Fetva Meclisi
Soru
Yaşadığım yerde Peygamber efendimizi -sallallahu aleyi ve sellem- anma programı adı altında İskender Evrenesoğlu (kendilerinin İmam Mehdi Resul Halife Ali Mihr diye isimlendirdikleri) isimli kişiyi çağırmışlar. Programın sonunda da okunmuş tespihle birlikte Kur'an da dağıtacaklardı. Daha sonra öğrendiğimiz bilgilere göre Kur'anları dağıtıp el öptürüp insanları tabi yapacaklarmış galiba. Çok profesyonel hazırlanmıştı. Ayet meali, hadis, Mevlana, Yunus Emre, Said Nursi vb. şeylerle insanları kandırdılar. Başta biz de anlamadık ama daha sonra bu adamı gösterince biz de beynimizden vurulmuşa döndük. Bir sürü insan toplanmış ve alkışlıyorlardı. Halk bu adamın kim olduğunu bilmiyormuş. Biz de dayanamadık ve bunu bozmak istedik çünkü insanlar inanıyorlardı. Ben ve birkaç arkadaşım plan bile yapamadan işe koyulduk; protesto ettik ve insanları dağıtmayı başardık. İş yeri sahibiyle konuştuk, adam bizi haklı buldu ve ‘buna izin veremem’ diyerek iş yerini kapattı, programı engelledi. Sorum şu; hocam biz bunu engellemek için iki arkadaşımla bağırdık; bu adama inanmayın, peygamber olduğunu söylüyor falan diye. O sırada insanları korkutmak, içlerinde şüphe oluşturmak için ben ‘bu adam kâfirdir, bu adama inanan da kâfirdir, vahiy geldiğine, peygamber olduğuna inanıyor’ diye bağırdım. Sonuçta başarılı olduk, tespihlerini de Kur'anlarını da dağıtamadılar, ellerini de öptüremediler. Acaba ben o anda ‘kâfir’ derken aşırıya mı kaçtım? Tam anlamıyla kâfir olduğuna inanarak söyledim, hala da öyle düşünüyorum. Ama yine de içim daha da rahatlasın istiyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Aziz kardeşim, eğer buradaki ‘işaretle’ kastedilen Said Nursi rahmetullahi aleyhin, Allah’a davet eden ve iman davasına hayatını feda eden kimliği ile Kur'an’daki ‘Allah’a davet edenler, âlimler, Allah’ın risaletini tebliğ edenlere’ ait işaret inşaallah onu da ihtiva etmektedir şeklinde bir işaret ise buna bütün yüreğimle katılırım. Biiznillah böyle olduğunu da iddia ederim. Buna karşı çıkmanın samimiyet olmadığını da söylerim. Zira Said Nursi rahmetullahi aleyh, bu ümmetin yiğit âlimlerinden, Allah’a davete hayat feda edenlerindendir. Onun bu kimliği Kur'an’ımızın işaretleri arasındadır. Böyle anlamada bir sorun yoktur. Said Nursi rahmetullahi aleyh kendisinden önceki ve sonraki sayılarını sadece Allah’ın bilebileceği kadar davet ehli ile beraber anılmış olur. Hayır maksat, Said Nursi’ye özel isim ve vasıf olarak bir işaret var, keennehu adına kayıt var gibi bir vehm söz konusu ise buna ebediyyen karşı olmak imanımızın gereğidir. Kur'an’ımız, ismen bir kişiye işaret etmiştir. O da Abdullah’ın oğlu Muhammed aleyhisselamdır. Kıyamete kadar da hiç kimse onun isminin yanına isim yazdıramayacaktır. Böyle iman etmiyor muyuz? Sevmenin gözü kör etmesi bir afettir. O afete yakalananlar yanlış yapmaktadırlar. Biz kesinlikle yanlışa karşı doğruyu müdafaa edeceğiz. Mü’miniz elhamdülillah, mü'min olmamız da bunu gerektiriyor. Said Nursi rahmetullahi aleyh hakkında yıllardır yazıyorum, cevap veriyorum. Onun bulunduğu konumu imrendiğimi, Allah’a davet yolunun mücahid bir örneği olduğunu söylüyorum ama o, asla bir sahabi değil, asla masum değil. O yiğit bir âlimdir. Âlimler de peygamberlerin varisleri olarak hak ettikleri yeri bulmuşlardır. Allah ona rahmet etsin.
