Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Kişi, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Henüz tavaf yapmadan sa‘y yapan ve tıraş olan kimsenin sa‘yi geçerli değildir. Zira sa‘yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/134) Dolayısıyla bu durumdaki kişi, ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa‘yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368) Öte yandan bu süreç içerisinde ihlal edilen diğer ihram yasakları için de ayrıca ceza ödenir.
Hanefîlere göre abdestsiz, cünüp ya da âdetli olarak yapılan veya üç ya da daha az şavtı eksik olup iade edilen tavaflarda kişi ihramdan çıkmamışsa tavafı ihramlı olarak iade eder; ihramdan çıkmış ise iade için yeniden ihrama girmesi gerekmez. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/163; Zeylaî, Tebyîn, 2/60; Aynî, el-Binâye, 4/362) Umre tavafı geçersiz olarak yapıldığında, saç tıraşı olmakla ihramdan çıkılmış olmaz. Bu nedenle tavaf ve sa‘y yeniden yapılırken ihramlı olarak edâ edilir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/517-518; İbn Cüzey, el-Kavânîn, 89; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/478) Ancak saç tıraşı olmakla ihram yasağı işlenmiş olduğundan ceza gerekir.
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa‘y yapmadan tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa‘yini yapar, ancak tertibi terk ettiği için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Mergīnânî, el-Hidâye, 1/163; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 248) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerinden biri olduğu için kişi sa‘y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa‘yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi sa‘yi tamamlamadan önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise iki dem, altı gün oruç veya on iki fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/130)
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren ve umre tavafını yaptıktan sonra sa‘y yapmadan tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu durumda umrenin sa‘yini yapar, ancak tertibi terk ettiği için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Merğînânî, el-Hidâye, 1/163; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 248) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerinden biri olduğu için kişi sa‘y yapmadan tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Bu durumda yapması gereken, şayet elbise giymişse tekrar ihram bezlerine bürünerek umrenin sa‘yini yapmak ve ondan sonra tıraş olarak ihramdan çıkmaktır. Ayrıca bu kişi sa‘yi tamamlamadan önce tıraş olduğu ve elbise giydiği için kendisine iki ceza gerekir. Ceza konusunda ise iki dem, altı gün oruç veya on iki fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/130)
Umre için ihrama girip tavaf ve sa‘y yaptıktan sonra tıraş olmayı unutan kişinin, hatırladığı anda hemen tıraş olması gerekir. Şayet bu süre içinde ihlal ettiği ihram yasakları varsa ihlal edilen yasağın durumuna göre gerekli olan cezayı öder.
Hanefî mezhebine göre umre yapmak üzere niyet edip ihrama giren bir kadın, umre tavafını tamamladıktan sonra sa‘y yapmadan ihramdan çıkmak amacıyla saçını kısaltırsa ihramdan çıkmış olur. Bu kişinin yine de umrenin sa‘yini yapması gerekir. Ancak vacip olan sa‘yi saç tıraşından sonraya bıraktığı için kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/163; Haddâd, el-Cevhera, 1/172; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/473, 553) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise sa‘y, umrenin rükünlerindendir. Dolayısıyla sa‘y yapmadan saç kısaltmakla ihramdan çıkılmış olmaz; ihram yasağı işlenmiş olur. Bu kişi, umre sa‘yini yapar ve saçını kısaltarak ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden önce saçını kısalttığı için kendisine ceza gerekir. Ceza konusunda ise dem, üç gün oruç veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih eder. (bk. Mâverdî, el-Hâvî, 4/156; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/297, 312 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/110, 129-130)
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Saç veya sakalın dörtte birini ya da daha fazlasını veya ense, kasık yahut koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimseye Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişiye ise bir fitre miktarı sadaka verme yeterli olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464) Diğer taraftan mazereti olan ihramlı kimse, saçını, sakalını veya vücudunun herhangi bir yerini tıraş edebilir. Ancak ihramlı kimsenin tıraş olması ceza gerektirir. Çünkü mazeretli olmak, tıraş olmayı mubah kılsa da cezayı düşürmez. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/9-10; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549) Ceza konusunda ise muhayyerlik hakkından yararlanabilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/159; Zeylaî, Tebyîn, 2/56) Bu itibarla hastalık gibi bir özür nedeniyle saç veya sakalın en az dörtte birini ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin tamamını tıraş eden ihramlı kimse, Hanefîlere göre dem (koyun veya keçi kesmek), üç gün oruç tutma veya altı fakire bir fitre miktarı sadaka verme seçeneklerinden birini tercih ederek fidye öder. Saç veya sakalın dörtte birinden daha azını ya da ense, kasık veya koltuk altlarındaki tüylerin bir kısmını yahut bacak, göğüs ve diğer uzuvların tamamını tıraş eden ihramlı kişi ise bir fitre miktarı sadaka verme ya da bir gün oruç tutma seçeneklerinden birini tercih edebilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/549-550, 557-558; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 461-464, 472-473)
Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre vekil, hac veya umre vazifelerini edâ esnasında dem (koyun veya keçi kesmek), bedene (deve veya sığır kesmek) veya sadaka gerektiren bir yasağı ihlal ederse söz konusu cezaların bedelini kendisi öder. Zira ceza gerektiren yasakları bizzat kendisi ihlal etmiştir, bunun müvekkille (yerine haccedilen) bir ilgisi yoktur. Diğer taraftan ihsâr (ihrama girildikten sonra irade dışı gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesinin yapılamaması) nedeniyle kesilecek olan kurban, adına haccedilecek kişinin (müvekkilin) malından karşılanır. Zira ihsârda vekilin herhangi bir kusur ya da ihmali yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; Aynî, el-Binâye, 4/476; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/456; Uceylî, Hâşiyetü’l-cemel, 2/393-394)
Sürekli burun kanaması, idrarını tutamama, sürekli kusma, yellenme, yaranın sürekli kanaması ve akması, kadınların istihâze durumları gibi abdesti bozan ve süreklilik taşıyan bedenî rahatsızlıklara özür, böyle bir özrü olan kimselere de özür sahibi denir. Bir kimsenin ibadet konusunda özür sahibi sayılabilmesi için özrünün, bir namaz vakti içinde abdest alıp namaz kılacak kadar bile kesilmemesi ve her namaz vaktinde en az bir defa tekrarlaması gerekir. Özür hâli, sebebin tam bir namaz vakti süresince kesilmesiyle ortadan kalkar. Namaz hususunda özür sahibi sayılan kimse ile istihâze olan kadın, tavafta da özür sahibi kabul edilir. Hanefî mezhebine göre özür sahibi kimse ve istihâze olan kadın, her namaz vakti için abdest alır ve vaktin çıkışına kadar tavafını bu hâliyle yapmaya devam eder. Bu kimseler, tavaf esnasında vaktin çıkması hâlinde abdestini yeniler ve tavafına kaldığı yerden devam ederler. Ayrıca bu özre binaen elbisenin kirlenmesi, tavafa zarar vermez. Özür sahibi kimse veya istihâze olan kadın, özrü dışında abdesti bozan farklı bir durum meydana gelmedikçe vakit içinde aldığı abdestle dilediği kadar farz, vacip, sünnet, kazâ, cuma ve bayram namazı kılabilir, Kâbe’yi tavaf edebilir ve Mushaf’a dokunabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/28-29, 44; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/298, 305-306; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 236-237) Şâfiî mezhebine göre özür sahibi kimse veya istihâze olan kadının yapacağı her farz tavaf için ayrı ayrı abdest alması gerekir. Bu abdest ile dilediği kadar nâfile tavaf yapabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/281-282; Râfiî, el-‘Azîz, 1/298-299, 326) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibi veya istihâze olan kadının abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir hâlin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/116-117) Özürlü kişi, abdestini yenilemede ciddi zorluklarla karşı karşıya kalırsa Mâlikî mezhebinin bu görüşüyle amel edebilir.
Bayramın ilk üç gününde şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, vaktinde atamadığı taşları dördüncü gün atmalıdır. Hanefîlere göre bayramın dördüncü günü fecr-i sâdıktan, Şâfiîlere göre ise bayramın üçüncü günü güneş battıktan sonra Mina’da bulunan kimseye, bayramın dördüncü günü her üç cemreyi de taşlamak vacip olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/283) Dolayısıyla dördüncü günü daha önce atmadığı taşları atmak üzere Mina’ya giden kişinin dördüncü gün için de her üç cemreye taş atması gerekir. Aksi hâlde terk edilen veya eksik bırakılan taşlar için ceza ödenmelidir.
Bayramın birinci günü Akabe cemresine atılacak yedi taşın Müzdelife’den toplanması müstehaptır. Diğer günlerde ise atılacak taşların toplanacağı özel bir yer yoktur. Kişi, bu günlerde atacağı taşları dilediği yerden toplayabilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/137; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/379)
Bayramın ilk üç gününde şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, vaktinde atamadığı taşları dördüncü gün atmalıdır. Hanefîlere göre bayramın dördüncü günü fecr-i sâdıktan, Şâfiîlere göre ise bayramın üçüncü günü güneş battıktan sonra Mina’da bulunan kimseye, bayramın dördüncü günü her üç cemreyi de taşlamak vacip olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/283) Dolayısıyla dördüncü günü daha önce atmadığı taşları atmak üzere Mina’ya giden kişinin dördüncü gün için de her üç cemreye taş atması gerekir. Aksi hâlde terk edilen veya eksik bırakılan taşlar için ceza ödenmelidir.