İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Evlenmek istediğim kişiyi anne babam istemiyor. Onlara rağmen evlenebilir miyim?

Cevap

Evliliğinizin caiz olmasına engel olmaz. Ebeveyniniz istemese de evlenebilirsiniz. O evlilikten hayır görür müsünüz, onu bilemeyiz. En doğru olanı, onları da ikna edin, istediğinizle de evlenin. Nihayetinde onlar sizin ebeveyninizdir. Siz onlardan bir parçasınız. Sizi üzmekten hoşlanmayacakları muhakkaktır. Ama onların itirazı doğru bir gerekçeye dayanıyorsa siz doğruya teslim olun. Bin eş bulabilirsiniz de bir anne daha bulamazsınız.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Annenizin evlenmek istemesi doğal bir istektir. Ne din olarak ne de yasa olarak buna bir engel de yoktur. Sizin yaptığınız ise duygusal bir davranıştır ve isabetli değildir. Annenizin gönlünü almaya çalışın.

Babam öldükten sonra annem evlenmek istedi. Bizden habersiz olarak da evleneceği
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dünya sizinle evlenecek eş adayı ile doludur. Belki milyonlarca eş adayınız vardır. Ama bir tane babanız var. Babanız yanlış bir tutum içinde bile olsa, onu kırmamanız gerekir. Nihayetinde o babanızdır. Hemen ondan özür dileyin, ellerini öpün. Gönlü düzelsin. Belki evlenip mutlu olursunuz ama birkaç günü geçmez, zehir gibi bir evde yaşamaya mahkûm olursunuz. Baba ahı Peygamber aleyhisselam ahı gibidir. Dengeli düşünün, duygularınıza esir olmayın.

Ben eniştemin kardeşi ile görüşüyorum, evlenmeyi düşünüyoruz. Babam istemeye gel
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu veya başka bir nedenle evlenmemekle günaha girmezsin ama evlenmediğin için günaha girecek bir iş yaparsan evlenmediğin için günah işlemiş olursun.

Hocam ben başta hata yaptım evlilik istemedim şimdi ise evlenmek istiyorum. Yaşl
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Babanın kızını istemediği biriyle evlendirmesi caiz değildir. Allah'a emanet olun.

Bizim yörede kız çocuğu istemediği biri ile baba zoruyla evlendiriliyor. Nikah o
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Durumunuzu değerlendirirken ne kadar duygusallıktan uzak durabiliyorsunuz bu önemlidir. Kendinizi bir başka büyüğünüze ölçtürün. Eğer, harama bulaşma riskiniz belirdi ise bunu ailenize alenen söyleyin. Amcanız gibi biri onlara baskı yapsın.

Annemin babamın izniyle bir kişiyle evlilik niyetiyle görüştüm. Sonra evlendirme
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Evlenmenin sizin için farz olduğuna inanıyorsanız ve bu hususta duygunuzla değil de aklınızla düşünüyorsanız kimseyi dinlemeniz gerekmez. Babanız, sizin dediğiniz gibi ise hata ediyor.

Babam 30 yaşıma gelmeden evlenmemi istememektedir. Dindar bir aileye gelin gitme

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.

Sünnet namazları terk eden, farzları da boşuna kılıyor denebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam çalışma ve üretme dinidir. Tembelin ve boş oturanın yeri yoktur. İnsanların geliştirdiği emeklilik sisteminin bir örf halini almış olması dinen sakıncalı görülmez. Emekli olmak dinen yasaktır denemez. Şartlarını tahakkuk ettiren emekli olabilir. Müslüman emekli olmayı değil, daha çok kazanmayı ve dinine hizmet etmek için daha çok vakit bulmayı düşünmelidir. Emekli olmak böyle bir maksada hizmet ederse ne güzel! Emekli olduktan sonra, önceki döneme göre ibadetlerini artırmayan, zikir ve tebliğe vakit ayırmayan hüsrandadır.

