İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Namazlardan sonra tesbîhât nasıl yapılır?

Cevap

Namazlardan sonra yapılan tesbîhât ve dualar,namaza dâhil olmasa da makbul ibadetler arasındayer alır. Tesbîhât konusunda Müslümanlara özel tavsiyelerde bulunan Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bizzat kendiside namazlardan sonra üç kere Allah’a istiğfar eder ve şöyle buyururdu: اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ. “Allah’ım, selâm sensin; selâmet de ancak sendendir. Mübareksin. Ey Celal ve İkram sahibi!”(Tirmizî, Salât, 224 [300]; Nesâî, Sehiv, 81 [1337]; bk. Müslim, Mesâcid, 135 [591]) Namazlardan sonra otuz üçer kere “Sübhanallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu ekber” diyerek Allah’ı anmak da sahih hadislerle tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber(s.a.s.) bir hadis-i şerifinde, “Kim, her namazdansonra otuz üç defa sübhânallah, otuz üç defa elhamdülillâh, otuz üç defa da Allahü ekber der, sonra da yüze tamamlamak için; لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. (Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız Allah vardır. O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na mahsustur. O’nun gücü her şeye yeter.) derse, günahları denizköpüğü kadar çok olsa bile affedilir.” (Müslim, Mesâcid, 146 [597]) buyurmuştur. Bir başka hadiste de namazlardan sonra otuz üç kez bu tesbîhâtı yapanın derecesine kimsenin ulaşamayacağı belirtilmiştir. (Buhârî, Ezân, 155 [843])
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bazı hadis kitaplarında tesbih namazının tarifine dair rivâyetler vardır. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) amcası Abbas’a (r.a.) “Bak amca, sana tam on faydası olan bir şey öğreteyim; bunu yaparsan günahlarının ilki-sonu, eskisi-yenisi, bilmeyerek işlediğin-bilerek işlediğin, küçüğü-büyüğü ve gizli yaptığın-açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar.” diyerek bu namazı tavsiye etmiş ve öğretmiş; Hz. Abbas da bunu her gün yapamayız, deyince Hz. Peygamber, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir defa kılınmasının da yeterli olacağını belirtmiştir. (Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 302 [1297]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 190 [1387]) Tesbih namazı dört rek’at olup şöyle kılınır: “Allah rızası için tesbih namazı kılmaya” diye niyet edilerek namaza başlanır. Sübhâneke’den sonra 15 kere “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denir. Sonra eûzü besmele çekilir, Fâtiha ve sûre okunduktan sonra 10 kere daha “Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber” denilir. Bu tesbih, rükûya varınca 10 kere, rükûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece her rek’atta 75 tesbih yapılmış olur. İkinci rek’ata kalkılınca yine önce 15 kere tesbih okunur, ardından besmele çekilip Fâtiha ve sûre okunup 10 kere tesbih getirilir. Kalan rek’atlar aynı şekilde tekrarlanır ve böylece 4 rek’at tamamlanmış ve toplam üç yüz tesbih edilmiş olur. Tesbih namazı kerâhet vakitlerinde kılınmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/27) Tesbih namazında sehiv secdesini gerektiren bir şey olursa, sehiv secdesi normal olarak yapılır, o secdelerde tesbih namazına özgü tesbîhât yapılmaz. (Tahtâvî, Hâşiye, 361)

