Fetva Meclisi
Soru
Esselâmu aleykum hocam mücahid ile müceddid arasınde ne gibi fark vardır? Hangisi üstündür alim ile mürşidi kâmil arasındaki fark nedir? Hangisi daha üstündür? selâm ve dua ile kalın.
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. MÜCEDDİD, mü'minlerin üzerindeki gaflet külünü uçurmak için Allah Teâlâ'nın gönderdiği bir kuludur. Müceddidin dine getireceği bir yenilik yoktur, olamaz da. Din eskimediği için dinin yenilenebilecek bir bölümü yoktur. Din taptazedir. Eskiyen, üzeri küllenen mü'minler olur. Allah'ın bir kulu da o külleri savurur böylece de din hayatın içinde yenilenmiş gibi olur. Olan ve olacak olan da budur. Kimin müceddid olduğu ise o müceddidin ölmesinden sonra anlaşılabilir. Üzerinden zaman geçmeden bir insanın yaptığı işlerin neye mal olduğunu tespit etmek zordur. Müceddid yapacağını yapar, üzerinden geçen yıllar o yapılan işlerin hayatın içinde nereye oturduğunu gösterir. Geriden gelenler de, o kişinin yaptığı işlerin bir tazeleme, kül savurma oludğunu anlar. Böylece de o kişinin müceddidliği kişisel bir kanaatle değil toplu kanaatle ortaya çıkmış olur. Ömer bin Abdülaziz rahmetullahı aleyhte böyle olmuştur. Bazı grupların kendi büyüklerini müceddid olarak göstermelerini ise sadece bir taassup olarak adlandırabiliriz. O müceddid adayı bir kere buna karşı çıkıyor olmalıdır. Dinini değil kendini yenileyen birinden müceddid mi olur?
Güzel kardeşim. Bir tasavvuf literatürü olarak ‘Mürşid-i Kâmil’i, usûl ve erkan öğretmede yüksek mertebeler kat etmiş üst hocaefendi/mürşid kimliği olarak anlayacaksak eğer, bunda ne sakınca olabilir? En büyük ve yegâne mürşid-i kâmiliz ise, fahr-i kâinat Rasûlullah salallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Diğer taraftan ‘kâmil’ ifadesi ile ‘eksiksizlik/kusursuzluk’ kastedilecek olursa bu noktada sıkıntı vardır. Kemâl sıfatı, sadece ve sadece Allah’a mahsustur. Yani bu manada "Kâmil" olan Allah'tır. ‘Abd’ yani kul olanın ve nefis taşıyanın ufak tefek de olsa insani eksiği olur. Çünkü insan olmak bunu gerektirir. Aksi halde Rabbimize mahsus olan ‘Kemâl’ sıfatı nasıl tahakkuk edecek? Peygamber efendimiz, insani vasıflar göz önüne alındığında insanların en değerlisi ve en yücesidir. 2014 tarihli bir sohbetimizde mürşid-i kamilliğin, Rabbimize mahsus olan kemal sıfatındaki gibi ‘kusursuzluk’ olarak anlaşılması durumunda, ‘kul’ olan hiçbir insanın kemal sıfatı taşıyamayacağını söylemiş ve ‘Kâmil olma’ vasfını bu anlamda anlamanın velevki peygamberler için olsun doğru olmayacağını ifade etmiştik. Kasıt ve niyetimiz bu yöndeydi. Zira peygamberlerin ictihat hatası yapabilecekleri neredeyse bütün alimlerin kabul ettiği bir görüştür. Açıklamamızı, hâşâ risalet görevindeki bir eksiklik veya kusur olarak algılamak çok büyük bir bühtandır. Bundan Allah’a sığınırız. Meramımızı daha iyi ifade etmek adına Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin şu hadisi şerifine dikkat buyurunuz: “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, beni aşırı şekilde övmeyin! Ben ancak Allah’ın kuluyum. Bana ‘Allah’ın kulu ve Rasûlü’ deyin!” (Buhari, Enbiyâ, 48) Yanlış anlaşılmaları tavzih etmek adına tekrar ifade edelim: Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem efendimiz, nebi ve rasullük görevini en mükemmel şekilde ifa etmiştir. Bunun aksini iddia edenin Müslümanlığından şüphe ederiz. İnsani vasıflar açısından da insanlığın en üstün ve en yücesi O’dur. Peygamberlerin ‘ismet’ sıfatı vardır. Peygamberlik öncesi ve sonrasında işlemiş oldukları zelleler affedilmiştir. Peygamberler, Bakara suresi 151. Ayette ifade edildiği üzere içimizden bir peygamber olarak insanlığa gönderilmişlerdir. Ve başta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem olmak üzere tüm peygamberler kendilerini ‘kul’ olarak tanımlamışlardır. İnsanî şartlarda görevlerini ifa etmişlerdir. Kemâl sıfatı Rabbimize, ismet sıfatı ise başta peygamber efendimiz olmak üzere tüm peygamberlere mahsustur.
