Fetva Meclisi
Soru
Hocam Allah nasip ederse Ramazan’da umre vazifesi için Mekke’de olacağız. Dua eder, dua bekleriz. Bazı sorularım var: İhrama girmeden 1-2 dakika önce içinde parfüm bulunan bir pişik kremi kullansam ceza gerektirir mi? Bu tamamen pişik olmamak niyetiyle yapılan bir durum. Aynı kremi ihrama girdikten sonra kullansam hükmü değişir mi? İhrama girmeden hemen önce deodorant kullanmak caiz midir? İhramlıyken ibadet sırasında vücutta kalıcı olacak bir deodorant bulunması ceza gerektirir mi? Normal hayatımda peçe kullanıyorum. Umrede ihrama girince peçe takmak yasak mıdır? İhramlıyken yüzümü örtmemem daha mı uygun olur? Şimdiden Allah razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Kadınların ihramlı iken yüzlerini açık bulundurması vaciptir. Bu kadına ait ihram yasaklarından birisi olup kadınlarla ilgili genel bir hükümdür. Şu anki tesettürünüzde peçe kullanmanız bu yasağı esnetmez. Ancak içinde yaşadığımız fitne durumu göz önüne alınca “kendini fitneden güvende kılmak isteyen kadın” veya “genç kadınların peçe kullanmaları” daha doğru olabilir. İhramlı iken peçe kullanma konusunda bir kararlılığınız olursa başınızın alın tarafına bu iş için üretilmiş özel şapka koyarak peçenizin yüzünüze temasını önleyebilirsiniz. Bunu ihramınızı peçeli olarak yapmak isteğinize bir çözüm olarak değerlendirebilirsiniz.
Selamünaleyküm. Umresi biten bayanın veya erkeğin kendi saçını traş etmesinde sakınca yoktur. Aynı şekilde fitneden emin olmak isteyen bayanın yüzüne peçe takmasında da sakınca yoktur. Genç bayanların takmasını özellikle tavsiye eden görüşe uymak daha doğrudur. Allah ibadetinizi kabul buyursun.
İhramlı kimsenin vücuduna, saç, sakal gibi bir uzvunun tamamına, süslenmek ya da güzel görünmek için krem, yağ, jöle, saç kremi, briyantin sürmesi ya da kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boyaması durumunda kendisine dem (koyun veya keçi kesmek); bir uzvun tamamına değil de bir kısmına bunu uygulaması hâlinde de bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre kına için herhangi bir ceza gerekmezse de diğerleri için ceza gerekir ve bu durumdaki kişi bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383) Tedavi için sürülen ilaç, merhem, krem ve yağlar için ise bir şey gerekmez.
İhramlı kimsenin vücuduna, saç, sakal gibi bir uzvunun tamamına, süslenmek ya da güzel görünmek için krem, yağ, jöle, saç kremi, briyantin sürmesi ya da kına, saç boyası ve benzeri şeylerle boyaması durumunda kendisine dem (koyun veya keçi kesmek); bir uzvun tamamına değil de bir kısmına bunu uygulaması hâlinde de bir fitre miktarı sadaka vermesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/161) Şâfiî mezhebine göre kına için herhangi bir ceza gerekmezse de diğerleri için ceza gerekir ve bu durumdaki kişi bir dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/383) Tedavi için sürülen ilaç, merhem, krem ve yağlar için ise bir şey gerekmez.
Hac veya umre yapmak için İHRAMA GİRMEK veya İHRAMLI OLMAK bir kıyafetin adı değildir. Normal zamanlarda yapabileceğin bazı şeyleri yapmamaya niyet etmeye (kendine harem getirme anlamında) ihrama girmek denmektedir. Dilimizde “ihrama girmek” erkekler açısından dikişsiz elbise giymek için kullanılan iki parça havluya bürünmek olarak anlaşılmıştır. Kullanılan o kumaşlara da ihramlık adı verilmektedir. İhram bir ibadet değildir. Hac ve umre ibadetinin yapılmasında gereken bir araçtır. İhrama girmek niyet etmek ve telbiye getirmektir. Hac veya umre için niyet eden ve telbiye getiren kişi ihrama girmiş olur. Bu kişi erkek ise üzerindeki dikişli elbiseleri çıkarması gerekir. Çıkarmazsa hata etmiş olur. Hatanın durumuna göre de cezası olur. İhrama giren kimseye şu durumlar yasaktır: İhrama niyet etmiş biri ihramdan çıkana kadar bedeninden tüy alamaz. Saç, bıyık, sakal veya herhangi bir kılı alamaz. Makyaj malzemesi olan bir şeyi kullanamaz. Koku bile süremez. Erkekler dikişli bir elbise giyemez. Takke bile kullanamaz. Ayakkabı giyemez. Eşiyle cinsel ilişki veya onu çağrıştıracak hareketler yasaktır. Kara avı hayvanı avlamak, insanlarla tartışmak, çirkin konuşmak yasaktır. Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak, diş çektirmek, kan aldırmak, iğne yaptırmak, çiçek koklamak, kemer bağlamak, kol saati kullanmak, çanta kullanmak, baş açık kalacak şekilde battaniye ile örtünmek, zararlı hayvanları öldürmek yasak değildir. İhram yasaklarından biri işlendiğinde yasağın durumuna göre de cezaları vardır: İhramlı iken Arafat vakfesinden önce cinsel ilişkiye girmek haccı bozar. O hac tamamlanır ama ileriki yıllarda yeniden yapılması gerekir. Bu yanlıştan dolayı da küçükbaş hayvan kurban edilir. Arafat vakfesinden sonra ama tıraş olmadan önce cinsel ilişkiye girilirse hac iptal olmaz ama büyükbaş hayvan kurban edilmesi gerekir. Umre için ihram giyen biri tavafı yapmadan cinsel ilişkiye girerse umresi boş olur. O umreyi tamamlar ama sonra da küçükbaş bir kurban keser. Süslenme, koku kullanma, elbise giyme, tıraş olma gibi bir suç işlendiğinde ise kurban veya sadaka gerekir. Mesela başını gün boyu örttü ise küçükbaş hayvan kurban eder. Kısa bir zaman örttü ise sadaka verir. İhramda iken bu yasakların unutarak veya ihmal gibi bir sebeple yapılması cezayı değiştirmez, hata işlendi ise ceza ne ise onu yerine getirir.
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikâttan ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac menâsikinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse Hanefîlere göre bulunduğu yerden ihrama girer ve bir koyun veya keçi kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-14) Buna “ceza hedyi” denir. Bu tür kurbanlar, Harem sınırları içinde kesilmek kaydıyla kurban bayramı günlerinde kesilebileceği gibi diğer günlerde de kesilebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/181; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/499)