Tesbih namazı nasıl kılınır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam akıl dini değildir; akıllıların dinidir. Biz, Allah’ın hükümlerini aklımızın süzgecinden geçirip puanlama yapma durumunda olamayız. Aklımızı o hükümleri daha iyi anlama ve sonuçları düşünmede kullanırız. Allah’ın hükümleri dışındaki işleri ise, aklımızın süzgecinden geçirir, uygun veya değil deriz. İslam, teslim olmanın adıdır. Tesbihat ve benzeri konulardaki rakamlar, bir ayet veya hadise dayalı olarak yapılmıyorsa, o rakamların bir bağlayıcılığı yoktur. Otuzu ile ellisi aynıdır. Eğer ayet ve hadisten birinin emri veya tavsiyesi olarak yapılıyorsa, o sayı, yapılan işin kendisi kadar önemlidir. Otuz üç dendiyse, ne otuz iki ne de otuz dört bir anlam ifade etmez. Deneni yapmak ve denenle sınırlı kalmayı benimsemek aynı anlamda ciddiyet ve teslimiyet göstergesidir. Kanunlara bağlılıkla, ilahi emirlere bağlılık arasında böyle bir fark vardır. Bazı kanunları vatandaşlar benimsemez; kanuna uymayanın düşeceği cezalı duruma düşmemek için, benimsemeden ve zevk almadan o kanuna uyar. Müslüman, Rabbinin emrine itaat ederken böyle değildir. Sadece kendisine emredilene bakar. O, emredileni içeriğini beğendiği ve faydalı gördüğü için değil, emredeni sevdiği için yapar. Bunu vergi ile zekâta uyarlayabiliriz. Vatandaşlar vergiyi, en küçük limitlerle hesap eder ve son gün ödemeye çalışırken zekâtın en asgarisini soruşturmazlar. Elbette buradaki incelik, emreden makamın niteliğinden kaynaklanmaktadır. Emreden Allah ve Resûlü olduktan sonra, emre konu olan şeyin niteliği tahlil bile edilmez. Nitekim şehadete teşvik edilen noktalarda hiçbir sahabi Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme, ‘neden öleceğini, ölmek yerine başka bir bedel ödese kabul edilip edilmeyeceğini’ sormamıştır. En soğuk ve en ürkütücü kelime olan ölüm bile Allah ve Peygamber’i isteyince sempatik olmuştur. Bazı ibadetlerdeki sayılar konusunda bilgimiz olabilir. Bu bilgimiz bizim sadece daha şevk ve heyecanla o işi yapmamızı sağlar. Bağlılık ve edamıza etkisi olmaz, olmamalıdır. En yakın örnek olarak namazların rekât sayısını inceleyebiliriz. Hiçbir namazın neden kaç rekât kılındığını bilmiyoruz. Biri iki, diğeri dört, öbürü üç rekât kılınıyor. Asırlardan beri bir Müslüman çıkıp, akşam namazının üç rekât olması, namaz ahengimi bozdu veya iki rekâtlı sabah namazı daha zevkle kılınıyor gibi bir safsataya düşmemiştir. Neden akşamın üç, sabahın iki rekât olduğu ile ilgilenen olmadı. Namaz kılmada eksiği bulunanlar bu tür hikmetleri kurcalamayı beceri zannetmişlerdir. Benzer bir durum da Kâ’be’nin tavafında vardır. Neden yedi rakamı tavafın esasıdır? Filanca yedi defa döndü de ondan, gibi söylemler, bilgi olarak doğru olsa da bizi bağlama bakımından önemli değildir. İslam, teslim olmaktır. Müslüman teslim olandır. Bu teslimiyet de gönülden ve severek olur. Rabbimizin rızası için ne yaparsak ondan lezzet almaya çalışır, portakalın kabuğunda hikmet ararken suyunu gömleğimize akıtmayız.

