Sahîh-i Buhârî · 3857
Arapça metin
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَمَّادٍ الآمُلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُجَالِدٍ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ وَبَرَةَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ قَالَ عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَا مَعَهُ إِلاَّ خَمْسَةُ أَعْبُدٍ وَامْرَأَتَانِ، وَأَبُو بَكْرٍ.
Ammar b. Yasir dedi ki: "ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i beraberinde beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir'den başka kimse olmadığı halde görmüşümdür." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Bekir es-Sıddık r.a.'ın Müslüman olması" Bu başlık altında Ammar'ın hadisini zikretmektedir. Buna dair açıklama daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Bu hadiste Ebu Bekir r.a.'ın erken dönemde Müslüman olduğuna delil vardır. Çünkü Ammar, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber onun dışında erkeklerden bir kimseyi gördüğünü söylememiştir. Cumhur da Ebu Bekir'in ilk Müslüman erkek olduğunu ittifakla kabul etmiştir. İbn İshak'ın belirttiğine göre, Ebu Bekir Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e pek yakında Nebilik verileceğinden çok emin idi. Buna sebep ise buna dair işitip gördüğü delillerdi. Bundan dolayı Allah Resulü onu İslamı kabul etmeye davet edince, ilk anda elini çabuk tutarak onu tasdike koşmuştur. 31. SAID B. EBİ VAKKAS R.A.'IN MÜSLÜMAN OLMASI
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ مُدْرِكٍ، سَمِعْتُ أَبَا زُرْعَةَ بْنَ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ جَدِّهِ، جَرِيرٍ قَالَ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ " اسْتَنْصِتِ النَّاسَ ". ثُمَّ قَالَ " لاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ ".
Cerir b. Abdillah el-Becell şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda haccında bana "İnsanları sustur da dinlesinler" diye emretti. İnsanlar sükut ettikten sonra " Benden sonra birbirinin boyunlarını vuran kafirler olmayınız." buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Müslümana sövmek." Bu hadisin bir sebeb-i vürudu vardır. Bunu Beğavı ve Tabedmı, Amr b. en-Numan b. Mukarrin el-Müzenı'den şöyle nakletmişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ensar meclislerinden birisine gitti. Ensardan birisi müstehcen şeylerle ve insanlara sövmekle meşhur olmuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müslümana sövmek fısk, onunla çarpışmak küfürdür" buyurdu. Beğavi'nin rivayetinde "O kişi vallahi hiç kimseye sövmeyeceğim" demiştir. "Kafirler." Bundan maksadın ne olduğu Diyat bölümünün baş taraflarında geçmişti. Bu konuda sekiz görüş zikredilir. Daha sonra bir dokuzuncu görüş daha gördüm. Buna göre maksat hakkı örtmektir. Sözlükte "el-küfür" örtmek anlamına gelir. Zira Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı ona yardım etmesi ve destek olmasıdır. Müslüman Müslümanla çarpışınca sanki onun kendi üzerinde sabit olan hakkını örtmüş gibi olmaktadır. Onuncusu ise sözkonusu mı küfre götürür demektir. Çünkü büyük günahlara dalmayı adet haline getiren kimseyi onun uğursuzluğu daha beterine götürür. Dolayısıyla o kimsenin Müslümanın akıbeti üzere ölmeyeceğinden korkulur. Askeri'nin ifadesine göre İbnü'l-Hadrami'nin adı Abdullah b. Amr b. elHadrami' dir. Babası Amr, Bedir günü müşrikler tarafından ilk şehit edilen kimsedir. Buna göre Abdullah Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'ı görmüş olmaktadır. Bazıları onu sahabilerin arasında zikreder. el-İstiab da şöyle denir: Vakıdi'nin ifadesine göre o, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde dünyaya gelmiştir. Ömer'den rivayet edildiğine ve el-Medainı'nin kanaatine göre onun adı