İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Kâfirden helallik istenir mi?

Cevap

Rabbimiz bu dünya hayatında birbirimize zulmetmemizi haram kılmıştır. İnsan, cin ve hayvan bütün mahlukat zulme karşı her şeyin adaletle hüküm altına alınacağı bir güne karşı ikaz edilmiştir. Orada tam anlamıyla adalet gerçekleşecektir. Buna göre şu incelikleri mü'min olarak zihinlerimize nakşetmeliyiz: a- Dünyada yapılan zulümler asla karşılıksız kalmayacaktır. Kıyamet gününde Allah Teâlâ yüzde yüz adaleti gerçekleştirecek mizanını kuracaktır. b- Kıyamet günü adaleti gerektirecek zulüm, en ağır işkenceden bize göre en basit zannettiğimiz kırıcı bir kelime veya harfe kadar her şeyi ihtiva etmektedir. Tarla işgalinden gıybete varıncaya kadar her şey bu zulüm kavramına dahildir. c- Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde adaleti ile düzelteceği zulüm kimden olursa olsun, mazlum kim olursa olsun kural aynıdır. Buna göre de mazlum mü'min bir insan veya kâfir bir insan, cin veya hayvan olabilir, hüküm aynıdır. Zulmeden kâfir zulüm gören de mü'min ise adalet işler. Zalim mü'min, mazlum kâfir ise adalet işler. O kadar ki, iki hayvan arasında bile adalet işletilecektir. Elbette iki hayvan arasındaki adalet, insanlar arasındaki adalet değil Allah Teâlâ'nın azametinin ispatı cihetinde anlaşılabilecek bir adalet olur. d- O günkü adalete dosya ertelememek gerekir. Büyük küçük demeden herkes, ikinci bir insandan veya hayvandan hak geçirmeden üzerine ahirete gitmelidir. Eğer bir hak varsa burada helalliği muhakkak alınmalıdır. Orada hak sahibinin mü'min mi kâfir mi olduğuna bakılmayacağına göre burada kâfir bir hak sahibinden bile helallik alınmalıdır. e- Ahirette helalleştirilme yani adaletin nasıl sağlanacağı konusunda ayrıntılı bilgimiz yoktur. İnsanların ibadetlerinden alınıp verileceği veya günahlarından yüklendirileceği şeklinde temel bir bilgimiz vardır ama bu mü'minler arasındaki helalleşme içindir. Kâfirlerle orada nasıl helalleşileceğine dair açık bir nas bilmiyoruz. Helalleşme kesin ama şekli meçhuldür. Bu da bizim kâfirlerden hak taşıma riskimizi daha dikkatli düşünmemizi gerektirmektedir. f- Kâfirler iki grupta ele alınabilirler. Birinci grup, bizimle savaşan, bize karşı kastı bulunanlardır. Onlarla aleni bir savaş içinde bulunuyorsak doğal olarak savaş şartları ile onlara muamele ederiz. Dinimizin savaş şartları hakkındaki talimatları açıktır. İkinci grup ise bizimle bir savaşı olmayan ve bize karşı kastı bulunduğuna dair bir bilgimiz bulunmayanlardır. Onlarla ilişkilerimiz tam anlamı ile bir insanî ilişki niteliğinde olur. Bilhassa bunların hakkının üzerimizde kalması kesinlikle ağır bir vebaldir. Onların kâfir olmaları haklarının ihlal edilebilmesi neticesini getirmez. Gerekiyorsa onlarla burada helalleşme yolunu buluruz, ahirete kaldığında ise onların hakkı bizden muhakkak alınır. Allah'a emanet olunuz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, dilese yok eder. Etti de. Nice milletler, izleri bile kalmayacak şekilde helak olup gittiler. Korkunç azaplarla yok oldular. Allah Teâlâ o zaman diledi, yaptı. Şimdi de dilese yapar. Peki, neden yapmıyor? Biz, olayı kendimizle sınırlı görüyoruz. Mü’minler olarak biz varız, bir de kâfirler var. Hayat da bizimle sınırlıymış gibi tasavvur ediyoruz. Gerçek ise böyle değildir. Hayat Âdem aleyhisselamla başladı. Son insana kadar da devam edecek. Bir defa, muhatap kitle bizden ve onlardan ibaret değildir. Bizim bilmediğimiz geçmişte ve gelecekteki milyarlar var. Yer de bizim yerimizden ibaret değildir. Bütün bir âlem söz konusudur. Zaman da, bizim içinde sadece bir nokta kadar kalabileceğimiz geniş bir zamandır. Milyarlarca insanın ve on binlerce yılın içinde birkaç insan ve birkaç nokta, tepeden bakıldığında ne kadar görülebilir? Bizim bakışımızla, Allah Teâlâ’nın bakışı arasında önemli bir fark olacağını,bu farkın da verilecek karara etki edeceğini bilmemiz gerekir. Bir ayrı nokta da şudur: Küfrü ve batılı yaratan Allah’tır. Batıl kendiliğinden ürememiştir. Allah Teâlâ kâinatı yaratırken, her taşın yerini belirlemiş, bir damla suyun bile ne zaman ve nerede yaratılacağını tayin etmiştir. Hakkın karşısına dikilecek batılı ve onun başı olan şeytanı, bilerek ve bir maksada binaen O yarattı. O’nun yaratması kesinlikle bir hikmete dayalıdır. Boş ve gereksiz bir şey O’nun mülkünde olamaz. Kul, Rabbinin işindeki hikmeti bilemeyebilir. Bu gayet tabiidir. Kul neyi ne kadar biliyor ki, o derin hikmetleri bilsin? Bilemediği için de karşı durmaz, tereddütler içinde kalmaz. Kalbi rahattır. Çünkü Allah’ın mülkünde yersiz ve gereksiz şey yoktur. Yılan bile gereklidir. Kış gereklidir. En az yaz kadar gereklidir. Üşüsek de, üşümesek de bu böyledir. Başka bir noktadan bakıldığında ise şu gerçeği görürüz: Doğruya neden doğru denmektedir? Doğru, karşısında yanlış bulunduğu için doğrudur. Ak, karanın karşısında bulunduğu için aktır. Zıtlar birbirlerinin adeta varlık nedenleridirler. Hakkı hak olarak teşhir eden de bu anlamda batıldır. Batılın olmadığı bir dünyada hak neden var olacak? İyilik, kötülüğün alternatifi olarak bulunduğu için değerlidir. Saf iyilik ve saf güzellik cennette olacaktır. Batılın bulunmadığı ortam cennet ortamıdır. Batılsız ve hakka saldıran düşmanın bulunmadığı bir âlem olamaz. Allah Teâlâ kullarını imtihan için bu âleme gönderdi. Tabii olarak onların içine nefis koyacak, nefislerine meyledip etmediklerini görecektir. Şeytanı yaratıp güçlendirecek, kullarının ona aldanıp aldanmadıklarını görecektir. Kâfirleri mü’minlerin karşısına çıkaracak, mü’minlerin üzerlerine düşen savunma görevini yapıp yapmadıklarını, cihad edip etmediklerini görecektir. ‘Batıla ne gerek var?’ demek, beni namaza neden kaldırıyorsunuz demek kadar lüzumsuz ve yersiz bir sorudur. Bu büyük mülkte, bu büyük imtihanda bunlar en tabii gereklerdendir. Zor dönemin mü’min şairi Necip Fazıl Kısakürek, şiirinde bu hassas anlamı çok güzel ifade etti. Allah onu ve bizi mağfiret buyursun: Ey düşmanım sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.

