İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Lüks ve marka giyinmek sakıncalı mıdır?

Cevap

İsraf sakıncalıdır. Kör taklit sakıncalıdır. Avreti teşhir sakıncalıdır. Haramı kullanmak sakıncalıdır. Gereksizi kullamak sakıncalıdır. Fakir olduğu halde zengin gibi yaşamaya çalışmak sakıncalıdır. Kâfirlerin markalarını teşhir etmek sakıncalıdır. Şık ve temiz giyinmek sakıncalı değildir. Allah, verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. İyi ve güzel giyinmek, kibirlenmek ve başkalarını hor görmek içinse elbette Müslümanca olmayan bir iştir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mü'min olarak farz ve haramlardan hiçbir taviz veremeyiz. Farz ve haram olmayan şeylerde zaman ve çevre şartlarına dikkat ederiz. Sözünü ettiğiniz gibi bir tehlike şu anda yoktur. Özellikle dikkat çekici bir aşırılık yapmamak gerekir. Buna rağmen bir tedbir uygulaması gerekiyorsa yapılabilir. Evhama kaymadan bunu yapmak gerekir.

Hocam bu aralar IŞİD’le alakalı olduğundan şüphelenilen kişilerin yakalanıp götü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elbette kul olarak erkekler de dinlerinin emrettiği gibi giyineceklerdir. Erkekler için de bir kıyafet kuralından söz edilebilir. Bu konuyu şu şekilde derleyebiliriz: Erkeğin avreti kadının avreti gibi değildir. Tesettür avreti örtmek olduğuna göre erkeğin örteceği avreti kadınınkine göre daha az olur. Giyimde asıl olan mubah olmaktır. Bu şu anlama gelir: Temel kural olarak kimin ne giyeceği konusunda renk, şekil kuralı yoktur. Kadın ve erkek için tesettür vardır. Bu sağlandıktan sonra temel şart yerini bulmuş olur. Erkeklerin ipek ürünü bir şey giymeleri haramdır. Erkek de olsa avreti teşhir eden şeffaf bir kıyafet giyilemez. Müşrik ve kâfirlere benzeşme nitelikli bir kıyafet giyilemez. Erkeği kadına benzeten bir kıyafet giyilemez. Şöhret getiren yani gözleri kendisine çeken zıt ve aykırı bir kıyafet giyilemez. Yöre açısından tamamen farklı duruma düşürecek bir kıyafetin giyilmemesi tavsiye edilir. Mesela Arap kıyafeti olarak bilinen bir kıyafeti sünnete daha uygun olsun diye giymek güzel olabilir ama toplumun aykırısı duruma düşürüyorsa ve toplumdaki kıyafet de haram bir kıyafet değilse o giyilmemelidir. Bu ayrıntıların dışında helal olan, sağlığa zarar vermeyen bir kıyafet erkek kıyafeti olarak giyilebilir.

Hocaları dinlerken hep kadınların tesettüründen kıyafetinden elbisesinden söz ed
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Tam anlamı ile “çıplaklık” denecek bir ürünü satmanın harama destek olmak olacağını bilmemiz gerekir. Bu bir gevşeme ve tavizdir. Herkes işlediği haram kadar, harama destek olduğu kadar mesul olacaktır şüphesiz. Yalnız şunu tespit etmemiz gerekir: Çıplaklık için kullanılabileceği gibi normal bir giyim olarak da kullanılabilecek bir kıyafet için bu kural geçerli olmaz. Allah Teâlâ işinize kolaylık versin, rızkınızı helalden kazanmaya sizi muvaffak kılsın.

