Fetva Meclisi
Soru
Namazdan sonra yapılan tesbihat, otuz üç rakamıyla sınırlı tutuluyor. Bazı yerlerde de şu tesbih yedi, şu yüz defa deniyor. Bu sayıların bir mantığı var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Şunu kesin bir kural olarak biliniz: Peygamberler dışında masum/günah işlemez kimse yoktur, olamaz. Bu kurala âlimler, şeyhler bütün mü'minler dahildir. Âlim de insandır. Âlim de bu hayatın içinde yaşamaktadır. Âlim ile cahil arasındaki fark, âlimin dinin hakikatini daha iyi biliyor olmasındadır. Elbette âlim, bu bilginin farkı olarak hesabı daha ağır durumdadır ama neticede o da nefis taşımaktadır, o da şeytana muhataptır. Âlimi de cennet veya cehennem akıbetine doğru yürüyen bir kul görmek gerekiyor. İlminin derinliği kadar imtihanı da ağır olacaktır. Bir başka sorun da bizim gibilerin dışarıdan bakarak her bilgi sahibini ‘âlim’ yerine koyuyor olmamızdır. Esasen âlimler de kendi içinde sınıflandırılmalıdırlar. Dünyalık alanda uzmanlaşmış ama ahiret hayatını yok gibi tutmuş birine âlim diyor olabiliriz. Şeriat bilgisine sahip ama takvadan nasipsiz biri de bize göre âlim sayılabilir. Dünyalık menfaatler önünde büzülen birinin bilgisine biz ilim deriz ama onun Allah katında bir değeri olmadığını unuturuz. Bütün bunların ötesinde âlim, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dinine vekil olmuş insandır. Dünyalığa tenezzül etmeyen, konuştuklarının adamı, ahiret korkusu ile yaşayan kimse âlim odur. Bizim gibi dışarıdan bakanların hangisi daha iyi âlimdir sorusuna cevap bulması elbette zordur. Âlimlerin kendi içinde bir imtihanı olacağı gibi bizim de ‘hangisi âlim?’ sorusuna cevapta samimi olma imtihanımız olacaktır. Bizim dilimizi konuştuğu, yöremizden olduğu, bizim siyasi idrakimize yakın olduğu, ekonomik menfaatimize zarar vermediği gibi sebeplerle yanında durduğumuz âlim başka, ondan öğrendiğimiz her şeyin bizi biraz daha Allah’a yaklaştığı âlim arayışımız başkadır. Özet olarak diyebiliriz ki, Müslümanlar olarak bizim imtihanlarımızdan biri de âlimlerle imtihanımızdır. Varlıkları bir imtihan, yoklukları başka bir imtihan olarak onlar bizimle biz onlarla imtihan durumundayız.
Namazlardan sonra yapılan tesbîhât ve dualar,namaza dâhil olmasa da makbul ibadetler arasındayer alır. Tesbîhât konusunda Müslümanlara özel tavsiyelerde bulunan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bizzat kendiside namazlardan sonra üç kere Allah’a istiğfar eder ve şöyle buyururdu: اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ. “Allah’ım, selâm sensin; selâmet de ancak sendendir. Mübareksin. Ey Celal ve İkram sahibi!”(Tirmizî, Salât, 224 [300]; Nesâî, Sehiv, 81 [1337]; bk. Müslim, Mesâcid, 135 [591]) Namazlardan sonra otuz üçer kere “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu ekber” diyerek Allah’ı anmak da sahih hadislerle tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber(s.a.s.) bir hadis-i şerifinde, “Kim, her namazdansonra otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa da Allahü ekber der, sonra da yüze tamamlamak için; لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. (Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.) derse, günahları denizköpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” (Müslim, Mesâcid, 146 [597]) buyurmuştur. Bir başka hadiste de namazlardan sonra otuz üç kez bu tesbîhâtı yapanın derecesine kimsenin ulaşamayacağı belirtilmiştir. (Buhârî, Ezân, 155 [843])
Hepimiz bu hayatı imtihan için yaşıyoruz. Rabbimiz bizi imtihan edecek ve kazanacak ya da kaybedeceğiz. Şunu unutmayınız: İmtihanımız bir anlık değildir. Vaktini bilmediğimiz son nefesimize kadar sürecektir imtihanımız. İnşaallah iman sahibi olarak öldüğümüzde, bu imtihan boyunca yaptığımız ve yapmadığımız artı eksi ne varsa hepsinin ortalaması ile karşılık bulacağız. Şeytan ister ki biz, bir iki düşme ile düştüğümüz yerde çöküp kalalım. Allah Teâlâ da ister ki kulu yılmasın; düştüğü yerden kalksın ve yürüsün. Siz Allah Teâlâ'nın istediği gibi yapın, düşseniz de yılıp çökmeyin, devam edin yürüyün. Bin kere düşseniz de bin birinciye kalkın ayağa. Yol böyle yürünüyor endişeye gerek yok. O iman enerjisi varken korkmayacaksın, umutlu olacaksın. Allah yardımcın olsun.
