Fetva Meclisi
Soru
Selamunaleykum. Hayırlı günler. İslamda müceddit (her yy. geldigine inanılan alim) kavramı sahih bir kaynaga mı dayanıyor? Bu mücedditler vahiy, ilham vs. bilgi alabilirler mi? Örn: Mesnevinin ilk sayfasında 'bu kitap haktan inmedir' cümlesi geciyor. Bu konuları merak eden birisi olarak beni aydınlatırsanız sevinirim.
Cevap
Benzer fetvalar
Her asırda Allah Teala'nın dinini ayağa kaldıracak bir kulunu göndereceğine dair bilgi kaynağımız hadisi şeriflerdir. Dolayısıyla bir gazete haberi gibi tahlil edemeyiz bu bilgiyi. Ancak şu hususları da dikkatimizden kaçırmayalım: 1- Bu gönderme işi Allah Teala'ya aittir. Müslümanların kendi aralarından tayin ettikleri biri değildir. 2- Gelenin âlim biri olması gibi bir daraltma da yoktur. Allah Teala, bir âlimi gönderebileceği gibi bir askerî dehayı, bir toplum önderini de gönderebilir. 3- Her asırda gelecek olan kişi, dini yenilemeyecektir. Dinin yenilenecek bir tarafı yoktur. Onun işi, Müslümanların üzerindeki külleri savurmaktır. 4- Kimin filan asırdaki gönderilen olduğunu tespit etmemiz mümkün değildir. Belli bir kitlenin 'şu şahıs' diye göstermesi bir temenni olabilir; daha ileri götürülmesi boş iddiadır. 5- Emevi döneminin halifelerinden Ömer bin Abdülaziz'in böyle bir şahsiyet olduğunda neredeyse ittifak vardır. Selahaddin Eyyübî için de benzer temenniler vardır. Ama bir insanın ölümünden en az bir asır geçmeden ne yapıp yapmadığı konusunda karar vermek doğru olmaz. 6- Vahiy kapanmıştır. Vahiy iddiasında olan sapıktır. İlham ise vahiy gibi bağlayıcı değildir. İlhamı bir işaret olarak görebiliriz; hüküm kaynağı olarak görmemiz mümkün değildir. Bu konudaki yanlışı kim yaparsa yapsın sonuç değişmez. 7- Böyle bir müceddidin vazifesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şeriatını canlandırmak, Müslümanların heyecanının ve ihlasını artırmaktır. Yenilik yapan, yabancılardan fikir ve inanç aktaran bu vasıfla anılamaz. Allah Teala'dan, zamanımızın, mekânımızın mücedditleri olmayı bize lütfetmesini dileriz.
Aleykümselam. Dinimize hizmet etmek için şu veya bu iş sahibi olmak gerekmez. Her mü'minin dini için yapabileceği pek çok şey muhakkak vardır. Alim olma yöntemi ile hizmet etmeyi kastediyorsanız o ilme meyilli bir kabiliyetinizin olmasını gerektirmektedir. Bunun da bulunup bulunmadığı bu zamana kadar anlaşılmıştır. Dert etmenizi gerektiren bir durum yoktur. Siz önce İYİ BİR MÜMİN olma gayesi ile hareket edin. İyi bir mü'min oldunuz mu zaten dininiz sizden istifade etmeye başlar. Gerisini de Allah önünüzü açarak ne yapacağınızı size gösterir.
Aleykümselam. Hocam,Allah Teâlâ niyetinizi ve amelinizi rızasına muvafık kılsın. Umduğunuzdan güzeline kavuştursun sizi. Hayırlı amellerde muvaffak olmanız için dualar ederim.Mesele herhangi bir ilmihal veya tefsir meselesi değildir. Mesele bakış meselesidir. Nesillerimizi yetiştirenler, büyük bir hata ederek insanlara dinimizi camiye sıkıştırılmış bir din olarak öğrettiler. Netice de böyle oldu. Yeni bir bakışla dinimizi, ilk nesil gibi anlayıp uygulamaya yönelmemiz gerekiyor. Bu hususta da size yani Peygamber aleyhisselama vekil olan imamlara ve Kur'an muallimlerine çok iş düşüyor. Farklı bir ilmihal veya tefsir okumuyorum. Sizin de kitaplığınızda bulunan Buharî'yi, Riyazussalihin'i, Fikri Yavuz İlmihali'ni okuyorum. Ama okurken dikkatli ve gayeli okuyorum. Ümmetime acilen gerekli şeyleri bulmaya çalışıyorum. Vakit doldurmak gibi bir derdim olmuyor. Aksine işim hep vaktimden çok oluyor.