Hocam işimiz gereği tekstil firmalarının üretmiş olduğu fazlalık ürünleri alıyor
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kadın da erkek de Allah’ın kuludur ve Allah’ın şeriatına göre yaşamak zorundadır. Kadının mahremiyeti ve hassasiyetinden ötürü kıyafeti biraz daha “ölçüleri ağır ve titiz” olsa da erkek de kıyafetinde dinine dikkat edecektir. Erkeklere mahsus denebilecek kıyafet (giyinip kuşanma) ilkelerini çok özet bir şekilde şöyle sıralayabiliriz: 1. Kıyafet ve elbise Allah’ın kuluna nimetlerinden biridir. Her nimet gibi değerlendirilmelidir. Salih niyetle kıyafet satın alınmalı ve giyilmelidir. Giyerken de hamd edilmelidir. 2. Giymeye sağ taraftan başlanır, sol taraftan çıkarılır. 3. Kıyafetin temiz ve güzel olması aranır. 4. Renk olarak yasak veya mecburi bir renk yoktur. Örfe dikkat edilerek giyilir ama bir batıl ekolün veya dinin simgesi durumuna gelmiş renkler kullanılmaz. 5. Müslüman erkek ipek elbise giyemez, ipek mendil bile kullanamaz. 6. Tabaklanmış deriden yapılan kürkü kullanabilir. Domuz ürünleri için özel bir yasak olduğunu bilmelidir. 7. Müslüman erkek, özellikle kadınlar için üretilmiş bir kıyafeti giyemez. 8. Toplumun gözünde komik ve seviyesiz duruma düşüren kıyafeti giyemez. 9. Avretini örtmeyen ya da örter gibi yapsa da dikkat çeker duruma getiren kıyafeti giyemez. 10. Kıyafette israf olmamalıdır. Kişinin ekonomik girdisi ile kıyafet masrafı arasında güzel bir denge kurmalıdır. 11. Gereğinden fazla uzatılmış, abartılı bol, kibirlenmeye zemin hazırlayan kıyafetler giyilmez. 12. Kâfirleri ve hayat tarzlarını özellikle simgeleyen kıyafetler giyilmez. 13. Giyeni parazit duruma getiren yani herkesin gözünü çevireceği bir dikkate neden olan kıyafet giyilmez.

Erkek Müslüman’ın kıyafeti için de kadınlarda olduğu gibi dini ölçüler var mıdır
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah'ı tazim, onu yüceltmek ve bu yüceltmenin gereğini yapmak Müslüman olmanın sonucudur. Böyle bir görevi 'yaparsak iyi olur' mantığı ile inceleyemeyiz. Kişinin dindarlığını ispat eden en önemli göstergelerden biri olarak ele alınmalıdır. Bunu yapabilmek için de şu ayrıntılara dikkat edilmelidir: Allah tealayı onun kendisini tanıttığı gibi tanımak gerekir. İsimleri ve sıfatları ile bilinirse saygı da ona göre yapılır. Sadece kutsal bir isim olarak Allah demek var bir de isimlerindeki ayrıntılarla onu tanımak var. Allah'ı hakkıyla bilmenin ve ona tazim göstermenin içini doldurmak için onun mahlukatının ne kadar büyük ve muhteşem olduğunu bilmek gerekir. Mahlukatının muhteşemliği bilinince onları yaratan Allah daha iyi bilinmiş olur. Buna insanın kendisinden evrendeki mahlukata kadar her şeyi dahil edebiliriz. Hacim olarak büyük ve muhteşem olan mahlukatı yanında küçük gibi duran ama Allah'ın sanat ve hikmetini ortaya koyan eserleri de bu anlamda incelenmelidir. Allah'ın sözü olan Kur'an'ı, dinini saygın tutmak, emir ve yasaklarına özen göstermek Allah'ı yüceltmektir. Aksi de Allah'ı bilememek, onu hakkı ile tanıyamamaktır. Allah'ı tazim ile bilmenin ve anmanın en önemli gereklerinden biri onu hiçbir şeye benzetmemektir. Allah'ın kaderine teslim olmak, kul olarak elinden geleni yaptıktan sonrasında ona tevekkül etmek, Allah'ı zikir ve tesbih etmek, namaz ve benzeri onun emri olan ibadetleri hakkıyla takdir edip eda etmek, kulun yaptığı işlerinde ihlaslı olması gibi kalp ve bedenin Allah'a teslim edildiğini ispat eden ameller ve davranışlar da tazimin gereklerindendir.

