Diyanet Fetva Kurulu
Soru
“Sana sütümü helal etmem, hakkımı helal etmem” şeklinde söylenen sözler yemin sayılır mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Aktarmış olduğun bilgiler dâhilinde şu hususlarda düşünmeni tavsiye ederim. Baba, çocuğuna ve eşine zulmetmişse, kul hakkına girmiştir. Kul hakkı da helalleşmeden affedilmez. Eğer baban gerçekten büyük haksızlıklar yaptıysa senin ona hakkını helal etmeme hakkın vardır. Ancak kin tutmak, dua etmeyi bırakmak ve tamamen nefret etmek, dinimizce olarak doğru görülmez. Babanın size yaşattıklarından dolayı hakkını helal etmeme konusunda kendini baskı altında hissetme. Fakat öfke ve kinin de seni tüketmesine de fırsat verme. Yaşadıklarını Allah'ın adaletine havale et. Korkma, Allah kimsenin hakkını kimsede bırakmaz. https://fetvameclisi.com/fetva/zalim-bir-babaya-da-mi-saygi-gostermek-zorundayiz
Helal olan bir şeyi yapmamaya dair konuşulan sözler yemin hükmündedir. Bir tür siz yemin etmiş gibisiniz. Bu sözü farklı zamanlarda tekrar etmiş olsanız da durum aynıdır. Şu anda YEMİN KEFFARETİ yaparak o eve gidebilirsiniz. Yani bu bir yemin gibi sayılacaktır.
1- Anneye karşı haksızlık etmek, bedduasını almak bir yıkımdır. Yıkımdır. Yıkımdır. 2- Annenin ölümü ile evladın görevi bitmez. O sağmış gibi vazifesine devam edecek. Ona dualar edecek, onun dostların ziyaret edip gönüllerini alacak. Ama kabrine gidip helallik almak diye bir şey yoktur. 3- Allah'ın kapısı kimseye asla kapanmaz. O tehditler, vurdumduymazlar içindir. Boynu bükük, gözü yaşlılar umutludurlar.
Annenin hakkı elbette büyüktür ama üniversiteye girme üzerine yoğunlaştırılabilecek bir haktan söz edemeyiz. Siz yapabildiğinizi yapın, gayret edin. Gerisini de Allah’a bırakın. Annenizi de üzmeyin, nazik olun, tatlı olun ona karşı.
Annenle babanın yıllar içinde geldikleri bu nokta, senin çözmen gereken bir mesele değil. Sen sadece evlatsın, arabulucu değil… Babanın namaz kılmaması, annenin güçsüzlüğü, evin maddi-manevi yükü… Bunların hepsini bir genç kızın sırtına yüklemek ne insanîdir ne de dînîdir. Sana rehber olacak maddeler yazacağım. Dikkatle okumanı tavsiye ederim: Annenin duygusal bağımlılığına karşı sağlıklı sınırlar koymalısın. Annenin “sensiz ayakta duramam” demesi seni duygusal olarak bağlasa da senin hayatını kilitlememeli. Senin de bir ömrün, bir geleceğin, umutların ve ihtiyacın var. Annelik hakkı kutsaldır ama “evladını kendine kurban etmek” bu hakkın sınırlarını aşar. Babanın tavırları karşısında mesafeli ama saygılı ol: Namaz kılmıyor, iletişim kurmuyor, sorumluluk almıyorsa bu onun kendi imtihanı. Senin görevin nasihat etmek değil, terbiyeni koruyup sınırını çizmektir. Babana düşmanlık etmeden ama sorumluluğunu da yüklenmeden yaşamalısın. Kendine evlenme hakkını çok görme: Evlilik, senin de hakkın. “Ben gidersem bu ev dağılır” endişesiyle sen de yıkılma. Sen bu evin direği değilsin, sen bir evlatsın. Annenin yükünü biraz paylaş, gerekirse diğer kardeşlerine danış. Ama kendi geleceğini ertelerken yılların gidişini izleme. Evlilik tekliflerini oturup değerlendir, kaçma: Gelen teklifleri “evde işler kötü, ben nasıl evleneyim” diyerek hepten geri çevirme. Her gelen teklifin içine doğmuyorsa reddet ama “evlilik beni kurtarır mı?” düşüncesiyle değil, “ben hayırlı bir eş olur muyum?” diye düşünerek karar ver. Görüşmelerde ailenin durumunu anlatmak mecburiyetinde değilsin. Sorulursa dürüstçe ama ifşa etmeden bilgi verilebilir. Bir manevi danışman edin: Yakın çevrende bir hoca hanım, bir mürşide gönül vermiş bir abla yahut ehil bir psikolojik danışman bulabilirsen ona içini dök. Yalnız kaldıkça meseleler büyür. Paylaştıkça hafifler, istişare ettikçe doğrular netleşir. Kendini heder etme. Bu evde olanları gözlemle ama aynısını yaşamaktan korkma. Çünkü sen uyanıksın, farkındasın ve istişareye açıksın. Bu bile senin aynı hataları yapmayacağının bir işaretidir. Sen Rabbine tutunmuş, duyarlılığı olan bir evlatsın. Bu acılarla şekillenmiş kalbinin karşılığı boş kalmaz. Sen Allah’a sığınırsan, O seni dünyaya da ahirete de hazırlar. Güçlü olmak zorunda değilsin, ama sabreden olmak zorundasın. Rabbim seni zayi etmesin, dualarını kabul buyursun, hayırlı bir eş, huzurlu bir yuva ve güçlü bir istikamet nasip eylesin. “Allah’ım, bu kızımızın kalbime ferahlık ver. Ona çıkış yolu göster. Ailesiyle arasına sınırlar koy, onu isyandan koru. Ona hayırlı bir eş, hayırlı bir yuva nasip eyle.”
