Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kekeme olan kimse başkalarına namaz kıldırabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Namaz kıldırmada özür sahibinin kıraatinin iyi olması keraheti kaldırmaz. Özürlü olmayanın özürlünün arkasında cemaat olması mekruh görülmüştür. Buradaki özrün abdestle ilgili olduğunu da bilmeliyiz.
Namazı geçerli olacak kadar Kur’ân okuyamayan, okuyabilene imamlık yapamaz. Çünkü imamın durumu, kendisine uyan kimselerin durumundan daha aşağı olmamalıdır. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/366-367; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/144)
Abdest bakımından özür sahibi olan kişi, kendisi gibi özür sahibi olanlara imam olarak namaz kıldırabilir. Fakat Hanefilere göre bu kişi özür sahibi olmayanlara imam olamaz. Çünkü imamın durumu cemaatin durumundan aşağı olmamalıdır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/58) Şâfiîlere göre ise özür sahibi olan kimse, özür sahibi olmayanlara imamlık yapabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/483)
Aleykümselam.Faizi inkâr etmedikçe arkasında namaz kılınabilir. Daha iyi bir imam bulunca onun arkasında kılarsınız.
Selamünaleyküm. Tevbe edenin günahından ötürü mü'min kimliği soruşturulmamalıdır. Tevbe etmemiş büyük günahlardan birini işleyenin de daha iyisi varken imam olması doğru değildir. Namaz için 'caizdir' diyebilsek de onun imam olmaması gerekir.
Selamünaleyküm. Namazı muhakkak kılacak. Mesela besmeleyi okuyarak kıraati yapacak. Ertesi gün bir âyet daha derken farz olan kadar öğrenecek ama namazı bırakmayacak.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Herhangi bir harfi ağız yapısı sebebi ile doğru telaffuz edemeyen kişi eğer cemaatte bu harfleri düzgün okuyabilenler yoksa tercih edilen görüşe göre cemaate imamlık yapabilir. Harfleri doğru telaffuz eden başka bir kimse varsa bu kimsenin imâmeti caiz olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/581-582; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/86)
Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre Kâbe’nin etrafında da olsa cemaatle namaz kılınırken, imamın bulunduğu taraftaki cemaatin imamdan önde olmamaları şarttır. Dolayısıyla imamın bulunduğu taraftaki cemaat, imamdan önde olursa imama uymuş kabul edilmez ve namazları geçerli olmaz. Diğer yönlerdeki cemaatin, Kâbe’ye imamdan daha yakın bulunmaları ise imama uymalarına engel olmaz. Mâlikî mezhebine göre ise imamın cemaatten önde olması şart değildir. Ancak zaruret olmaksızın cemaatin, imamdan önde olması mekruhtur. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/157; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/254; İbn Rüşd, el-Beyân ve’t-Tahsîl, 1/484)
Namaz kıldıracak kişinin, imâmet ehliyetine sahip olması gerekir. Kur’ân okuyamayan, namazın nasıl kılınacağını bilmeyen ve akıl sağlığı yerinde olmayan kişi ile erginlik çağına ulaşmamış çocuğun namaz kıldırması caiz değildir. Haramı helal, helali haram saymadıkça büyük günah işlemiş de olsa Müslüman bir kişi, namaz kıldırabilir; arkasında kılınan namaz da sahihtir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “İyi ve kötü (muttaki ve günahkâr) her Müslüman’ın arkasında namaz kılınız.” (Dârekutnî, es-Sünen, 2/404 [1768]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 64 [594]; Cihâd, 34 [2533]) buyurmuşlardır. Hadiste bir ilke ortaya konulmaktadır; o da, mümin olan ve namaz kıldırabilecek asgari bilgiye sahip olan bir kimsenin namaz kıldırabileceğidir. (Serahsî, Şerhu siyeri’l-kebîr, 1/156-157; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/370) Ancak imamın günah işlemekten sakınan, cemaat tarafından sevilen, güzel ahlaklı bir kimse olması tercih edilir. Bu vasıflara sahip birisi varken, fasık yani açıkça büyük günah işleyen veya küçük günahta ısrar eden kişinin imam olması Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre mekruhtur. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/350; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/560; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 2/23)
Farklı bir mezhebe mensup olan imama uyarak namazı cemaatle kılmakta bir sakınca yoktur. Zira mezhep farklılığı namazda iktidaya (imama uymaya) engel değildir. Her ne kadar “başka bir mezhepten olan imam, namazda iken muktedinin mezhebine göre namazı bozan bir davranışta bulunursa, muktedinin namazı fasit olur” (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/84; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/562-563) şeklinde bir içtihat varsa da bu konudaki daha doğru yaklaşım, imamın kendi mezhebine göre namazı bozulmadığı sürece, hangi mezhepten olursa olsun ona uyan kişinin de namazının tamam olduğu yaklaşımıdır. Bu son görüş, selefin uygulamalarına muvafık olduğu gibi cemaat ruhunun gereğiyle de uyumludur. Nitekim İmam Ebû Yûsuf, kan aldırdıktan (hacamat) sonra abdest almadan imamlık yapan Halife Harun Reşid’in arkasında namaz kılmıştır. (İbn Ebü’l-‘İz, Şerhu’l-‘akîdeti’t-Tahâviyye, 368-369) Ayrıca imamın kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırmak da gerekmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr 1/562-563)
İmamlık yapabilmek için namaz sahih olacak kadar Kur’ân’ı ezbere okuyabilmek (kıraat) ve namaz hükümlerini bilmek şart olduğu gibi namazın rükünlerini ifa edebilecek seviyede bedenen sağlıklı olmak da şarttır. Kişinin kollarından biri veya her ikisinin bulunmaması, namazın rükünlerinden birini yerine getirmeye engel olmadığından böyle bir kimsenin imamlık yapması caizdir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/144)