Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Mekruh vakitler konusunda Şafiî mezhebinden bir arkadaşımla anlaşamadık. Bu arkadaşım, Şafiî mezhebinde kerahat vakti diye bir şey yok dedi. Olay, öğle namazına az kalasıya kendisinin tahiyetul mescid namazı kılması akabinde yaşandı. Kendisine bu vakitte namaz kılmak caiz değil dedim. O Şafiî’de kerahat vakti yok dedi. Bir hocanın vaazda; kerahat vakti mi olurmuş, namaz kılmakla günah mı kazanılırmış dediğini söyledi. Şafiî mezhebinde kerahat vakti yok mu? Genelde öğle ve akşam namazlarına az kalasıya böyle nafile namaz kılanlar var. Caiz değil demek haram demek midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bazı vakitlerde bir kısım ibadetlerin yapılması yasaklanmıştır. Bu vakitlere kerâhet vakitleri denilir. Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den şöyle nakledilmiştir: “Resûlullah (s.a.s.) bize üç vakitte namaz kılmayı veya ölülerimizi defnetmeyi yasakladı: Güneşin doğmasından itibaren (bir veya iki mızrak boyu) yükselmesine kadar, güneşin gökyüzünde tam dik oluşundan (batıya) yönelmesine kadar ve güneşin sararmasından itibaren batmasına kadar.” (Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 293 [831]; bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu‘, 298 [1277]; Cenâiz, 55 [3192]) Güneş doğarken ve tam tepede iken namaz kılınamaz. Güneşin batmasından önceki kerâhet vaktinde, sadece o günün ikindi namazının farzı kılınabilir. Fakat mazeretsiz olarak ikindi namazını bu vakte kadar geciktirmek mekruhtur. Bu vakitlerin başlama ve bitiş zamanları mutedil bölgeler itibarıyla şöyledir: Bu sayılan kerâhet vakitlerinde kaza namazı, vitir gibi vâcip namaz kılınamadığı gibi kerâhet vaktinden önce hazırlanmış bulunan cenazenin namazı da kılınamaz. Bu vakitlerde hazırlanmış cenazenin namazı ise kılınabilir. Daha önce okunmuş bir secde âyetinden dolayı “tilâvet secdesi” yapılamaz. Ancak kerâhet vaktinde okunan secde âyetinin secdesi, daha sonraya bırakmak efdal olsa da bu vakitte yapılabilir. Bunların dışında şu vakitlerde de sadece nâfile namaz kılmak mekruhtur: Ebû Saîd el-Hudrî’den şöyle nakledilmiştir: “Resûlullah’ı (s.a.s.) şöyle derken işittim: Sabah (namazı kılındık)tan sonra, güneş yükselinceye kadar başka namaz yoktur. İkindi (namazın)dan sonra, güneş batıncaya kadar başka namaz yoktur.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 31 [586]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 288 [827]) Şâfiî mezhebine göre ise güneşin doğuşu, tam tepede oluşu ve batışı zamanında sadece nâfile namaz kılmak mekruhtur. Ancak bu vakitlerde farz namazlar, kaza namazları, revâtib sünnetler, tahiyyetü’l-mescid gibi sebepli namazlar kılınabilir. Ayrıca ikindiden sonra güneşin sararasından batışına kadar nâfile namaz kılmak tenzihen mekruhtur. (Nevevî, Ravza, 1/192)
Selamünaleyküm. Kaza etme imkânınız bulunmadığından ötürü böyle bir tercih yapılabilir. Aksi takdirde Hanefi mezhebine göre kılıp başka bir mezhebe göre değerlendirmek makul olmaz.
