Fetva Meclisi
Soru
Devlet hastanesinde uzman doktor olarak görev yapıyorum. Mesai saatlerimiz 8.30-12.00 arası. Sabah mesaisi sonrasında 1 saat öğle arası yapıyoruz ve sonrasında 13.00-16.30 arasında çalışıyoruz. Şu an öğle namazı vakti mesai saatleri arasına denk geldiği için poliklinik tenha olduğunda çıkıp öğle namazımı kılıp geri tekrar işime dönüyorum. Bu arada genellikle -vakit dar değilse- namazları sünneti ile birlikte kılıyorum. Bazı çalışan arkadaşlarım sadece farzı kılıyor. İş yerinde namazların sünnetini de kılmamız uygun mudur? Kazandığımız parada haramlığa sebep olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir işte çalışan mü'min, iş yerinde namazları kılacaktır. Mü'min çalıştıran işveren, onun namaz kılacağını bilerek işe almıştır onu. Bu sebeple iş yerinin namaz kılmaya mani olmasını kabul etmeyiz. Yalnız işçinin de mesai anında iken namaz kılmak için camiye dışarı çıkması ve vakti uzatacak şekilde kılması da doğru olmaz. Abdestini önceden alarak ve sadece farzları kılarak kısa bir zamanda işine de zarar vermeden namaz vazifesini bitirebilir. Bu nedenle kritik işlerdeki mü'minlerin sadece farzları kılması yönünde bir tavsiyede bulunulabilir. Eğer iş ortamı açısından bir sıkıntı oluşmuyorsa elbette sünnetler de eda edilmelidir. Allah yardımcımız olsun.
Farzları ihmal etmeyin, ihmal gibi bir durum olursa hemen kaza edin. Sünnetleri de yavaş yavaş yerine oturtmaya çalışın. Mesela sabah namazının sünnetini hemen yerine oturtun. Sonra öğlenin ilk sünnetini... gibi bir plan yapın. Meraklanmayın, düzelir bu biiznillah. Mezhebi de dert etmeyin, yaşadığınız yerde hangi âlimler yaşıyorsa onların mezhebi gibi yaşamaya bakın. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ sizi muhafaza buyursun, batıla karşı yardımcınız olsun. Hakkı tutan kaldıran mümin olmayı size kolay kılsın. Bir Müslüman için “namaz kılmamaya/ertelemeye ruhsat” hiç bir zaman olamaz. Dolayısıyla “o belirttiğiniz durumlarda namazı erteleyin” gibi bir fetva olamaz. Sizin durumunuzdaki bir müminin şu şekilde bir uygulama yapması mümkündür: 1- Namazı vaktinde normal zamanlarda olduğu gibi eda etmeye kararlı olun. 2- Bir darlık söz konusu olduğunda sünnetlerini bırakarak sadece farzı kılın. 3- Namazı ilk vaktinden son vaktine kadar erteleme ile uygun bir vakitte kılmaya fırsat bulamazsanız öyle bir durumda öğleyi ikindi ile sadece farzlarını birleştirerek kılabilirsiniz. Akşamı da yatsı ile birleştirerek kılabilirsiniz. Bu da şu demektir: Gün içinde öğleye vakit bulamayacağınız bir durumda ikindi vaktinin son anı olan akşam namazı vaktine kadar ikisini birlikte kılmanız mümkündür. Buna cem etme diyoruz. Aynı şey akşam ve yatsı için de yapılabilir. Ya da sıkışık durumlarda önceden vakit ayarlama imkânı varsa ikindiyi öğlenin vaktine, yatsıyı da akşamın vaktine çekebilirsiniz. Bu da caiz olur sizin için. Yeter ki namazsız bir gününüz olmasın. Sabah namazı için ise böyle bir uygulama yoktur. Yalnız bu uygulama sadece sizin gibi olağan dışı olayların baskısı altında olanlar için getirilmiş bir ruhsattır. Her şeye rağmen bunu da yapma fırsatınız olmaz ise siz niyetinizi namazı kılmaya hazırlıklı tutun. Silah bırakıp kıbleye yönelemezseniz Allah Ğafûrdur. Allah yardımcınız olsun.
Bir namazın vaktinin çıkmasına kalan vakit sadece farzı kılmaya yetecek kadar ise farzı kılmak, sünnetleri bırakmak gerekir. Rahat rahat sünnetler de kılınabilecekse sünnetleri kılmak evla olur. 45 dakika yeterli ve geniş bir vakittir, sünnetler öyle bir durumda kılınmalıdır. 15 dakika kadar kaldı ise sadece farz kılınmalıdır.
