Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Müceddid kimdir? Bir dönem içerisinde birden fazla müceddid gelir mi? Bir zâtın müceddid olması için illa âlim olması gerekir mi? Müceddid olan biri nasıl tanınır? Bazı cemaat müntesipleri kendi hoca veya liderlerini müceddid hatta Mehdi olarak görebilmektedir. Bu bağlamda yakın tarihimizde müceddid olarak bilinen veya bilinen zâtlar var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Mücahit: Allah yolunda cihat edendir. Allah'ın adının yücelmesi için ne yapılması gerekiyorsa onu yapanın yaptığına cihat denir. Müceddit: Müslümanlar arasında ortaya çıkan din hususlarındaki gevşekliğe karşı onları ikaz eden ve dini hususlarda canlılık için mücadele eden ve başaran âlim insan demektir. Bu ikisi arasında kimin üstün kimin ikinci olduğunu ancak Allah Teâlâ bilir. Kimi durumlarda müceddidin yaptıkları, pek çok mücahidin yaptığından daha büyük bir önem arz edebilir. Âlim, Kur'an'ımızın kullandığı kelimelerden biridir; dini hususlarda bilgisi olan, Allah'ı herkesten daha iyi tanıyan ve korkan demektir. 'Mürşid-i Kâmil' kavramı, ashabı kiramın bildiği kavramlardan değildir. Kâmil olmak Allah'a mahsustur. Kullar hep eksiktirler. İnsan kul oldukça kâmil olmaz.
Selamünaleyküm. Her asırda Allah Teala'nın dinini ayağa kaldıracak bir kulunu göndereceğine dair bilgi kaynağımız hadisi şeriflerdir. Dolayısıyla bir gazete haberi gibi tahlil edemeyiz bu bilgiyi. Ancak şu hususları da dikkatimizden kaçırmayalım: 1- Bu gönderme işi Allah Teala'ya aittir. Müslümanların kandi aralarından tayin ettikleri biri değildir. 2- Gelenin âlim biri olması gibi bir daraltma da yoktur. Allah Teala, bir âlimi gönderebileceği gibi bir askerî dehayı, bir toplum önderini de gönderebilir. 3- Her asırda gelecek olan kişi, dini yenilemeyecektir. Dinin yenilenecek bir tarafı yoktur. Onun işi, Müslümanların üzerindeki külleri savurmaktır. 4- Kimin filan asırdaki gönderilen olduğunu tespit etmemiz mümkün değildir. Belli bir kitlenin 'şu şahis' diye göstermesi bir temenni olabilir; daha ileri götürülmesi boş iddiadır. 5- Emevi döneminin halifelerinden Ömer bin Abdülaziz'in böyle bir şahsiyet olduğunda neredeyse ittifak vardır. Selahaddin Eyyübî için de bönzer temenniler vardır. Ama bir insanın ölümünden en az bir asır geçmeden ne yapıp yapmadığı konusunda karar vermek doğru olmaz. 6- Vahiy kapanmıştır. Vahiy iddiasında olan sapıktır. İlham ise vahiy gibi bağlayıcı değildir. İlhamı bir işaret olarak görebiliriz; hüküm kaynağı olarak görmemiz mümkün değildir. Bu konudaki yanlışı kim yaparsa yapsın sonuç değişmez. 7- Böyle bir müceddidin vazifesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şeriatını canlandırmak, Müslümanların heyecanının ve ihlasını artırmaktır. Yenilik yapan, yabancılardan fikin ve inanç aktaran bu vasıfla anılamaz. Allah Teala'dan, zamanımızın, mekânımızın mlücedditleri olmayı bize lütfetmesini dileriz.
Her asırda Allah Teala'nın dinini ayağa kaldıracak bir kulunu göndereceğine dair bilgi kaynağımız hadisi şeriflerdir. Dolayısıyla bir gazete haberi gibi tahlil edemeyiz bu bilgiyi. Ancak şu hususları da dikkatimizden kaçırmayalım: 1- Bu gönderme işi Allah Teala'ya aittir. Müslümanların kendi aralarından tayin ettikleri biri değildir. 2- Gelenin âlim biri olması gibi bir daraltma da yoktur. Allah Teala, bir âlimi gönderebileceği gibi bir askerî dehayı, bir toplum önderini de gönderebilir. 3- Her asırda gelecek olan kişi, dini yenilemeyecektir. Dinin yenilenecek bir tarafı yoktur. Onun işi, Müslümanların üzerindeki külleri savurmaktır. 4- Kimin filan asırdaki gönderilen olduğunu tespit etmemiz mümkün değildir. Belli bir kitlenin 'şu şahıs' diye göstermesi bir temenni olabilir; daha ileri götürülmesi boş iddiadır. 5- Emevi döneminin halifelerinden Ömer bin Abdülaziz'in böyle bir şahsiyet olduğunda neredeyse ittifak vardır. Selahaddin Eyyübî için de benzer temenniler vardır. Ama bir insanın ölümünden en az bir asır geçmeden ne yapıp yapmadığı konusunda karar vermek doğru olmaz. 6- Vahiy kapanmıştır. Vahiy iddiasında olan sapıktır. İlham ise vahiy gibi bağlayıcı değildir. İlhamı bir işaret olarak görebiliriz; hüküm kaynağı olarak görmemiz mümkün değildir. Bu konudaki yanlışı kim yaparsa yapsın sonuç değişmez. 7- Böyle bir müceddidin vazifesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şeriatını canlandırmak, Müslümanların heyecanının ve ihlasını artırmaktır. Yenilik yapan, yabancılardan fikir ve inanç aktaran bu vasıfla anılamaz. Allah Teala'dan, zamanımızın, mekânımızın mücedditleri olmayı bize lütfetmesini dileriz.