Allah'ı yüceltme, tazim, saygı gibi vazifeler nasıl yerine getirilebilir? Sözle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

- Kaş aldırmak gibi yaratılışınızı değiştirme olan bir iş yapamazsınız. - Yabancıların görüp etkileneceği işleri yapamazsınız. - Domuz mamulü gibi haram nesneler kullanamazsınız. - Gusle ve abdeste mani olacak bir malzeme kullanamazsınız. Bunun dışında: - Güzelliğinizi korumalısınız. - Eşinize karşı cazibenizi korumalı hatta artırmalısınız. Bu sizin görevinizdir. Allah'a emanet olun.

Makyaj yapmanın dinen bir sakıncası var mıdır?

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam çalışma ve üretme dinidir. Tembelin ve boş oturanın yeri yoktur. İnsanların geliştirdiği emeklilik sisteminin bir örf halini almış olması dinen sakıncalı görülmez. Emekli olmak dinen yasaktır denemez. Şartlarını tahakkuk ettiren emekli olabilir. Müslüman emekli olmayı değil, daha çok kazanmayı ve dinine hizmet etmek için daha çok vakit bulmayı düşünmelidir. Emekli olmak böyle bir maksada hizmet ederse ne güzel! Emekli olduktan sonra, önceki döneme göre ibadetlerini artırmayan, zikir ve tebliğe vakit ayırmayan hüsrandadır.

İslam hukuk sisteminde emeklilik var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Margarin türü yağlar, soframızdaki sıkıntılardan biridir. Müslümanların sahibi olduğu firmalar bu yağları üretmeye başlayana kadar, domuz karışımı endişesinden dolayı yenmeyeceği söyleniyordu. Şuurlu Müslüman olmanın gereklerinden biri olarak margarinden uzak durmak gerekiyordu. Daha sonra sahibi Müslüman olan bir firma margarin üretti; kısa zamanda Müslümanların mutfakları bu yağla tanıştı. Benzer bir gelişme de televizyon konusunda olmuştu. Yıllarca televizyonun, ahlâkı yozlaştırdığı söylenerek evlere sokulmuyordu. Müslümanlar adına bir televizyon kanalı kurulduğu iddia edildi, yılını doldurmadan namazlı evlerde de televizyon cihazı bulunur oldu. Meselenin bu boyutunu ele almayalım. Margarinle iki sorunumuz var. Bu sorunların biri, ham madde sorunudur. Eğer karışımında domuz ve eti yenmez hayvan veya besmelesiz kesilmiş hayvan yağı karışımı varsa, bizim için haram olma sorunu ortaya çıkar. İkinci sorun ise, margarin yağının insan sağlığı ile ilgili boyutudur. Tıbbın insana yasakladığı şeyler, dinin de yasak gördüğü şeylerdir. Aslında helal olan bir yiyecek türü bir nedenle, doktor tarafından yenmesi sakıncalı görülürse o yiyecek yenmesi caiz olmayanlar sınıfına girmektedir. Margarin üzerinde yıllardan beri ‘sakınca’ işaretleri vardır. Damar tıkanmalarına neden olduğu, çocuklara yedirilmemesi tavsiye edildiği bilinmektedir. Bazı hastalıkların çağımızda yaygınlaşmasının nedenleri arasında görülmektedir. Kalp ve damar hastalıklarından şikâyeti olan bir hastaya doktorların ilk cümlesi, katı yağlar üzerinden olmaktadır. Bunlar dikkate alındığında margarinin mutfaklardan uzak tutulması konusunda Müslümanların hassas davranmaları kadar tabii ne olabilir? Evet, margarinin haram olduğunu kati bir dille ifade edemeyiz. Ama dikkat etmek zorundayız. Keşke annelerimiz, bize yemek pişirenler bu şüpheli şeyleri mutfaklara sokmasalar! Keşke biz de adeta aç geziyor gibi margarinli yiyecek tutkunu olmasak!

