İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Piyango, toto, loto, iddia vb. şans oyunları oynamanın dini hükmü nedir?

Cevap

Taraflardan birisinin kazanıp diğerinin kaybetmesi esasına dayalı olan bütün şans oyunları kumar olduğundan haramdır. Zira bu tür oyunlarda bir taraf kaybederken diğer taraf haksız kazanç elde etmektedir. (İbn Nüceym, el-Bahr, 8/554-555) Buna göre şans faktörüne dayalı olan piyango, toto, loto, iddia, müşterek bahis, ganyan gibi tertip ve oyunlar da kumardır ve haramdır. Bu tür oyunların hasılatından bazı kuruluş ve hayır kurumlarının yararlanması, onları meşru hâle getirmez ve haramlık hükmünü değiştirmez. Müslümanların bu tür meşru olmayan kazanç yollarından uzak durması gerekir. Bu yollardan birisiyle kazanç elde edilmesi hâlinde bir an önce tövbe edilmeli ve elde edilen kazanç, sevap beklenmeyerek yoksullara verilmelidir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Haramlarla ilişkimiz açısından şöyle bir bakış koyabiliriz ortaya: Bir haramla direkt veya dolaylı bağlantı olabilir. Direkt bağlantı için direkt haram denecektir elbette. Dolaylı bağlantı için de o dolaylılık oranı kadar değerlendirme yapılacaktır. Haramla bir arada olmamızı gerektiren durum bir zorunluluktan mı yoksa normal akış içerisinde kişinin tercihinden mi kaynaklanıyor? Eğer hayatî değerler açısından ciddi bir tehlike nedeniyle haramla bir arada bulunuluyorsa bunu harama rıza gösterme olarak anlamayız. Bu iki perspektiften bakarak anlamaya çalışın lütfen.

Bir Müslümanın, örneğin faizle geçinen bir kurumda çalışması sakıncalıdır çünkü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haram bir işle hayır yapılamaz. Bu tam anlamıyla şeytan tuzağıdır. Ne hayır yapın ne de harama tevessül edin!

Milli piyango ve sayısal oyunlar haram ama ben çıkan tüm parayı fakirlere yardım
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Haramı bilmeden işleyen birinin öğrendikten sonra, işlediği haramlardan mümkün olan en net bir şekilde dönmesi gerekmektedir. Üzerinden yıllar geçmiş, dal budak salmış ve neyin haram neyin helal olduğu karışmış bir iş için ise mümkün olduğu kadar arınma isteriz. Ama haramı öğrendikten ya da istiğfar ettikten sonraki ilk dakikadan itibaren ilişkiyi kesmek esastır. Allah yardımcımız olsun.

Piyangodan, loto toto iddaa vb. yerlerden para kazandım. Tarla satın aldım ya da
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bahis oyunu kumar anlamına geliyor. Kumar ise haramdır. Siz kumara destek olan bir işi yapacaksınız orada. Oynanan her kumardan çıkan haram günahı ne kadarsa size aynısı yazılacak. Birileri kumar oynayacak siz de günah kazanacaksınız. Aç kalın da o işi yapmayın.

Ben üniversite öğrencisiyim. Ailemin yanında kalıyorum ancak artık bana harçlık
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

O ödülü elde etmek için verilen ücret piyango bileti almak gibi bir durumdur, kumardır. Siteye girip diğer imkânlardan istifade etmek sonra da bir çekiliş yapılırken katılmak netliğinde olursa kumar olmaz. Yine de size ahirette sizi ezecek bir iş ihtimalinden uzak durmanızı, kendinizi kandırmamanızı tavsiye ederiz.

Hocam biz bir internet sitesi oluşturuyoruz. Sitede dijital oyunlar için turnuva
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir oyuna para yatırılıyor ve kazanan para ya da başka bir ikramiye alıyorsa o oyun kumardır. Asla oynanması caiz değildir. İster telefonla olsun ister bir oyun merkezinde olsun hüküm böyledir. Bir para yatırılmıyor ve karşılık beklenmiyorsa o zaman haram görüntüleri olmayan, dine imana hakaret içermeyen ve oynayanını asıl görevlerini ihmal etmesine sebep olmayan oyun haramdır demeyiz. Yine de oyun oynamayı mü'min kendine yakıştırmamalıdır, bunu biliniz.