İslam hukuk sisteminde emeklilik var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Osmanlı Devleti, Müslüman liderlerin yönettiği, halkının büyük bölümünün Müslüman olduğu, yürütmede İslam’a itibar eden bir devlettir. Allah yolunda cihad etmiş, İslam’a hizmet etmekle iftihar etmiş, camilerin, medreselerin ihya edildiği bir devlettir. Yıkılışından bir asır geçtikten sonra, Osmanlı’nın iyiliği veya kötülüğü hakkında isteyen istediği kadar belge oluşturabilir. İnsaflı bir mü’min ise şuna dikkat eder: Bir kere, İslam’ın altı asır bu tarafa taşınması için Allah, Osman’ın çocuklarını seçmiştir. Bu bir şereftir. Osmanlı hiçbir zaman dinin yan tarafında durmadı, laik bir tavır sergilemedi. ‘İslam için varız, ilâyikelimetullah içiniz!’ dediler. İslam Devleti’nin ideal örneği ise Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kurduğu ve raşit halifelerin sürdürdüğü devlettir.

Osmanlı Devleti, İslam Devleti midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İsraf sakıncalıdır. Kör taklit sakıncalıdır. Avreti teşhir sakıncalıdır. Haramı kullanmak sakıncalıdır. Gereksizi kullamak sakıncalıdır. Fakir olduğu halde zengin gibi yaşamaya çalışmak sakıncalıdır. Kâfirlerin markalarını teşhir etmek sakıncalıdır. Şık ve temiz giyinmek sakıncalı değildir. Allah, verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. İyi ve güzel giyinmek, kibirlenmek ve başkalarını hor görmek içinse elbette Müslümanca olmayan bir iştir.

Lüks ve marka giyinmek sakıncalı mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Margarin türü yağlar, soframızdaki sıkıntılardan biridir. Müslümanların sahibi olduğu firmalar bu yağları üretmeye başlayana kadar, domuz karışımı endişesinden dolayı yenmeyeceği söyleniyordu. Şuurlu Müslüman olmanın gereklerinden biri olarak margarinden uzak durmak gerekiyordu. Daha sonra sahibi Müslüman olan bir firma margarin üretti; kısa zamanda Müslümanların mutfakları bu yağla tanıştı. Benzer bir gelişme de televizyon konusunda olmuştu. Yıllarca televizyonun, ahlâkı yozlaştırdığı söylenerek evlere sokulmuyordu. Müslümanlar adına bir televizyon kanalı kurulduğu iddia edildi, yılını doldurmadan namazlı evlerde de televizyon cihazı bulunur oldu. Meselenin bu boyutunu ele almayalım. Margarinle iki sorunumuz var. Bu sorunların biri, ham madde sorunudur. Eğer karışımında domuz ve eti yenmez hayvan veya besmelesiz kesilmiş hayvan yağı karışımı varsa, bizim için haram olma sorunu ortaya çıkar. İkinci sorun ise, margarin yağının insan sağlığı ile ilgili boyutudur. Tıbbın insana yasakladığı şeyler, dinin de yasak gördüğü şeylerdir. Aslında helal olan bir yiyecek türü bir nedenle, doktor tarafından yenmesi sakıncalı görülürse o yiyecek yenmesi caiz olmayanlar sınıfına girmektedir. Margarin üzerinde yıllardan beri ‘sakınca’ işaretleri vardır. Damar tıkanmalarına neden olduğu, çocuklara yedirilmemesi tavsiye edildiği bilinmektedir. Bazı hastalıkların çağımızda yaygınlaşmasının nedenleri arasında görülmektedir. Kalp ve damar hastalıklarından şikâyeti olan bir hastaya doktorların ilk cümlesi, katı yağlar üzerinden olmaktadır. Bunlar dikkate alındığında margarinin mutfaklardan uzak tutulması konusunda Müslümanların hassas davranmaları kadar tabii ne olabilir? Evet, margarinin haram olduğunu kati bir dille ifade edemeyiz. Ama dikkat etmek zorundayız. Keşke annelerimiz, bize yemek pişirenler bu şüpheli şeyleri mutfaklara sokmasalar! Keşke biz de adeta aç geziyor gibi margarinli yiyecek tutkunu olmasak!

