Fetva Meclisi
Soru
Hocam, dünya hayatında gıybetini ettiğimiz veya bir şekilde manevi hakkını aldığımız bir kişiye ulaşamamışsak ve bu kişi ahirette durumdan haberdar olup bize hakkını helal ederse, Allah Teâlâ da bu bağışlamadan dolayı o kuldan razı olur mu? Yani dünya hayatında ulaşamadığımız bir kulun hakkını ahirette helal etmesi, Allah katında da bir hoşnutluğa vesile olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Allah o gün yardımcımız olsun; karşılaşalım veya karşılaşmayalım, durum ağırdır. O kişiyle karşılaşsan o ağır, onu yaratan ile karşılaşsan o daha ağır. Kul hakkını düzeltip ahirete gitmekten başka çaremiz yoktur.Evet, orada da helalleşmek mümkündür ama bu bizim ibadetlerimizden öbürüne verilmek yoluyla olacaktır. Allah Teâlâ bir yolla onu râzı edebilir ama böyle bir garanti yoktur, umuttur o sadece. Karşımızdakinin zararı telafi edilebiliyorsa açıklamaya gerek olmayabilir. Allah yardımcımız olsun.
Yaptığınız iyilikleri Rabbim güzel bir amel olarak kabul etsin diye dua ederiz. Bir mü’min olarak hem vicdanen hem de akrabalık bağını düşünerek ne de güzel amel yapmışsınız, tebrik ederiz. Öncelikle bir kardeşiniz olarak size şu hakikati hatırlatmak isteriz: Yaptığınız amel karşısında hiç arkanıza bakmayın, şeytan bu amelin sevabını düşürmeye çalışacaktır, bundan yıllar geçse de şeytan bu amelinizden asla vazgeçmeyecektir; bunu unutmayın sakın. İyilik yapmak büyük bir nimettir. Bunu yaparken de insanın önce kendisine zarar vermemesi esas alınmalıdır. Fedakârlık yapmak güzel ama bu fedakârlık zararı dokunacak bir plan erteleme de olmamalı; buna dikkat etmek gerekir. Her şeyini birbiriyle paylaşabilen bir kardeşlik örneği olan Ensar ve Muhacir kardeşliği bizim iyilikte çıtamızdır âdeta. Bu gerçek ile beraber en temel ilkelerimizden birinin de zarar vermemek ve zarar görememek olduğunu da unutmamamız gerekir. İyilik karşısında bize zararı dokunanlara gelince; - İlk başta iyiliği görmediği gibi nankör konumuna düşer ki bu da bir nasipsizliktir. İnsanlar olarak birbirimizin vesilesiyiz, iyilik karşısında asıl olması gereken Allah’ın nimetini hatırlamaktır. - İyilik yapana karşı bir kul hakkı işlemiştir. Tövbe ederse ve bu tövbenin gereğini yaparsa (helallik alma da olmalı) ne mutlu ona, o zaman tertemiz olur bu günahından. - Eğer tövbe etmez ve helallik almazsa hem dünyada hem ahirette mutlaka ama mutlaka karşılığını görecektir. Rabbimizin huzuruna zulmeden (zalim) olarak çıkacaktır. Kim bilir bu günahı karşısında zulmettiği kişiyle ahirette nasıl bir hesap olacak… Bu durum karşısında zulme uğrayanın iki hakkı vardır: 1. Hakkını helal eder, karşılığını Allah’tan ister; kim bilir Rabbimiz nice nimetler verir ona ahirette. Bir sahabe vardı, sadaka verilmesi söylendiğinde verecek bir şey bulamadığı için hakkına giren bir kişiyi affediyordu, “onurunu sadaka olarak veren kişi” olarak Efendimiz aleyhisselam tarafından makbul bir sadaka olduğu haber veriliyordu. İşini Allah’a salan yüzde yüz kazançtadır biiznillah. Bir husus da unutulmamalıdır ki hak helal edilirken o kişiye karşı Müslüman, kendisini sürekli kullandıran konumuna düşmemelidir. Müslüman tedbirli, basiretli davranmalıdır. Kendisini kullandırmak ile işini Allaha salmak arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır. 2. Hakkını helal etmez, işi ahirete kalır. Her iki durumda da Allah muhakkak hakkını verecektir. Herkes elde edemediği haklarını muhakkak elde edecektir. Rabbimiz asla ne eziyete razı olur ne de eziyet edileni yalnız bırakır. Dünyada nice zulüm yapılırken yoksa nasıl dayanır ki insan! Yeter ki sabredebilelim. Bir de akrabalık bağını korumak uğrana yapılan güzel bir ameli de unutmamak gerekir. Son olarak şunu ifade etmemiz gerekir ki her olay karşısında artısını eksisini tartarak hareket etmemiz gerekmektedir. Rabbim yardımcımız olsun ve kazananlardan eylesin.