Hocam bilgisayarda veya telefonda ara sıra oyun oynamak günah mı? Bir de helal i

HELALLER VE HARAMLAR konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nûr Sûresi'nin 30. ayetinde, mü’min erkeklerin harama bakmamaları, namus ve iffetlerini korumaları emredildikten sonra 31. âyetinde kadınlarla ilgili olarak meâlen: "Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini (bakmaları haram olan şeylerden) çevirsinler, edep yerlerini korusunlar -kendiliğinden görünen müstesna- zînetlerini açmasınlar, başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" buyrulmakta ve ayetin devamında kadınların kendiliğinden görünmeyen zînet yerlerini, kimlerin yanında açabilecekleri belirtilmektedir. 1- HARAMA BAKMAK VE ÎFFETİ KORUMAK Görüldüğü gibi bu iki âyette hem erkeklerin hem de kadınların harama bakmamaları, edep yerlerini iyice örtülü tutup, iffet ve namuslarını zina, fuhuş ve onlara sebep olabilecek durumlardan korumaları emredilmektedir. Hz. Peygamber (S.A.V) de; "...Gözlerin zinası şehvetle bakmaktır..." buyurarak harama bakmayı, göz zinası olarak nitelemiştir.1 Ancak, gözün harama tesadüfen ilişmesinin kasıtlı bakmak hükmünde olmadığı da hadis-i şeriflerde belirtilmiştir.2 İslâm âlimleri, yukarıda mealleri yazılı âyetlere ve konuyla ilgili hadislere dayanarak, erkeklerin ve kadınların, nikâhlı eşleri dışında herhangi bir kimseye şehvetle bakmalarının haram olduğu üzerinde müttefiktirler. Tedavi, şahitlik ve evlenme maksadı gibi, zarûret veya ihtiyaç halindeki bakmalara, fıkıhta belirtilen şartlar ve ölçüler dâhilinde müsaade edilmiştir. Fitne tehlikesi ve şehvet korkusu olmamak kaydı ile, gerek erkeklerin ve gerekse kadınların, kendi yakınlarından ve yabancılardan kimselere ve nerelerine bakıp bakamayacaklarına dair hükümler, delilleri ile birlikte fıkıh kitaplarında mevcuttur.3 2- ÖRTÜNME Nur Sûresi'nin 31. âyetinde zikredilen bu emirlerden sonra kadınların örtünmesi ile ilgili olarak da, kendiliğinden görünenler müstesna zînetlerini, zinet yerlerini açmamaları ve başörtülerini yakalarının üzerine salmaları emredilmiştir. Cahiliyet devrinde başını örten kadınlar, başörtülerini enselerine bağlar veya arkalarına salıverirlerdi. Allah Teâlâ, bu ayetle, İslam’dan önceki bu âdeti kesinlikle yasaklayarak mü'min kadınların -kendiliğinden görünen hariç zînetlerini, zînet yerlerini açmamalarını ve başörtülerini, saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun, gerdan ve göğüslerini iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmalarını emretmiştir. Hz. Aişe (R.A): "Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye, Yüce Allah: "Mü'min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar" âyetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örttüler."4 der. Yine Hz. Aişe (R.A) bir gün Ensar kadınlarından sitayişle bahsederken, buna benzer bir ifade ile başörtüsü emrine nasıl uyduklarını anlatır.5 ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLMAYAN KISIMLAR Örtülmesi emredilen, zînetten istisna edilen ve mücmel olarak geçen "kendiliğinden görünen" ifadesi; Ashaptan Hz. Ali, İbn-i Abbas, İbn-i Ömer, Enes, Tabiilerden Said b. Cübeyr, Atâ, Mücâhid, Dahhâk, Müctehid İmamlardan Ebû Hanife, Malik ve Evzaî’nin de (Radiyallahu anhum) dâhil olduğu İslâm âlimlerinin çoğunluğu tarafından; "Yüz ve bileklere kadar eller" olarak tefsir edilmiştir.6 ÖRTÜLMESİ GEREKLİ OLAN KISIMLAR Âyetteki "kendiliğinden görünen" mücmel ifadeyi -az da olsa- farklı tefsir eden âlimler, kadınların, istisna dışında kalan zînetlerini ve zînet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının câiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir.7 Kadınların, bu zînet yerlerini kimlerin yanlarında açabilecekleri ise, âyetin devamında bildirilmektedir. Bu âyet-i kerime nâzil olunca, yukarıda rivayet edilen hadislerle de sabit olduğu üzere, Ensar ve Muhâcir kadınların, eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örtmeye acele etmeleri, Hz. Aişe’nin (r.a.) ablası Esma’nın (r.a.), ince bir elbise ile Hz. Peygamber’in (a.s.) huzuruna çıktığı zaman, Hz. Peygamber' in "Ergenlik çağına gelen bir kadının elleri ve yüzü dışında kalan yerlerini göstermesinin câiz olmadığını" bildirmesi, yine Hz. Peygamber'in, bileklerinin dört parmak yukarısını işaret ederek "Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadına, ergenlik çağına gelince yüzü ve şuraya kadar elleri hariç, herhangi bir yerini açması câiz değildir," buyurması; söz konusu ayetteki emirlerin vücub için olduğuna, kadınların yukarıda sayılan zînet yerlerini örtmekle yükümlü olduklarına delâlet etmektedir. ÖRTÜNMENİN GAYESİ Dinimizin emrettiği örtünmeden maksat, kadının zînetini ve zînet yerlerini eşi veya mahremi olmayan erkeklere göstermemesi ve yabancı erkekler tarafından görülmesine meydan vermemesidir. Bu itibarla örtünün; saçın, ten renginin veya zînetlerin görülmesine engel olacak kalınlıkta, vücut hatlarını göstermeyecek nitelikte olması gerekir.8 Bu konuda, yukarıda meali zikredilen hadis-i şerifler dışında, daha pek çok hadis-i şerif bulunmaktadır.9 Ahzâb Sûresi'nin 59. âyetinde; de "Ey Peygamber eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: (Evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını iyice örten dış elbiselerini giysinler. Bu, onların iffetli bilinmelerini ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar." buyrulmaktadır. Bu âyette müslüman hanımların evlerinden çıkarken, üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafeti ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir. Nûr Sûresi'nin 60. ayetinde ise, yaşlanmış kadınların, 31. Ayette örtülmesi emredilen zînet ve zînet yerlerini örtmek kaydı ile (manto, pardesü, vs. gibi) dış elbiselerini üstlerine almadan dışarı çıkabilecekleri belirtilerek şöyle buyrulmaktadır: "Bir nikâh ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların zînetlerini, (yabancı erkeklere) göstermeksizin, dış elbiselerini çıkarmalarında, kendilerine bir vebal yoktur. Yine de dış elbiseli olmaları, kendileri için hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir." NETİCE: 1. Gerek erkeklerin ve gerekse kadınların gözlerini haramdan korumaları, 2. Kadınların, vücudun el, yüz ve ayakları dışında kalan kısımlarını, aralarında dinen evlilik câiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri. 3. Başörtülerini, saçlarını, başlarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları, Dinimizin, Kitap, Sünnet ve İslâm âlimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dini bir vecibedir. ---------------------------------------------- 1 Buhârî, Kader, 9; VII, 214, (Çağrı Yay. İstanbul 1981); Müslim, Nikah, 44, Hadis No: 2152-2153; II, 612, (Çağrı Yay. İstanbul 1981); Beyhakî, VII, 89. 2 Müslim, Adab, 10 (II, 1699, Hadis No: 2159); Tirmizi, Edep, 28 (V, 101, Hadis No: 2777) Ebû Dâvûd, Nikah, 44, ( II, 609, 610, Hadis No: 2148, 2149); Müsned, IV, 358, 361; Dârimî, İsti’zân, 15, s. 674; Rikâk, 3, s. 694 (Çağrı Yay. İstanbul 1981); Beyhakî, VII, 90, (1. Baskı, Hind, 1353) 3 Serahsî, Mebsût, X, 145-165, (Beyrut, 1986); Nevevî, Minhâc, II, 206-215, (Celâleddin Mahallî’ye ait şerhle birlikte, II. Baskı, Mısır 1934); Kasânî, Bedâiu’s-Sanâi’, V, 118-125, (Mısır, 1328/1910); İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, V, 320-329, (Matb’a-i Âmire, İstanbul) 4 Buhârî, Tefsîr, Tefsîru Sûreti’n-Nûr, (V. 13); Ebû Dâvûd, Libâs, 33, (IV, 357), Beyhakî, VII, 88. 5 Ebû Dâvûd, Libâs, 32, (IV, 356), 6 Taberî, Câmiu’l-Beyân, X, 117-121, (Beyrut, 1405/1984) 7 Taberî, age., agy.; Fahreddin Râzî, Mefâtihu’l-Ğayb, XXIII, 201, 210, (Matba’tü’l-Behiyye, Mısır); Kurtûbî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’an, III, 315, 319, (Lübnan, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî); İbnü’l-Arabî, Ahkâmü’l-Kur’an, (Lübnan, Daru’l-Ma’rife) III, 1365-1376; Serahsî, Mebsût, X, 145-165; Celâlüddin Mahalli, Şerhu’l-Minhâc, III, 206-215; Kâsânî, age., c. ,118-125; İbn Âbidîn, age., V, 320-329; İbn Hazm, Merâtibü’l-İcma’, s. 29. 8 Serahsî, age., X, 155; İbn Âbidîn, age., V, 320-329. 9 Müslim, Libâs, 34, ( II, 1680, Hadis No: 2128), Cennet, 13 (II, 2192 Hadis No: 2128) Müsned, II, 356.

