İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Spor yapmak sevap mıdır? Eğer sevapsa bunu şov için yapan veya kaslarıyla hava atan şirk koşmuş sayılır mı?

Cevap

Spor sevap olabilir ama cihada ve “güçlü mümin” mantığına hizmet eden spor olmalıdır. Müslüman şov adamı olmaz/olmamalıdır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Sevap kazanmak için hasta olmak yoktur. Tedbir almamak da vebaldir. Yine de Mü'minin ayağına batan diken bile ona ecir kaynağı olur biiznillah.

Efendimizin hadislerinde rastladığımz üzere bir insanın hasta olduğunda eğer has
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gerekmez; sevabı azalır.

Hocam namazda yapılması sünnet olan bir şeyi yapmazsak sehiv secdesi gerekir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Futbol sizin veya başkasının haramına sebep olduğu zaman sakıncalıdır. Uzak durun. Allah yardımcınız olsun.

Hocam, futbol oynar iken başka müslümanların kısa şort giymelerinden kaynaklanan
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Erkeğin avreti, göbeği ile diz kapağı arasıdır. Şer'i bir özür olmadıkça avretin gösterilmesi caiz değildir. Spor ise bir özür değildir. Allah'a emanet olun.

Minder güreşinde sporcuların güreş esnasında mayo giymeleri zorunlu. Bu şartlard
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir mü'min, bir ibadete niyet ettikten sonra, o ibadeti ondan düşürecek tarzda bir engelle karşılaşması halinde o ibadeti eda etmiş gibi bir sevap alır. Ancak niyet etmek, bir işi yapmayı hayal etmek değildir. Ciddi bir karara ve işi yapmaya hazır olmaya niyet diyebiliriz. Allah'a emanet olun.

Camide veya evde herhangi bir farz veya sünnet, mesela teravih namazını kılmaya
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kabiliyeti olan bir Mü'min, kabiliyetini nerede kullanıp dinine hizmet edebiliyorsa orada bulunmalıdır.

Bir cemaatin içerisinde görev alamayan bir adam o cemaatten ayrılıp başka cemaat

cihat konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cihat; İslam dinini ve ona iman eden Müslüman’ı korumak, Din olarak karşısına çıkan engelleri kaldırmak, Can, mal, namus ve vatanı savunmak, Mazlumları müdafaa edip zalimi engellemektir.

Bizim cihat dediğimiz şeye başkaları terör veya benzeri ürkütücü bir kavramı kul
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Biz ne dersek diyelim niyetleri ve amelleri değerlendirecek olan Allah’tır. Kimsenin kalbindeki gerçekleri biz bilemeyiz ama Allah bilir ve kulun o niyeti ve ameli ile hak ettiğini verir. Biz kendimize bakmalıyız. Onların sınavı cepheler ve yaşadıkları ülkelerin sınırlarında idi. Bizim sınavımız da o ülkelerde yaşarken Allah’ın haramlarında nerede durduğumuzda olacaktır. Allah yardımcımız olsun.

Kendi tarihimize baktığımızda veya farklı tarih sahnelerinde onlarca savaş yapıl
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haklısınız, çevre böyle oldu, beklentiler de böyle olmaya başladı. Ama bir gerçek var, o gerçek herkesin elini kolunu bağlıyor: Kimse kalmasa bile biz mü'min kimliğimizle yaşamaya mecbur değil miyiz? Dünyanın ve insanların teki olmaya hazır değil miyiz? Kimse olmasa da biz var olacağız, buna mecburuz. Böylece Allah’ın kulları arasında zor zamanda dökülenlerle dökülmeyenler arasında bizim yerimiz belli olmuş olur. Bunu unutmayalım. Neden böyle oluyor sorusunun cevabını bilirsek öyle olmamak için çaremizi de bilmiş oluruz. a. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bugünleri haber vermişti. Size VEHN isabet edecek buyurmuştu. Vehn nedir sorulunca da DÜNYA SEVGİSİ VE ÖLÜMDEN NEFRET buyurmuştu. Bu VEHN, bir hastalıktır ve şahısları, onların toplamından da ümmeti vurur. Ahirete iman ettiklerini söyleyen ama dünyalığa tapınan kitleler oluşur bu hastalık yüzünden. Birinci ve en önemli neden budur. b. Zamanın kıymetini unutmuş bir nesil olduk. Sınırsız bir hayatın saatlerini harcar gibiyiz. Saatlerimizin bile mahdut olduğu bir hayatı çok hoyratça harcıyoruz, sonuç da böyle oluyor. c. Dinlenmesini beceremiyoruz. Peygamber aleyhisselam efendimiz, herkesin bir yorulma anı olur, onu da sünnete uygun değerlendirin diye emir buyurmuştu. Biz dinlenmeyi beceremeyince işimizden ve davamızdan usandık. Ailesini yıllarca dava adı üzerinden ihmal eden insanların aile zayiatı oldu. Bunun gibi farklı örnekler görebiliriz. d. Erteleme hastalığını tehlikeli görmüyoruz. Zevklerin dışındaki her şey ertelenebilirler arasına giriyor ne yazık ki. e. Peygamber aleyhisselamın Allah’a sığındığı PASİFLİK VE TEMBELLİKTEN korkmuyoruz. Tembeli suçlu görmüyoruz. Pasifliği geçici bir sıkıntı gibi görüyoruz. Özellikle de yeni nesil bu konuda gayet rahat görüyorlar kendilerini. f. Arkadaş ve çevre konusunda seçici olamıyoruz. Seviyesiz çevrenin ortasında yükseklerin adamı olmayı hayal ediyoruz. g. Bizi biz yapacak iman esaslarımız üzerinde şüpheler ve şehvetlerle oluşturulan çatlakları önemsemiyoruz. Bu da bizim ayakta durmamızı sağlayacak enerjiyi eritiyor. h. Müslüman nesillere yapılan zulümleri ya görmezden geliyoruz ya da o zulüm bilgileri üzerinden bir korku ve içine kapanma durumuna geçiyoruz. Başka sebepler de zikredilebilir ama ana hatları ile yeni nesli oyalayan nedenlerin başında bunlar geliyor zannederiz.