1- Sakın bir daha namaz ve benzeri ibadetlerle kul hakkını karıştırmayın. Kul hakkından daha büyük bir hata işlemiş olursunuz. Gırtlağımıza kadar batsak bile Rabbimizin kapısından geri kalamayız. Bu bizim kanunumuzdur. Bin kişiyi öldürmüş olsanız dahi son kapınız Allah'ın kapısıdır; o kapıdan asla ayrılmayın. 2- Tevbenizi yapın ve bundan sonra çok dikkat edin. Helalleşmeniz mümkün olanlarla helalleşin. İçinizden o heyecan kaybolmasın. Gerisini de Allah'a bırakın. Kendinizi iyilerin arasında tutmaya çalışın. Umutsuz kalmayın. Allah'a emanet olun.
Malın ve mal kaynağının git gide daha güçlü bir puta dönüştüğü, kitlelerin imtihan kaybettiği bir nokta olduğu ne yazık ki gerçektir. Kıyamete doğru yaklaşıldıkça geneline DÜNYEVİLEŞME dediğimiz bu imtihanın mü'min nesli daha derinden kuşatacağı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’dan imanımızı muhafaza buyurmasını niyaz ederiz. Şüphesiz rızık/geçim meselesi iman ekseninde duran meselelerdendir. Biz, Allah’ı yaratıcımız bildiğimiz gibi rızkımızı veren olarak da biliriz. Sadece biz değil bütün canlıların rızkı ondandır. Ve biz ayağımızı toprağa basmadan önce o bizim rızkımızı yazmıştır. Ne yazdı ise o bizi bulmaktadır. İnsanın Allah’a imanı, dünya hayatına bakışı hayattaki her şeyini direkt etkiler. İman zayıfladıkça dünyaya tutunma artabilir. İman arttıkça da biiznillah ahirete umut güçlenir. Bu da azla bile yetinebilmek ve malı tapınılır olmaktan çıkarmak demektir. Biz kul olarak rızkı elde etmek için üzerimize düşeni yerine getirmekle yükümlüyüz. Cimrilikle müsriflik arasında dengeli bir yaşam tarzı oluşturmak gerekir. Ele geçenin bereketi kaybolmasın diye haramlardan uzak kalınmalıdır. Her haram insanın geçimine vurulmuş bir darbe gibidir. Maddi sebeplerin yanında manevi sebeplere de önem verilmelidir. Takvalı bir hayat, namazın hakkının verilmesi, Allah’a tevekkül, çokça istiğfar, sılayırahim, umutlu yaşama sanatını becerebilmek önemli ve etkili manevi sebeplerdendir. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Öyle bir hak oluşmaz, merak etmeyin. Yeter ki siz onları ebediyyen kafanızdan silin. Katili Allah affettikten sonra maktüllerin de haklarını onlara bizzat Allah verir. Yeter ki o kulunu affetsin. Sağlam basmaya devam edin, Allah yolunuzu açık, kalbinizi ferah kılsın.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
İki arada bir derede kaldığınızı tarif ettiğiniz bu durumda ikinci bir ihtimal olarak gözüken “eve geri dönme” seçeneğinin sizi tatmin etmeyeceğinin gayet farkında olarak sormuşsunuz sorunuzu. İçinizdeki gel-git diye tarif edebileceğimiz sıkıntı durumu gayet anlaşılabilir. Hem iş hem de hayatın diğer alanlarında duygusal ve manevi açıdan boşlukta kalmadan devam ettirmeye çalışmak zorlayıcı bir durum. Elbette ki bu içinizde bir çatışmaya veya belirsizliğe sebep oluyor. Bu hususta size hatırlatabileceğim birkaç madde olabilir. Bunları göz önünde bulundurarak durumunuzu tekrardan düşünebilirsiniz: -İş hayatında kadınların görev yapması doğru olsa da her işin kadın için uygun olup olmadığını kendi iç huzurunuzu dikkate alarak değerlendirmek önemlidir. -Mesleğinizin getirdiği şartlar bünyenizle çatışıyorsa veya size huzur vermiyorsa, bu konuda kendinizi zorlamamanız çok kıymetlidir. -Düzenli bir şekilde devam ettirdiğiniz rutininize yeni bir şeyler eklemeye çalışın. Yeni bir hobi, yeni bir uğraş, hayatınızda heyecan yaratacak ve var olan dinamiği değiştirebilecek işler eklemek gibi. -Ailenizin beklentilerini karşılamaya çalışırken, kendi kalbiniz ve iç sesiniz huzursuz oluyorsa, bu duyguları göz ardı etmemelisiniz. Ailenizin rızasını kazanmak, umutlarını boşa çıkarmamak kıymetli olsa da sonunda yaşamı şekillendirecek olan sizsiniz. -Allah’ın her zaman sizin için en hayırlı yolu açacağına inanmalısınız. Yalnızca nefsinize ve çevrenizin baskılarına göre karar vermek yerine, bu konuda Allah’a tevekkül etmek ve dua etmek büyük bir huzur kaynağı olacaktır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun.