Tesettür İle ilgili karar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Fıtrat dini olan İslâm, insan tabiatına uygun esaslar koymuş; maddî ve manevî gereksinimleri çerçevesinde eğlenme ihtiyacını da dikkate almıştır. Bu bağlamda spor, oyun veya eğlence gibi meselelerde İslâm’da asıl olan mubah olmaktır. Zekâ, taktik ve strateji oyunu olan satranç hakkında İslam âlimleri bir takım gerekçelerle farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Âlimlerin bir kısmı satrancı kumarla ilişkilendirip caiz olmadığını söylerken (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 5/127; İbn Kudâme, el-Muğnî, 10/151; Bâcî, el-Münteka, 7/278), diğer bir kısmı ise dinen sakıncalı unsurlar barındırmaması ve fesada vesile edilmemesi şartıyla caiz olduğu görüşünü benimsemişlerdir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 6/394-395; İbn Nüceym, el-Bahr, 7/91; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 4/343; Mâverdî, el-Ḥâvi’l-kebîr, 17/178-179; İbnü’l-Hâcib, Câmi u’l-ümmehât ʿ , 566; İbn Abdülber, et-Temhîd, 13/181) Bu bağlamda satranç oynamakla ilgili kaynaklarda yer alan rivayetler ise satrancın mutlak anlamda caiz olmadığına hükmedilecek kuvvette değildir. (Dârekutnî, ʿİlelü’l-hadîs, 2/504 [906]; İbnü’l-Cevzî, el- İlelü’l-mütenâhiyeʿ, 2/783 [1304-1305] Münzirî, et-Terġīb ve’t-terhîb, 4/24 [4638]; Zeylaî, Nasbü’r-râye, 4/274-275) Netice itibariyle satranç oynamak caizdir. Ancak bu oyun kumara aracı kılınmamalı, dinî ve dünyevî yükümlülükler ihmal edilmemeli, taraflar arasında kin ve nefrete yol açacak tutumlardan uzak durulmalıdır.

Satranç oynamak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İnsanlar gibi tüm hayvanların da üreme ve çoğalma hakları vardır. Hayvanların yeme içme ihtiyaçlarının teminini engellemek uygun olmadığı gibi üreme özelliklerini ortadan kaldırmak da uygun değildir. Gerekli ve meşrû bir sebep bulunmadıkça hayvanların kısırlaştırılması da caiz değildir. Ancak gerekli ve meşrû sebeplerle; toplum menfaati gereği evde beslenen hayvanların gebe kalmalarını engelleyici ilaç ve benzeri şeylerin kullanılmasında ve ekolojik dengeyi bozmamak şartıyla kedi, köpek vb. başıboş hayvanların kısırlaştırılarak çoğalmalarının kontrol altına alınmasında dinen bir sakınca yoktur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/357) İş gücünden, nesil ıslahından ve et verimliliğinden ziyadesiyle istifade edilebilmesini temin etmek amacıyla dana ve teke gibi bazı hayvanların kısırlaştırılması da caiz görülmüştür. (Merğînânî, el-Hidâye, 4/380; İbn Mâze, el-Muhît, 5/375, 376)

