Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Özür sahibi bir kimse için mest üzerine meshin müddeti ne kadardır?
Cevap
Benzer fetvalar
Mest, bir ihtiyaçtır; gerekli gören kullanır. Yaşı ve zamanı yoktur. Allah'a emanet olun.
Şu şekilde bir uygulama ile hiçbir sorun yaşamazsınız ve mestlerinizi normal sağlıklı kimseler gibi giyebilirsiniz: Kanamanızın durduğu bir anda abdest alın ve mestlerinizi giyin. Ondan sonra özürlü durumunuz var veya yok mestleriniz açısından bir sıkıntı yok demektir. Yirmi dört saat çıkarmadan giyebilirsiniz. Kanama devam ederken yani bir abdest alıp mestleri giymeye vakit bulamayacak kadar sürekli olan bir kanama varken giydiğiniz mestler, fukahamızın ağırlıklı görüşüne göre namaz vaktinde abdestiniz bozulunca onlar da devre dışı kalmış olacak. Sadece İmam Züfer’e göre her durumda mestlerinizi giymenizde sağlıklı kimseler gibisiniz. Bu da imamlarımızdan birinin içtihadıdır. Çok zorunlu olarak mestleri giymeniz gerektiğinde bu içtihatla amel edebilirsiniz. Geçmiş olsun, Allah Teâlâ size şifalar versin.
Mekke’de, Arafat vakfesi öncesinde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla, Şâfiî mezhebine göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalacak olan kimse, mukîm sayılır; hem Mekke’de hem de Arafat’ta namazlarını tam kılar. Hac öncesi Mekke’de bu sürelerden daha az kalacak olan ise seferî sayılır ve dört rek‘atlı namazları iki rek‘at olarak kılar. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/98; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/519) Buna göre Arafat öncesi Mekke’de mukîm olan kişi; Arafat ve Müzdelife’de de mukîmdir. Bu kişi Mekke’ye döndükten sonra burada kaç gün kalırsa kalsın mukîm olmaya devam eder. Arafat öncesi Mekke’de seferî olan kişi, Arafat ve Müzdelife’de de seferîdir. Bu kişi Arafat’tan döndükten sonra Mekke’de 15 gün veya daha fazla kalacaksa mukîm, 15 günden az kalacaksa seferî olur. (Hasen Şâh, Gunyetü’n-nâsik, 73; bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/237; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/126) Cemaatle kılınan namazlarda imam mukîm ise cemaat misafir de olsa imama uyarak namazını tam olarak kılar. Arafat, Müzdelife ve Mina’da da hüküm aynıdır.
Özür sahibinin abdesti Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre namaz vaktinin çıkması ile bozulur. Buna göre sabah namazı için alınan abdest sabah namazının vaktinin çıkması (güneşin doğması) ile bozulmuş olur. Ancak sabah namazının vakti içinde özrünün geçici olarak kesildiği bir anda abdest alır ve henüz özrü tekrar ortaya çıkmadan ve abdestini bozacak başka bir şey de meydana gelmeden güneş doğarsa, bu durumda namaz vaktinin çıkmasıyla abdesti bozulmuş olmaz. Özür sahibi kişi güneş doğduktan sonra aldığı abdestle abdestini bozacak başka bir şey olmadığı sürece, cuma namazı dâhil öğle vaktinin sonuna kadar dilediği namazları kılabilir. Çünkü vakit çıkmamıştır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34; Kâsânî, Bedâ’i, 1/29) Mâlikî mezhebine göre özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/114-118) Bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Mest, ayakları bilekleriyle beraber örten belli nitelikteki ayak giysilerine verilen isimdir. Mestler üzerine meshin caiz olabilmesi için gerekli olan şartlar şunlardır: a) Ayaklar yıkanarak alınan bir abdestten sonra giyilmiş olması, b) Ayağa giyilmiş olarak normal bir yürüyüşle yaklaşık 5 km. veya daha fazla yürünecek kadar dayanıklı olması, c) Mestlerin, ayağa giyildikten sonra bağsız olarak durabilecek kadar sağlam ve kalın olması, d) Mestlerin her birinde, en küçük ayak parmağının üç katı kadar genişlikte delik bulunmaması, e) Suyu emerek hemen ayağa geçirmemesi gerekir. Mesh, bir nevi hükmî temizlik olup; abdestte bir uzvun, ayağa giyilen mestin veya yaraya sarılan sargının üzerine ıslak elle; teyemmümde ise toprağa sürülmüş elle yüz ve kollar üzerine yapılır. Abdest alırken mestler üzerine mesh etmek Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetiyle