İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Mekke’ye dışarıdan gelenlerin Arafat vakfesinden önce veya sonra Mekke’de bulundukları süre içinde seferîlik durumları nedir?

Cevap

Mekke’de, Arafat vakfesi öncesinde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla, Şâfiî mezhebine göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalacak olan kimse, mukîm sayılır; hem Mekke’de hem de Arafat’ta namazlarını tam kılar. Hac öncesi Mekke’de bu sürelerden daha az kalacak olan ise seferî sayılır ve dört rek‘atlı namazları iki rek‘at olarak kılar. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/98; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/519) Buna göre Arafat öncesi Mekke’de mukîm olan kişi; Arafat ve Müzdelife’de de mukîmdir. Bu kişi Mekke’ye döndükten sonra burada kaç gün kalırsa kalsın mukîm olmaya devam eder. Arafat öncesi Mekke’de seferî olan kişi, Arafat ve Müzdelife’de de seferîdir. Bu kişi Arafat’tan döndükten sonra Mekke’de 15 gün veya daha fazla kalacaksa mukîm, 15 günden az kalacaksa seferî olur. (Hasen Şâh, Gunyetü’n-nâsik, 73; bk. Serahsî, el-Mebsût, 1/237; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/126) Cemaatle kılınan namazlarda imam mukîm ise cemaat misafir de olsa imama uyarak namazını tam olarak kılar. Arafat, Müzdelife ve Mina’da da hüküm aynıdır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Asıl vatanından geçici olarak 90 km veya daha uzak bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan kimse, gideceği yerde Hanefî mezhebine göre on beş gün veya daha fazla; diğer mezheplere göre giriş ve çıkış günleri hariç dört gün veya daha fazla kalmaya niyet ederse mukîm; bu sürelerden daha az kalmaya niyet ederse seferî olur. Bu itibarla umreye gidenler, Mekke’de veya Medine’de on beş günden daha az kalacaklarsa Hanefîlere göre seferî sayıldıklarından, dört rek‘atlı farz namazlarını iki rek‘at olarak kılarlar. Ancak cemaatle kılmaları durumunda mukîm olan imama uyduklarında namazlarını tam olarak edâ ederler. Mekke’de veya Medine’de on beş gün veya daha fazla kalacaklarsa namazlarını tam olarak kılarlar.

Umreye gidenler seferîlik hükümleri açısından Mekke ve Medine’de namazlarını nas
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kişinin doğup büyüdüğü yere veya çalışıp geçimini sağladığı, çoluk çocuğu ile yerleştiği ve sürekli kalmaya niyet ettiği yere "vatan-ı aslî" denir. Vatan-ı aslî, ancak başka bir yeri vatan-ı aslî edinmekle değişir. Kişi başka bir yere göç edip eşini ve çocuklarını buraya naklederek yerleşirse burası vatan-ı aslîsi olur. Önceki vatanı, vatan-ı aslî olmaktan çıkar. Daha sonra buraya (eski vatanına) misafir olarak (15 günden kısa süreliğine) gelirse dört rek'atlı farz namazlarını iki rek'at olarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) ve arkadaşları Mekke’yi terk edip Medine’ye yerleştikten sonra Mekke’ye gittiklerinde dört rek'atlı farz namazları iki rek'at olarak kılmışlardır (Buhârî, Taksîru’s-salât, 1 [1081]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 15 [693]). Bir kimsenin doğduğu, evlendiği, içinde yerleşmeye karar verdiği yeri terk etmeyi düşünmeyerek; öğrencilik, işçilik ve askerlik gibi geçici sebeplerle uzunca bir zaman oturduğu veya yolculuğa çıkıp en az on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet ettiği yerler ise ikamet vatanıdır. İkamet vatanında namazlar mukim olarak kılınır. Hanefîler'e göre burada 15 günden az kalacaksa ve kaldığı yer kendi mülkü veya kiraladığı bir mesken değilse namazlarını kısaltarak kılar (bk. Haddâd, el-Cevhera, 1/87; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/131-132; Bilmen, İlmihal, 163).

