmelidir: Allah tealayı onun kendisini tanıttığı gibi tanımak gerekir. İsimleri ve sıfatları ile bilinirse saygı da ona göre yapılır. Sadece kutsal bir isim olarak Allah demek var bir de isimlerindeki ayrıntılarla onu tanımak var. Allah'ı hakkıyla bilmenin ve ona tazim göstermenin içini doldurmak için onun mahlukatının ne kadar büyük ve muhteşem olduğunu bilmek gerekir. Mahlukatının muhteşemliği bilinince onları yaratan Allah daha iyi bilinmiş olur. Buna insanın kendisinden evrendeki mahlukata kadar her şeyi dahil edebiliriz. Hacim olarak büyük ve muhteşem olan mahlukatı yanında küçük gibi duran ama Allah'ın sanat ve hikmetini ortaya koyan eserleri de bu anlamda incelenmelidir. Allah'ın sözü olan Kur'an'ı, dinini saygın tutmak, emir ve yasaklarına özen göstermek Allah'ı yüceltmektir. Aksi de Allah'ı bilememek, onu hakkı ile tanıyamamaktır. Allah'ı tazim ile bilmenin ve anmanın en önemli gereklerinden biri onu hiçbir şeye benzetmemektir. Allah'ın kaderine teslim olmak, kul olarak elinden geleni yaptıktan sonrasında ona tevekkül etmek, Allah'ı zikir ve tesbih etmek, namaz ve benzeri onun emri olan ibadetleri hakkıyla takdir edip eda etmek, kulun yaptığı işlerinde ihlaslı olması gibi kalp ve bedenin Allah'a teslim edildiğini ispat eden ameller ve davranışlar da tazimin gereklerindendir.
Önce şunu bilmeliyiz: Çalışmak ve kazanmak hem haktır hem görevdir. Allah Teâlâ’nın bizim için kurduğu düzen, herkesin bir rızık peşinde olduğu düzendir. İnsanca yaşanan bir toplumda, o toplumun bir ihtiyacını karşılayan bütün meslekler gerekli oldukları kadar da “adi/seviyesiz” değildirler. Evet, fıkıh kitaplarımızda bazı meslekler için “adi iş” şeklinde bir ifade kullanılmıştır ama bu, o işin yasak olduğu anlamında değildir; sözü edilen işin kendisinde karaktersizliğe neden olan için bu böyledir şeklinde anlaşılmalıdır. Herkes kabiliyeti olan helal bir işi yapmalıdır. İnsana veya insan için gerekli olana hizmet eden her iş serbesttir. Bu konuda şu inceliklere dikkat edilmelidir: a. İş ne olursa olsun HELAL bir iş olmalıdır. Helal olmayan hiçbir iş seviyeli değildir. b. Herkes becerebildiğini yapmalıdır. c. Bir işi ölünceye kadar sürdürmek diye bir kural olmaz. İnsan yükselmeyi hedeflemelidir. d. Dinen pis, toplum gözünde de seviyesizlik olarak kabul edilen işlerde çalışmak durumunda olanlar, o işin onların seviyesini, ahlâk ve karakterini eritmesine izin vermemelidirler. Böyle bir sonuç olursa o zaman “seviyesiz iş” tavsiye edilmez denir. Biz insanları, işlerine göre değil din, ahlâk ve insanlıklarına göre değerlendirebiliriz.