Allah neden kâfirleri helak etmiyor? Onlar sürekli Allah’ın dinini ve insanlığı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Adalet bugün siyasi bir kavram olarak kullanılıyor olabilir. İnsanların adaletten beklentisi ekonomik ve sosyal menfaatleri olabilir. Biz iman edenler olarak adaleti daha farklı görürüz. Adalet göklerin ve yerin iki temel taşından biridir. En’am suresinin 115. âyeti Allah’ın bütün hükümlerinin iki temel üzerine oturduğunu haber vermektedir: “Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır.” Nahl suresinin 90. âyeti de adaleti emretmektedir. Hadid suresinin 25. âyeti peygamberlerin gönderiliş nedeninin adalet olduğunu bildiriyor. Bizim için adalet iki insan arasında dengeli olmanın çok ötesinde bir anlayışı yansıtıyor: Allah’ın rızasını kazanmamızın temel esaslarından biridir adalet. Biz, adaleti seçim kazanmak için gerçekleştiren siyasetçinin düzeyinde değiliz. Cenneti kazanma vesilesi gördüğümüz adalet kâfirlerin adaleti ile benzeşemez. Zamana ve mekâna göre değişmeyen, kişilere göre farklılık göstermeyen, zayıfa ve güçlüye aynı oranda uygulanan, savaş ve barışta, darda ve bollukta, ticaretten aileye kadar her alanda bizden istenen değerin adı adalettir. Kâfir bunu gerçekleştiremez. Ahirete inanmayan adalet sağlayamaz. O dengeleri korur, geleceğini garanti eder sadece. Müslüman kâfirin ona sağlayacağı adalete muhtaç olabilir ve ondan tatmin olabilir ama bu genelleme yapılabilir bir gerçek değildir.