Bizim evde hamur işlerini beğenmiyorum. Arkadaşların evinde yediklerimiz daha le
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.

Sünnet namazları terk eden, farzları da boşuna kılıyor denebilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, dilese yok eder. Etti de. Nice milletler, izleri bile kalmayacak şekilde helak olup gittiler. Korkunç azaplarla yok oldular. Allah Teâlâ o zaman diledi, yaptı. Şimdi de dilese yapar. Peki, neden yapmıyor? Biz, olayı kendimizle sınırlı görüyoruz. Mü’minler olarak biz varız, bir de kâfirler var. Hayat da bizimle sınırlıymış gibi tasavvur ediyoruz. Gerçek ise böyle değildir. Hayat Âdem aleyhisselamla başladı. Son insana kadar da devam edecek. Bir defa, muhatap kitle bizden ve onlardan ibaret değildir. Bizim bilmediğimiz geçmişte ve gelecekteki milyarlar var. Yer de bizim yerimizden ibaret değildir. Bütün bir âlem söz konusudur. Zaman da, bizim içinde sadece bir nokta kadar kalabileceğimiz geniş bir zamandır. Milyarlarca insanın ve on binlerce yılın içinde birkaç insan ve birkaç nokta, tepeden bakıldığında ne kadar görülebilir? Bizim bakışımızla, Allah Teâlâ’nın bakışı arasında önemli bir fark olacağını,bu farkın da verilecek karara etki edeceğini bilmemiz gerekir. Bir ayrı nokta da şudur: Küfrü ve batılı yaratan Allah’tır. Batıl kendiliğinden ürememiştir. Allah Teâlâ kâinatı yaratırken, her taşın yerini belirlemiş, bir damla suyun bile ne zaman ve nerede yaratılacağını tayin etmiştir. Hakkın karşısına dikilecek batılı ve onun başı olan şeytanı, bilerek ve bir maksada binaen O yarattı. O’nun yaratması kesinlikle bir hikmete dayalıdır. Boş ve gereksiz bir şey O’nun mülkünde olamaz. Kul, Rabbinin işindeki hikmeti bilemeyebilir. Bu gayet tabiidir. Kul neyi ne kadar biliyor ki, o derin hikmetleri bilsin? Bilemediği için de karşı durmaz, tereddütler içinde kalmaz. Kalbi rahattır. Çünkü Allah’ın mülkünde yersiz ve gereksiz şey yoktur. Yılan bile gereklidir. Kış gereklidir. En az yaz kadar gereklidir. Üşüsek de, üşümesek de bu böyledir. Başka bir noktadan bakıldığında ise şu gerçeği görürüz: Doğruya neden doğru denmektedir? Doğru, karşısında yanlış bulunduğu için doğrudur. Ak, karanın karşısında bulunduğu için aktır. Zıtlar birbirlerinin adeta varlık nedenleridirler. Hakkı hak olarak teşhir eden de bu anlamda batıldır. Batılın olmadığı bir dünyada hak neden var olacak? İyilik, kötülüğün alternatifi olarak bulunduğu için değerlidir. Saf iyilik ve saf güzellik cennette olacaktır. Batılın bulunmadığı ortam cennet ortamıdır. Batılsız ve hakka saldıran düşmanın bulunmadığı bir âlem olamaz. Allah Teâlâ kullarını imtihan için bu âleme gönderdi. Tabii olarak onların içine nefis koyacak, nefislerine meyledip etmediklerini görecektir. Şeytanı yaratıp güçlendirecek, kullarının ona aldanıp aldanmadıklarını görecektir. Kâfirleri mü’minlerin karşısına çıkaracak, mü’minlerin üzerlerine düşen savunma görevini yapıp yapmadıklarını, cihad edip etmediklerini görecektir. ‘Batıla ne gerek var?’ demek, beni namaza neden kaldırıyorsunuz demek kadar lüzumsuz ve yersiz bir sorudur. Bu büyük mülkte, bu büyük imtihanda bunlar en tabii gereklerdendir. Zor dönemin mü’min şairi Necip Fazıl Kısakürek, şiirinde bu hassas anlamı çok güzel ifade etti. Allah onu ve bizi mağfiret buyursun: Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.

