Fetva Meclisi
Soru
Bazı fetvalarda ‘müftüye sorun’ diyorsunuz. Peki, Türkiye’deki bütün müftülerin fetvaları uygulanır mı? Müftülerin ‘bu olur’ dedikleri her şeye uyabilir miyiz? Biz kuyumcu olarak pos cihazını müftüden fetva alıp satış ve taksit yaptık. Ama Allah bize sizi tanıttı. Elhamdülillah doğruları öğrenip yapmaya çalışıyoruz. 2010 yılında Hacc'a gittiğimde Cevat Akşit hoca efendi bir topluluğa vaaz ediyordu. Pos cihazını sordum; ‘Ben kredi kartı kullanmıyorum, müftüye sor’ demişti. Zaten ben müftüye sormuştum. Bu anlattığım belki farklı şeylerdir. Ben kime fetva sorulacağını az çok öğrendim. Ya bilmeyenler ne yapacak?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Fetva verecek biri ile sizin Allah katında ne farkınız var; fetva veren kişi, dinden taviz verme yetkisi olan biri değildir ki! Onunla sizin ne farkınız var; siz, ateşten kendinizi koruyacaksınız, sizin adınıza o yanacak, bunu mu demek istiyorsunuz? Dinimiz, bir sistem değildir, dindir. Din, kıyamete kadar değişmeyecek kuralların adıdır. Bu mantıkla bakıldığında kadınların tesettüründen, oruca kadar her şeyde aynı kural geçerli olur. Altın ve gümüşün nakitle satılması kuralı hadisle sabit bir konudur. Hiç kimse bu hususta ilave bir kelime söyleyemez. İçtihada dayalı bir mesele değildir. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm.Allah sizden razı olsun. Din hepimizin dinidir. Hepimiz bu din ile cennete girmek istediğimize göre hepimiz, hocamızla talebemizle dinimize hizmet edeceğiz. Sahabe mantığı budur. Elbette serbestsiniz, dilediğiniz gibi yapabilirsiniz. Vakıftaki arkadaşlardan yardım almanız da mümkündür. Allah'a emanet olun.
Böyle bir mesele ancak bilirkişi ile çözülebilir. Benzer alanda aktif birisinin kanaati ile fetva alabilirsiniz. Sizin anlattığınız kadarıyla ortada sizin bir hakkınızın varlığı görülmüyor.
Selamünaleyküm. Sevgili kardeşim, Takva daha üstün bir seviyedir. O gözle bakarsanız çok şeyi terk etmeniz gerekir.
Selamünaleyküm. Kalbinizi dinleyin. Bakın kalbiniz doğru olanı söylüyor. Kendi elinizle kuyunuzu kazmayın.
Size üç şey söyleyebileceğim: 1- 'Fetva vermişler!' ifadesi çok basit, itimat düzeyinde değil. 2- Asla imza atmayın. 3- Ebeveyninizi üzecek bir ifade ve tavır koymayın; sadece imza atamayacağınızı, aileye her türlü yardımı yapabileceğinizi beyan edin. Allah kolaylık versin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Peygamber aleyhisselam efendimizden sonra bir çeşit peygamberlik iddiasında bulunan ve ona destek olan, onu kabul eden herkes elbette kâfirdir. Doğru düşünmüşsünüz. Şu iki hususa dikkat edin bundan sonra: a- Bizzat birisinin üzerinde kâfir olduğunu söylemek tam bir tespit gerektirir, çok dikkatli olunmalıdır. Genel olarak kâfir olur demek başkadır ‘şu kişi kâfirdir’ sözü başkadır. b- Siyasi olarak kendimizi yıpratmamalıyız. Yani polislik olmadan yapacağınızı yapın. Allah yardımcınız olsun.
Şunu ebedî bir kanun olarak bir kenara yazmalısınız: Mü'min, Rabbine kavuşuncaya kadar imtihan için yaşadığı bir dünyadadır. Gündüz veya gece, yaz ya da kış, kadın veya erkek, genç ya da ihtiyar.. değişen bir şey olmaz. İmtihan imtihandır. Evde ya da fakültede, tarlada ya da dükkanda… bizi murakabe eden melekler aynı değil mi? Eğer bir yer, din adı taşıdığı hâlde dinin en hassas ilkelerini zedeleme nedeni oluyorsa bu ateşe karşı benzinle imtihan olmak demektir. Mü'min kimliğinizi korumaya mecbursunuz. Orada veya başka bir yerde, ölçünüz iman ettiğiniz Şeriat’ınız olmalıdır. Bayan erkek ilişkisi ile ilgili kuralları orada işletmeniz imanınızın gereğidir. Sakın zaruret kelimesini gevşetmeyin. Size bir önemli tavsiye daha yapabilirim: Orada erkek kadın ilişkileri açısından dikkat ettiğiniz kadar bayan bayana ilişkiler açısından da dikkatli olmalısınız. Erkek tehlikeli olduğu kadar erkekleşmiş bayan da tehlikeli olur. Buna da dikkat edin. Allah yardımcınız olsun.