Namazdan sonra yapılan tesbihat, otuz üç rakamıyla sınırlı tutuluyor. Bazı yerle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazın farziyyeti Kitap, Sünnet ve icma ile sabittir. Kur’ân-ı Kerim’de “Namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (en-Nisâ, 4/103) ve “Namazı dosdoğru kılın” (el-Bakara, 2/43) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) namazı, “dinin direği” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/231 [22069]; Tirmizî, Îmân, 8 [2616]) olarak nitelendirmiş, “en hayırlı amel” (İbn Mâce, Tahâret, 4 [277]) olarak tanımlamış ve kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amelin namaz olacağını bildirmiştir. (Nesâî, Salât, 9 [465]) Hz. Peygamber (s.a.s.) “Kim namazı kasten terk ederse Allah’ın ve Rasûlü’nün himayesi ondan uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/421 [27404]; İbn Mâce, Fiten, 23 [4034]) buyurmuştur. Bu sebeple namazın terk edilmemesi ve îmâ ile de olsa mutlaka kılınması gerekir. Namaz ibadetinin rükünlerinin neler olduğu Kitap ve Sünnette belirtilmiş, nasıl kılınacağı da bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından sözlü ve fiili olarak ortaya konulmuştur. Bu rükünler iftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû, secde ve ka’de-i ahiredir. Kur’ân-ı Kerim’de “Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (el-Bakara, 2/238), “Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” (el-Hac, 22/77) buyrulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.) de namaz kılmayı öğrettiği bir sahabîye, sonunda nasıl teşehhüd yapacağını gösterdikten sonra “Bunu da yaptığında namazın tamam olur.” buyurmuştur. (Tirmizî, Salât, 226 [302]) Namazın rükünlerinden herhangi birinin mazeretsiz olarak terk edilmesi halinde namaz sahih olmaz. Ancak dinimizde sorumluluklar, kulun gücüne göre belirlenmiş (el-Bakara, 2/286), gücü aşan veya ağır meşakkat oluşturan durumlar için kolaylaştırma yoluna gidilmiştir (el-Bakara, 2/185). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabîye “Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere yatarak kıl.” (Buhârî, Taksîru’s-salât, 19 [1117]) buyurmuştur. Namazın rükünlerinden herhangi birini yerine getirmeye engel olan rahatsızlıklar da kolaylaştırma sebebi sayılmıştır. Buna göre; Kişi, ibadet ederken içten ve samimi olmalı, ibadetlerini şekil şartlarıyla birlikte özenle yerine getirmeye çalışmalıdır. Namazı aslî şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedenî rahatsızlıklar bu konuda mazeret olarak görülmemelidir. Diğer taraftan sandalyede veya oturarak namaz kılmak camide cemaate katılmaya engel bir durum değildir. Bu şekilde namaz kılanların safa katılmaları gerekir. Bu kimseler taburelerini bulundukları saf hizasında tutmalı, arka safta namaz kılanların secdesini engellememelidir. Ayrıca camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması uygun değildir. Zira bu durum safa katılmaya engel teşkil ettiği gibi cami âdâbı ve kültürüyle de bağdaşmaz.

Ayakta duramayan veya secde yapamayan kişi namazını nasıl kılar?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Namazlardan sonraki tesbihatın, farzın hemen akabinden yapılması esas olandır. Nafile kıldıktan sonraya ertelenmesinde ise bid'at olmayı gerektirecek bir durum olmayacağını düşünürüz. Farzın selamı akabindeki istiğfar da aynı şekilde farz namazlar için zikredilmektedir. Onun da nafilelerin ardından tekrarında en azından zikir olması açısından sakınca olmaz.

Namaz tesbihatının son sünnetten sonra yapılmasında bir sakınca veya bid'at teşk
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

‘Evvâbîn’, tövbe edip Allah’a sığınanlar ve O’na yönelenler anlamına gelir. Hz. Peygamber (s.a.s.), evvâbîn namazının vaktinin kuşluk vakti olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 143-144 [748]) Bunun yanı sıra akşam namazından sonra kılınan nâfile namaz (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) için de “Evvâbîn namazı” tabiri kullanılmıştır. Hatta fıkıh geleneğinde ve halk arasında bu kullanım daha yaygındır. Senetleri bakımından zayıf olmakla birlikte Resûl-i Ekrem’den (s.a.s.) nakledilen “Kim akşam namazından sonra kötü söz söylemeksizin altı rek’at namaz kılarsa, bu kendisi için on iki senelik ibadete denk tutulur.” (Tirmizî, Salât, 321 [435]; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 113, 185 [1167, 1374]) rivâyeti de bazı âlimlerce evvâbîn namazı ile irtibatlandırılmıştır. Ayrıca Hz. Peygamber’in kendisinin de akşam namazından sonra altı rek’at namaz kıldığı rivâyet edilmiştir. (bk. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, 1/250 [819]; 7/191 [7245]; bk. Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 3/66-68) Altı rek’atlık bir namaz olan evvâbîn namazı, tek selâmla kılınabileceği gibi ikişer rek’at hâlinde üç selâmla da kılınabilir. (Şürünbülâlî, Merâkı’l-felâh, 147-148)