Hocam, şöyle bir merakım var: Biz adaletin gerçekleşmesini kâfirden de umabilir
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mü’min olarak dünya hayatımızı cenneti kazanmak için yaşıyoruz. Rabbimiz de bizi dünyada güzel işler yapmak için, imtihan olmamız için yaratmıştır. Cenneti istememizi, isterken de Firdevs cennetini istememizi vurgulamıştır. Bir yarış yerindeyiz âdeta, kulluk yarışı. Farzları yapar, haramlardan kaçınırız ve nafileler ile yarıştaki yerimizi belirleriz. Böyle bir kulluk sınav yerindeyken hatalarımız karşısında Rabbimize sığınır tövbe ederiz ama kul hakkı olunca orada da helallik devreye girer, girmeli. Tövbe ederiz hatamızdan dolayı ama maddi veya manevi birisine zarar verildiyse tövbenin yanında helallik alırız ki ahirete kalmasın. Bu helallik durumu ahirete kalmamalı. Ahirette herkes kendi derdine düşecek, bir “subhanallah” daha fazla söyleseydim diye derdimiz olacak amellerimiz için. Zerre kadar yaptığımız iyilik veya kötülük hesabı yapılacakken kul hakkını ahirete bırakmak tehlikeli olacaktır. Kul hakkına girilen kişi ahirette bizi affeder mi bilemeyiz. Bildiğimiz şey; hakkına girilen kişi ile helallik ahirette önce yaptığımız sevaplarımızı ona vermek, eğer yeterli gelmezse onun günahlarını yüklenmek olarak olacak maazallah. Bu sebeple dünyada ne yaparsak yapalım helallik alarak bu dünyadan ayrılalım. Helallik alamadan karşı taraf öldüyse maddi ise hak; mümkün ise ailesine bu maddiyatı teslim etmeli, onun adına sadakalar vermeli. Manevi bir hak ise onun adına dua etmek, istiğfar etmek, sadakalar vermek de yapılabilir. Rabbim o çetin gücün azabından bizi korusun, kul hakkı olmadan Rabbimizin huzuruna gitmek için mücadele edelim. Rabbim yardımcımız olsun.

Hocam, dünya hayatında gıybetini ettiğimiz veya bir şekilde manevi hakkını aldığ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.

Madem dine inanmayanlar ve Allah’a karşı saygısız olanlar azabı hak ediyorlar, n
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Allah o gün yardımcımız olsun; karşılaşalım veya karşılaşmayalım, durum ağırdır. O kişiyle karşılaşsan o ağır, onu yaratan ile karşılaşsan o daha ağır. Kul hakkını düzeltip ahirete gitmekten başka çaremiz yoktur.Evet, orada da helalleşmek mümkündür ama bu bizim ibadetlerimizden öbürüne verilmek yoluyla olacaktır. Allah Teâlâ bir yolla onu râzı edebilir ama böyle bir garanti yoktur, umuttur o sadece. Karşımızdakinin zararı telafi edilebiliyorsa açıklamaya gerek olmayabilir. Allah yardımcımız olsun.

Hocam bu dünyada helal edilmemiş bir kul hakkı için öbür tarafta o kişiyle hesap
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimiz, kul haklarına çok önem vermiş ve inananların bu haklara karşı duyarlı ve saygılı olmalarını emretmiştir. Ayrıca kul hakkı ihlalinde, hakkı ihlal edilen kişi affetmedikçe hiç kimse tarafından affedilemeyeceği de belirtilmiştir. Vedâ hutbesinde Resûlullah (s.a.s.), “Ey insanlar! … Sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, bu beldeniz içinde, bu ayınızda, bu gününüzün haramlığı gibi Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır)…” (Buhârî, Hac, 132 [1739, 1741]) buyurmuştur. Resûlullah (s.a.s.) ayrıca şöyle buyurmuştur: “Kimin yanında kardeşine ait bir hak varsa, o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helalleşsin. Gerçek şu ki, (kıyamette) asla dinar ve dirhem (altın ve gümüş) yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınmadan evvel, (dünyada) onunla helalleşsin. (Âhirette) zalimin (o hakkı karşılayacak) sevapları bulunmazsa kardeşinin günahlarından alınır da o zalimin üzerine atılır.” (Buhârî, Rikāk, 48 [6534]; Mezâlim, 10 [2449]) Bu ve benzeri gerekçeler nedeniyle hacca giden kişinin yolculuğa çıkmadan önce çevresindekilerle ve hukuku olan kimselerle helalleşmesi, haccın âdâbından sayılmıştır. Ancak helalleşme, haccın sıhhatinin şartlarından olmadığı için helalleşmeden hacca giden kişinin haccı geçerlidir.