Tahiyyetü’l-mescid namazının, camiye girildiğinde kılınması sünnettir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), söz konusu namazla ilgili olarak; “Sizden biriniz mescide girdiğinde oturmadan iki rek’at namaz kılsın.” (Buhârî, Salât, 60 [444]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 69 [714]) buyurmuştur. Tahiyyetü’l-mescid namazı Hanefîlere göre iki veya dört, Mâlikîlere göre ise iki rek’at kılınır. Şâfiîlere göre aslolan iki rek’at olmakla birlikte Şâfiî ve Hanbelîler bu niyetle istendiği kadar namaz kılınabileceğini ifade etmişlerdir. Hanefîler, nâfile namaz kılmanın mekruh sayıldığı vakitlerde tahiyyetü’l-mescid namazının kılınamayacağı kanaatindedir. Şâfiîlere göre tahiyyetü’l-mescid mutlak değil sebebe bağlı nâfile namazlardan olduğu için bu vakitlerde de kılınabilir. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/311) Ezân okunduğu sırada mescide giren kimsenin bu namazı kılması Hanefîlere göre mekruh iken Şâfiîlere göre mekruh değildir. Ancak müezzin kâmet getirirken veya cemaatle namaza başlandığında mescide giren kişinin tahiyyetü’l-mescid kılmasının mekruh olduğu hususunda fakihler görüş birliği içindedir. Hanefîler, cuma namazında hatip minberde iken mescide giren kimsenin oturup hutbeyi dinlemesi gerektiğini ve tahiyyetü’l-mescid kılmasının mekruh olduğunu söylemiştir. Şâfiîlere göre ise uzatmamak ve iki rek’atı geçirmemek şartıyla kılınmalıdır. Mescide giren kişinin, meşguliyet veya kerâhet vaktinin girmesi gibi sebeplerle bu namazı kılamaması durumunda, “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü va’llâhü ekber” demesi müstehaptır; bazı âlimler buna “ve lâ havle ve lâ kudrete illâ bi’llâhi’l-aliyyi’l-azîm” cümlesini de eklemiştir. Hanefîler, herhangi bir namazı kılmak veya farz namazı cemaatle kılmak suretiyle de mescidin hakkının verileceğini, dolayısıyla en az iki rek’at farz veya nâfile namazı kılmak niyetiyle mescide giren kişinin kıldığı bu namazın, niyet etmese bile tahiyyetü’l-mescid yerine geçeceğini ve onun sevabını da kazanacağını belirtmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/190, 191; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/18) Mescid-i Harâm’ın tahiyyesi Kâbe’yi tavaf etmektir; tavaf niyetiyle oraya giren hemen tavafa başlamalı, tavaf niyeti olmaksızın giren ise tahiyyetü’l-mescid namazı kılmalıdır.
Hac ve umre ziyareti için Medine-i Münevvere’de kalınan süre içinde beş vakit namazın Mescid-i Nebevî’de kılınmasına özen gösterilir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Mescid-i Nebevî’de kılınacak bir namazın, Mescid-i Harâm hariç diğer mescitlerde kılınan bin namazdan daha faziletli olduğunu bildirmiştir. (Buhârî, Fazlü’s-salât, 1 [1190]; Müslim, Hac, 505-506 [1394]) Halk arasında Medine’de sekiz gün kalıp kırk vakit namaz kılmanın gerekli olduğu kanaati yaygın hâle gelmiştir. Bu kanaatin dayanağı, sıhhati tartışmalı olmakla birlikte Hz. Peygamber’den (s.a.s.) rivayet edilen şu hadistir: “Kim benim şu mescidimde, bir tek vakti geçirmeksizin kırk vakit namaz kılarsa kendisi için cehennemden berat ve azaptan kurtuluş yazılır. O kişi, nifaktan da uzak olur.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/155 [12605]) Hadis âlimleri, gerek senet gerekse metin açısından bu rivayetin sıhhatinin tartışmalı olduğunu ifade etmişlerdir. (bk. Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’z-za‘îfe, 1/540-541 [364]; Rifâ‘î, el-Ehâdîsü’l-vâride fî fezâili’l-Medîne, 435-436) Fıkıh eserlerinde de hacı adaylarının Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namazı ihmal etmemeleriyle ilgili vurgulu hükümler yer almamıştır. Bu bağlamda kırk vakit namaz konusuyla ilgili şu hadisin metin itibarıyla daha sahih olduğu bilinmektedir: “Kim ilk tekbire yetişmek kaydıyla kırk gün cemaatle namaz kılarsa o kimse için iki şeyden beraat gerçekleşir: Cehennem ateşinden ve nifaktan.” (Tirmizî, Salât, 64 [241]) Buna göre Medine’de kalış zamanı yeterli olan kişilerin, sayı hesabı yapmaksızın Hz. Peygamber’in (s.a.s.) mescidinde, onun Ravzası’nın yanında cemaatle namaz kılmaya devam etmeleri yerinde bir davranış olacaktır. Fakat organizasyon açısından daha kısa süre kalmak zorunluluğu doğarsa bu da anlayışla karşılanmalı ve kırk vakit kılamamanın bir eksiklik olacağı zannedilmemelidir. Zira Mescid-i Nebevî’de kırk vakit namaz kılmak, haccın ne farzı ne vâcibi ne de sünnetidir. Dolayısıyla haccın tamamlanmasının bu namazlara bağlanmaması gerekir.
Selamünaleyküm. Takvimin güneş doğma vaktini göstermesinden sonra sabah namazı kazaya kalmıştır. Kerahet vakti olan yaklaşık yarım saat (güneşin doğma anından itibaren) geçince namazı kaza etmek gerekir.