Evvâbîn namazı nedir ve nasıl kılınır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İstanbul’da bir camide eda ettiğiniz namazın son bölümünde ‘topluca yapılan tesbihat ve dua’ örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin döneminde yoktur. Bilhassa Osmanlı’dan sonra yaygınlık kazanmış bir uygulamadır. Namazdan sonra ‘allahümme entesselamü…’ denmesi, ayetelkürsi, ihlâs, felak ve nas surelerinin okunması, otuz üçer defa sübhanellah, elhamdülillah, allahuekber denmesi ve benzeri bazı tesbihatın yapılması sünnette vardır. Bu tesbihatı yapana da önemli sevaplar vaat edilmiştir. Asıl olan şudur: İmam cemaatle namazı kılar. Selamla beraber cemaatle eda edilen bölüm bitmiş olur. Müezzinin görevi de ikametle beraber bitmiş olur. Fakat özellikle Türkiye’de yaşayan Müslümanlar arasında, imamın selam vermesinden sonra, müezzinin işaretiyle tesbihat yapılması adet halini almıştır. Bu uygulamanın sonradan ihdas edilmesine itiraz edilebileceği bellidir. Nihayetinde sonradan geliştirilmiştir. Aslı önemli sünnetlerden olan bir işin uygulamasında yenilik yapılmıştır. Bu yeniliğe karşı olmanın haklılık payı vardır. Hindistan Müslümanlarının yirminci asırdaki ileri gelen âlimlerinden Ebu’l-Hasen en-Nedvi rahmetullahi aleyh, Türkiye’ye yaptığı bir ziyaret esnasında, İstanbul Fatih Camii'nde, farz namazdan sonra tesbihatın müezzin yönlendirmesiyle yapılmasına karşı refakatinde bulunan Emin Saraç hocaefendiye şöyle bir yorum yapmıştı: ‘Allah Osmanlılardan razı olsun. Bu tesbihatı, namazdan sonra topluca yapmaya vesile oldular da, milyonlarca Müslüman, tek başına kalsalar yapmaya üşenecekleri bir sünneti tatbik etmiş oldu. Böylece, zor dönemler geçiren Türkiye Müslümanları tesbihatı dahi unutmamış oldu!’ Dikkat edilirse bu bakış tarzında, çok farklı bir incelik üzerinde durulmaktadır. Her halükârda, önemli olan bu sünneti tatbik etmektir. Cemaatle yapan, niyetinde samimi ise, inşallah ecrini alacaktır. Münferit yapan da ihlâsla yaptıysa o da ecrini alacaktır.

Bir camide namaz kılmıştım. Farzı kıldıktan sonra, tesbihatı ve duayı beklemeden

NAMAZ konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) döneminde müezzinlikleri ile meşhur olmuş sahabîler vardı. Bilâl-i Habeşî, Abdullah b. Ümmi Mektûm, Sa’d b. ‘İz el-Karaz ve Ebû Mahzûre (Semüre b. Mi‘yer) bunlardandır. (Nesâî, Ezân, 9-10 [637-640]; İbn Mâce, Ezân, 1-3, 6 [706, 708-711, 713, 715, 730]; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, 6/39-40 [5448, 5449; 5452]) Bu müezzinler namaz vaktinin girdiğini duyurmak için ezân okur, farz namazların öncesinde de kâmet getirirlerdi. Asr-ı saâdetteki uygulamada müezzinlerin namaz sonrasındaki tesbîhâtı yönettiklerine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Fakat zaman içinde ülkemiz de dâhil olmak üzere bazı bölgelerde bu uygulamanın yerleştiği görülmüştür. Bilmeyenlere rehberlik etmek veya tesbîhâtın ihmal edilmemesini sağlayıp topluca Yüce Allah’ı anarak dua etmekte dinen bir sakınca bulunmadığı için günümüzdeki müezzinlik uygulamasının bid’at olduğu söylenemez.