Münafık içinden iman etmediği hâlde iman etmiş gibi görünen kâfir demektir. Aslında o da bir kâfirdir ve kâfirden daha beter azap görecektir kıyamet gününde. Peygamber aleyhisselam efendimiz zamanında münafıklar İslam dinini beşiğinde boğmaya çalışan bir şeytan projesine hizmet ediyorlardı. Şeytanın İslam’ı yok etme hayali kıyamete kadar bitmeyeceği için o tür elemanları da bitmeyecektir. O gün bir çeşit iş üzerinden çalışıyorlardı bugün bir çeşit yarın da başka bir çeşit üzerinden çalışacaklardır. Bunu tabii bir durum görüyoruz; İslam kalkmayacağına göre düşmanları da kalkmayacaktır. Bazı Müslümanların kendilerini garantide görmeleri bu gerçeği değiştirmez. Bugünün münafıklarının çalışma alanları esasında içten çökertme mantığı bakımından o günle aynı da olsa ambalajlaması bakımından farklı gibi görülebilir. Bugünün münafıkları: - Dünyaya tenezzül etmeme görüntüsü verdikleri hâlde içlerinde tapındıkları bir dünya hırsı olan kimselerdir. Bu hırsları para ile ilişkilerinde, siyasette, sosyal alanlarda fırsat bulduklarında ortaya çıkan hastalıklarıdır. - Dini dert ettiğini, her şeylerini din için yaptıklarını söylerken gerçekte din için yaptıkları hiçbir şeyleri olmayan ve bundan da hayâ etmeyen karakter sahibidirler. - Allah’ın en kesin emirlerinden olan emr-i bi’l ma’ruf/iyiliği emretmek ve nehy-i anil münker/kötülükten alıkoymak onların tavırlarında yoktur. En yakınlarındakilerine dahi bu konuda etki etmeyi düşünmezler ama dış görüntülerinde iyilik savaşçısı gibidirler. Bu isimlerle dernekler vakıflar kurarlar, toplantılar yaparlar, fotoğraflar çektirirler. Eylemde ise yokturlar. - Konuşurken “biz” zamirini kullanarak konuşup Müslümanlık propagandası yaparlar. Ellerine geçen fırsatları ise kâfirler ve onların yandaşları ile paylaşırlar. Kâfirlerle içli dışlı olmakta sakınca görmezler. - Konuştuklarında insanlara ve hayvanlara merhamette emsalleri yoktur zannedilir. Bunun propagandasını yaparlar. Bebeklere acırlar, aşılar ve ilaçlar dağıtırlar ama uygulamada hiçbir insan onların gözünde merhamete değer bir varlık değildir. Onlara görüntüsü ile zevk vermeyen hiçbir hayvana merhametleri yoktur ama propaganda yaparlar. - Herkesten önce cennete girmek ister gibi görüntü verirler. Cennetin bedeli olan ibadetlerde ise yokturlar. Ve bunlar gibi pek çok iki yüzlü kimliği ispat eden görüntüleri ile bu çağda da vardırlar ileriki çağlarda da olacaklardır. Tıpkı Allah için yaşayan ve bunu hayatında sergileyen mü'minlerin her zaman bulunduğu gibi.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
Aleykümselam.Dine hizmet sadece ders vermek değildir. İmtihan sadece hapse girmeye razı olmak değildir. Babanı, anneni ve çevreni kırmadan dökmeden idare edebilmek de bir imtihandır. Meseleye bu yönüyle bak. Bir de aşırı büyümeyi kaldırmak zor olabilir. Kuyumcu isen kuyumculuğu birinci iş, ders vermeyi de ikinci iş olarak yapmalısın. Elli kişilik bir kalabalık yerine beş kişilik kaliteli bir grup daha değerli olabilir. Şu hususu da sen ve nefsin bir de Rabbin baş başa düşünmende fayda vardır: Bunları yaparken bir dava heyecanı mı ağır basıyor sende yoksa bir gençlik hırsı mı? Bunu da test etmek için şöyle bir inceleme yapabilirsin? Bu çalışmayı sen kimin istişaresi ile yapıyorsun, bir alim, bir mürşit var mı etrafında? İki kitap alıp okumak, insanlara yön vermek için yeterli mi?
İnsanların arasını düzeltmek yani ıslah denen iş bir ibadettir ve Allah’ın emridir. Bu çağdaki kadar insanlar birbirlerinden kopmuşluk, kin dolu yürekli olma sıkıntısı yaşamamıştırlar dense yeridir. Yapmayı düşündüğünüz iş pek değerli ve gerekli bir iştir. Sizi tebrik ederim. Yalnız böyle bir işi yüzünüze gözünüze bulaştırmamak için iyi hesaplayarak ve iyi danışarak yapmalısınız. Eskilerin deyimiyle KIRK ÖLÇÜP BİR BİÇİN ki yarın yaptığınızdan sıkıntı çekmeyesiniz. Allah Teâlâ bizi yaratırken kabileler, halklar şeklinde yarattı. Her birimizi farklı kabiliyetler ve isteklerle donattı. Kadını erkeği, siyahı beyazı vesaire farklılıklarımızın her biri bir sürtüşme ve tartışma konusu nedenidir. Bunun için insanın bulunduğu yerde bir tartışma ve gerilmenin bulunmasını normal yani tabii olan görürüz. Bu yüzden de dinimiz, ihtilafı gidermeyi ibadet gibi göstermiştir bize. Bu alanda yapılacak bir çalışma bir nevi cami yapmak, medrese açmak gibidir Allah’ın izni ile. Kur'an’ımızda birden çok ayet insanların arasını ıslah etmeyi bize işimiz olarak gösterir. Özellikle Hucurat Suresinin onuncu ayeti bunu emretmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem mü'minler arasındaki münazaalara bizzat ıslah edici olarak katılmıştır. Hadislerdeki ifadelerden anlaşıldığına göre insanların arasını ıslah etmek: Pek çok nafile namazdan, oruç ve sadakadan daha hayırlıdır. Günahların mağfiret sebeplerindendir. Yerine göre böyle bir işi başarabilmek için yalan konuşmaya ve ıslahı başarma yolunda başkalarından para istemeye bile izin verilebilmektedir. Özellikle insanların kendi ihtiraslarına adeta tapındığı zamanımızda bu vazifenin önemi her zamankinden daha çok öne çıkmaktadır. Şeytanın mü'minler üzerindeki emellerinin uzaklaştırılması açısından da önemli bir ibadet durumundadır. Şöyle bir ikazı faydalı bulurum: Her şeyin profesyonelleştiği bir dünyada plansız, danışmansız bir ıslah vakfı tıkanabilir. Çalışmalarınızı yıllık, on yıllık planlara bölün. Sosyoloji ve fıkıh uzmanı danışmanlar bulun. Deyim yerinde ise bu işin kitabını yazın siz. Büyük bir iş yaparsınız. Allah yardımcınız olsun.
