Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hac için ihrama girdiği hâlde Arafat’a çıkmayan kimsenin (fevât) ne yapması gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Muhsar, ihrama girdikten sonra iradesi dışında gerçekleşen bir engel dolayısıyla hacda Arafat vakfesini veya umrede tavafı yapamayan kimsedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/590; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/255) Bu durumdaki kişi, Hanefîlere göre hac veya umre yapamayacağına kanaat getirdikten sonra kurbanını keser ve ihramdan çıkmış olur. Henüz ihsâr hedyi kesilmeden ihramdan çıkılması veya ihram yasaklarının ihlal edilmesi durumunda ceza gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/175; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/592) Şâfiîlere göre ise kurban kesmenin yanında ihramdan çıkmaya niyet edilmesi ve saç tıraşı olunması gerekir. (Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/52; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/316) Ayrıca Hanefîlere göre ihsâr sebebiyle yapılamayan hac veya umre, daha sonra kazâ edilmelidir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/176) Hac için ihrama girenler, bir hac ve bir umre; kırân haccı için ihrama girenler, bir hac ve iki umre; umre için ihrama girenler sadece bir umre kazâ ederler. (Serahsî, el-Mebsût, 4/109) Şâfiîlere göre ise hangi ibadet için ihrama girilmişse yalnızca onun kazâsı gerekir. Ancak nâfile hac veya umrenin kazâ edilmesi gerekmez. (Mâverdî, el-Hâvî, 4/352; Kalyûbî, Hâşiye, 2/189)
Kırân haccı için ihrama giren kimse, ihram yasaklarından herhangi birini işlemesi hâlinde Hanefîlere göre birisi hac, diğeri umre ihramının ihlalinden dolayı iki ceza öder. Mesela bir kimse, bir gündüz veya gece elbise giyerek ihram yasağı işlese ceza olarak iki dem (iki koyun veya iki keçi kesmek) gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/219; Merğînânî, el-Hidâye, 1/171; Serahsî, el-Mebsût, 4/119; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/10) Şâfiî mezhebine göre ise kırân haccı için ihrama giren kişinin ihram yasağı işlemesi hâlinde tek bir ceza ödemesi yeterlidir. Bu durumdaki kişi, ceza olarak bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/291; Mâverdî, el-Hâvî, 4/319) Bunun yanında kırân haccına niyet eden kişi, umrenin tavaf ve sa‘yini yaptıktan sonra saçını tıraş etmekle ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Zira Hanbelîler dışındaki üç mezhebe göre kırâna niyet eden kişi, bu haccını temettu‘ haccına dönüştüremez. (bk. İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 2/98-99)
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren bir kadın, umre tavafını tamamladıktan sonra sa‘y yapmadan ihramdan çıkmak amacıyla saçını kısaltırsa ihramdan çıkmış olur. Bu kişinin yine de umrenin sa‘yini yapması gerekir. Ancak vacip olan sa‘yi saç tıraşından sonraya bıraktığı için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Haddâd, el-Cevhera, 1/172; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/473, 553) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerindendir. Dolayısıyla sa‘y yapmadan saç kısaltmakla ihramdan çıkılmış olmaz; ihram yasağı işlenmiş olur. Bu kişi, umre sa‘yini yapar ve saçını kısaltarak ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden önce saçını kısalttığı için kendisine ceza gerekir. Ceza konusunda ise dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih eder. (bk. Mâverdî, el-Hâvî, 4/156; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/297, 312 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/110, 129-130)
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa‘y yapmadan tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa‘yini yapar, ancak tertibi terk ettiği için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 248) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerinden biri olduğu için kişi sa‘y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa‘yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi sa‘yi tamamlamadan önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise iki dem, altı gün oruç veya on iki fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/130)
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa‘y yapmadan tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa‘yini yapar, ancak tertibi terk ettiği için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Merğînânî, el-Hidâye, 1/163; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 248) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerinden biri olduğu için kişi sa‘y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa‘yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi sa‘yi tamamlamadan önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise iki dem, altı gün oruç veya on iki fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/130)
Hanefî mezhebine göre temettu‘ haccı yapmak üzere umre ihramına girdikten sonra âdet gördüğü için umre tavafını yapamayan ve Arafat’a çıkma zamanına kadar temizlenemeyen kadın, saçını kesmeden umresini kalben iptal eder ve yeni bir niyet ve telbiye (ihrama girenlerin lebbeyk şeklinde başlayan zikir cümlelerini söylemesi) ile hac için ihrama girerek Arafat’a çıkar. Bu şekilde hareket eden kadın, ifrad haccı yapmış olduğu için şükür kurbanı kesmesi gerekmez. İptal ettiği umreyi haccını tamamladıktan sonra kazâ eder. Bundan dolayı da ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban edilmesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/160-161) Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Vedâ haccında Hz. Âişe (r.anhâ) Mekke’ye vardıktan sonra umreyi yapmadan âdet olmuştu. Hac zamanına kadar da temizlenemeyeceği için Hz. Peygamber (s.a.s.) ona, umre ihramını iptal etmesini ve Arafat’a çıkılacağında hac için ihrama girmesini söyledi. Hz. Âişe’ye (r.anhâ) hacdan sonra yapamadığı umreyi kazâ ettirip bir de kurban kestirdi. (Buhârî, Hayız, 1, 15 [294, 316]; Müslim, Hac, 111-120 [1211]) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bu durumdaki bir kadın, umresini iptal etmez, kırân haccına niyet eder ve vakfesini yapmak üzere Arafat’a gider. Arafat dönüşünde hac ve umre niyetiyle bir tavaf ve bir sa‘y yapar. Ayrıca kırân haccı için kurban keser. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/170-171)
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Hac ibadeti, sağlık, malî imkân ve yol emniyeti yönünden haccetme imkânına sahip, hür, akıl sağlığı yerinde ve bulûğ çağına erişmiş Müslümanlara farzdır. Bu şartları taşıyanların, imkân bulduklarında geciktirmeden bu farzı yerine getirmeleri gerekir. Kur‘ada adı çıkan kimsenin, kendisi için resmî işlem yaptırıp başkası adına vekâleten hac yapması doğru değildir. Zira bu, gerçekliğe aykırıdır ve insanları yanıltmadır. Oysa Müslümanın her hâl ve şartta dürüstlükten ayrılmaması, toplumu yanıltıcı tutum ve tavırlardan uzak durması gerekir. Dolayısıyla bu tür yollara tevessül edilmemeli ve kur‘ada adı çıkan kimse, kendi adına hacca gitmelidir.