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Hayır. Sünnet namazların yeri ile farz namazların yeri aynı değildir. Farz namaz, sadece sevap elde etmek için eda edilen bir ibadet değildir. Farz namazda ana maksat, Allah’ın kesin bir emrini yerine getirmektir. Bu emir yerine getirilirken de sevap elde edilmiş olmaktadır. Sünnet namazlarda ise durum böyle değildir. Sünnet namazlar daha çok sevap kazanmak için kılınmaktadır. Terk edildiğinde sevaptan mahrumiyet söz konusudur. Genel olarak sünnet namazların kılınmasını şu çerçevede değerlendirmemiz uygundur: a- Fıkıhtaki adıyla nafile namazlar (halk dilinde sünnet namazlar ifadesi de aynı anlamındadır) her şeyden önce, Allah adına tavsiyelerde bulunan Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin tavsiye ettiği ibadetlerdendir. Yani nafileler ibadettir. İbadet bizim yaratılış maksadımızdır. Emredilmemiş, tavsiye ve teşvik noktasında tutulmuş olması, Allah’ın kullarına rahmetinden dolayıdır. ‘Emir’ dairesinde olmamaları, değersiz görülmelerine neden değildir. Rabbimiz lütfedip, onları da kılacaksınız dememiştir. Deseydi, namaz yükümüz kat kat olacaktı. Belki de o yükün altında ezilecektik. b- Nafile namazlar, farz namazların öncesinde ve sonrasında kılındığında farzlar için ‘namaza giriş/çıkış’ görüntüsünde oldukları için adeta bir hazırlık ve farzı daha uygun bir ortamda eda etmeye yardımcıdırlar. Bu anlamda, nafileleriyle namaz kılanla, nafilelerden tecrit edilmiş olarak namaz kılan arasında belki gözle görülemeyecek çapta, ama bir fark muhakkak vardır. Ve bu fark namaz kılanın aleyhine bir farktır. c- Farzların önünde ve ardındaki nafilelerin dışında kalan nafilelerde ise durum daha farklıdır. Sadece farz namaz zaviyesinden yirmi dört saati incelerken günü beşe bölebiliriz. Nafile uygulamasıyla beraber bu bölme daha yüksek rakamlarla olur. Namaz gibi huşu gerektiren bir ibadet ciddiyetiyle günün taksim edilmesi ve edilmemesi arasında önemli farklar vardır. Bu fark kulun, günü değerlendirmesine muhakkak yansıyacaktır. d- Nafile namazların ‘Sünnet’ sınıfında anılmaları, ilk anda Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi çağrıştırmaktadır. Bir namazın, Sünnet adıyla anılması, ihmal edilmesinde sakıncasızlığı çağrıştırıyorsa bu nübüvvet makamına karşı algılama hatasına neden olur. Aslında hiçbir Müslüman bu hatayı kabullenmez. Bu nedenle, kılınmasında ihmalkârlık yapılsa bile, bazı namazların Sünnet adıyla anılmasını, hafife alma nedeni olarak görmek yanlıştır. e- Mümkün olduğu kadar nafile namaz kılmayı hedef olarak benimsemek en doğru olanıdır. Hedef fazlaca kılmak olmalıdır. Ancak nafile namaz kılma hedefi, bir farzın ihmaline, ertelenmesine neden olmamalıdır. Çünkü farzlar, nafilelerden öncedir ve önemlidir. f- Nafile namazlar, Şeriat’ın temel ilkeleri dışına taşamaz. Nafile, kulların da belirleyebileceği kurallar anlamında değildir. Dolayısıyla bid’at olan hiçbir ibadet görüntülü eylemin değeri yoktur. Bunu da bilmek gerekir. Bilhassa, belirli gecelerde ihdas edilen namaz türlerinin ne kadar Sünnet asıllı olduğu titizlikle araştırılmalıdır. Din ilave kabul etmez. En az eksiltme kabul etmediği kadar, ilave de kabul etmez.
iş konusundaki diğer fetvalar
Açık veya kapalı olmasından önce kadının erkekle bir ofiste çalışmasının üçüncü kişileri şeytan olabilecek bir ortam oluşturmak olacağını unutmamalısınız. Bundan uzak durun, riskle başlamayın işinize. Allah yardımcınız olsun, işinizi bereketli kılsın.
Sen, sendeki durumu gizlemeden, olduğun gibi görünerek onlar seni işe alıyorlarsa senin bir vebalin olmaz.
Sırf bu nedenle hata yapılmış olmaz. Bulunduğun bölümü en iyi şekilde değerlendir, imanının gereğini yapmakta gecikme, gerisi iyi olur biiznillah.