Neden dinim için hatta kendim için uzun vadeli hesaplar yapamıyorum ben, çevremd
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Babanız hakkında iyi niyetli bakışınız güzel. Siz de babanızın bir kastı olmadığını ama iyi olanı yapmaya çalışırken yanlış yaptığını itiraf etmiş oluyorsunuz. Bu güzel bir şeydir. Size tavsiye edebileceğim direkt bu konuyu anlatan Türkçe bir kitap bilemiyorum. Bütün ahlâk ve tasavvuf kitaplarında bu konu vardır ama özet olmayabilir. Ben sizin için kitaplığımdaki akademik bir çalışmayı özetliyeyim. Dilerim size de bize de faydası olur. (el-Meşakkatü Ala’n-Nefsi’s-Sadiretu Min Zati’l-Mükellef, Abdülaziz bin Muhammed el-Uveyd; 1437, Riyad) Allah Teâlâ, insanın gücü üstünde bir sorumluluk yüklemeyi koymamıştır. Rahmeti gereği kullarına kaldırabileceklerini emretmiştir. Özellikle de bu ümmete getirdiği budur. Mevcut emir ve yasaklarını da kulunun daralması ve zorlanmasına göre hafiflettiği de olmuştur. Bu en tabii uzantılarından biri de Allah Teâlâ böyle bir zorluk emretmediği gibi kulun kendisine zorluk çıkarmasını da yasaklamasıdır. Zorluk/meşakkat kavramını üç basamaklı olarak ele alabiliriz: - Ölüm veya organlara zarar gelmesi gibi ağır olanlar, Parmağının incinmesi gibi hafif olanlar ve Birinci ve ikinci durum arasında ortada olanlar. Bu üç durumdan birincisinde hükümler hafifletilir veya kaldırılabilir. İkincide ise hiçbir hüküm değiştirilemez. Üçüncüde ise şahıstan şahsa değişiklik olur. Birinci noktaya yakın ise birinci noktanın hükmünü alır, ikinci noktaya yakın ise onun hükmünü alır. İnsanın kendisine eziyet olan şeyleri yapması caiz olmaz. Kural böyledir. Bu tür eylemlere şu örnekleri verebiliriz: - Kulun, Allah’ın emretmediğini kendisine zorunlu yapması durumu: Gece teheccüd namazı terkedilemez bir farz durumuna getirmek, farz-ı ayın olmayan cihadı farz-ı ayın gibi kabullenmek, her türlü gidilebilir iken mesela hacca yürüyerek gitmeyi görev bilmek. Olmayan bir şeyi ibadet düzeyinde iş edinmek gibi uygulamalar buna örnek görülebilir. - Farz ve vacip olmayan işleri farz ve vacip düzeyinde görüp terkedilemez zannetme de hatadır. Allah Teâlâ’nın emrettiği işler arasında farz veya değil tasnifi yapmasının hikmeti kaldırılmış olmaktadır. Peygamber aleyhisselamın bile kimi zaman terk ettiği bazı nafileleri hiç terk edilemez görmek böyle bir uygulamadır. Yolculukta nafileleri hiç terk etmemek bunun örneğidir. Başka bir örnek de tavaf ederken neye mal olursa olsun Hacerulesved’i öpmeye çalışmak da başka bir örnektir. - Mubah olan şeyleri yasak gibi görmek de hatadır. Adeta mubahlarla meşgul olan cennete gidemez gibi kabul edilmiş olur ki aslında böyle bir anlayış dine karşı da bir cürettir. - Dinde var olan ruhsatları kullanmamak da yanlıştır. Emreden de Allah, ruhsat veren de Allah olduğuna göre kulun ruhsatları sakıncalı gibi görmesi temelden yanlıştır. Örnek olarak hasta olanın orucunu ertelemesi bir ruhsattır. Doktorun tavsiyesine rağmen bu ruhsatı hata gibi görmek gayet yanlış bir iş olur. - Farklı fetvalar ve hükümler bulunduğunda en ağır ve en zor olanı tercih etmek bir fazilet değildir. Müslüman insanın neden kendisine böyle bir “zoru arama” mantığı oluşturduğunu incelediğimizde şunlar dikkatimizi çeker: Dinin esasını bilememek, kör taklit ve özenti, kolayından sevap biriktirme emeli, yanlış zühd ve takva anlayışı, ihtiyatlı olma arzusu, eski hatalarından kurtulma takıntısı, çok ve gereksiz sorgulama, vesvese, riya ve şöhret hastalığı. Bu tür zorluğu tercih etme uygulamalarının kişinin dindarlığına ve Müslüman toplum yapısına getirebileceği muhtemel tehlikeler de vardır. Şu başlıkları örnek olarak kaydedebiliriz: Dinin yanlış anlaşılması, bidate kapı aralanması, önceki ümmetlerin dindarlarına benzeme riski, zoru aradıkça Allah’ın kuluna zorluk yaratması, kişinin esasen kendisini zayıf ve yetersizliğe itmesi, bunun sonucu olarak da daha az ibadet ve daha az etkili bir kişilik oluşması, başkalarının hakkının çiğnenmesi, erken bıkma ve terk etme oluşması, doğan bir sonuç olarak günahlara yol açma zikredilebilir. Bu tür uygulamaları yapanların genelde kendilerine özellikle ilk üç asırdaki kimi âbidlerin mesela bir rekâtta hatim yapmasını örnek almaları da dikkat çeker. Bu noktada deriz ki: - Bir kere o tür haberlerle dinimizin temel kurallarını karşılaştırdığımızda bize düşen dinimizin kurallarına sarılmaktır. Biz kişilere değil dinimize bağlıyız. - Bu tür nakillerin bir bölümü abartılı ve aslı ispat edilemez haberlerden oluşmaktadır. - İlk dönem âbidlerinden doğru olduğuna inandıklarımız için de söyleyeceğimiz bir söz vardır. O söz de şudur: O şahsiyetlerin bulunduğu zaman dilimi, çevreleri ve özel konumları onları bizim onlarla kıyas edilmemiz zor olarak bir seviyeye getirmiş olabilir. Bazı kulların keramet seviyesine gelmesi bunun açık bir örneğidir. Biz o noktaya gelmeyi, onların ulaştığı en üst seviyeden başlayan bir süreçle elde etmeye çalışırsak yanılırız. O noktaya şeriatın çizgileri ile yürüdüğümüz bir yolda gelmeyi hedeflemeliyiz. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.