Bizim evde hamur işlerini beğenmiyorum. Arkadaşların evinde yediklerimiz daha le
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, dilese yok eder. Etti de. Nice milletler, izleri bile kalmayacak şekilde helak olup gittiler. Korkunç azaplarla yok oldular. Allah Teâlâ o zaman diledi, yaptı. Şimdi de dilese yapar. Peki, neden yapmıyor? Biz, olayı kendimizle sınırlı görüyoruz. Mü’minler olarak biz varız, bir de kâfirler var. Hayat da bizimle sınırlıymış gibi tasavvur ediyoruz. Gerçek ise böyle değildir. Hayat Âdem aleyhisselamla başladı. Son insana kadar da devam edecek. Bir defa, muhatap kitle bizden ve onlardan ibaret değildir. Bizim bilmediğimiz geçmişte ve gelecekteki milyarlar var. Yer de bizim yerimizden ibaret değildir. Bütün bir âlem söz konusudur. Zaman da, bizim içinde sadece bir nokta kadar kalabileceğimiz geniş bir zamandır. Milyarlarca insanın ve on binlerce yılın içinde birkaç insan ve birkaç nokta, tepeden bakıldığında ne kadar görülebilir? Bizim bakışımızla, Allah Teâlâ’nın bakışı arasında önemli bir fark olacağını,bu farkın da verilecek karara etki edeceğini bilmemiz gerekir. Bir ayrı nokta da şudur: Küfrü ve batılı yaratan Allah’tır. Batıl kendiliğinden ürememiştir. Allah Teâlâ kâinatı yaratırken, her taşın yerini belirlemiş, bir damla suyun bile ne zaman ve nerede yaratılacağını tayin etmiştir. Hakkın karşısına dikilecek batılı ve onun başı olan şeytanı, bilerek ve bir maksada binaen O yarattı. O’nun yaratması kesinlikle bir hikmete dayalıdır. Boş ve gereksiz bir şey O’nun mülkünde olamaz. Kul, Rabbinin işindeki hikmeti bilemeyebilir. Bu gayet tabiidir. Kul neyi ne kadar biliyor ki, o derin hikmetleri bilsin? Bilemediği için de karşı durmaz, tereddütler içinde kalmaz. Kalbi rahattır. Çünkü Allah’ın mülkünde yersiz ve gereksiz şey yoktur. Yılan bile gereklidir. Kış gereklidir. En az yaz kadar gereklidir. Üşüsek de, üşümesek de bu böyledir. Başka bir noktadan bakıldığında ise şu gerçeği görürüz: Doğruya neden doğru denmektedir? Doğru, karşısında yanlış bulunduğu için doğrudur. Ak, karanın karşısında bulunduğu için aktır. Zıtlar birbirlerinin adeta varlık nedenleridirler. Hakkı hak olarak teşhir eden de bu anlamda batıldır. Batılın olmadığı bir dünyada hak neden var olacak? İyilik, kötülüğün alternatifi olarak bulunduğu için değerlidir. Saf iyilik ve saf güzellik cennette olacaktır. Batılın bulunmadığı ortam cennet ortamıdır. Batılsız ve hakka saldıran düşmanın bulunmadığı bir âlem olamaz. Allah Teâlâ kullarını imtihan için bu âleme gönderdi. Tabii olarak onların içine nefis koyacak, nefislerine meyledip etmediklerini görecektir. Şeytanı yaratıp güçlendirecek, kullarının ona aldanıp aldanmadıklarını görecektir. Kâfirleri mü’minlerin karşısına çıkaracak, mü’minlerin üzerlerine düşen savunma görevini yapıp yapmadıklarını, cihad edip etmediklerini görecektir. ‘Batıla ne gerek var?’ demek, beni namaza neden kaldırıyorsunuz demek kadar lüzumsuz ve yersiz bir sorudur. Bu büyük mülkte, bu büyük imtihanda bunlar en tabii gereklerdendir. Zor dönemin mü’min şairi Necip Fazıl Kısakürek, şiirinde bu hassas anlamı çok güzel ifade etti. Allah onu ve bizi mağfiret buyursun: Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.

Allah neden kâfirleri helak etmiyor? Onlar sürekli Allah’ın dinini ve insanlığı

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.