Hayvanların kısırlaştırılması caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hz. Peygamber (s.a.s.) sakal bırakmayı fıtrata uygun davranışlar arasında saymıştır. (bk. Müslim, Tahâret, 56 [261]; Buhârî, Libâs, 64-65 [5892-5893]) Nitekim kendisi de sakal bırakıp güzelce bakımını yapmış (Tirmizî, eş-Şemâil, 50 [33]), sakalını eninden ve boyundan kısaltmış (Tirmizî, Edeb, 17 [2762]), ashâbına da gerekli bakımı yapmalarını tavsiye etmiştir. (Muvatta', Şaʿr, 7 ) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünnetine tâbi olma hususundaki titizliğiyle bilinen sahâbeden Abdullah b. Ömer de sakalının bir tutamdan fazlasını kesmiştir. (Buhârî, Libâs, 64 [5892]) Bu ve benzeri rivâyetlerden hareketle bazı âlimlerimiz, sakalın bir tutamdan fazlasını kesmenin müstehap olduğunu söylemişlerdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/417-418, 550; 6/407; el-Fetâva’l-Hindiyye, 5/358; İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 10/350) Ayrıca Hz. Ömer’in (r.a.) de sakalını uzatanlara bir tutamdan fazlasını kesmelerini tavsiye ettiği rivâyet edilmektedir. (Aynî, Umdetü’l-kârî, 22/46-47) Konu hakkındaki hadisler ile sahabe uygulamalarını dikkate alan İslâm âlimleri sakal bırakmanın, yerine getirilmesi istenen doğal (fıtrî) bir fiil ve yapılması tavsiye edilen bir sünnet olduğunda ittifak ederken sakalı tamamen kesmenin hükmü konusunda ise farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazı âlimler bunun haram olduğunu söylerken (Desûkî, Hâşiye, 1/90, 422-423) bazıları tahrîmen mekruh, diğer bazıları ise tenzîhen mekruh olduğunu söylemişlerdir. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bârî, 10/350; Dimyâtî, Hâşiye, 2/386; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 1/462) Genel olarak benimsenen “bir şeyin haram olması için onunla ilgili yasaklayıcı delilin sübût ve delâlet açılarından kati yani ihtimale kapalı olması gerektiği” yönündeki usûl kuralı, sakalı tamamen kesmenin mekruh olduğunu söyleyen görüşün daha isabetli olduğu sonucunu vermektedir. Buna göre Hz. Peygamber’e (s.a.s.) uymak maksadıyla sakal bırakan ve sakalının sünnete uygun bir şekilde bakımını yapan kişinin bu amelinden dolayı sevap alacağını, ancak herhangi bir sebeple buna imkân bulamadıkları için sakalını tıraş edenlerin ise sünnete aykırı düşmekle birlikte bundan dolayı günaha girmeyeceğini söylemek mümkündür.

Sakal bırakmanın ve kesmenin dini hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yüce Allah, diğer yeryüzü nimetleri gibi hayvanları da insanların hizmetine vermiş ve onlardan çeşitli şekillerde faydalanmayı helal kılmıştır. (en-Nahl, 16/5, 6, 80) Bununla birlikte dinimiz bir canlı olarak hayvanlara karşı da şefkatli ve merhametli olmayı emretmiştir. (Buhârî, Müsâkât, 10 [2365]; Müslim, Selâm, 151 [2242]) İnsanın, hizmetine verilen canlılara karşı merhamet ölçüleri ile muamele etmesi yanında onların sağlık ve temizliklerine de azami özen göstermesi gerekir. Bu sebeple hastalanan hayvanların imkân ölçüsünde tedavi edilmeleri gerekmektedir. Zira bu hem merhametin hem de sağlıkla ilgili tedbirlerin zorunlu bir sonucudur. Ancak ölümcül bir hastalığa yakalanmış, tedavi ederek iyileşme imkânı da olmayan ve şiddetli acılarla baş başa kalmış bir hayvanın veteriner gözetiminde uyutulmasında bir sakınca yoktur.

Hasta olan ve tedavisi yapılamayan kedi, köpek gibi hayvanların veteriner tarafı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Taraflardan birinin kazanıp diğerinin kaybettiği bütün şans oyunları kumardır. Sadece kazananın kârlı çıktığı, kaybedenin ise zarara uğramadığı uygulamalar ise kumar niteliğinde değildir. Buna göre; marketlerde ve mağazalarda iş yeri sahiplerinin alışveriş yapan müşterilerine verdikleri çekiliş kuponuna hediye çıkması durumunda, müşterilerin çıkan hediyeleri almalarında bir sakınca yoktur. (Kâsânî, Bedâ’i, 6/206) Çünkü müşterilerden birinin kazanması hâlinde diğerleri bir şey kaybetmemektedir. Ancak çekilişe katılmak için ayrıca bir ücret ödenmesi hâlinde yatırılan para üzerinden şans yolu ile kazanç elde etme durumu söz konusu olacağından yapılan çekiliş işlemi kumar olur.

Market ve mağazalarda alışveriş karşılığında verilen çekiliş kuponlarına çıkan h

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.