Fetva Meclisi
Soru
Hastalara Kur’an okuduklarını gördüm. Hangi sure hangi hastalık için okunur? Bunu anlatan bir kitap var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Kur'an’ın bütün âyetleri şifa olarak okunabilir. Özellikle tercih edilerek okunacaksa Fatiha, Felak/Nas, İhlas sureleri, Ayetelkürsi okunur. Defalarca, binlerce kere okunması tavsiye edilebilir. Yalnız “şu hastalığın kesin şifası tam olarak şudur” denmesi mümkün değildir.
Kişinin bedensel ve ruhsal rahatsızlıklardan ya da manevî sıkıntılardan kurtulması için tıbbi tedavi yöntemlerine başvurması esastır. Bunun yanında kişinin şifa için Allah Teâlâ’ya dua etmesi de uygun olur. Bir âyet-i kerîmede Kur’ân’ın müminler için şifa ve rahmet olduğu ifade edilmektedir. (el-İsrâ, 17/82) Dolayısıyla âyet-i kerîmeler ve hadis-i şeriflerde yer alan dualar şifa niyetiyle okunabilir. Rivâyetlerde sahâbenin şifa için Fâtiha sûresini okuduğu ve Resûlullah’ın da bunu onayladığı yer almaktadır. (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 9 [5007]; Müslim, Selâm, 65-66 [2201]) Aslolan, Kur’ân’ı ve diğer duaları kişinin kendisinin okumasıdır. Bunun yanında kişi mümin kardeşinden de şifa için kendisine okumasını isteyebilir. Kur’ân-ı Kerîm’in tamamı şifa vesilesidir. Bunu belli âyetlerle sınırlamak doğru değildir.
Cinlerden korku, genellikle bilinmezlikten ve çevreden duyulan hikâyelerden kaynaklanır. Cinler Allah’ın yarattığı varlıklardır ve bizim üzerimizde doğrudan bir güçleri yoktur. Onlar bize zarar veremez ancak vesvese ve korkutmayla insanın zihnini etkileyebilirler. Cinlere karşı alınabilecek tedbirlerden bazıları şunlardır: a) Dua okumaktır. Okunabilecek dualardan bazılarına yer verebiliriz. Felak ve Nas Sureleri: Bu sureler cinlerden ve tüm görünmez varlıkların şerrinden korunmak için etkilidir. Sabah ve akşam üçer kez okuyabilirsiniz. Ayet-el Kürsi: Özellikle yatmadan önce okuyarak kendinizi Allah’a emanet edin. Fâtiha suresini okumak. Bismillah demek: Her işe başlarken “Bismillah” demek, Allah’ın koruması altına girmektir. b) Temizlik: Evde gereksiz korku yaratan hurafe veya hikâyelere dair nesneler bulundurmayın. Temiz bir ortamda yaşamak (hem maddi hem manevi temizlik) cinlerin etkisini engeller. c) Tevekkül: Allah, sizi en güçlü şekilde koruyandır. Cinler de Allah’a boyun eğmiş varlıklardır ve yalnızca Allah’ın izniyle bir şey yapabilirler. Bu bilinçle korkularınızı azaltabilirsiniz.
Biz Allah’ın kullarıyız. Bizi yaratan, kaderimizi yazan odur. Böyle inanıp böyle yaşayan için hayat kısa bir imtihandır. O imtihanda elinden geleni yapar, gerisini Rabbine bırakır kul. Böylece de her durumda kalbi huzur içinde olur. Asla bugünkü durumunuza size son on dakikanızdır denecek durum arasında fark görmeyin. Şimdi de o on dakikada da siz Allah’ın kulusunuz, sizin için bir şey değişmemelidir. Allah tamam demedikçe sizi kimse bu dünyadan çıkaramaz. Adına hastalık dönemi demeyin, hayatınızın bir anı deyin, öyle görün, şeytan sizinle oynamasın, ona fırsat olacak dalgınlıklar içine girmeyin. İşinizi ve meşguliyetinizi hiç bırakmayın. Gücünüz yettikçe çalışın. Doktor izin vermeyince kenara çekilin. İbadetler ve sadaka için son nefes engeldir. Son nefesinize ise sizin bilmediğiniz kadar uzun bir zaman vardır. İki şeye dikkat edin. Birincisi size moral kırıcı telkinlerde bulunacak arkadaştan uzak durun. İkincisi de, başta Kur'an ve zikir olmak üzere manevi takviyeyi eksik etmeyin. Kur'an okuyun. Hayat sizi sıkıştırdıkça Kur'an’a sarılın. Dua edin. Allah Teâlâ’dan size afiyetler dilerim, sıhhatiniz için dua ederim.
