Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, taşlarını dördüncü günü atacak olursa o gün için de taş atması gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bayramın ilk üç gününde şeytan taşlamayı terk eden veya eksik bırakan kimse, vaktinde atamadığı taşları dördüncü gün atmalıdır. Hanefîlere göre bayramın dördüncü günü fecr-i sâdıktan, Şâfiîlere göre ise bayramın üçüncü günü güneş battıktan sonra Mina’da bulunan kimseye, bayramın dördüncü günü her üç cemreyi de taşlamak vacip olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/138; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/283) Dolayısıyla dördüncü günü daha önce atmadığı taşları atmak üzere Mina’ya giden kişinin dördüncü gün için de her üç cemreye taş atması gerekir. Aksi hâlde terk edilen veya eksik bırakılan taşlar için ceza ödenmelidir.
Şeytan taşlamada, her günün taşının kendi vakti içinde atılması esastır. Ancak herhangi bir sebeple vaktinde atılmayan taşların taş atma süresi içinde kazâ edilmesi vaciptir. Taş atma süresi, bayramın dördüncü günü, güneşin batması ile son bulur. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre vaktinde atılmayan taşlar, şeytan taşlama günleri içinde kazâ edilse bile cezası düşmez. Mazeretsiz olarak şeytan taşlamayı tamamen terk etmek veya bir günde atılması gereken taşların yarıdan çoğunu atmamak, İmam Ebû Hanîfe’ye göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Bir veya daha çok günün taşının atılması terk edilse bile hepsi için bir dem yeterlidir. Her gün için atılması gereken taşların yarıdan fazlası atılmış ise eksik bırakılan her bir taş için sadaka gerekir. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre taş atma süresi içinde kazâ edildiği takdirde cezası düşer. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64-65) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise vaktinde atılmayan taşlar, bayramın dördüncü günü güneş batmadan önce atıldığı takdirde kazâ değil edâ sayılır. Bu gecikmeden dolayı ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/307-308)
Şeytan taşlama vakti, Hanefî ve Mâlikîlere göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan; Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise arefe gününü bayrama bağlayan gece yarısından itibaren başlar. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/137; İbn Abdilber, el-Kâfî, 1/374, 410; Büceyrimî, Tuhfe, 2/445; Buhûtî, Keşşâfü’l-kınâ‘, 1/1001) Buna göre bayram gecesi, gece yarısından önce şeytan taşlamak, hiçbir mezhebe göre sahih/geçerli değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; Dimyâtî, Hâşiye, 2/326; Haraşî, Şerhu Muhtasarı Halîl, 2/336-337; İbn Kudâme, el-Mukni‘, 128) Bu itibarla vaktinden evvel atılan taşların, en geç bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar iade edilmesi gerekir. Şayet iade edilmezse ceza gerekir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/65; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/278-279)
Akabe cemresini taşlamanın zamanı, Hanefî mezhebine göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar, ikinci gün fecr-i sâdıka kadar devam eder. Buna göre fecr-i sâdıktan önce yapılan taşlama geçerli olmayıp vakti içerisinde iadesi gerekir. Taşlar bu zaman diliminde atılmazsa dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e göre vaktinde atılamayan taşlar, bayram sonuna kadar kazâ olarak atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise Akabe cemresine taş atma, arefe gününü bayramın birinci gününe bağlayan gece yarısından itibaren başlar, aynı gün güneşin batışına kadar devam eder. Bu zaman diliminde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılsa geçerli olur ve herhangi bir ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/307-308) Günümüzde organizasyon gereklilikleri, yaşanan izdiham ve diğer zorluklar sebebi ile bu görüşle amel edilebilir.
Bayramın birinci günü Akabe cemresine atılacak yedi taşın Müzdelife’den toplanması müstehaptır. Diğer günlerde ise atılacak taşların toplanacağı özel bir yer yoktur. Kişi, bu günlerde atacağı taşları dilediği yerden toplayabilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/137; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/515; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/379)
İmam Âzam Ebû Hanîfe’ye göre Akabe cemresine taş atma, kurban kesme ve saç tıraşı olma arasındaki sıralama vaciptir. Bu üç nüsük arasındaki tertibe uymayan kimseye dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. Ziyaret tavafının bu üç nüsükten sonra yapılması ise sünnet olup aksi durum ceza gerektirmez. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/470, 517; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 257) Mâlikî mezhebine göre ise Akabe cemresine taş atmanın, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafından önce yapılması vaciptir. Kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma görevleri arasındaki tertip ise menduptur. Dolayısıyla Mâlikîlere göre vacip olan tertibin ihlalinde dem (koyun veya keçi kesmek) gerekirken mendup olan tertibin ihlalinde ceza gerekmez. (Saîdî, Hâşiyetü’l-adevî, 1/544) Hanefîlerden Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise taş atma, kurban kesme, saç tıraşı olma ve ziyaret tavafını yapma arasındaki tertip sünnet olduğundan bu tertibe uymayan kimseye herhangi bir ceza gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/41-42; Mâverdî, el-Hâvî, 4/186; İbn Kudâme, el-Muğnî, 3/395) Günümüzde fetva ve uygulama bu yöndedir.