Abdullah b. Amir el-Hadrami'dir. Kendisi adı geçen Amr'ın oğludur. Meşhur sahabi el-Ala b. el-Hadramı onun amcasıdır. "Cariye b. Kudame İbnü'l-Hadrami'yi, yani İbn Malik b. Zuheyr b. el-Husayn et-Teymı es-Sa' di'yi yaktığı gün ... " Bunun sebebini eı-Askerı es-Sahabe' de zikreder. Buna göre Cariye "muharrık=yakan" şeklinde lakaplanmıştı. Çünkü o Basra'da İbnü'l-Hadrami'yi yakmıştı. Muaviye, İbnü'l-Hadrami'yi Basra halkını Hz. Ali'ye karşı çarpışmak üzere seferber etmesi için oraya göndermişti. Hz. Ali de Cariye b. Kudame'yi gönderdi ve Cariye onu kuşattı. İbnü'l-Hadramı bir eve sığınarak kendisini koruma altına aldı. Ancak Cariye evi onun başına yaktı. "Ebu Bekre'ye bakınız." Yani yüksekçe bir yere çıkarak Ebu Bekre'ye baktılar ve onu gördüler. el-Bezzar "O kendisine ait bir bahçede idi" şeklinde bir ifade kullanmaktadır. "İşte bu Ebu Bekre' dir. O seni görmekte ve yaptığına ses çıkarmamaktadır." Mühelleb şöyle der: Cariye İbnü'l-Hadrami'yi yakınca bazılarına Ebu Bekre'ye bakmalarım emretti. Onun kendisine karşı savaşçı mı, yoksa ona itaat halinde mi olduğunu öğrenmek istiyordu. Hayseme on,,! şöyle demişti: "İşte Ebu Bekre seni ve İbnü'l-Hadramı'ye yaptığını görüyor. Belki de o silah çekerek veya sözle sana tepki gösterecektir." Ebu Bekre kendine ait yukarı odada iken bunu duydu ve "Eğer onlar evime girmiş olsalardı, bir kamış değneği ile bile olsa kendimi savunmaya kalkışmazdım. Çünkü ben Müslümanlarla çarpışmayı doğru görmem. O halde nasılolur da silah la onlarla çarpışırım!" dedi. "Ma beheştü" Bunun manası onlara karşı direnmezdim demektir. Arapça'da "beheşe ba'du'l-kavmi ila ba'd" denilir ki manası bir topluluk savaşmak için diğerine ateş etti demektir. Sanki o şöyle demiş olmaktadır: Onlar benim evime girseler, elimi bir kamış çubuğuna uzatmayacağım gibi kendimisavunmak için onu elime bile almazdım. Ebu Bekre'nin bu sözü Ahmed b. Hanbel'in fitne konusunda İbn Mesud'dan naklettiği şu hadisle uyuşmaktadır. İbn Mesud "Ya Resulallah! O günlere kalırsam bana ne emredersiniz?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Elini ve dilini tut! Evine gir" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Peki adam ya evime girerse!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evine gir!" buyurdu. Ben "Ya evime yanıma girerse?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Mescidine gir" buyurduktan sonra sağ eliyle bileğimden tutarak "Ölünceye kadar 'Rabbim Allah'tır' de" buyurdu. Bu manada birçok hadis vardır
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَقَدْ رَاجَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ وَمَا حَمَلَنِي عَلَى كَثْرَةِ مُرَاجَعَتِهِ إِلاَّ أَنَّهُ لَمْ يَقَعْ فِي قَلْبِي أَنْ يُحِبَّ النَّاسُ بَعْدَهُ رَجُلاً قَامَ مَقَامَهُ أَبَدًا وَإِلاَّ أَنِّي كُنْتُ أَرَى أَنَّهُ لَنْ يَقُومَ مَقَامَهُ أَحَدٌ إِلاَّ تَشَاءَمَ النَّاسُ بِهِ فَأَرَدْتُ أَنْ يَعْدِلَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَبِي بَكْرٍ .
Bize Abdülmelik b. Şüayb b. Leys rivayet etti. (Dediki): Bana babam, dedemden rivayet etti. (Demiş ki): Bana Ukayl b. Hâlid rivayet etti. Dediki: İbni Şîhâb şunu söyledi: Bana Ubeydullah b. Abdillah b. Utbetü'bnü Mes'ud haber verdi ki, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Aişe şöyle demiş: — «Vallahi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bu hususta Ebu Bekir'in imam olmaması hususunda müracaatta bulundum. Beni ona çok müracâata sevk eden yegâne sebeb, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in makamına geçecek kimseyi halkın ebediyen sevebileceğini havsalamın kabul etmemesi ve onun yerine geçen zâtı halkın uğursuz sayacakları fikrinde olmamdır. İşte bunun için ben Resulullah (Sallallahu Ateyhî ve Sellem)'in Ebu Bekir'den vazgeçmesini istedim.»