İnsan zayıftır; korkar, ağlar, ürker. Korktuğu için de sürekli bir dayanak arar kendisine. Bu durum tabiidir, yaratılışımız böyledir. Herkesin dayanağını oluşturması da farklıdır. Kimi kendisini alkole verir, kimi kumara, kimi oyuna, kimi bir takımı tutup teselli olmaya… Herkesin bir dayanağı vardır. Bunun için de eşler yaşlanınca ve sosyal hayattan zorunlu olarak çekilince birbirlerine daha fazla muhtaç olurlar. Mü'min de bir dayanak arar ama o, iman ehli olduğu için sıradan bir dayanağa dayanmaz. İman ettiği değerleri onu korur, canlı tutar. Eğer bir mü'min, mü'min olmayanlar gibi endişeler içinde yoğruluyorsa bu durumda iman yeniden ele alınmalıdır. Zira mü'min, Rabbine dayanır ve huzur içinde yaşar. Herkes ölümden korkar, o ise ölümün ötesindeki olaylardan korkar. Mü'min insanda bu hissiyatı güçlendirmek için şu ayrıntılara dikkat etmek gerekir ki bunlar, Allah onlardan razı olsun, Ashab-ı Kiramın üzerinde yaşanmış gerçeklerdir: Başta namaz olmak üzere ibadetlerde arıza olmayacak. Özellikle namaz bir dağ gibi yaslanılacak, sırt verilecek bir dayanaktır. En bunalımlı günlerde bile iki rekât nafile namaz, insanı idama götürdükleri anda bile huzur ve esenlik getirir. Sahabi öyle yaptı, kendisini asmak isteyenlere bırakın iki rekât namaz kılayım dedi. Kur'an okumak gibi bir şifa yoktur. Hafif sesli ve sayfanın bitip bitmediğine bakmadan okunan Kur'an şifadır, esenliktir. Okuyamama durumunda olan (mesela bir kadın) dinlemelidir. Kur'an’ın girdiği kulaktan dert iniltisi girmez biiznillah. Şüphesiz bu, ilk denendiği gün sonuç verecek bir ilaç değildir. Kişinin ruhu bu sese alışmalıdır. Bu da belki üç ay veya bir yıl gibi zaman isteyebilir. İbadetler test edilmezler! Zikir, muhteşemdir. Mağaralarda bile zikir huzur kaynağıdır. İnleyen hastalar, ezilen mazlumlar, sürülen muhacirler… Herkes için zikir bir kurtuluştur, bir huzurdur. Aslı Peygamber aleyhisselamdan alınmış olan zikirler ve yöntemlerle kişi kendisini ihya etmelidir. Dua da bir sığınaktır. O sığınağı sürekli kullanmak gerekir. Kişinin DUA SAATİ diye bir saati olması gerekir. Eller kalkmışken herkesle beraber âmin demek başka, elleri dua için dik tutmak başkadır. İnsan, yalnızlık için yaratılmamıştır. Bir arkadaş/arkadaş grubu herkese şarttır. Beraber huzurlu, gıybetsiz, kaliteli ve menfaat beklentisiz saatler geçirilebilecek bir mü'min/salih arkadaş grubu, cennetin rüzgârını dünyaya taşımaktır. Bunun eksikliği yürekleri parçalayan dertler getirebilir. İnsanın boş vakti asla olmamalıdır. Her boş saat sıkıntı kaynağı olarak bilinmelidir. Para kazanmak için de olsa insan sürekli iş içinde olmalıdır. İşi vaktinden çok insanlar dertlerini hissedemezler bile. Bunun için kitabımız bize “bir işi bitirince diğerine koyul” emri vermiştir. Olumsuzlukların gündem yapıldığı ortamlardan uzak durulmalıdır. Bilhassa haber izleme bir hastalığa dönüşebilmektedir, hastalık nedeni de olmaktadır. Mü'min insan kendisini ondan korumalıdır. Böyle bir programı asgari üç ay uyguladıktan sonra biiznillah rahatlama hissedilecektir. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Duanın insana etkisi inkâr edilemeyecek bir hakikattir. Buna iman ediyoruz. Gerek Kur'an ayetlerinde ve gerekse hadisi şeriflerde insana faydalı olacağı bildirilmiş dualar vardır. Bilhassa hadislerde 'şunun için şöyle okunur' denmiştir. Sözünü ettiğiniz uygulama ise insanların icatlarındandır. İtibar edilmemesi gerekir. Dua kitabı olarak piyasada bulunan pek çok kitap, insanların dertleri üzerinden ticaret yapma mantığına dayanmaktadır. Bizzat dua isteyen, en müessir dua olarak Kur'an'ın herhangi bir ayetine sarılabilir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