‘Allah filan insandan razıdır.’ şeklinde kesin bir kanaat kullanmak mümkün değildir. Böyle bir bilginin vahye dayanması gerekir. Vahiy yolu da kapanmıştır. Lakin bütün zamanlar için geçerli olacak bazı işaretlere bakılarak, Allah Teâlâ’nın kulundan razı olduğu, amellerini kabul ettiği ihtimali değerlendirilebilir. Ne var ki böyle bir şey sadece ihtimal dairesi içindedir. Belki de iyi bir umuttur. -İstikamet üzere bir hayat yaşamak, sıkıntılar ve imtihanlar karşısında yalpalamamak, sebat göstermek, -Allah’ın emrettiği şeyleri yapmak, haramlarından şiddetle kaçınmak, harama düşmeyi ateşe düşmek gibi görmek, -Nafile düşkünü olmak, doyasıya Kur’an okumak, Kur'an’ı bir şifa kaynağı olarak görmek, -Bir ibadeti yapmaya muvaffak olmaya sevinmek, hataya karşı eseflenmek, -Hayırda yarışmak, dine hizmetten sınırsız denecek bir haz almak, Allah için her çeşidi ile cihad etmek, -Kâfirlere karşı izzetli ve zorlu davranmak, müminlere karşı alçak gönüllü olmak, -Allah yolunda iken kimsenin ayıplamasından korkmamak, -Güzel ahlaklı olmak, -Göz, kulak ve diğer organları haramlardan korumak, -Kadere teslimiyet; üzerine düşeni ifa ettikten sonra başa gelen musibete gönülden teslim olabilmek, -Allah’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemek, -Peygamber aleyhisselam efendimizin izinden gitmeye gayret etmek, -Allah’ın salih kulları arasında sevilen birisi olmak… Tüm bunlar Allah Teala tarafından sevilen ve amelleri kabul gören bir kul olmanın işaretlerinden sayılabilir. Biz kul olarak Rabbimizin rızasını kazanmayı en üstün, en büyük kazanç olarak görürüz. Durum böyle olunca da O’nun rızasını elde etmek uğruna her türlü fedakârlığı yapmaya gayret eder, inancımızda samimi olmaya çalışırız. Yoksa sözde kalan, amelle desteklenmeyen veya bir görülüp bir kaybolan sevgi değerli bir sevgi değildir. Sevmekten çok seviliyor olmaya dikkat ederiz. Yukarıda bir kısım örnekleri verilen işaretler ve diğerlerinin ana ham maddesi ‘Haşyetullah’tır. Haşyetullah, Allah korkusudur. O korkuyu sürekli hissetmektir. ‘Ben görmüyorsam da O beni görüyor ya!’ şuuruna sahip olmaktır. Mü'minin mü'minler arasında sevilen biri olması ciddi bir göstergedir; özenle elde edilmesi ve korunması gerekir. Mü'min bir toplumdaki durumumuza bakarak Allah katındaki değerimizi de tahmin edebiliriz.