Selamünaleyküm. Her asırda Allah Teala'nın dinini ayağa kaldıracak bir kulunu göndereceğine dair bilgi kaynağımız hadisi şeriflerdir. Dolayısıyla bir gazete haberi gibi tahlil edemeyiz bu bilgiyi. Ancak şu hususları da dikkatimizden kaçırmayalım: 1- Bu gönderme işi Allah Teala'ya aittir. Müslümanların kandi aralarından tayin ettikleri biri değildir. 2- Gelenin âlim biri olması gibi bir daraltma da yoktur. Allah Teala, bir âlimi gönderebileceği gibi bir askerî dehayı, bir toplum önderini de gönderebilir. 3- Her asırda gelecek olan kişi, dini yenilemeyecektir. Dinin yenilenecek bir tarafı yoktur. Onun işi, Müslümanların üzerindeki külleri savurmaktır. 4- Kimin filan asırdaki gönderilen olduğunu tespit etmemiz mümkün değildir. Belli bir kitlenin 'şu şahis' diye göstermesi bir temenni olabilir; daha ileri götürülmesi boş iddiadır. 5- Emevi döneminin halifelerinden Ömer bin Abdülaziz'in böyle bir şahsiyet olduğunda neredeyse ittifak vardır. Selahaddin Eyyübî için de bönzer temenniler vardır. Ama bir insanın ölümünden en az bir asır geçmeden ne yapıp yapmadığı konusunda karar vermek doğru olmaz. 6- Vahiy kapanmıştır. Vahiy iddiasında olan sapıktır. İlham ise vahiy gibi bağlayıcı değildir. İlhamı bir işaret olarak görebiliriz; hüküm kaynağı olarak görmemiz mümkün değildir. Bu konudaki yanlışı kim yaparsa yapsın sonuç değişmez. 7- Böyle bir müceddidin vazifesi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şeriatını canlandırmak, Müslümanların heyecanının ve ihlasını artırmaktır. Yenilik yapan, yabancılardan fikin ve inanç aktaran bu vasıfla anılamaz. Allah Teala'dan, zamanımızın, mekânımızın mlücedditleri olmayı bize lütfetmesini dileriz.
Kardeşim, şu anda kullanılan SELEFİLİK ifadesi ile SELEF sözcüğünü lütfen aynı tutmayınız. Güneşle mumu eşit tutmak gibi bir hata etmiş olursunuz. Selef kimdir size onu ifade edeyim, bakalım siz ne diyeceksiniz: Selef, bu ümmetin ilk üç neslinin adıdır. Sahabiler, tabiiler ve etbauttabiin ve onları çok yakın zamanda izleyen büyük müçtehit kadrosu. Bu üç nesle selef diyorsak eğer, din ve ahiret konusunda bunların ilmine değil denk yakın olan bir ilim bile olabilir mi? Lütfen siz buna cevap verin. Olabilir mi? Kur'an’ımızı hiç tartışılamayacak şekilde herkesten iyi bilen, Peygamber aleyhisselam ve ashabının sözlerini hatta nefeslerini daha iyi bilen, Arapçayı herkesten iyi bilen, İlim olarak nübüvvete yakın günlerin ilmini bilen bir neslin ilmi üstün değil de hangi ilim üstündür. Yalnız şunu da bilmelisiniz: Selefin ilminin üstün olması onların dışındakilerin ilminin kıymetli olmaması demek değildir. Başta mezhep müçtehitlerimiz olmak üzere Allah için ilim üreten bütün müçtehitlerimizin hatta âlimlerimizin ilmi değerlidir. Eğer biz seleften birinin ilmi ile sonraki kuşaklardan birinin ilmi arasında sıralama yapmak zorunda kalırsak o zaman selefin ilmini en üstün ilim olarak görürüz.
KAMİL MÜRŞİD manevi önder/danışman anlamında genel bir kavramdır. Sözlük anlamı ile bakıldığında Eksiksiz Mürşid anlamına gelmektedir. Kimse Eksiksiz Mürşid olamaz. İnsan ne kadar ilmi, maneviyatı olursa olsun neticede insandır ve eksikliği vardır. İnsan ne ilahlık ne de peygamberlik iddiasında bulunamaz, bulunana kulak veremez. Bunun dışında bakıldığında: - Din ilimlerine vakıf, - Dünya nimetlerine tenezzülü olmayan, - İslam’ı bir bütün olarak görebilen, - İnsanların malında ve imkânlarında gözü olmayan, - Takva sahibi mürşit demektir.
Okuduğunuz ilmihal kitabından daha fazla akaid bilgisi sizin için bile bile kafa karıştırmaktır. Siz dininizi yaşamak için öğreniyorsanız, size gerekmez. Hayır, tartışmak ve felsefesini yapmak için ise bulduğunuzu dinleyin, gördüğünüzü izleyin o zaman. Allah yardımcımız olsun. Bize bizi cennete götürecek bilgiler gerekiyor.