Çalışmak üzere bir şehre giden fakat ailesini oraya götürmeyen kimse namazlarını
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Seferî kimse, hem seferî olan cemaate, hem de mukim olan cemaate imamlık yapabilir. Seferî olan kişi dört rek'atlı farz namazları iki rek'at kılacağı için mukim olan cemaate namaz kıldıracağı zaman, namaza başlamadan önce, “Ben seferîyim, ikinci rek'atın sonunda selâm vereceğim. Ben selâm verince siz selâm vermeksizin kalkıp namazınızı tamamlayınız.” şeklinde cemaati uyarması, karışıklığı önlemek bakımından uygun olur (Kâsânî, Bedâi‘, 1/101-102; Merğinânî, el-Hidâye, 1/81). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke’nin fethinden sonra Mekke’de kaldığı sürece namazları kısaltarak kıldırmış ve “Biz misafiriz, siz namazlarınızı tamamlayınız.” (Ebû Dâvûd, Salâtü’s-sefer, 10 [1229]) buyurmuştur. Hz. Ömer de (r.a.) aynı şekilde, Mekke’ye geldiği zaman dört rek'atlı farzları iki rek'at olarak kıldırmış ve mukim cemaate, “Mekkeliler! Namazınızı tamamlayınız; biz misafiriz.” (Muvatta’, Kasru’s-salât, 19) demiştir.

Seferî olan kişi namaz kıldırabilir mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu konuyu şöyle bir daire içinde ele alabiliriz: Bugün Mü'minlerin takip ettiği mezhepler olan Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik biiznillah bu ümmetin kendi itikadının ekseninde gelişmiş, dışarıdan bir etkinin bulunmadığı mezheplerdir. Bu mezheplerin tamamında Allah’ın kitabını ve Peygamber aleyhisselamın sünnetini en iyi şekilde anlama gayreti vardır. En başta imamları olmak üzere bu mezhepleri bugünkü çizgilerine getiren müçtehitler Allah için bir şeyler yapma gayreti içinde olmuşlardır. Tarih boyunca mü'minlerin mezhepler hakkındaki şahitlikleri bu şekilde olmuştur. Dolayısıyla bu dört mezhepten birinin abdest ve namaz gibi bir ibadette Allah’ın hükümlerine aykırı olacak bir uygulama yoktur. Evet, farklılık denebilecek noktalar bulunur ama bu farklılıklar o ibadetin esasına zarar verecek seviyede olmaz. Bu nedenle deriz ki, bir ibadeti eda ederken bir müçtehidin veya mezhebin çizgisinde kalmak gerekir ki ibadet ciddiyeti zarar görmesin ama aynı ibadetin diğer mezhepteki farklı denebilecek “ayrıntıları” o ibadetin geçersiz olması gibi bir sonuca asla götürmez. Bugün şu mezhepte böyle, öbür mezhepte böyle dediğimiz ibadetlere ve özellikle de namaza ait meselelerin tamamı Ashab-ı Kiram döneminden beri bulunmaktadır. Başta Ashab-ı Kiram olmak üzere bu ümmetin büyükleri birbirlerinin arkasında namaz kılmakta idiler. Onlar bazı ayrıntılarda abdesti farklı olabileceğini bildikleri halde birbirlerinin arkasında namaz kılmakta sakınca görmediler. Bizim onlardan daha iyi ve takvalı bir namaz kılmayı iddia ederek böyle bir ayrıntı üzerinden birbirimizin arkasında namaz kılmamamız ümmet olma şuurumuza ters düşecektir. Yapılan iş, namaza göstereceğimiz hassasiyetten değil taassubumuz ve kör taklit zevkimizden kaynaklanıyor olacaktır. Ashabı kiramdan Abdullah bin Ömer radıyallahu anhümanın, Haccac gibi birinin arkasında bile namaz kıldığı rivayet edilmektedir. Ehlisünnet itikadının en önemli ilkelerinden biri, ümmetin birliği ve namaz ciddiyeti açısından bakarak fasık olan birinin arkasında daha namaz kılmak gerekir ilkesidir. Bu nedenle başka bir nedene dayanmadan sadece mezhep farkını ileri sürerek namazın sahih olmayacağı iddia etmenin tutarlı bir tarafı yoktur.