İşimizin çok, vaktimizin az olduğu doğrudur. Yaşayan bütün insanlar bu ölçülerle yaşadı. Kimseye özel bir fırsat tanınmadı. Biz, tatil yapmak için gönderildiğimiz bir âlemde değiliz. Gecemiz, gündüzümüz imtihandır. İmtihandaki şartların bizim zevklerimize göre oluşturulmayacağı gayet tabii bir gerçek olarak bilinmelidir. Taştan su çıkarmak, suyla ateş tutuşturmak yapmamız gereken işin adıdır. Zaman bize saniyelerle ölçülerek verilmiştir. Onu kullanma tarzımız ve elde edeceğimiz sonuç, tartışmaya gerek bırakmayacak sonucumuzu oluşturacaktır. Az zamanda çok iş yapmak kesin hedefimizdir. Bu hedeften taviz vermeyeceğiz. ‘Vakit az, iş çok’ ebedi kuraldır. ‘Zamanı iyi kullanan kazanacak’ kuralı da ebedi olarak kalacaktır. Meseleyi ibadet penceresinden inceleyerek şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. Bir mü’min bir dakika’ya neler sığdırabilir? Bu sorunun cevabı, tembel için sadece HİÇ’tir. Halbuki, hesabını bilen için bir dakika cennet kadar değerlidir. Yapılacak o kadar önemli ve kolay işler vardır ki! İşte birkaç örnek: Bir dakikada üç kere Fatiha suresi okunabilir. Bir Fatiha suresi okunduğunda sekiz yüz hasene elde edilir. Bir dakikada yirmi defa İhlâs suresi okunabilir. İhlâs suresi bir defa okunduğunda Kur’an’ın üçte birine tekabül eden sevap kazandırır. Günde bir dakika ile yirmi defa okunan İhlâs suresi ayda altı yüz defa okunmuş olur. Yılda ise yedi bin iki yüz defa eder. Ortalama bir sayfa Kur’an okunabilir. Üç kelimelik bir ayet ezberlenebilir. Tesbihattan herhangi biri elli-yüz defa tekrar edilebilir. Yirmi beş defa salavat getirerek, Allah Teâlâ’dan iki yüz elli rahmet yolu açılabilir. Telefonla sılayı rahim yapılabilir. Bir kişiyle musafaha ederek en büyük ecir kaynaklarından birini elde edebiliriz. Yolda eziyet veren bir taşı, cam parçasını kaldırarak, imanın yetmiş küsür şubesinden birini ihya edebiliriz. Bunların hiçbiri için abdest almak, kıbleye yönelmek gibi ağırlık verecek şartlar da yoktur. Yürürken yapılabilir, araç kullanılırken eda edilebilir şeylerdir. Bir dakika asla az değildir. Bir dakika ölüm veya hayat denecek kadar değerlidir. Bir dakika içinde bir cümle olan Kelime-i Tevhidle iman ehli olup cennete giren oldu. Bir dakikalık gergin haliyle cehennemlik iş yapıp helak olan oldu. Asıl sorun vakit azlığı değil, vakit kıymeti bilememektir. Televizyon seyretmek, malayani ile uğraşmak, kıymet bilmez arkadaşla oturmak gibi illetlerden korunulduktan sonra biiznillah vakit bereketlenir. Onca teknolojik imkânlara rağmen vakit yetmezliğine melekleri inandıramayız.