Hacca giderken helallik almanın dinî hükmü nedir?

dini sorular konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Gayet riskli bir durumdur bu. Bir kere arkadaşınız hakkında kesin şeyler bilmiyorsunuz. Onun size ve çevrenize nasıl baktığını/bakabileceğini bilmiyorsunuz. Kesinlikle tedbirli olmalı ve uzak durmalısınız. O arkadaşın tedavi olması gerekiyor olabilir. Bu tür durumlarda riske en uzak noktada durmalısınız. Ne onu itham edin ne de kendinizi riske atın. Mesafeniz olsun, dikkatiniz dağılmasın.

Bu sene tanıştığım bir kız arkadaşımız var. Bu arkadaşım kendisini erkek gibi hi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bocalamaya gerek yoktur. Evliliği yediğimiz rızka da benzetebilirsiniz. Rızık da evlilik kadar önceden yazılmıştır. Biz onu temin etmek için nasıl mücadele ediyorsak evlilik için de aynısını yapıyoruz/yapmalıyız. Felsefesi ile vakit geçirmek gereksizdir. Ekmeğinize benzetin evliliği ve gerekeni yapın. Fırında seyretmekle ekmeği karnınız doyuyorsa önünüze çıkan kısmetleri de seyredin ve bekleyin.

Bazı kişiler evleneceğimiz kişiyi hiçbir şekilde seçemediğimizi, Allah'ın bu kon
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabında görmediğimiz işler ve sözlerdir bunlar.

"Şeyhin şeklini hayal etmek, düşünmek, Hakkın zikrinden daha faziletlidir." Mahm
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Şunu ebedî bir kanun olarak bir kenara yazmalısınız: Mü'min, Rabbine kavuşuncaya kadar imtihan için yaşadığı bir dünyadadır. Gündüz veya gece, yaz ya da kış, kadın veya erkek, genç ya da ihtiyar.. değişen bir şey olmaz. İmtihan imtihandır. Evde ya da fakültede, tarlada ya da dükkanda… bizi murakabe eden melekler aynı değil mi? Eğer bir yer, din adı taşıdığı hâlde dinin en hassas ilkelerini zedeleme nedeni oluyorsa bu ateşe karşı benzinle imtihan olmak demektir. Mü'min kimliğinizi korumaya mecbursunuz. Orada veya başka bir yerde, ölçünüz iman ettiğiniz Şeriat’ınız olmalıdır. Bayan erkek ilişkisi ile ilgili kuralları orada işletmeniz imanınızın gereğidir. Sakın zaruret kelimesini gevşetmeyin. Size bir önemli tavsiye daha yapabilirim: Orada erkek kadın ilişkileri açısından dikkat ettiğiniz kadar bayan bayana ilişkiler açısından da dikkatli olmalısınız. Erkek tehlikeli olduğu kadar erkekleşmiş bayan da tehlikeli olur. Buna da dikkat edin. Allah yardımcınız olsun.

Bay-bayan karma eğitimli bir ilahiyat fakültesi öğrencisiyim. Hocam bazen konuşm
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Toplamı için bir defaya mahsus ardı ardına altmış gün, artı yirmi gün tutmanız inşaallah yeterli olur. Allah kabul etsin.

Hocam eskiye ait namaz ve oruç borçlarım var. Namazları hesaplayıp yavaş yavaş k
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Endişenizde size haksızsınız diyemem. Maalesef o büyük ismin içini doldurmada sıkıntılı olanlar da bulunmaktadır. Burada sıradan mü'minler olarak şöyle yapmalıyız: a- Hepimiz dinimizi dert edineceğiz. Baştan savmayacağız ki Allah Teâlâ bizi samimi bulsun. b- İyi market, iyi usta aradığımız gibi iyi müftü, iyi hoca da arayacağız. Arama kriterimiz de maddi olmayacak. Daha takvasını, daha sözün ile özü aynı olanını aramaya çalışacağız. c- Biz üzerimize düşeni yaptı isek gerisini Allah’ın rahmetine tevdi edebiliriz. Rabbim yardımcımız olsun. Duanızı bekleriz.

Bazı fetvalarda ‘müftüye sorun’ diyorsunuz. Peki, Türkiye’deki bütün müftülerin

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.