sabittir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) abdest aldığını ve mestlerinin üzerine mesh ettiğini bildiren birçok rivâyet vardır. (Buhârî, Vudû’, 35, 48 [182, 202]; Müslim, Tahâret, 72-73 [272-273]) Abdestli olarak ayağına mest giyen kimse, mest giydikten sonra abdestinin bozulmasından itibaren, mukîm ise bir gün, yolcu ise üç gün mestleri üzerine mesh edebilir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.) misafir için üç gün üç geceyi, mukîm için de bir gün bir geceyi mest üzerine mesh süresi olarak tayin etmiştir. (Müslim, Tahâret, 85 [276]) Mestleri mesh ederek abdest aldıktan sonra, abdestli iken ayağından her iki mestini veya birisini çıkaran bir kişinin, abdestini bozmadan ayaklarını yıkayıp tekrar mestleri giymesi gerekir. Bu kişi abdesti yokken mestlerini çıkarmışsa, tekrar abdest alırken ayaklarını yıkaması gerekir. Meshin süresi dolduğunda, abdestli ise mestleri çıkarıp ayaklarını yıkaması yeterlidir; abdestsiz ise ayağını yıkayarak tam abdest almalıdır. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/9)
Bot, topukları geçecek kadar yüksekse, Abdestli iken giyilmişlerse, Temiz iseler yani üzerlerinde görülen bir necaset yoksa yirmi dört saati geçmemek üzere üzerlerine mesh edilebilir. Abdest alırken çıkarılmaları gerekmez.
TEMİZLİK (TAHARET) konusundaki diğer fetvalar
Abdest bakımından özür sahibi olan kişi, kendisi gibi özür sahibi olanlara imam olarak namaz kıldırabilir. Fakat Hanefilere göre bu kişi özür sahibi olmayanlara imam olamaz. Çünkü imamın durumu cemaatin durumundan aşağı olmamalıdır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/58) Şâfiîlere göre ise özür sahibi olan kimse, özür sahibi olmayanlara imamlık yapabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/483)
Abdestte ayaklarını yıkadıktan sonra mestlerini giyen kimsenin, bu abdesti devam ettiği sürece mestleri çıkarıp giymesiyle abdesti bozulmaz. Mestlerin üzerine mesh etmek suretiyle abdestini tamamladığı durumlarda ise daha sonra mestlerini çıkaracak olursa meshi bozulur. Bu durumda sadece ayaklarını yıkayıp mestlerini giymesiyle abdesti devam eder. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/31; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/25)
Abdest aldıktan sonra giyilen meste ayrıca mesh etmek gerekmez. Fakat bu kişi, yeni bir abdest aldığında mestleri üzerine mesh yapar. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/24)
Kur’ân-ı Kerîm’de abdestle ilgili olarak “Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- topuklarla beraber ayaklarınızı yıkayın.” (el-Mâide, 5/6) buyrulmaktadır. Ehl-i sünnet mezheplerinin tamamı, bu âyet-i kerîmede emredilenlerin; yüzün, dirseklerle birlikte kolların ve topuklarla birlikte ayakların yıkanmasının farz olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/21-22) Hz. Peygamber ve ashâbının abdest alırken ayaklarını yıkadıklarına dair tevatür derecesine yakın bir şekilde nakledilen hadisler (Buhârî, Vudû’, 7, 24, 28, 38-39, 41-42 [140, 159, 164, 185-186, 191-192]; Müslim, Tahâret, 3-4, 18 [226, 235]; bk. Kettânî, Nazmü’l-mütenâsir, 59) ayakları yıkamanın farz olduğuna delildir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.s.), abdest alırken ayaklarını mesh eder gibi yıkayıp da topuklarına su ulaşmayan kişileri gördüğünde, “Topukları ateşte yanacakların vay hâline!” (Buhârî, Vudû’, 27, 29 [163, 165]; Müslim, Tahâret, 25-30 [240-242]) buyurmuştur. Yine Hz. Peygamber’in (s.a.s.), abdest alıp da ayağı üzerinde kuru yer kalan birisi yanına geldiğinde ona, “Dön de abdestini tam al” (Müslim, Tahâret, 31 [243]) buyurmaları, abdestte ayakların yıkanmasının farz olduğuna delildir. Yukarıda verilen deliller, abdestte çıplak ayak üzerine mesh etmenin caiz olmadığını göstermektedir.
Mestler üzerine giyilen çoraplar, ince olup üzerine mesh edildiğinde, altına ıslaklığı geçirirse, bunlar üzerine mesh edilmesi caizdir. Islaklık alta geçmediği takdirde mesh gerçekleşmiş olmaz. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/32)