Hocaefendi, Bu sorun sadece sizin sorununuz değildir. Din adına ve Allah'ın dinini esas alarak hareket edecek herkes için böyle bir sorun olabilir. Bir yandan dini eksiksiz anlatmak diğer yandan da dini anlatırken dinden soğutmamak oldukça hassas bir çizgi üzerinde yürütülmesi gereken bir mücadeledir. Size tavsiyem şu olacaktır: a- Müçtehitlerimizin ittifak ettikleri meseleleri izah ederken mü'minlerin imamlarının kanaati olarak söyleyin onu. Tereddüt etmeye gerek yoktur. b- Müçtehitlerden sadece birinin veya ikisinin vardığı bir sonucu izah ederken ise 'İslam'ın son sözü' gibi değil de 'müçtehitlerden bir müçtehidin kanaati' olarak zikredin. İnsanlara konuşmak, onları ikna etmek peygamberlerin bile kolay yapabildikleri bir şey değildir. Dikkatli ve sabırlı olmak gerekir. Allah yardımcınız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
‘A’zam’ Arapça bir kelimedir ve ‘en büyük’ anlamına gelmektedir. ‘İmam A’zam’ da ‘En büyük imam’ anlamında kullanılmıştır. Ebu Hanife rahmetullahi aleyh, asırlardan beri fıkıh ilminin en büyüklerinden kabul edilmektedir. Fıkıh ilminin kurulmasında kendisinin, gelişmesinde de talebelerinin büyük katkısı olmuştur. Onun imamlık, imamlığının da en büyüklükle taltif edilmesi, diğer mü’minleri rencide edici olmadığına göre münakaşa edilmeyi gerektirici bir durum yok demektir. Ümmete hizmet etmiş ve ömrünü dininin hizmetinde kullanmış bir insanın bütün dünya Müslümanları tarafından kıyamete kadar hayırla yâd edilmesi, iftihar edilecek bir durumdur. Nitekim diğer ilim dallarında benzer durumu olanlara aynı unvan veya benzer saygıyı yansıtan unvanlar verilmiştir. Bu ümmetin, büyüklerine saygısıdır. Allah onlardan razı olsun.
Böyle bir gerekçe ile de olsa krediye başvuramazsınız.
Namazların kazasında bir arada ve aynı vaktin ardında diye bir şey yoktur. Ne zaman ve hangi namazı kaza edebilirseniz onu kâr kabul edin. Şu kadar ki, kerahet vaktinde kılmasanız daha iyi olur. Üç kerahet vakti vardır: a- Takvimde yazan güneş doğumu anından itibaren 40 dakika. b- Öğlen ezanına 40 dakika kala. c- Akşam ezanına 40 dakika kala. Bunların dışında her zaman her kaza yapılabilir. Allah kabul buyursun.
İnsan olarak aciz ve eksiğiz. Hiç kimse mükemmel değildir. Birimizde bir alan ileride olur, diğerinde de öbür alan ileri olur. İyi bir hayat, iyi bir dindarlık ancak birbirimizin destekçisi olduğumuz zaman mümkündür. Birbirimizin tamamlayıcı parçaları gibiyiz. İstişare de bu anlamda birbirimizin fikri eksikliğini tamamlamak, göremediğini göstermek içindir. İnsanın bilmediğini öğrenmek için istişare yapması mümkündür. Bildiğini geliştirmek veya doğrulamak için de mümkündür. Arının bal toplayacağı çiçekler üzerinde dolaşmasına da benzetebilirsiniz bunu. Her istişare sonucunu kesin sonuç gibi görmek de doğru değildir. Süzmek ve en iyi görüleni almak esastır.
Sizi tebrik ederim. Allah Teâlâ tevbenizi kabul buyursun. Başkasının bir harama düşeceği bir aleti satmayın. Mümkünse onu imha edin. Ya da satacaksanız Müslüman olmadığını bildiğiniz birine satın.
Bu söz, sahih bir hadis değildir. Uydurma olduğu yönünde görüş belirten âlimler de vardır. Bir sözün İhya'da geçmesi, o söz için dini hüccet olma niteliği getirmez. İhya'da geçmesi yanlış olduğunu da göstermez. İhya bu manada kullanılan bir kaynak değildir. İhya bir terbiye ve ahlâk kitabıdır. Takva bir hayat için önemli kaynaklardandır. Hadis değerlendirmesi yapılacak bir kitap değildir. Müellifi kitabını o maksatla yazmamıştır.