Mü'min, haram işlememe esası üzerine yaşayan biridir. Direkt haram işlemek veya harama ortak olmak ya da haramlı bir yere zaruretsiz olarak katılmak mü'min işi değildir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabında görmediğimiz işler ve sözlerdir bunlar.
Referans; yapılacak işin selameti açısından liyakat ve ehliyet konusunda kefâlet getirme anlamında kullanılmaktadır ve gereklidir de. Ne kadar böyle olup olmadığı kişilerle Allah arasındaki bir meseledir. Bu hadisteki mesele ile bağlantılı değildir.
Rabbimiz bu dünya hayatında birbirimize zulmetmemizi haram kılmıştır. İnsan, cin ve hayvan bütün mahlukat zulme karşı her şeyin adaletle hüküm altına alınacağı bir güne karşı ikaz edilmiştir. Orada tam anlamıyla adalet gerçekleşecektir. Buna göre şu incelikleri mü'min olarak zihinlerimize nakşetmeliyiz: a- Dünyada yapılan zulümler asla karşılıksız kalmayacaktır. Kıyamet gününde Allah Teâlâ yüzde yüz adaleti gerçekleştirecek mizanını kuracaktır. b- Kıyamet günü adaleti gerektirecek zulüm, en ağır işkenceden bize göre en basit zannettiğimiz kırıcı bir kelime veya harfe kadar her şeyi ihtiva etmektedir. Tarla işgalinden gıybete varıncaya kadar her şey bu zulüm kavramına dahildir. c- Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde adaleti ile düzelteceği zulüm kimden olursa olsun, mazlum kim olursa olsun kural aynıdır. Buna göre de mazlum mü'min bir insan veya kâfir bir insan, cin veya hayvan olabilir, hüküm aynıdır. Zulmeden kâfir zulüm gören de mü'min ise adalet işler. Zalim mü'min, mazlum kâfir ise adalet işler. O kadar ki, iki hayvan arasında bile adalet işletilecektir. Elbette iki hayvan arasındaki adalet, insanlar arasındaki adalet değil Allah Teâlâ'nın azametinin ispatı cihetinde anlaşılabilecek bir adalet olur. d- O günkü adalete dosya ertelememek gerekir. Büyük küçük demeden herkes, ikinci bir insandan veya hayvandan hak geçirmeden üzerine ahirete gitmelidir. Eğer bir hak varsa burada helalliği muhakkak alınmalıdır. Orada hak sahibinin mü'min mi kâfir mi olduğuna bakılmayacağına göre burada kâfir bir hak sahibinden bile helallik alınmalıdır. e- Ahirette helalleştirilme yani adaletin nasıl sağlanacağı konusunda ayrıntılı bilgimiz yoktur. İnsanların ibadetlerinden alınıp verileceği veya günahlarından yüklendirileceği şeklinde temel bir bilgimiz vardır ama bu mü'minler arasındaki helalleşme içindir. Kâfirlerle orada nasıl helalleşileceğine dair açık bir nas bilmiyoruz. Helalleşme kesin ama şekli meçhuldür. Bu da bizim kâfirlerden hak taşıma riskimizi daha dikkatli düşünmemizi gerektirmektedir. f- Kâfirler iki grupta ele alınabilirler. Birinci grup, bizimle savaşan, bize karşı kastı bulunanlardır. Onlarla aleni bir savaş içinde bulunuyorsak doğal olarak savaş şartları ile onlara muamele ederiz. Dinimizin savaş şartları hakkındaki talimatları açıktır. İkinci grup ise bizimle bir savaşı olmayan ve bize karşı kastı bulunduğuna dair bir bilgimiz bulunmayanlardır. Onlarla ilişkilerimiz tam anlamı ile bir insanî ilişki niteliğinde olur. Bilhassa bunların hakkının üzerimizde kalması kesinlikle ağır bir vebaldir. Onların kâfir olmaları haklarının ihlal edilebilmesi neticesini getirmez. Gerekiyorsa onlarla burada helalleşme yolunu buluruz, ahirete kaldığında ise onların hakkı bizden muhakkak alınır. Allah'a emanet olunuz.