Erkeklerin elbise giymeleri, başlarını veya yüzlerini örtmeleri, kadınların ise yüzlerini örtmeleri, ceza gerektiren ihram yasaklarındandır. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/8-9; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/547) Vücudun baş ve yüz dışındaki herhangi bir yerinin mazeretsiz olarak sargı ile sarılması mekruh olmakla birlikte ceza gerektirmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/127-128; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/242) Baş veya yüzde giyme ve örtme işlevi taşımayan bir şey kullanılması da ceza gerektiren durumlardan değildir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/185; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/488) Buna göre ihramlı kimsenin gözlük, saat, kemer, toka vb. aksesuarları takması veya baş ve yüz dışındaki bir yerinde atel, bandaj gibi sargı malzemeleri kullanması ihram yasağı kapsamına girmediğinden herhangi bir ceza gerektirmez.
İhrama giren kimseye sair zamanlarda mubah olan bazı fiilleri yapmak, ihramlı olduğu müddetçe yasak hâle gelir. Bunlardan biri de elbise giymektir. Giyimle ilgili yasaklar, sırf erkekler içindir. Kadınların ise ihrama girdikten sonra bürünmesi gereken özel bir kıyafet yoktur; ancak yüzleri açık olmalıdır. Vücudun baş ve yüz dışındaki bir yerinin nevresim veya battaniye gibi giysi olarak kullanılmayan bir şeyle örtülmesi, elbise giymek anlamına gelmediğinden ihram yasakları kapsamında değerlendirilmez. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 2/184; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/293) Bu itibarla yüzü ve başı örtmeden nevresim, battaniye vb. bir şey ile ayaklar da dâhil olmak üzere vücudu örtmek herhangi bir ceza gerektirmez.
Remel, erkeklerin tavafın ilk üç şavtında hızlı adımlarla çalımlı bir şekilde yürümesi; ıztıbâ‘ ise tavaf esnasında sağ omuz ve kolu açık bırakmak demektir. Remel ve ıztıbâ‘, sadece ardından sa‘y yapılacak tavaflarda sünnettir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/14) Remel, bu tür tavafın ilk üç şavtında, ıztıbâ‘ ise bütün şavtlarında yapılır. Tavaf namazı kılarken ıztıbâ‘ yapmak mekruhtur. Hanefîlere göre sa‘y esnasında ıztıbâ‘ yapılmazken (Kâsânî, Bedâ’i, 2/147; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/481, 495) Şâfiîlere göre yapılabilir. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/287) Remel ve ıztıbâ‘nın terk edilmesi durumunda herhangi bir ceza gerekmez.
Hanefîlere göre abdestsiz, cünüp ya da âdetli olarak yapılan veya üç ya da daha az şavtı eksik olup iade edilen tavaflarda kişi ihramdan çıkmamışsa tavafı ihramlı olarak iade eder; ihramdan çıkmış ise iade için yeniden ihrama girmesi gerekmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/163; Zeylaî, Tebyîn, 2/60; Aynî, el-Binâye, 4/362) Umre tavafı geçersiz olarak yapıldığında, saç tıraşı olmakla ihramdan çıkılmış olmaz. Bu nedenle tavaf ve sa‘y yeniden yapılırken ihramlı olarak edâ edilir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/517-518; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/478) Ancak saç tıraşı olmakla ihram yasağı işlenmiş olduğundan ceza gerekir.
Aynı ihram yasağının aynı mekân ve zamanda birden fazla işlenmesi hâlinde tek bir ceza yeterlidir. Farklı mekân ve zamanda işlenmesi hâlinde ise İmam Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Şâfiîlere göre her bir ihlal için ayrı ayrı ceza gerekir. İmam Muhammed’e göre aynı ihram yasağının farklı mekân ve zamanda da olsa birden fazla ihlal edilmesi hâlinde henüz bir ceza ödenmediyse bütün ihlaller için tek bir ceza yeterlidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/188-190, 217-218; Zeylaî, Tebyîn, 2/55-56; Aynî, el-Binâye, 4/341-342; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/523)