Aleykümselam. MÜCEDDİD, mü'minlerin üzerindeki gaflet külünü uçurmak için Allah Teâlâ'nın gönderdiği bir kuludur. Müceddidin dine getireceği bir yenilik yoktur, olamaz da. Din eskimediği için dinin yenilenebilecek bir bölümü yoktur. Din taptazedir. Eskiyen, üzeri küllenen mü'minler olur. Allah'ın bir kulu da o külleri savurur böylece de din hayatın içinde yenilenmiş gibi olur. Olan ve olacak olan da budur. Kimin müceddid olduğu ise o müceddidin ölmesinden sonra anlaşılabilir. Üzerinden zaman geçmeden bir insanın yaptığı işlerin neye mal olduğunu tespit etmek zordur. Müceddid yapacağını yapar, üzerinden geçen yıllar o yapılan işlerin hayatın içinde nereye oturduğunu gösterir. Geriden gelenler de, o kişinin yaptığı işlerin bir tazeleme, kül savurma oludğunu anlar. Böylece de o kişinin müceddidliği kişisel bir kanaatle değil toplu kanaatle ortaya çıkmış olur. Ömer bin Abdülaziz rahmetullahı aleyhte böyle olmuştur. Bazı grupların kendi büyüklerini müceddid olarak göstermelerini ise sadece bir taassup olarak adlandırabiliriz. O müceddid adayı bir kere buna karşı çıkıyor olmalıdır. Dinini değil kendini yenileyen birinden müceddid mi olur?
Selamünaleyküm. Kendinizi kurtarın ve ateşten uzak durun. Kimse dinimize bir kelime ilave etmemiştir. Kendinizi ve ailenizi kurtarın. Uzak durun, uzak kalın onlardan.
Selamünaleyküm. Önce, bu işi yani ayakta kalma, imanı güçlü tutma işini, mü'min olmanın en büyük gereği olarak görmelisiniz. Ankara'da değil de Mekke'de bile yaşasanız bu imtihan sizi bulacaktı. Sizin özel sorununuz değildir bu. İmtihan olmak budur, peygamberler başta olmak üzere bütün mü'minler bu badireden geçmişlerdir. Bunu böyle bilmenizin size çok yararı olacaktır. İkinci olarak da aç bir çocuğun elindeki kekin hepsini ağzına sokmaya çalışması gibi bir tutum içine girip, bir haftada İslam'ın bütününü kuşatmaya kalkmayın; boğulursunuz. Adım adım ama geçmişin değerlendirmesini yaparak ilerlemelisiniz. Bu adım adımlığı, mesela tesettürde de uygulayabilirsiniz. Bir günde kapkara kıyafete girmek yerine bir sefirinde etek tipinizi, öbür seferinde baş örtüsünü derken bir yıla yayabilirsiniz tesettür durumunu düzeltmeyi. Diğer durumları da buna kıyas edin. Ara sıra evinizin dışına taşın. Bir mahreminizle beraber mesela İstanbul'da durumunu iyi gördüğünüz bir aileye açılın. Onların ne yaptıklarını izleyin. Eğer sizden iyi görrüseniz taklit edersiniz, sizden iyi değillerse hâlinize şükredersiniz, onlara tavsiyede bulunursunuz. Ne olursa olsun sakın umutsuz kalmayın, umut ve heyecan en çok muhtaç olduğunuz iki ihtiyacınızdır. Allah yardımcınız olsun.