Selamünaleyküm. İmamın niyeti ile ona uyanın niyeti arasındaki fark konusunda Hanefi mezhebi uleması ile Şafii ulemasının başını çektiği diğer ulema arasında fark vardır. Şafii ulemasının görüşüne göre niyet farkı imamla ona uyan arasında sorun değildir. Namaz, imama uyuldukça niyetler ne kadar farklı olursa olsun caizdir. Hanefi ulemasının görüşüne göre ise mesele şöyledir: a- Nafile kılan biri farz kılan bir imama uyarın ve kıldığı nafile sahihtir. b- Farz namaz kılan biri, nafile kılan birine uyamaz. c- Farz kılan bir imama, başka bir farza niyet edecek biri uyamaz. Farzlarda aynı namaza niyet etmek gerekir. Mesela akşamı kılmayan biri, yatsıyı kılan birine uyamaz. Sizin durumunuza gelince, sizin peşinizdekiler Şafii mezhebinde iseler, onlar açısından bir sakınca olmayacağı için siz imamlığınıza devam edin. Allah yardımcınız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Evlenmek onca önemine binaen hayatımızın olmazsa olmazı değildir. Kimin ne zaman ve kiminle evleneceği bizim için meçhuldür. Buna göre siz ölümcül bir hastalığa yakalanmış biri gibi değilsiniz. Bir başka mesele de evlenmiş olmak huzurun teminatı da değildir. Evli olduğu hâlde bekarlara imrenen ve boşanmak için her şeyi feda edenleri de düşünmek gerekir. Neyin kime hayır olduğunu bilemeyiz. Mevcut durumu en iyi şekilde yaşamak için gayret edelim. Yarın iyi bir evlilik günü olabilir. Evlenmemiş olmak en iyi hâlimiz olabilir. Allah'a emanet olun.
Aleykümselam. Bu durumun nikâhınızın sıhhatine bir zararı yoktur. Nikâhınız tamdır. Allah Teâlâ huzurunuzu daim kılsın. Sizi ve eşinizi fitnelerden, fesattan muhafaza buyursun.
Aleykümselam. Bu geçicidir. İlgilenmez ve namazınıza devam ederseniz bir zaman sonra geçer. Bunu gündem yapar, üzerine üzerine giderseniz bir hastalık olarak kalabilir. Herkesin buna benzer sorunları olabilir. İlgilenmeyin ve namaza devam edin. Geçtiğini göreceksiniz biiznillah.
Aleykümselam. Anlaşılan siz, babanızdan kalan malı kardeşler olarak yiyip tükettiniz. Yapmanız gereken onu herkesin payına göre taksim etmekti. Yapmamanız hata olmuş. Kardeşler olarak bu durumu kendi aranızda helalleşip kapatabilirseniz mesele kalmaz. Yalnız baliğ reşid olmayan kardeşinizin helallik vermesi mümkün değildir. Şöyle yapabilirsiniz: Size kalan malları kâğıt üzerinde herkesin hakkını alacağı şekilde bölüşün. Kardeşinizin hakkı belli olsun. O hakkı onun namına bir kenara koyun. Reşid olunca yani on sekiz yaşını doldurunca onu kendisine verin. Bu arada o mal sizde emanette kalmış olur. Kardeşiniz o zaman hakkını size helal etmesi durumunda ise mal size iade edilmiş olabilir. Devletin kardeşinize tahsis ettiği maaş ise onundur. Reşid olmadan o maaşı sizin veya başka birisinin alması, ondan harcaması caiz olmaz. Ona ait giderlere kullanılmalıdır. Ya da onun adına bekletilmelidir.
Aleykümselam. Bu hususta elimizde tatmin edici bilgi yok ama zihin bulandırıcı dedikodu çoktur. Müslümanlarla savaş durumunda olan ülkelerin ve şirketlerin mallarını kullanmak caiz olmaz. Ancak zaruret söz konusu olursa kullanmak caiz olur. Kati bilgimiz olmayan konuları ise şüpheli konular olarak görmeliyiz. Şüphe ise mümkün olduğu kadar kaçınmak, kaçınmak mümkün değilse bir tür kabullenmek demektir. Allah yardımcımız olsun.
Aleykümselam. Bu durum, bir psikoloğa gitmenizi de gerektiriyor. Muhakkak gidin, onun önerisini de yerine getirin. Fıkıh ve namaz açısından bir sorun yoktur. Bir şey yokmuş gibi namaza devam edin. Kendinizi cemaatten de alıkoymayın. Devam edin. Çok geçmiş olsun. Allah teala afiyetinizi iade etsin.