Öyle bir ortamda birinci ve en önemli hedefiniz ‘kendinizi korumak’ olmalıdır. Buna çok dikkat edin. Önce kendinizi yani mü'min kimliğiniz koruyun. Oraya gittiğiniz zamanla döndüğünüz zaman arasında mü'min kimliğiniz açısından bir erime varsa siz zarardasınız demektir. Siz zarar ettikten sonra diğer insanlar kâr etseler ne olur? İkinci olarak da, sözlerinizle değil tavır ve kimliğinizle örnek olarak dininize hizmet edin. Vakarınız en önemli reklamınız olsun. Üçüncü olarak da sorulduğunda bildiğinizi söyleyin ve kenara çekilin. Tartışmayın. Tartışmak size kazandırmaz, karşı tarafı ikna etmez. Söyleyin, susun ki merak uyandırsın. Ve Allah Teâlâ’nın size yardım etmesi için, sizi koruması için çok dua edin. Allah’a emanet olunuz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Endişenizde size haksızsınız diyemem. Maalesef o büyük ismin içini doldurmada sıkıntılı olanlar da bulunmaktadır. Burada sıradan mü'minler olarak şöyle yapmalıyız: a- Hepimiz dinimizi dert edineceğiz. Baştan savmayacağız ki Allah Teâlâ bizi samimi bulsun. b- İyi market, iyi usta aradığımız gibi iyi müftü, iyi hoca da arayacağız. Arama kriterimiz de maddi olmayacak. Daha takvasını, daha sözün ile özü aynı olanını aramaya çalışacağız. c- Biz üzerimize düşeni yaptı isek gerisini Allah’ın rahmetine tevdi edebiliriz. Rabbim yardımcımız olsun. Duanızı bekleriz.
Mü'min, haram işlememe esası üzerine yaşayan biridir. Direkt haram işlemek veya harama ortak olmak ya da haramlı bir yere zaruretsiz olarak katılmak mü'min işi değildir.
Şunu ebedî bir kanun olarak bir kenara yazmalısınız: Mü'min, Rabbine kavuşuncaya kadar imtihan için yaşadığı bir dünyadadır. Gündüz veya gece, yaz ya da kış, kadın veya erkek, genç ya da ihtiyar.. değişen bir şey olmaz. İmtihan imtihandır. Evde ya da fakültede, tarlada ya da dükkanda… bizi murakabe eden melekler aynı değil mi? Eğer bir yer, din adı taşıdığı hâlde dinin en hassas ilkelerini zedeleme nedeni oluyorsa bu ateşe karşı benzinle imtihan olmak demektir. Mü'min kimliğinizi korumaya mecbursunuz. Orada veya başka bir yerde, ölçünüz iman ettiğiniz Şeriat’ınız olmalıdır. Bayan erkek ilişkisi ile ilgili kuralları orada işletmeniz imanınızın gereğidir. Sakın zaruret kelimesini gevşetmeyin. Size bir önemli tavsiye daha yapabilirim: Orada erkek kadın ilişkileri açısından dikkat ettiğiniz kadar bayan bayana ilişkiler açısından da dikkatli olmalısınız. Erkek tehlikeli olduğu kadar erkekleşmiş bayan da tehlikeli olur. Buna da dikkat edin. Allah yardımcınız olsun.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabında görmediğimiz işler ve sözlerdir bunlar.
Referans; yapılacak işin selameti açısından liyakat ve ehliyet konusunda kefâlet getirme anlamında kullanılmaktadır ve gereklidir de. Ne kadar böyle olup olmadığı kişilerle Allah arasındaki bir meseledir. Bu hadisteki mesele ile bağlantılı değildir.
Kenzulummal, bilinen bir kaynaktır ama her bilgisi sahih değildir. Bu hadise gelince, fakirlik korkusu imanla alakalı bir meseledir. Mü'minin Allah'a tevekkülü sıkıntılı ise bu hadise gerek kalmadan sıkıntı kendini gösterir. Hayır, sadece bu hadisi ele almak istiyorsanız evet, yaygın kitaplar arasında değildir bu hadis.