Fetva Meclisi
Soru
"Şeyhin şeklini hayal etmek, düşünmek, Hakkın zikrinden daha faziletlidir." Mahmut Ustaosmanoğlu, İrşadül Müridin, 3. Baskı, s.124 Bunu nasıl değerlendirebiliriz? Evvelden beri Rabıta hususunda şüpheleri olan bir insan olarak bir de bunu okuyunca adeta şok oldum.
Cevap
Benzer fetvalar
İnsan, ön kanaatle bakınca daha keskin kurallara sarılıyor. Bu nedenle, Ümmet'in iç sorunlarına bakarken ilke olarak bir kişi bile dışarıda kalmasın diye gayret etmek lazım. Şimdi tasavvuf erbabının hatalarını irdelemeye kalkarsak, öbür yandan onların hatalarını irdeleyenlerin de sabah namazını cemaatle kılmadıklarını, zikir diye bir şey bilmediklerini, kuru bir İSLAMCILIK şemsiyesi altında konuştuklarını söyleyenlere ne diyeceğiz? Bizim vazifemiz, hataları tespit edip karara bağlamak mı yoksa Allah'ın adının bir kere daha yücelmesini sağlamak mıdır? Ilımlı veya sertten ziyade dengeli ve toplayıcı bakmayı yeğlemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Hassasiyetinize teşekkür ederim. Allah yardımcımız olsun.
Böyle bir hadis bilmiyoruz.
Üstadımızın tasavvuf hakkında gayet müspet şeyler düşündüğünü biliyorum. Rabıta hakkında geniş bir mütalaasını ise bilmiyorum.
RABITA’ya Kur’an ve hadislerden direkt bir belge bulmak mümkün değildir. Onu uygulayanlar, dolaylı denebilecek yollarla belgelemektedirler. Ancak, Müslümanların kendi aralarındaki meselelerde ŞİRK, Müşrik kelimelerini bu kadar rahat kullanmaları doğru değildir. Nihayetinde iyi yapıldığı zannedilen ve başkalarınca hata olarak görülen bir şey vardır ortada. Herkes doğru bildiğini yapmalı, başkalarının hatalarını muhasebe etmeyi Allah’a havale etmelidir. Zannediyorum doğru olan budur. Allah’a emanet olun.
Fukahadan biri, bile bile bir hadise karşı kendi görüşünü ileri sürüp “böyle olması daha güzel olur” demez/dememiştir/diyemez de. Fakih, o hadisin anlaşılmasını yönlendirecek başka hadisler bildiği için o içtihadını ortaya koyar. Mesela bu hadiste kadının fiziksel yapısının gereği olan duruma Şeriat zaten itibar ediyor, burada da itibar etmiştir şeklinde anlaşılmamaktır. Yoksa maazallah fakih birinin hele hele Ebu Hanife gibi mücahit bir fakihin keyfiliğinden söz edemeyiz. Onlar bu dinin ilimlerinden geçinmiş kimseler değildirler. Dinlerine canlarını feda ettiklerine asırların şahit olduğu Allah dostlarıdırlar. Rabbim izlerini sürmeyi bize kolay kılsın.
Şeyh ifadesi ile kastedilen, kendisine bağlı olanlara dini hassasiyetleri öğreten ve eğiten insandır. Eski zamanlardan beri var olan bir kavramdır şeyh kavramı. Şeyh hiç bir şekilde insan olma özelliğinden sıyrılmış biri olmaz. O da insandır. Sıradan bir insandaki eksiklikler onda da vardır. Onları uçar kaçar görmek yanlıştır. Onlar da mahşerde dirilecekler ve hesap verecekler. Garantileri yoktur. Elbette yaptıkları ihlaslı güzel işler sıradan insanlardan daha fazla ise makamları daha yüksek olacaktır ama kimin neyi ne kadar iyi yaptığını Allah'tan başkası bilemez. Böyle bakıp inanmamız gerekir. Abartının dini bir değeri yoktur.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Şunu ebedî bir kanun olarak bir kenara yazmalısınız: Mü'min, Rabbine kavuşuncaya kadar imtihan için yaşadığı bir dünyadadır. Gündüz veya gece, yaz ya da kış, kadın veya erkek, genç ya da ihtiyar.. değişen bir şey olmaz. İmtihan imtihandır. Evde ya da fakültede, tarlada ya da dükkanda… bizi murakabe eden melekler aynı değil mi? Eğer bir yer, din adı taşıdığı hâlde dinin en hassas ilkelerini zedeleme nedeni oluyorsa bu ateşe karşı benzinle imtihan olmak demektir. Mü'min kimliğinizi korumaya mecbursunuz. Orada veya başka bir yerde, ölçünüz iman ettiğiniz Şeriat’ınız olmalıdır. Bayan erkek ilişkisi ile ilgili kuralları orada işletmeniz imanınızın gereğidir. Sakın zaruret kelimesini gevşetmeyin. Size bir önemli tavsiye daha yapabilirim: Orada erkek kadın ilişkileri açısından dikkat ettiğiniz kadar bayan bayana ilişkiler açısından da dikkatli olmalısınız. Erkek tehlikeli olduğu kadar erkekleşmiş bayan da tehlikeli olur. Buna da dikkat edin. Allah yardımcınız olsun.