Yeniden barışmayı dene. Sakin bir dille "Ben pişmanım. Bu bedeli sana ödemek istiyorum, almayacak olsan da Allah için beni affet." de. Bu helalleşme çaban devam etsin.
Ölüm korkusu ve ahiret kaygısı aslında kötü bir şey değil. Çünkü bu korku bizi daha iyi bir kul olmaya, günahlardan sakınmaya ve Allah’a yönelmeye teşvik eder. Ancak bu korku ümitsizliğe, huzursuzluğa ve günlük hayatını zorlaştıran bir endişeye dönüşüyorsa burada bir denge kurmak gerekir. Ölüm Korkusunu Hafifletmek İçin Neler Yapılabilir? Allah’a olan güveni artır: O’nun sonsuz merhamet sahibi olduğunu sık sık hatırla. Günlük tövbe alışkanlığı edin: Yatmadan önce istiğfar et. Peygamber Efendimiz bile günde 70-100 kez tövbe ederdi (Buhârî, Daavât, 3). Allah’ın rahmetini düşün: Hadiste geçtiği gibi, "Eğer Allah’ın merhametini bilseydiniz, günah işlemekten korkmazdınız."(Müslim, Tevbe, 22). İbadetlere yönel: Küçük de olsa düzenli ibadetler (namaz, dua, sadaka vb.) yap. Çünkü Allah, “Kim bana bir adım atarsa, ben ona koşarak gelirim.”buyuruyor (Buhârî, Tevhid, 50). Ölümü güzel bir şey olarak görmeye çalış: Ölüm, yok olmak değil, Rabbimize kavuşma anıdır. Allah seni ve bizleri iman üzere yaşatsın ve iman ile can vermeyi nasip etsin. Kendini kötü hissettiğinde dua et, tesbih çek, Kur’an oku. Bunlar kalbe huzur verir.
Bu konuyla ilgili kesin bir sonuca varmak zor olsa da genel kabul gören görüş, Peygamber Efendimiz’in (aleyhisselam) Miraç’ta, Allah'ın bir ikramı olarak gelecekteki ahiret azabını ve cehennem azaplarını gösteren sahneler gördüğü yönündedir. Bu, ümmete bir ibret ve uyarı olması amacı taşır.
Hayır, maddi tarafımızın bizi zorlaması insan olarak yaratılışımızda var olan bir sorundur. Biz bu yönümüze ezilmeden imanla yaşayıp ölmek yani manevi tarafımızı güçlü tutmak için çabalarız. İnsan kadar eski bir sorunu söz ediyoruz. Ya da insanın var olduğundan beri sınavı olan bir şeyi söz ediyoruz. Bu yaşadığımız çağ ise zaten var olan sınavımıza hız kattı. Bilhassa batı kültürü maddeyi her şey gören anlayışı ayağa kaldırdı ve dik tutuyor. İnsanlar da imanları oranında bu mücadelede kazanıyor veya kaybediyorlar. Çılgınca tüketen toplum görüntüsü bunun sonucudur. Enerjiyi, gıdayı hatta insanı, her şeyi tüketen, tükettikçe mutlu olan toplum ahireti unutan, hayatı sadece maddi değerler üzerinden ölçüp yaşayabilen yönümüzü temsil etmektedir. Bunun sonucu olarak insan asıl yaratılış gayesini ve insan olduğunu unuttu. İyi bir inceleme yapıldığında ardı ardına gelen savaşlar da bu anlayışın sonucudur. İnsan hastalığın, geçim sıkıntısının, yaşlanıp ölmeinin olmadığı bir hayat istemektedir. Bütün yatırımlarını da bu eksende yürütmektedir. Müslümanlar olarak biz bu kayma ve erimenin muafları değiliz. Bizde de belli bir erime ve çökme ne yazık ki oluyor. Belki kökten bir çözümden söz edilemez ama bireysel kurtuluş yani maddenin cazibesi altında erimeden Müslümanca yaşamanın gerçekleşmesi için şunlara dikkat edilebilir: Dünya gerçeğini, onu yaratanın anlattığı gibi anlamaya çalışmak, faniliğini kabul etmek, İnsanın aciz ve ölüme mahkum bir varlık olduğunu bilerek yaşamak, Hayatı iyi bir denge üzerinden yaşamak yani dünyadan da nasibini unutmadan ahiret için çalışmak, İnsan gerçeğini, insandan oluşan toplumun ilk nesillerden beri böyle olduğunu, dünya ve dünyalık cazibesine kapılmakta çok gevşek olduğunu bilmek, Peygamberler başta olmak üzere salihlerin hayatlarından dersler çıkarmayı becerebilmek yapmamız gereken ve aslında yapabileceğimiz işlerdendir. Yeter ki nefsimizi bu mantıkla eğitelim. Dünyadan istifade etmekle ona tapınmak arasındaki farkı anlaşım olalım. Ve asla dua etmeyi, Allah tealanın bizi bu sınavda yalnız bırakmamasını istemeyi de unutmayalım.
Cennet, dünyadan hayvan leşi taşınabilecek bir yer değildir.