Allah neden kâfirleri helak etmiyor? Onlar sürekli Allah’ın dinini ve insanlığı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evliliğinizin caiz olmasına engel olmaz. Ebeveyniniz istemese de evlenebilirsiniz. O evlilikten hayır görür müsünüz, onu bilemeyiz. En doğru olanı, onları da ikna edin, istediğinizle de evlenin. Nihayetinde onlar sizin ebeveyninizdir. Siz onlardan bir parçasınız. Sizi üzmekten hoşlanmayacakları muhakkaktır. Ama onların itirazı doğru bir gerekçeye dayanıyorsa siz doğruya teslim olun. Bin eş bulabilirsiniz de bir anne daha bulamazsınız.

Evlenmek istediğim kişiyi anne babam istemiyor. Onlara rağmen evlenebilir miyim?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İki mübarek şehir Mekke ve Medine’nin içinde bulunduğu toprak parçasına adını veren Suudi Arabistan Devleti, adından da anlaşılacağı gibi Suud ailesinin hükümranlığında bir devlettir. Krallıkla yönetilmekte olan devletin, bütün diğer halkı Müslüman olan ülkelerden farklı tarafları vardır. Dışarıdan izlendiğinde başka, içeriden tahlil edildiğinde başka şeylerle karşılaşmak mümkündür. Suudi Arabistan hakkında şu tespitleri yapabiliriz: Suudi Arabistan, Suud ailesinin, Osmanlı Hilafetine baş kaldırması ile kurulmuş bir devlettir. Baş kaldırmadan, devletin kurulmasına kadar olan süreç, İngiliz kışkırtması ve desteği ile tamamlanmıştır. Dolayısıyla devlet, İngilizlerin kurdurduğu bir devlet olma özelliğine sahiptir. Yirminci asrın başlarından itibaren Amerika da Suudi Arabistan’da söz sahibi olmuş, özellikle ellili yıllardan sonra sözü daha güçlü olmuştur. Suudi Arabistan’ın, Mekke ve Medine’den ötürü özel bir konumu olduğu herkesçe bilinir. Bunun için de, Kur’an’la hükmeden bir devletin orada bulunması uygun görülmüştür. Gerçekten de Suudi Arabistan, en az Osmanlı kadar, İslam’la renklendirilmiş bir devlettir. Her şeyde İslam önceliği vardır. Kraliyet ve kraliyeti birinci dereceden ilgilendirebilecek konular dışarıda tutulursa, hemen hemen her yerde İslam’a göre olma niteliğini gözetlemek mümkündür. Eğitimden ticarete, camiden düğüne kadar her yerde, dinden kaynaklanan görüntü vardır. Ülkenin en önemli gelir kaynağı olan petrolün nasıl işletilip, servetin ne yapıldığı hakkında kimsenin soru sorması veya bir araştırma yapması mevzu bahis olamaz. Bu iki engele takılır: Biri, kraliyetin özel konuları engeli, diğeri de Amerikan menfaatleridir. Bu yüzdendir ki, büyük zenginlerle sefiller aynı şehirleri paylaşırlar orada. Suudi Arabistan, Mekke ve Medine’yi topraklarının doğal bir parçası olarak gördüğünden, bir milyardan fazla Müslüman’ın hac ibadetini eda etmesi için gerekli olan yatırımları, istediği gibi, istediği zamanda yapar. İslam Konferansı Örgütü üzerinden göstermelik bir iki danışmanın dışında, bu iki merkeze asla müdahale ettirmesi söz konusu olmamıştır. Eğer biz niyetlere bakmayacak ve kimsenin neyi neden yaptığını karıştırmayacaksak, Suudi Arabistan bir İslam devleti görüntüsündedir. Vahhabilik ve selefilik gibi iddialar, dikkate almaya değmeyecek kadar yüzeysel değerlendirmelerdir.

Suudi Arabistan bir İslam devleti midir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.