Endişenizde size haksızsınız diyemem. Maalesef o büyük ismin içini doldurmada sıkıntılı olanlar da bulunmaktadır. Burada sıradan mü'minler olarak şöyle yapmalıyız: a- Hepimiz dinimizi dert edineceğiz. Baştan savmayacağız ki Allah Teâlâ bizi samimi bulsun. b- İyi market, iyi usta aradığımız gibi iyi müftü, iyi hoca da arayacağız. Arama kriterimiz de maddi olmayacak. Daha takvasını, daha sözün ile özü aynı olanını aramaya çalışacağız. c- Biz üzerimize düşeni yaptı isek gerisini Allah’ın rahmetine tevdi edebiliriz. Rabbim yardımcımız olsun. Duanızı bekleriz.
Rabbimiz bu dünya hayatında birbirimize zulmetmemizi haram kılmıştır. İnsan, cin ve hayvan bütün mahlukat zulme karşı her şeyin adaletle hüküm altına alınacağı bir güne karşı ikaz edilmiştir. Orada tam anlamıyla adalet gerçekleşecektir. Buna göre şu incelikleri mü'min olarak zihinlerimize nakşetmeliyiz: a- Dünyada yapılan zulümler asla karşılıksız kalmayacaktır. Kıyamet gününde Allah Teâlâ yüzde yüz adaleti gerçekleştirecek mizanını kuracaktır. b- Kıyamet günü adaleti gerektirecek zulüm, en ağır işkenceden bize göre en basit zannettiğimiz kırıcı bir kelime veya harfe kadar her şeyi ihtiva etmektedir. Tarla işgalinden gıybete varıncaya kadar her şey bu zulüm kavramına dahildir. c- Allah Teâlâ'nın kıyamet gününde adaleti ile düzelteceği zulüm kimden olursa olsun, mazlum kim olursa olsun kural aynıdır. Buna göre de mazlum mü'min bir insan veya kâfir bir insan, cin veya hayvan olabilir, hüküm aynıdır. Zulmeden kâfir zulüm gören de mü'min ise adalet işler. Zalim mü'min, mazlum kâfir ise adalet işler. O kadar ki, iki hayvan arasında bile adalet işletilecektir. Elbette iki hayvan arasındaki adalet, insanlar arasındaki adalet değil Allah Teâlâ'nın azametinin ispatı cihetinde anlaşılabilecek bir adalet olur. d- O günkü adalete dosya ertelememek gerekir. Büyük küçük demeden herkes, ikinci bir insandan veya hayvandan hak geçirmeden üzerine ahirete gitmelidir. Eğer bir hak varsa burada helalliği muhakkak alınmalıdır. Orada hak sahibinin mü'min mi kâfir mi olduğuna bakılmayacağına göre burada kâfir bir hak sahibinden bile helallik alınmalıdır. e- Ahirette helalleştirilme yani adaletin nasıl sağlanacağı konusunda ayrıntılı bilgimiz yoktur. İnsanların ibadetlerinden alınıp verileceği veya günahlarından yüklendirileceği şeklinde temel bir bilgimiz vardır ama bu mü'minler arasındaki helalleşme içindir. Kâfirlerle orada nasıl helalleşileceğine dair açık bir nas bilmiyoruz. Helalleşme kesin ama şekli meçhuldür. Bu da bizim kâfirlerden hak taşıma riskimizi daha dikkatli düşünmemizi gerektirmektedir. f- Kâfirler iki grupta ele alınabilirler. Birinci grup, bizimle savaşan, bize karşı kastı bulunanlardır. Onlarla aleni bir savaş içinde bulunuyorsak doğal olarak savaş şartları ile onlara muamele ederiz. Dinimizin savaş şartları hakkındaki talimatları açıktır. İkinci grup ise bizimle bir savaşı olmayan ve bize karşı kastı bulunduğuna dair bir bilgimiz bulunmayanlardır. Onlarla ilişkilerimiz tam anlamı ile bir insanî ilişki niteliğinde olur. Bilhassa bunların hakkının üzerimizde kalması kesinlikle ağır bir vebaldir. Onların kâfir olmaları haklarının ihlal edilebilmesi neticesini getirmez. Gerekiyorsa onlarla burada helalleşme yolunu buluruz, ahirete kaldığında ise onların hakkı bizden muhakkak alınır. Allah'a emanet olunuz.
Peygamber aleyhisselam efendimizden sonra bir çeşit peygamberlik iddiasında bulunan ve ona destek olan, onu kabul eden herkes elbette kâfirdir. Doğru düşünmüşsünüz. Şu iki hususa dikkat edin bundan sonra: a- Bizzat birisinin üzerinde kâfir olduğunu söylemek tam bir tespit gerektirir, çok dikkatli olunmalıdır. Genel olarak kâfir olur demek başkadır ‘şu kişi kâfirdir’ sözü başkadır. b- Siyasi olarak kendimizi yıpratmamalıyız. Yani polislik olmadan yapacağınızı yapın. Allah yardımcınız olsun.
Gayet riskli bir durumdur bu. Bir kere arkadaşınız hakkında kesin şeyler bilmiyorsunuz. Onun size ve çevrenize nasıl baktığını/bakabileceğini bilmiyorsunuz. Kesinlikle tedbirli olmalı ve uzak durmalısınız. O arkadaşın tedavi olması gerekiyor olabilir. Bu tür durumlarda riske en uzak noktada durmalısınız. Ne onu itham edin ne de kendinizi riske atın. Mesafeniz olsun, dikkatiniz dağılmasın.
Mü'min, haram işlememe esası üzerine yaşayan biridir. Direkt haram işlemek veya harama ortak olmak ya da haramlı bir yere zaruretsiz olarak katılmak mü'min işi değildir.