Hocam, benim babam bir tarikata bağlı ve kendisi çok değerli bir insandır. Bizi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kadın veya erkek hepimiz bütün ümmetimiz için hatta insanlık için endişe taşımalıyız. Bu konuda da muhakkak hesaba çekileceğiz. Yalnız şunu da bilmemiz gerekir: Herkes takati kadar sorumludur. Takatimizin üstündekinden sorumlu değiliz. Bir ikinci gerçek de şudur: Sorumluluk alanımız en yakınımızdan başlayarak çevremizden uzaklaştıkça azalarak devam eder. Bugün Halep veya başka bir yer, bize coğrafya olarak yakınlığı ve bizim takatimizin etkisi açısından sorumluluk alanımızda durmaktadır. Siyaset, ekonomi veya bir benzeri yardım edebileceğimiz her şey bu noktada önemlidir. Dua ise sürekli ve her yer için takatimiz dâhilindedir.

Hocam bir kadın olarak Halep’teki kardeşlerim için ne yapabilirim? Bundan hesaba
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Suriye veya bir başka yer hakkında öncelikle o bölgenin insanları, o sorunun içinde yoğunluğu olanlar konuşup karar vermelidirler. Dert hepimizin derdidir ama çözümü o derdin en yakınında olanların üretme ihtimali daha yüksektir, başarı oranı da öyle yüksektir. Bu nedenle olayın uzağında olanlar olarak kendimizi istişare mevkiinde görmeli, takatimizin en uç noktasına kadar da destek olmalıyız. Ümmet olarak tek vücut gibiyiz ama ağrı olan bölgeye yaklaşıldıkça hissiyat ve uygulama da yoğunlaşır. Rabbim muinimiz olsun.

Hocam Suriye’de cihat eden farklı gruplar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.