Hiçbir abartı kabul edilir değildir. Aslında haklarında konuşulan zatlar da böyle bir tutumdan memnun olmazlar. Yapılan olduğu gibi yanlıştır. Biz, kimin ne olduğuna karar verme makamında mıyız? Herkes dinine hizmet için ve nefsini ateşten korumak için çalışmalıdır. Şahısların konu edildiği ve abartıldığı meclislerde bulunmamak gerekir. Allah işimizi kolay ede.
Aleykümselam. İbadetlerden her biri, mü'min olarak öldüğünü bildiklerimiz için eda edilip sevaplarından istifade etmeleri umulabilir. Genel olarak ulemanın görüşü bu şekildedir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar ise şöyledir: - Mü'min olarak ölen birine arkadan gönderilecek hasenatın faydası olur. - Bu gönderme bir ticarete dönüştüğünde hiçbir değer taşımaz. Zira ibadetler Allah için yapıldığında değerlidirler. Allah için yapılan işte de ticaret olmaz. - Bu bir umuttur. Umut ise kati değildir. Kati olan şeyleri yapmak daha evladır. Mesela ölmüş insanın evladının iyilik olarak yaptığı şeyler daha değerlidir. - Kur'an'da bir ibadet olarak, ölmüş mü'min için okunduğunda elbette sevap kaynağıdır. Ne kadar ticaret, ne kadar gösteriş, ne kadar adet ve ne kadar da ihlaslı bir ibadet olarak yapıldığı ise ancak Allah Teâlâ'nın bilebileceği bir iştir. Evde, mezarda, camide farkı yoktur. İhlaslı veya ihlassız farkı olabilir.
Selamünaleyküm. Günah işleyen Mü'min, samimi bir tevbe eder, tevbesinden de caymazsa Allah onu mağfiret buyurur. Tevbeyi sulandırmak yeni bir hata olmuş olur. Elbette Mü'min, hata edecek kıvamda yaşar, her an yeni bir hata yapabilir. Önemli olan Mü'minin samimiyetini bozmaması, Allah'a vermiş olduğu sözden caymamasıdır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Peygamber aleyhisselamın bize emri, onun ve raşid halifelerinin izinden gitmektir. Önceki ümmetlerin, peygamberlerinin onlara emanet ettiği dininin yerine kendilerinin oluşturduğu icatlara uymaları, ümmet olarak kaldırılmalarının nedeni oldu. Bu ümmet, eski ümmetlerin yaptığını yaparsa yanlış yapmış olur. Yapılması gereken törenler değil Sünnet'e ittiba etmektir. Herkes şöyle bir mazerete sığınmayı tercih etmektedir: Kötü bir zamandayız, insanlar ancak böyle törenleri anlayabilmektedirler. Bu da bir mazerettir. O zaman bu mazeretin karşılığını ne kadar bulabiliyoruz? Bir kere biz, başkalarından önce kendimizi düşünmek zorundayız. Adeta biz, Sünnet'i tam anlamıyla yaşadık da, başkaları anlamakta zorlandılar, bunun üzerine de onlar için taviz vermek durumunda kaldık. Bu doğru değildir. Maalesef gerçek olan, bizim de başkaları gibi asıl yapmamız gerekeni yapmakta ayak sürtmemizdir. Zorumuza gidiyor, kolayı ile teselli buluyoruz. Mevlid kandili kutlamaları, kutlu doğum haftası ve benzerleri, sahih sünnette ve Ashâb-ı Kirâm'ın hayatında görmediğimiz uygulamalardır. Allah sonumuzu hayır etsin. Yapmamız gerekenler varken beğendiklerimizle teselli bulamayız.
Selamünaleyküm. Namazın kabulü açısından böyle bir tutumun zararı yoktur. Namaz huşuu açısından ize bunun uygun olmadığını söyleyebiliriz. Daha seviyeli ibadetler yapmak gerekir. Şeytan bu tür işlerle meşgul etmeyi iyi becerir. Ona alet olmamak da bizim becermemiz gerekendir.
Selamünaleyküm. Bir hataya iştirak etmek o hatanın günahına da ortak olmaktır. Bilhassa insanların sağlığı ile alakalı bir işte kurallara uymak gerekir. Buna göre hareket etmelisiniz.
Aleykümselam. Kız kardeşinizle bir kan bağı olmayanın sizin yeğeniniz olması mümkün değildir.
Selamünaleyküm. Babanız inşaallah mü'min olarak öldü. Alkol ve benzeri günahlar imandan çıkarmaz. Allah Teâlâ onu da bizleri de mağfiret buyursun. Babanız için duayı hiçbir zaman ihmal etmeyin. O şu anda sizin duanızla ve istiğfarınızla adeta ayakta durabilecek bir yerdedir. Yemekler, ziyafetler akıl kıtlığından başka bir şey değildir.Geçmişi ve geçirdiklerinizi unutun. Onlarla vakit kaybetmeyin. Şimdi babanız için dua edin, sadaka verin, tanıdıklarına dua etmelerini söyleyin. Ve babanızın bu kötülüğünü hiçbir şekilde anmayın, andırmayın. O anıldıkça babanızın defterleri de açılabilir.Siz üzerinize düşeni yapın. Babanızın borçları vardı ise onları ödeyin. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Ne yalan konuşun ne de hatalarınızı söyleyin. Geçmişi gömün. Tekrar geçmişe dönmeyin. Böyle bir hesabın size sorulmasına da izin vermeyin.