Namazdan sonraki tesbihatın müezzin eşliğinde yapılmasının hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Niyet, namazın şartlarından biridir. Kişinin farz, vâcip veya nâfile namazlardan hangisini ve hangi vaktin namazını kılacağını, tek başına mı yoksa imama uyarak mı ifa edeceğini niyetinde belirlemesi gerekir. Önemli olan bunların kalben bilinmesidir; dil ile söylenmesi ise bu konudaki irâdesinin pekiştirilmesi açısından güzel görülmüştür. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/46) Buna göre, namazını imama uyarak kılacak kişinin, kalben niyet etmesi gerekir; aksi takdirde imama uymaya niyet etmeden kılacağı namaz geçersiz olur. Ayrıca, diliyle “uydum hazır olan imama” demesi de uygun olur.

İmama uyan kimse nasıl niyet eder?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ezân ve kâmet vaktin değil, namazın sünneti olduğu için kaza namazı kılarken de ezân ve kâmet sünnettir. Ezân ve kâmet terk edilerek kılınan namaz geçerli olmakla birlikte, uygun değildir. Aynı ortamda birden fazla kaza namazı kılınacaksa, her bir namaz için ayrı ezân okunup kâmet getirilmesi daha faziletli olmakla birlikte, başta bir kere ezân okunup, her bir kaza namazı için ayrı kâmet getirilmesi de yeterlidir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/390-391)

Kaza namazlarında ezan ve kâmet gerekir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Farz namazların peşinden istiğfarda bulunmak sünnettir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) selâm verip namazdan çıkınca üç kere istiğfarda bulunup “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm…” derdi. (Müslim, Mesâcid, 135 [591]) Getirilen istiğfarla namazdaki eksiklikler için Allah’tan bağışlanma dilenmiş olur. Bu itibarla, kılınan namazın akabinde imam ve cemaatin münferiden “estağfirullâh” demesi sünnete uygun bir davranıştır.

Farz namazlardan sonra “estağfirullah” demenin dayanağı nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazlardan sonra, ciddi bir mazeret bulunmadığı durumlarda, yerinden hemen ayrılmayıp bir süre daha zikir ve tesbîhâta devam etmek sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.s.), namazların ardından bunun yapılmasını teşvik etmiş, bir kişi namaz kıldığı yerden ayrılmadıkça meleklerin ona dua etmeye devam edeceğini haber vermiştir.(Buhârî, Salât, 87 [477]; Müslim, Mesâcid, 272 [649]) Diğer taraftan Hz. Peygamber(s.a.s.), sabah namazından sonra Haşr sûresinin son üç âyetinin, geceleri de Bakara sûresinin son iki âyetinin okunmasını tavsiye etmiştir. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 10 [5009]; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 22 [2922]) Sabah namazı dışında Hz. Peygamber’in (s.a.s.) namazlardan sonra okunmasını tavsiye ettiği özel bir aşır ya da sûre yoktur. Bununla birlikte Kur’ân-ı Kerîm’de, “Namazı kılıp bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken de (daima) Allah’ı anın.” (en-Nisâ, 4/103) buyrulması, hem bu konuda bir genişliğin bulunduğunu hem de zikir ve tesbîhâtın yalnız namazla sınırlı olmadığını ifade etmektedir. Namaz dışındaki kıraat, zikir ve tesbîhâtta asıl olan, bunları herkesin kendi başına yapmasıdır. Hz. Peygamber(s.a.s.) dönemindeki uygulama bu yöndedir. Ancak daha sonraları tesbîhâtın müezzinin rehberliğinde topluca yapılması ve ‘aşır’ okunması bazı ülkelerde yaygınlaşmış, günümüze kadar da uygulama bu şekilde gelmiştir. Buna göre, ikindi namazından sonra aşır okunması konusunda herhangi bir rivâyet bulunmamakla birlikte yukarıdaki âyet ve hadisler ışığında ,din tarafından vâcip kılınmış olduğu inancına kapılmamak kaydıyla Kur’ân okunmasında bir sakınca bulunmadığı söylenebilir.

İkindi namazından sonra aşır okumak bid’at mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kâmet, farz namazlara başlarkensöylenen ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasına dayanan bir sünnettir. Onun için gereken saygı ve ağırbaşlılık ihmal edilmemelidir. Bu nedenle kâmet yapan kimsenin bu esnadayürümesi, mekruh kabul edilmiştir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/396)

Müezzinin kâmet yaparken yürümesinin hükmü nedir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.