1- Uyku, Rabbimizin bize lütfettiği en büyük nimetlerinden biridir. Hatta yeme içme nimetlerinden daha önemli olduğu söylenebilecek durumlar bile vardır. Bütün nimetler gibi uyku da nimet olduğu için, imtihan konusudur. Nasıl ekmeğe karşı nimet olduğu için titiz davranıyoruz, aynı titizliği uykuya da göstermemiz gerekir. Ekmeği nankörlüğümüzden ötürü, azap sebebi yapmamaya çalıştığımız gibi uykuyu da özenle kullandığımız bir nimet haline getirmeliyiz. Vaktinde ve düzenli uyku uyumak gerekir. Normal şartlarda yedi saat uyku idealdir. Aynı saatte başlayıp aynı saatte bitirilen yedi saatlik uyku dinlendirir, enerji verir. Farklı zamanlarda, istikrarsız bir uyku baş ağrısı nedenidir. Havalandırılmış odalarda uyunmalıdır. Uykudan en az üç saat önce yemekle ilişki tamamen kesilmelidir. Akşam yemekleri asla ağır yemekler olmamalıdır. Ramazan ayında iftar da buna dâhildir. 2- Bu ölçülerle sürdürülen uyku namaza engel olmaz. Allah’ın izniyle iki aylık bir istikrarla insan saat kurmadan bile namaza kalkabilir. Genelde gecenin ileri saatlerine kadar beklendiği ve akşamları ağır yiyecekler yendiği için uyunan uyku, uyku işlevi görmemekte ve sabah namazına kalkmak, kalkınca şuurunu toplamak zor olmaktadır. Kısacası, namaza kalkmayı becermek elimizdedir. 3- Namaz kaçırmak insanın başına gelebilecek bir kaza türüdür. On yılda bir meydana gelebilir. Süreklileşmesi çok kötü bir durum. İstiğfar etmek gerekir. Kalktığınızda kerahet vakti geçmişse hemen kaza etmeniz yine de güzel. Lakin sürekli olması tehlikelidir.
Elbette şeytan bu tür vesveseleri beyne sokup, moral kırdıracaktır. Doğru son söz Allah’ındır. O ne yazdıysa o gerçekleşecek. Ama Allah, kuluna, kulun yapacağı şeyleri yazmıştır. Sonunda nereye gideceğini bildiği için Allah öyle yazmıştır. Kadere gerçekten iman eden, hiç oturamaz. Değil tembelleşmek aksine, normalden daha fazla çalışır. Allah kaderi yazdı fakat yazdığı şeyi bize göstermedi. Firavun bile son ana kadar beklendi. Son kararla ilgili kimsenin bilgisi olmadığına göre herkes en büyük hedefe doğru koşmak durumunda olacaktır. Kadere iman, rahatlığın sediri değil teşvikin kırbacıdır.
Osmanlı Devleti, Müslüman liderlerin yönettiği, halkının büyük bölümünün Müslüman olduğu, yürütmede İslam’a itibar eden bir devlettir. Allah yolunda cihad etmiş, İslam’a hizmet etmekle iftihar etmiş, camilerin, medreselerin ihya edildiği bir devlettir. Yıkılışından bir asır geçtikten sonra, Osmanlı’nın iyiliği veya kötülüğü hakkında isteyen istediği kadar belge oluşturabilir. İnsaflı bir mü’min ise şuna dikkat eder: Bir kere, İslam’ın altı asır bu tarafa taşınması için Allah, Osman’ın çocuklarını seçmiştir. Bu bir şereftir. Osmanlı hiçbir zaman dinin yan tarafında durmadı, laik bir tavır sergilemedi. ‘İslam için varız, ilâyikelimetullah içiniz!’ dediler. İslam Devleti’nin ideal örneği ise Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kurduğu ve raşit halifelerin sürdürdüğü devlettir.