Bacı, bir kere sen annesin; senin ağzından çıkana melekler âmin diyebilir. Çocuğuna beddua eden anne/baba olmak iyi değildir. Çocuğuna beddua eden anneler, beddua gerçekleştiğinde çocuğundan önce kendileri ağlar genelde. Sakın beddua etme, bedduanı da geri al. Böylesi senin için daha iyi olur. Kaldı ki senin çocuğun bir kötülük peşinde değil. Aksine iyilerden bir iyiyi istiyor. Ferace alternatifi olmayan bir kıyafet değildir. Kızınız bir başka kıyafet giyebilir, bunda haklısınız. Tartışmanıza ve çocuğunuzla aranıza şeytanın besleyeceği bir kin ağacı yerleştirmenize sıcak bakamayız. Tesettüre karşı olmadığınıza göre siz haram bir şey söylemiyorsunuz. Bu nedenle onun sizinle böyle bir konuda tartışmaması gerekir. Neticede genç birine sizin biraz daha zamana yayarak ve kine inada dönüştürmeyerek yaklaşmanız anne olmanızın ağırlığı ile uyuşur. Böyle yapın. Siz annesiniz, annelik zordur, eskilerin dediği gibi, kan kusar ama ‘kızılcık şerbeti içtim’ der. Böyle olmalıdır annelik. Allah yardımcınız olsun. Dua ederiz ikiniz için de.
ADAK ve YEMİN konusundaki diğer fetvalar
Yemin kastıyla, “Şöyle yaparsam Allah’ı yok sayayım” veya “kâfir olayım” vb. bir söz söyleyen kişi, yemin etmiş olur. Dediğini yapması durumunda yemin keffâreti gerekir. Ancak bu sözleri söyleyen şahıs, dediğini yaptığı takdirde kâfir olacağına inanır ve buna rağmen o işi yaparsa dinden çıkmış olur. Çünkü sözünde durmamakla küfre razı olmuş demektir. (Merğînânî, el-Hidâye, 2/319) Bu durumda tövbe istiğfar etmesi, iman ve nikâhı yenilemesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/714-718)
İslâm dininin esaslarına göre sadece düşünmek ve niyet etmekle sorumluluk altına girilmez. Sorumluluğun oluşabilmesi için irâde beyanı şarttır. Bu itibarla yemin ve adağın da geçerli olabilmesi için dille telaffuz edilmeleri gerekir. Telaffuz etmeden sadece içinden geçirmekle yemin ve adak hükümleri oluşmaz. (Kâsânî, Bedâ’i, 3/5; 5/81-82; Nevevî, el-Mecmû‘, 8/451; Dimyâtî, Hâşiye, 2/412)
Geçmişte ödenmiş ve zimmetten düşmüş bir keffâret, gelecekte yapılacak hataları örtmez. Bu sebeple geçmişte bozulan bir yeminden dolayı keffâret ödendikten sonra tekrar yemin edilir ve bu yemin de bozulursa, tekrar yemin keffâreti ödenmesi gerekir. Ancak bir konuda yemin edip yeminini bozan kişi keffâret ödemeden aynı konuda tekrar yemin etse ve bu yemini de bozsa hepsi için tek keffâret öder.
Nikâh akdinin kadın ve erkeğe yüklediği birtakım hak ve sorumluluklar vardır. Bir kadının eşinin evine gitmesi nikâh akdinin doğurduğu temel sonuçlardan biridir. Dolayısıyla eşinin evine gitmemeye yemin eden bir kadın, meşru bir mazeret olmadıkça eşinin evine gider ve yemin keffâreti öder.
Farz veya vâcip olan bir şeyi yapmamaya ya da haram ve günah olan bir şeyi yapmaya yemin etmek, Müslüman’a yakışan bir davranış değildir. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de, “İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (el-Bakara, 2/224) buyurmaktadır. Bununla birlikte, bu tür bir yemin edildiğinde, yemini yerine getirmeyip bozmak ve ardından yemin keffâreti vermek gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 2/320) Konuyla ilgili bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.) , “Bir kimse bir şey için yemin eder, sonra da ondan hayırlısını görürse yeminini bozsun ve keffâret ödesin. ” (Müslim, Eymân, 11-17 [1650]; bk. Buhârî, Eymân, 1 [6622]) buyurmuştur.
Yemin keffâretini yerine getiremeyenler, keffâreti ertelerler ve imkân buldukları ilk anda bu keffâreti eda ederler. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/112) Ancak keffâretini yerine getirmeden ölen kişi; vasiyet etmişse keffâret geriye kalan malından ödenir. Vasiyet etmemişse vârisleri onun bu keffâretini kendiliklerinden ödeyebilirler. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/96)