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Sürekli burun kanaması, idrarını tutamama, sürekli kusma, yellenme, yaranın sürekli kanaması ve akması, kadınların istihâze durumları gibi abdesti bozan ve süreklilik taşıyan bedenî rahatsızlıklara özür, böyle bir özrü olan kimselere de özür sahibi denir. Bir kimsenin ibadet konusunda özür sahibi sayılabilmesi için özrünün, bir namaz vakti içinde abdest alıp namaz kılacak kadar bile kesilmemesi ve her namaz vaktinde en az bir defa tekrarlaması gerekir. Özür hâli, sebebin tam bir namaz vakti süresince kesilmesiyle ortadan kalkar. Namaz hususunda özür sahibi sayılan kimse ile istihâze olan kadın, tavafta da özür sahibi kabul edilir. Hanefî mezhebine göre özür sahibi kimse ve istihâze olan kadın, her namaz vakti için abdest alır ve vaktin çıkışına kadar tavafını bu hâliyle yapmaya devam eder. Bu kimseler, tavaf esnasında vaktin çıkması hâlinde abdestini yeniler ve tavafına kaldığı yerden devam ederler. Ayrıca bu özre binaen elbisenin kirlenmesi, tavafa zarar vermez. Özür sahibi kimse veya istihâze olan kadın, özrü dışında abdesti bozan farklı bir durum meydana gelmedikçe vakit içinde aldığı abdestle dilediği kadar farz, vacip, sünnet, kazâ, cuma ve bayram namazı kılabilir, Kâbe’yi tavaf edebilir ve Mushaf’a dokunabilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/28-29, 44; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/298, 305-306; Mekkî, İrşâdü’s-sârî, 236-237) Şâfiî mezhebine göre özür sahibi kimse veya istihâze olan kadının yapacağı her farz tavaf için ayrı ayrı abdest alması gerekir. Bu abdest ile dilediği kadar nâfile tavaf yapabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/281-282; Râfiî, el-‘Azîz, 1/298-299, 326) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibi veya istihâze olan kadının abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir hâlin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/116-117) Özürlü kişi, abdestini yenilemede ciddi zorluklarla karşı karşıya kalırsa Mâlikî mezhebinin bu görüşüyle amel edebilir.
Hanefî ve Şâfiî mezhebine göre vekil, hac veya umre vazifelerini edâ esnasında dem (koyun veya keçi kesmek), bedene (deve veya sığır kesmek) veya sadaka gerektiren bir yasağı ihlal ederse söz konusu cezaların bedelini kendisi öder. Zira ceza gerektiren yasakları bizzat kendisi ihlal etmiştir, bunun müvekkille (yerine haccedilen) bir ilgisi yoktur. Diğer taraftan ihsâr (ihrama girildikten sonra irade dışı gerçekleşen bir engel dolayısıyla umrede tavafı veya hacda Arafat vakfesinin yapılamaması) nedeniyle kesilecek olan kurban, adına haccedilecek kişinin (müvekkilin) malından karşılanır. Zira ihsârda vekilin herhangi bir kusur ya da ihmali yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/215; Aynî, el-Binâye, 4/476; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 1/456; Uceylî, Hâşiyetü’l-cemel, 2/393-394)
Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre umrenin tavaf ve sa‘yini ara vermeden yapmak ve hemen saç tıraşı olup ihramdan çıkmak sünnettir. (Serahsî, el-Mebsût, 4/48; Kâsânî, Bedâ’i, 2/130; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/47-48; Kalyûbî, Hâşiye, 2/132-137) Dolayısıyla umre ibadetinde, tavaf, sa‘y ve saç tıraşının peş peşe yapılmasına dikkat etmek ve arada başka bir ibadet veya işle meşgul olmamak uygun olur. Bununla birlikte kişinin, umre tavafı ve sa‘yi arasında veya sa‘yini yaptıktan sonra saç tıraşı olup ihramdan çıkmadan önce nâfile tavaf yapması ibadetinin geçerliliğine engel teşkil etmez. Öte yandan umre ihramından çıkmadan nâfile tavaf yapmak isteyen kimsenin, ihram yasaklarına riayet etmesi gerekir. Ayrıca bu kişi umre tavafından ayrı olarak nâfile tavafı için de tavaf namazı kılmayı ihmal etmemelidir.