Akıl der ki; ‘Ne yaparsan onu bulursun. Elin eşeğine binen erken inermiş!’ Müslüman, öldükten sonrası için çalışır. Öldükten sonra ona gönderileceklere güvenen ipe un sermektedir. Herkes en güzel amelleri yapsın diye bu âleme gönderdi Rabbimiz bizi. Aklın emri, ‘Yap, git!’ şeklindedir. Ölen bir Müslüman’ın ardından yapılan sevap maksatlı işlerin ona ulaşması hakkında âlimlerin görüşlerini şöyle özetleyebiliriz: a- İman, tevhit gibi temeller dünyada iken ve herkesin kendisi için yapabileceği işlerdir. Ölen biri için toplanıp, iman gönderme yapılamaz. b- Şu işlerin, ölen bir Müslüman’a sevap kaynağı olacağında âlimlerin görüş birliği vardır: - Su kaynağı oluşturma, mescit inşa etme, vakıf kurma gibi sadaka türleri, ölmüş bir Müslüman için yapıldığında faydası vardır. Bu konuda hadisler açıktır. - Ölmüş bir Müslüman adına yapılan haccın ona yararı vardır. Bu konuda da hadis vardır. - Ölü adına oruç tutulması halinde ölü o orucun sevabından yararlanır. Bunları, ölünün varisleri veya başka bir Müslüman’ın yapması arasında fark yoktur. c- Ölen Müslüman’ın ardından Kur’an okunup, sevabının ona bağışlanması hakkında âlimler ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafii’nin başını çektiği bir grup, böyle bir bağışın yapılamayacağını söylemiştir. Âlimlerin büyük bölümünün görüşü ise ücret karşılığı olmayan Kur’an tilavetinden hâsıl olacak sevabın ölmüş bir Müslüman’a bağışlanabileceği şeklindedir. Bu kural, para verilip okutulan Kur’an için geçerli değildir. Ücret karşılığı yapılan iş, ibadet olamayacağı için ondan bir sevap da oluşmayacağından, diriye veya ölüye bir faydasının olması mümkün değildir. Yaygın bir şekilde insanların bunu yapmış olmaları durumu değiştirmez. Bir grup insanın Kur’an üzerinden ticaret yapması olmazları olur hale getirmiyor. d- Mevlit, Kur'an gibi okutulması ibadet olan bir iş olarak görülmemelidir. İbadetler ancak Allah tarafından belirlenebilir. Mevlit, içinde mübarek ve mukaddes kelimelerin geçtiği bir şiir demetidir. Üç Müslüman bir araya geldiklerinde de mübarek kelimeler konuşurlar. Salâvatlar getirirler. Bu onların yaptığının da ibadet olmasını gerektirmez. Kur’an gibi algılanan hiçbir şey değerli olamaz. İbadet kitabı Kur’an’dır. Özet olarak diyebiliriz ki: Ölen Müslüman’a ibadetlerin ve sadakaların sevabı gider. İbadet ticaret için olmayan, sırf Allah Teâlâ için yapılan işe denir.
Evliliğinizin caiz olmasına engel olmaz. Ebeveyniniz istemese de evlenebilirsiniz. O evlilikten hayır görür müsünüz, onu bilemeyiz. En doğru olanı, onları da ikna edin, istediğinizle de evlenin. Nihayetinde onlar sizin ebeveyninizdir. Siz onlardan bir parçasınız. Sizi üzmekten hoşlanmayacakları muhakkaktır. Ama onların itirazı doğru bir gerekçeye dayanıyorsa siz doğruya teslim olun. Bin eş bulabilirsiniz de bir anne daha bulamazsınız.
Bu ümmetin dış düşmanları kadar iç düşmanları da olacaktır. Yer yer iç düşmanlar daha yoğun da olabilecektir. Buna hazır olmamız gerekir. Sözünü ettiğiniz örnekler ne yazık ki, içimizden üremiş unsurlardır. Tartışarak, cevap yetiştirerek onları daha fazla bileylemiş olabiliriz. Hedefimiz öncelikli olarak kendi imanımızı ve safiyetimizi korumak olmalıdır. Onları düzeltmeye çalışırken kendimizi helak edersek daha kötü bir sonuca katlanırız maazallah. Tavsiyemiz kendimizi korumaktır. Onları ilim adamlarına havale etmekte yarar var.