Fetva Meclisi
Soru
Nureddin hocam, bir arkadaş ortamında Bediuzzaman Said Nursi’ye Kur'an’da işaret edildiğini ama sizin bunu reddederek İslâm büyüklerine karşı çıktığınızı söylediler. Oradaki arkadaşlar güvendiğim kimseler olduğu için sizi savunamadım. Merakımı giderebilir misiniz Allah rızası için, siz böyle bir şeye karşı mısınız?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu sözlere, ZAHİREN ANLAŞILDIĞI GİBİ inanmam mümkün değildir, inanılmasının iman açısından tehlikeli olacağında da şüphe yoktur. Bizzat müellifinin de öyle kastetmediğini düşünenlerdenim. Neticede bir insanın sözünü okuyoruz, hatalı olması ihtimali kadar tabii bir şey yoktur. Kaldı ki kastedilen şey, “Allah yolunda yazmaya çalışıyorum, nefsani değilim biiznillah” türünden bir mesaj olmalıdır. Bu şekilde tevil etmek, büyük bir himmet sahibi mü’mini lekelemekten daha evla olsa gerek.
Bu ümmetin en zor zamanlarından birinde Allah’a iman davasına büyük hizmetler yapan, dini ve imanı uğruna hayatını zindanlarda geçirmekte sakınca görmeyen bir dava adamı olarak biliriz Said Nursi’yi. Allah ona rahmet etsin. Onu ve bütün çilekeş kullarını cennetlerine aldığında bizi de onlarla buluştursun. Böyle bilir böyle itiraf ederiz. Said Nursi rahmetullahi aleyhin ve eserlerinin etrafında ise şunu söylemeye mecburuz: - Onun iki büyük eseri vardır. Bu eserlerinin birincisi pratik hayatıdır. Eğilip bükülmeyen, kul olarak hata etse de hıyanet etmeyen, taviz vermeyen, zillete rıza göstermeyen kimliği ile bıraktığı pratikliği. Bu onun kitaplarından daha büyük bir eseridir. İkinci eseri de elimizdeki kitaplarıdır. - Bu kitaplardan oluşan eserlerini bir nevi ‘yeni Kur'an’ gibi görmek/göstermek isteyen cahilleri sadece aklı kıtlıkla itham edebiliriz. Onlar için söylenecek başka bir söz yoktur. Kur'an’a hizmet eden eserler düzeyinden onun yerine geçebilecek eserler gibi görülmesini kabul edemeyiz. Bu bir cahilliktir. Said Nursi rahmetullahi aleyhe ve davasına hıyanettir. - Aynı şekilde içi ayetlerle dolu eserleri çöpe atmayı da cahillik ve daha ötesinde bir delilik olarak görürüz. Bu da öyle bir davet adamına karşı terbiyesizliktir. Ondan da önce, içindeki yazılı ayetlere karşı terbiyesizliktir ki, o terbiyesizliğin ucunun nereye dayanabileceğini tahmin bile etmek istemeyiz. - Yine bu çerçeveden olarak, Said Nursi ve eserlerini ümmetin ortak değeri olarak değil de bir zümrenin inhisarında görmek de yanlıştır. Bilhassa yaptıkları,çalışmaları son zamanlarda bütün mü'minlerce reddedilmiş bulunan bir kişi ve fırka ile direk bağlantılı görmek yani ümmetin adamını bir grubun tekelinde görmek hayatı tanımamak olur. Eğer bu kadar kısır bir idrakle bakarsak meseleye çok geçmez, o grup Kur'an’da okurdu der ve ona da tahdit mi getiririz diye endişe edelim mi şimdi? Daha basiretli ve derin düşünmek zorundayız. Biz ümmetiz. Ümmet olarak bin bir rengi barındırıyoruz; çirkin ile güzeli, iyi ile kötüyü, hayırlı ile şerliyi, beyaz ile karayı bir arada tutuyoruz. Ümmetimizin içinde olup bitenlerle ümmetimize mal olmuş kıymetlerimizi karıştıramayız. Allah’tan korkalım. Ahireti düşünerek yapacağımızı yapalım.
Selamünaleyküm. Ciddi olalım; Kur'an'ımız Abdullah'ın oğlu Muhammed aleyhisselamdan başkasını göstermemiştir. Gerisi hüsnü kuruntudur.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Selamünaleyküm. Said Nursî rahmetullahi aleyh, kendi nevine mahsus kalemi olan biridir. Ona ait üslubu tanımayan için yabancı bir alan oluşmuş olabilir. Beyan ettiğiniz ifadeyi zannederim sizden duysa sizi şiddetle reddederdi. Derdi ahiret olan bir insan o şekilde müstekbir bir mantık sahibi olmaz. Ona intisab ettiğini iddia eden bazıları onun hakkında abartılı ifadeler kullanmaktadırlar. Korkmasalar ‘kul değildi’ bile derler. Öyleleri ne onun talebesi ne de Said Nursî’nin derdini anlamış kimselerdir. Evet, sözünü ettiğiniz ifade tarzı bunaltıcıdır ama ben şahsen o ifadeleri Said Nursî’nin genel kalemi içinde görüyor ve endişe edilecek seviyede görmüyorum. Ben onun eserlerini okurken de bana o sizin hissettiklerinizi hissettirmiyor. Aksine onun kalemindeki iman heyecanını şevkle seyrediyorum. Allah ona ve bize rahmet etsin.
Peygamber aleyhisselam efendimizden sonra bir çeşit peygamberlik iddiasında bulunan ve ona destek olan, onu kabul eden herkes elbette kâfirdir. Doğru düşünmüşsünüz. Şu iki hususa dikkat edin bundan sonra: a- Bizzat birisinin üzerinde kâfir olduğunu söylemek tam bir tespit gerektirir, çok dikkatli olunmalıdır. Genel olarak kâfir olur demek başkadır ‘şu kişi kâfirdir’ sözü başkadır. b- Siyasi olarak kendimizi yıpratmamalıyız. Yani polislik olmadan yapacağınızı yapın. Allah yardımcınız olsun.