Hocam bir Şafii’nin bir Hanefi arkasında namaz kılması durumunda, Şafii’nin inan
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. İbadetler, şahısların kanaatlerine göre ayarlanabilen görevlerimiz değildir. Nasıl emredildi ise o şekilde yerine getirilmesi gerekmektedir. Akıl ve mantıkla ibadet yapılamaz. Beş vakit, namaz ibadetinin yerine getirilmesi için kerahetli vakittir. Bu konu ile ilgili hüküm de birden fazla sahih hadisle sabittir. Fukahanın içtihadı ile değil özellikle hadisle sabit olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bu vakitler şunlardır: - Sabah namazı kılındıktan sonra güneşin doğmasına kadar olan boş vakit. - Güneş doğduktan sonra yaklaşık kırk dakika geçene kadar. - Öğlen ezanı vaktinden önceki kırk dakika. - İkindi namazı kılındıktan sonra akşam vaktine kadar nafile namaz. - Güneşin batmasına kırk dakika kalana kadar olan süre. Burada Şafii mezhebine istinat edildiği için karıştırıldığı zannettiğimiz husus şudur: Şafii uleması nezdinde Mekke'de Harem-i Şerif'de kerahet vakti yoktur. Bir de Cuma namazı öncesinde kerahet vakti yoktur.

Selamünaleyküm hocam. Mekruh vakitler konusunda Şafiî mezhebinden bir arkadaşıml
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Bir insanın yaşadığı yer, o insanın vatanı kabul edilir. Oradaki adına MUKİM denir.Bir insanın birden fazla MUKİM olacağı yeri olabilir. Mesela Erzurum'da yaşayan biri, oradaki evine ilaveten iş yapmak için İstanbul'a da bir ev açabilir. Bu sefer o kişinin iki vatanı olmuş olur. Her ikisinde de MUKİM durumdadır.İnsanın kendisine ait olmayan bir evde kalacağı günler: a-Bulunduğu yerden doksan km'den daha uzak bir mesafede ise, b-Orada on beş günden az kalacaksa bu kişi orada MİSAFİR durumundadır. Misafir, dört rekat olan namazları iki rekat olarak kılar. Orucu erteleyebilir. Camide imamla kılarsa namazı imam gibi tam kılar.Buna göre MİSAFİR, kendisine ait olmayan ve doksan km'den daha uzak bir yere giden ve orada on beş günden az kalan kişidir. Doksan km'den uzak bir yola çıkan biri her şartta YOL ESNASINDA yani gideceği yere varıncaya kadar MİSAFİRDİR. Gittiği yerde ise yukarıdaki duruma göre değerlendirme yapılır.

Selamünaleyküm.Allah ilminize imanınıza amelinize bereket versin, ahirette resul

HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Temettu‘ veya kırân haccına niyet eden bir kimse, kurban kesme imkânına sahip olduğu hâlde bunun yerine oruç tutamaz. Kurban kesme imkânı bulamayıp oruç tutmuş olan kimse ise “eyyâm-ı nahr” denilen kurban kesme günlerinde bu imkânı elde ederse ayrıca kurban kesmesi gerekir. Eyyâm-ı nahrdan veya tıraş olduktan sonra bu imkânı elde ederse orucu yeterli olup kurban kesmesi gerekmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/174)

Temettu veya kıran haccına niyet eden bir kimse kurban kesme imkânına sahip oldu
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kırân haccı, aynı yılın hac mevsiminde umre ve haccın ikisine birden niyet edilip ihrama girilerek tek ihramla yapılan hacdır. Kırân haccı yapmak isteyen kişi, mikâta varınca veya daha varmadan umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girer. Umreyi yaptıktan sonra ihramdan çıkmayıp aynı ihramla haccı da edâ eder, sonra ihramdan çıkar. Kırân haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi vaciptir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/151-152; Aynî, el-Binâye, 4/245)

