Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kollarından biri veya her ikisi bulunmayan kimse namaz kıldırabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Namazı geçerli olacak kadar Kur’ân okuyamayan, okuyabilene imamlık yapamaz. Çünkü imamın durumu, kendisine uyan kimselerin durumundan daha aşağı olmamalıdır. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/366-367; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/144)
Namazı inkâr eden birini işçi olarak bulundurmak kalbe rahatsızlık veren bir durumdur. Kılmayan ise günahkârdır, günahkâr çalıştırmamak gibi bir tercihimiz olamaz. Kim günahsızdır, herkesin bir kusuru bulunur.
Namaz kılarken başkasına imam olmanın şartları vardır. O şartlardan biri baba/oğul ilişkisi şeklinde değildir. İmam olma açısından böyle bir imamlığın hiçbir engeli yoktur.
Ne güzel bir iş yapıyorsunuz; Allah mübarek kılsın. Sakın ara vermeyin, şeytan ecrinizi kaybetmeye yol bulmasın. Kimin fıkıh bilgisi daha üstün ise imam o olsun. Fıkıh bilgisinde aynı durumda iseniz evli olanınız imam olsun. Her durumda eşit iseniz sırayla birer gün namaz kıldırın. Mübarek olsun.
İki kişi ile cemaat oluşur. Ondan sonra da ne kadar kalabalıklaşırsa ecir de o kadar çoğalır. Allah'a emanet olun.
Hiçbir namaz vaktinden önce kılınmaz. Kılınacak olsa bile yeniden kılınması gerekir.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Kadının erkeklere namaz kıldırması, bütün mezheplere göre caiz değildir. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/146; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/576; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe'a, 1/372) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Ümmü Varaka’ya kendi ev halkına namaz kıldırabileceği yönünde verdiği izin (Ebû Dâvûd, Salât, 62 [591]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 1/597 [1909]), sadece ona özel bir uygulama olarak değerlendirilmiştir. Diğer bazı yorumlara göre ise Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bu izni, o evdeki veya mahalledeki kadınlara namaz kıldırabileceğini ifade etmektedir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) “Dikkat edin! Hiçbir kadın erkeğe imam olmasın.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-Salavât, 78 [1081]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/128 [5131]) şeklindeki buyruğu da bunu göstermektedir. Nitekim Asr-ı Saadet de dâhil olmak üzere tarihî süreç içinde bunun bir başka örneği de görülmemiştir. Bunu caiz görmek, dinde olmayan bir şeyi dine sokmaktır ki buna bid’at denilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), bidatin dalalet olduğunu haber vermiştir. (Müslim, Cum'a, 43 [867]; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6 [4606])
Namaz kıldıracak kişinin, imâmet ehliyetine sahip olması gerekir. Kur’ân okuyamayan, namazın nasıl kılınacağını bilmeyen ve akıl sağlığı yerinde olmayan kişi ile erginlik çağına ulaşmamış çocuğun namaz kıldırması caiz değildir. Haramı helal, helali haram saymadıkça büyük günah işlemiş de olsa Müslüman bir kişi, namaz kıldırabilir; arkasında kılınan namaz da sahihtir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “İyi ve kötü (muttaki ve günahkâr) her Müslüman’ın arkasında namaz kılınız.” (Dârekutnî, es-Sünen, 2/404 [1768]; bk. Ebû Dâvûd, Salât, 64 [594]; Cihâd, 34 [2533]) buyurmuşlardır. Hadiste bir ilke ortaya konulmaktadır; o da, mümin olan ve namaz kıldırabilecek asgari bilgiye sahip olan bir kimsenin namaz kıldırabileceğidir. (Serahsî, Şerhu siyeri’l-kebîr, 1/156-157; İbn Nüceym, el-Bahr, 1/370) Ancak imamın günah işlemekten sakınan, cemaat tarafından sevilen, güzel ahlaklı bir kimse olması tercih edilir. Bu vasıflara sahip birisi varken, fasık yani açıkça büyük günah işleyen veya küçük günahta ısrar eden kişinin imam olması Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre mekruhtur. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/350; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/560; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 2/23)
Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre bir kadının, kadınlara namaz kıldırmasında bir sakınca yoktur. Bu görüşte olanlar, Hz. Peygamber’in (s.a.s.)Ümmü Varaka’ya kendi ev halkına namaz kıldırmasına izin vermesini (Ebû Dâvûd, Salât, 62 [591]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 6/405 [27324]; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 1/597 [1909]) delil gösterirler. Hanefî mezhebine göre kadının, kadınlara namaz kıldırması caiz olmakla birlikte, mekruhtur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/59) Kadının kadınlara namaz kıldırması hâlinde, cemaatten öne geçmeyip diğer kadınların hizasında/arasında durması gerekir. (Abdürrezzâk, el-Musannef, 3/140-141 [5080]; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/148; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/565-566)
İmamın özürden uzak ve salim/düzgün bir kıraate sahip olması gereklidir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/557-558) Dilinde kekemelik olan kişi Kur’ân-ı Kerîm'i doğru olarak okuyabiliyorsa başkalarına imam olabilir. Ancak doğru ve düzgün bir şekilde okuyamıyorsa, kendisi gibi kekeme olanlara imamlık yapabilirse de kıraati düzgün olanlara imam olamaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/581-582; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/145)
İmam, kılınan namazın türü itibarıyla, kendisine uyan kişiden aşağı durumda olmamalıdır. Ancak cemaat imamdan daha aşağı durumda olabilir. Buna göre; nâfile namaz kılan kimse farz namaz kılana imam olamaz; fakat farz namaz kılan ise nâfile namaz kılana imam olabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/58-59; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 1/371; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/590; Desûkî, Hâşiye, 1/339; Buhûtî, er-Ravd, 134) Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: ‘‘Farz namaz, bir günde iki kere kılınamaz.” (Dârekutnî, es-Sünen, 2/285 [1544]; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, 2/78 [6675]) Bir vaktin namazı iki kere kılınamayacağına göre, ikinci kere kılınan namaz nâfile olacaktır. Bu durumda imam cemaatten daha alt konumda olacağından o kişinin imamlığı geçerli olmaz. Şâfiî ve Hanbelîlerde tercih edilen görüşe göre farz namaz kılacak olan kişi, nâfile namaz kılana uyabilir. Bu içtihatlara göre bir vaktin farz namazını kılmış olan kimse aynı vakit için başkalarına imam olabilir. Kendi kıldığı nâfile, cemaatin namazı da farz olarak geçerli olur. (Mâverdî, el-Hâvî, 2/316; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/166)