Fetva Meclisi
Soru
Şu anda yaşadığım yere yeni taşındım. Geçtiğimiz günlerde bir sohbete davet edildim ve bir şeyler öğrenmek gayesi ile sohbete katıldım. Ancak sohbette söylenen bir cümle benim kafamı çok karıştırdı; Bediüzzaman Said Nursi'nin 14. asrın müceddidi olduğu, ondan sonra müceddid gelmeyeceği yani son müceddid olduğu ve kendisinin mehdi olduğu söylendi. Ben de İslam alimleri konferansında alimlerin Mahmud Efendi Hazretleri'nin 15. asrın müceddidi olduğu ve özelliklerini taşıdığı konusunda birleştiklerini biliyorum. Mehdi konusuna sizin tavsiyeniz üzerine fazla girmek istemiyorum ancak Said Nursi'nin mehdi olma ihtimali var mıdır? Bu sohbetlere devam etmeli miyim?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Said Nursî rahmetullahi aleyh, kendi nevine mahsus kalemi olan biridir. Ona ait üslubu tanımayan için yabancı bir alan oluşmuş olabilir. Beyan ettiğiniz ifadeyi zannederim sizden duysa sizi şiddetle reddederdi. Derdi ahiret olan bir insan o şekilde müstekbir bir mantık sahibi olmaz. Ona intisab ettiğini iddia eden bazıları onun hakkında abartılı ifadeler kullanmaktadırlar. Korkmasalar ‘kul değildi’ bile derler. Öyleleri ne onun talebesi ne de Said Nursî’nin derdini anlamış kimselerdir. Evet, sözünü ettiğiniz ifade tarzı bunaltıcıdır ama ben şahsen o ifadeleri Said Nursî’nin genel kalemi içinde görüyor ve endişe edilecek seviyede görmüyorum. Ben onun eserlerini okurken de bana o sizin hissettiklerinizi hissettirmiyor. Aksine onun kalemindeki iman heyecanını şevkle seyrediyorum. Allah ona ve bize rahmet etsin.
Selamünaleyküm. Ciddi olalım; Kur'an'ımız Abdullah'ın oğlu Muhammed aleyhisselamdan başkasını göstermemiştir. Gerisi hüsnü kuruntudur.
Aziz kardeşim, eğer buradaki ‘işaretle’ kastedilen Said Nursi rahmetullahi aleyhin, Allah’a davet eden ve iman davasına hayatını feda eden kimliği ile Kur'an’daki ‘Allah’a davet edenler, âlimler, Allah’ın risaletini tebliğ edenlere’ ait işaret inşaallah onu da ihtiva etmektedir şeklinde bir işaret ise buna bütün yüreğimle katılırım. Biiznillah böyle olduğunu da iddia ederim. Buna karşı çıkmanın samimiyet olmadığını da söylerim. Zira Said Nursi rahmetullahi aleyh, bu ümmetin yiğit âlimlerinden, Allah’a davete hayat feda edenlerindendir. Onun bu kimliği Kur'an’ımızın işaretleri arasındadır. Böyle anlamada bir sorun yoktur. Said Nursi rahmetullahi aleyh kendisinden önceki ve sonraki sayılarını sadece Allah’ın bilebileceği kadar davet ehli ile beraber anılmış olur. Hayır maksat, Said Nursi’ye özel isim ve vasıf olarak bir işaret var, keennehu adına kayıt var gibi bir vehm söz konusu ise buna ebediyyen karşı olmak imanımızın gereğidir. Kur'an’ımız, ismen bir kişiye işaret etmiştir. O da Abdullah’ın oğlu Muhammed aleyhisselamdır. Kıyamete kadar da hiç kimse onun isminin yanına isim yazdıramayacaktır. Böyle iman etmiyor muyuz? Sevmenin gözü kör etmesi bir afettir. O afete yakalananlar yanlış yapmaktadırlar. Biz kesinlikle yanlışa karşı doğruyu müdafaa edeceğiz. Mü’miniz elhamdülillah, mü'min olmamız da bunu gerektiriyor. Said Nursi rahmetullahi aleyh hakkında yıllardır yazıyorum, cevap veriyorum. Onun bulunduğu konumu imrendiğimi, Allah’a davet yolunun mücahid bir örneği olduğunu söylüyorum ama o, asla bir sahabi değil, asla masum değil. O yiğit bir âlimdir. Âlimler de peygamberlerin varisleri olarak hak ettikleri yeri bulmuşlardır. Allah ona rahmet etsin.
Said Nursi rahmetullahi aleyh bu ümmetin içinde imrenilecek makamlarda biri olarak bulunmakta olduğuna inanıyoruz. Ne değerinin düşürülmesine ne de put haline getirilmesine razı oluruz. O olduğu yerde güzeldir, değerlidir. Belirttiğiniz söz, iman davasına hizmeti itibariyle yaptıklarının takdiri manasında söylenmiş bir söz olarak sarf edildi ise “âmin” demek zorundayız. Daha başka bir maksat ise irdelenmeye değer bir söz olarak bile görmeyiz.
Hayatını Allah'a adamış bir insan hakkında bizim söyleyecek ne sözümüz olabilir? Ancak hiçbir kitap Kur'an gibi hadis gibi okunmaz. Kur'an ve hadis haline getirilmiş kitaplar, esasen değerli olsalar da yanlış sonuçlara götürürler. Bir ilim membaı olarak okunacaksa güzel eserlerdir. Bu zamanın Kur'an'ı gibi -maazallah- görülecekse hiçbir şekilde yanaşılmamalıdır.
Hayatını dinine adadı. Zindanları evi gibi kullandı. Tehditlere güldü geçti. Mal biriktirmedi. Kişiliği müessirdi. Bu yüzden onunla bir mecliste bulunan, ondan bir daha kopmadı. İnandığı gibi yaşadı. Mahkemelere çıktığında cüreti dillere destan oldu. O, Allah'a itimat etti. Allah da onu yalnız bırakmadı. Çağını ve ülkesini aştı. Konuştuğu dili aştı. Kitapları uluslararası bir kültür haline geldi. Himmetin ve ileriyi görmenin en yakın örneklerinden biri olarak kaldı hafızalarda. Allah ondan razı olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aslında doğada yaşamaya alışmış hayvanları kafeslere koymak caiz değildir. Eğer beslediğiniz hayvan beslenmesi caiz olmayan cinsten ise yavrusunun satılması da caiz olmaz.
Mecburi görevlerimizi zorlaştıracak şekilde bir nafile oruç tutmak mekruhtur. Aile geçimini, farz ibadetleri zorlaştıracak şekilde nafile oruç tutulmamalıdır.
Pis su ile abdest alınabilir mi? Sizin örneğiniz de bunun gibidir.
Eskilerden İmam Gazali'nin kitaplarını zevkle ve heyecanla okuyabilirsiniz. Yenilerden de Hasan el-Benna ve Nedvî'nin kitaplarını tereddütsüz okuyabilirsiniz. Erkam Yayınları arasında çıkan sekiz ciltlik Riyazussalihin Şerhi'ni de ilaç niyetine okumanızda fayda vardır. İlmihal olarak da Fikri Yavuz ilmihalini rahatlıkla tavsiye edebilirim. Allah'a emanet olun.
Hiçbir namaz vaktinden önce kılınmaz. Kılınacak olsa bile yeniden kılınması gerekir.
İnsanlara zarar verenlerin zarar verdikleri şeyleri gıybet konusunda istisna edebiliriz. Her ne kadar kâfir için gıybette mü'min gibi hassasiyet aranmıyorsa da dilimizi gıybete alıştırmamamız daha doğrudur.