Kıran haccı ne demektir, nasıl yapılır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur’ân-ı Kerîm’de güneş ve ayın bir hesaba göre hareket ettiği, (er-Rahmân, 55/5) bunların diğer fonksiyonlarının yanında aynı zamanda birer hesap ölçüsü de kılındığı, (el-En‘âm, 6/96) yılların sayısını ve hesabı bilmemiz için aya menziller tayin edildiği. (Yûnus, 10/5) gökler ve yer yaratıldığı zaman on iki ay meydana gelecek şekilde bir nizam konduğu, (et-Tevbe, 9/36) ayın yeryüzünden hilal şeklinde başlayıp kademe kademe farklı şekillerde görülmesinin insanlar ve hac için vakit ölçüleri olduğu (el-Bakara, 2/189) belirtilmektedir. Fakihlerin çoğunluğuna göre kamerî aylar, ayın güneş battıktan sonra yeryüzünün herhangi bir yerinden hilal hâlinde çıplak gözle görülmesi veya görülebilecek durumda olmasıyla başlar. Günümüzde ayın hilal hâlinde nerede ve ne zaman görülebileceği, hatasız olarak hesapla tespit edilebilmektedir. Yurdumuzda ve İslâm ülkelerinin çoğunda hesaplamalar, hilalin dünyanın neresinde olursa olsun görüleceği dikkate alınarak yapılmakta ve takvimler bu hesaplamalara göre düzenlenmekte; bayramlar da buna göre belirlenmektedir. Bazı İslâm ülkeleri ise kamerî aybaşlarının tespitinde, ayın hilal şeklinde gökyüzünde görülebilecek hâlde bulunması zamanını değil kavuşum anını (ayın her dolanmasında bir kez güneş, ay ve dünyanın aynı doğrultuya gelmesini/içtimayı) esas almaktadırlar. Ayrıca kimi ülkeler, ihtilâf-ı metâli’a itibar etmekte yani hilalin dünyanın herhangi bir yerinde görülmesini veya görülebilirliğini değil kendi ülkelerinde görülebilirliğini dikkate almaktadırlar. İslâm âleminde zaman zaman bizden bir gün önce veya bir gün sonra bayram yapan ülkelerin bulunması bu sebepledir. Bu tür içtihat farklılığından doğan farklı uygulamalar, kimsenin ibadetine zarar vermez. Bu nedenle de Suudi Arabistan’da bulunanlar, o günlerde bu ülkenin uygulamalarına göre hareket ederler. Dolayısıyla söz konusu ülkenin hesabına göre yapılan hac ibadeti geçerlidir.

Kurban bayramının Suudi Arabistan’da Türkiye’den önce veya sonra başlaması halin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre kırân haccına niyet eden kişi, bu haccını temettu‘ haccına dönüştüremez. Hanbelî mezhebine göre ise dönüştürebilir. (İbn Kudâme, el-Mukni‘, 112; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 2/98-99)

Kıran haccına niyet eden kişi, tavaf ve sa’y yapmadan niyetini değiştirip temett
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Temettu‘ haccı yapan kişinin, hacdan önce yaptığı ilk umreden sonra umre yapamayacağını söyleyen fakihler varsa da bazı Hanefî eserlerinde, kurban bayramı günleri dışındaki diğer günlerde umre yapmanın caiz olduğu hükmüne istinaden temettu‘ haccı yapan bir kişinin, ihramdan çıktıktan sonra nâfile tavaf yapabileceği gibi umre de yapabileceği belirtilmektedir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/537)

Temettu haccı yapacak kişinin, umreyi yapıp ihramdan çıktıktan sonra hac ihramın
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimiz, kul haklarına çok önem vermiş ve inananların bu haklara karşı duyarlı ve saygılı olmalarını emretmiştir. Ayrıca kul hakkı ihlalinde, hakkı ihlal edilen kişi affetmedikçe hiç kimse tarafından affedilemeyeceği de belirtilmiştir. Vedâ hutbesinde Resûlullah (s.a.s.), “Ey insanlar! … Sizin canlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız, bu beldeniz içinde, bu ayınızda, bu gününüzün haramlığı gibi Rabbinize kavuşuncaya kadar birbirinize haramdır (dokunulmazdır)…” (Buhârî, Hac, 132 [1739, 1741]) buyurmuştur. Resûlullah (s.a.s.) ayrıca şöyle buyurmuştur: “Kimin yanında kardeşine ait bir hak varsa, o haksızlıktan dolayı hak sahibiyle helalleşsin. Gerçek şu ki, (kıyamette) asla dinar ve dirhem (altın ve gümüş) yoktur. Kardeşinin hakkı için kendi sevaplarından alınmadan evvel, (dünyada) onunla helalleşsin. (Âhirette) zalimin (o hakkı karşılayacak) sevapları bulunmazsa kardeşinin günahlarından alınır da o zalimin üzerine atılır.” (Buhârî, Rikāk, 48 [6534]; Mezâlim, 10 [2449]) Bu ve benzeri gerekçeler nedeniyle hacca giden kişinin yolculuğa çıkmadan önce çevresindekilerle ve hukuku olan kimselerle helalleşmesi, haccın âdâbından sayılmıştır. Ancak helalleşme, haccın sıhhatinin şartlarından olmadığı için helalleşmeden hacca giden kişinin haccı geçerlidir.

Hacca giderken helallik almanın dinî hükmü nedir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.