حَدَّثَنِي هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ وَاقِدٍ، عَنْ بُسْرِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عَائِذِ اللَّهِ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ آخِذًا بِطَرَفِ ثَوْبِهِ حَتَّى أَبْدَى عَنْ رُكْبَتِهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَّا صَاحِبُكُمْ فَقَدْ غَامَرَ ". فَسَلَّمَ، وَقَالَ إِنِّي كَانَ بَيْنِي وَبَيْنَ ابْنِ الْخَطَّابِ شَىْءٌ فَأَسْرَعْتُ إِلَيْهِ ثُمَّ نَدِمْتُ، فَسَأَلْتُهُ أَنْ يَغْفِرَ لِي فَأَبَى عَلَىَّ، فَأَقْبَلْتُ إِلَيْكَ فَقَالَ " يَغْفِرُ اللَّهُ لَكَ يَا أَبَا بَكْرٍ ". ثَلاَثًا، ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ نَدِمَ فَأَتَى مَنْزِلَ أَبِي بَكْرٍ فَسَأَلَ أَثَمَّ أَبُو بَكْرٍ فَقَالُوا لاَ. فَأَتَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَسَلَّمَ فَجَعَلَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَتَمَعَّرُ حَتَّى أَشْفَقَ أَبُو بَكْرٍ، فَجَثَا عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَاللَّهِ أَنَا كُنْتُ أَظْلَمَ مَرَّتَيْنِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ بَعَثَنِي إِلَيْكُمْ فَقُلْتُمْ كَذَبْتَ. وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ صَدَقَ. وَوَاسَانِي بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ، فَهَلْ أَنْتُمْ تَارِكُو لِي صَاحِبِي ". مَرَّتَيْنِ فَمَا أُوذِيَ بَعْدَهَا.
Ebu'd-Derda r.a. dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyordum, aniden Ebu Bekir'in -elbisesinin eteğini diz kapağı görününceye kadar toplamış olarak- geldiğini gördüm. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Sizin bu arkadaşınız tartışmış bulunuyor. Ebu Bekir selam vererek: Ey Allah'ın Resulü dedi. Benimle Hattab'ın oğlu arasında bir anlaşmazlık oldu. Ben de acelecilik ederek ona bir şeyler söyledikten sonra pişman oldum. Beni affetmesini istediğim halde kabul etmedi. Ben de senin yanına geldim. Allah Resulü: -Üç defa- Allah sana mağfiret etsin ey Ebu Bekir, dedi. Daha sonra Ömer pişman oldu, Ebu Bekir'in evine gitti ve: Ebu Bekir burada mıdır, diye sordu. Hayır, dediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellemin yanına gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in (kızgınlığından) yüzünün rengi değişmeye başladı. Hatta Ebu Bekir korktu, bunun üzerine dizleri üzerine çökerek: Ey Allah'ın Resulü dedi. Allah'a yemin ederim ben daha çok haksızlık yaptım. Bu sözlerini iki defa tekrarlayınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah beni size (Nebi olarak) gönderdi. Sizler, yalan söylüyorsun dediniz. Ebu Bekir ise doğru söylüyor dedi, canıyla, malıyla beni koruyup gözetti. Benim arkadaşımı bana bırakmayacak mısınız (onu rahatsız edecek şeyler yapmaktan vazgeçmeyecek misiniz), sözünü iki defa tekradadı ve bundan sonra onu rahatsız edecek bir şey yapılmadı." Bu Hadis 4640 numara ile gelecektir
حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَسْلَمَ جَاءَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَقَالَ لَهُ إِنَّ الأَخِرَ زَنَا . فَقَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ هَلْ ذَكَرْتَ هَذَا لأَحَدٍ غَيْرِي فَقَالَ لاَ . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَتُبْ إِلَى اللَّهِ وَاسْتَتِرْ بِسِتْرِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ . فَلَمْ تُقْرِرْهُ نَفْسُهُ حَتَّى أَتَى عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لأَبِي بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ عُمَرُ مِثْلَ مَا قَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ فَلَمْ تُقْرِرْهُ نَفْسُهُ حَتَّى جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ إِنَّ الأَخِرَ زَنَا فَقَالَ سَعِيدٌ فَأَعْرَضَ عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلُّ ذَلِكَ يُعْرِضُ عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا أَكْثَرَ عَلَيْهِ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَهْلِهِ فَقَالَ " أَيَشْتَكِي أَمْ بِهِ جِنَّةٌ " . فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ إِنَّهُ لَصَحِيحٌ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبِكْرٌ أَمْ ثَيِّبٌ " . فَقَالُوا بَلْ ثَيِّبٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُجِمَ .
Said b. Müseyyeb'den: Eslem kabilesinden bir adam Ebu Bekir (r.a.)'e gelip: «(Kendi hakkında) bu rezil herif zina işledi» deyince Ebu Bekir (r.a.): «Bunu benden başkasına söyledin mi» dedi. Adam da: «Hayır» deyince Ebu Bekir (r.a.): «Allah'a tevbe et ve onun örtüsü ile örtün. (Allah'la kendi aranda gizli kalan günah ve suçunu başkalarına ifşa etme). Çünkü Allah kullarının tevbesîni kabul eder.» dedi. Adamın vicdan kendisine rahat vermedi de, Ömer b. Hattab'a (r.a.) gelip Ebu Bekir (r.a.)'e söylediğini ona da söyledi. Ömer (r.a.) da Ebu Bekir (r.a.) gibi cevap verince, yine vicdanı kendisine rahat vermeyip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve: «Bu hakir kul zina etti» dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de (cevap vermeyerek) ondan üç defa yüzünü çevirdi, (adam her defasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yüzünü çevirdiği tarafa gelerek aynı şeyi tekrar ediyor), Resulullah da her defasında ondan yüzünü çeviriyordu. Adam daha fazla İsrar edince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evine haber gönderip: «Bunun bir hastalığımı var, yoksa deli mi?» diye sordu. Onlar da: «Hayır aklı ve sağlığı yerindedir» dediler. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «Bekar mı, evli mi?» diye sordu. Onlar da: «Evli ya Resulullah» dediklerinde, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem emir buyurdu, adam recmedildi
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ " اللَّهُمَّ أَنْشُدُكَ عَهْدَكَ وَوَعْدَكَ، اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ لَمْ تُعْبَدْ ". فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ بِيَدِهِ فَقَالَ حَسْبُكَ. فَخَرَجَ وَهْوَ يَقُولُ {سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ}
İkrime, İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü şöyle buyurdu: "Allah'ım, ben bana olan ahdini ve vadini gerçekleştirmeni diliyorum. Allah'ım dilersen sana ibadet olunmaz. Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedi. Dışarıya, "Pek yakında bu topluluk bozguna uğrayacak ve arkalarını dönerek kaçacaklardır"[Kamer, 45] diyerek çıktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ona denk görülen" dünyevi hususlar arasında ağırlığı ile ona denk düşebilecek her şey, demektir. Sevap olarak ona denk görülen şeyler diye açıklandığı gibi, maksadın bundan daha genelolması da mümkündür. Bundan maksat, bu konumun ne kadar büyük olduğunu ileri derecede ifade etmektir. Aynı zamanda eğer kendisi böyle bir konumda bulunmak ile ne olursa olsun buna denk düşecek bir şeyi elde etmek arasında muhayyer bırakılacak olsaydı, böyle bir konumda bulunmuş olmayı tercih edecekti. "İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:" Bu ashab-ı kiramlın rivayet ettiği mürsellerdendir .. Çünkü İbn Abbas orada bulunmamıştı. Muhtemelen bunu Ömer'den ya da Ebu Bekir 'den rivayet etmiştir. Müslim'deki rivayete göre İbn Abbas dedi ki: Bana Ömer anlattı: "Bedir günü olunca, Resulullah s.a.v. müşriklere baktı. Onların bin kişi, ashabının ise üçyüz ondokuz kişi olduğunu gördü. Kıbleye yöneldi, sonra ellerini uzattı. Ridası omuzlarından düşünceye kadar Rabbine niyaz edip durdu." Said b. Mansur dedi ki: "Bedir günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem müşriklere ve onların sayıca çokluklarına bir de Müslümanlara baktı ve onların sayıca az olduklarını gördü. İki rekat namaz kıldı. Ebu Bekir de sağında ayakta durdu. Resulullah sallalli3hu aleyhi ve sellem namazda iken şöyle dua etti: Allah'ım beni bırakma! Allah'ım benden yardımın! esirgeme! Allah'ım beni eksik düşürme! Allah'ım senden bana vadini gerçekleştirmeni niyaz ediyorum." İbn İshak'da da Nebi efendimizin şöyle dua ettiği belirtilmektedir: "Allah'ım, işte Kureyş! Büyüklenişiyle, böbürlenişiyle, Resulünü yalanlayarak ve (hakka karşı) mücadele ederek geldi. Allah'ım, senden bana vaat ettiğin yardımını diliyorum." "Allah'ım senden ... diliyorum." Taberanı'de hasen bir senetle İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bizler Bedir günü Muhammed'in Rabbine: Allah'ım, ben senden bana olan vaadini gerçekleştirmeni niyaz ediyorum, diye seslenişinden, daha ileri derecede kaybettiği bir şeyi yüksek sesle arayan kimsenin seslenişini duymuş değiliz." es-Süheyll der ki: Nebi sallalli'ıhu aleyhi ve sellem'in bu kadar ileri derecede yüce Allah'a yalvarıp yakarması ve kendini yormasının sebebi, meleklerin savaşmak için oldukça gayret gösterdiklerini, Ensarın ölüm deryalarına daldıklarını görmüş olmasından dolayıdır. Cihad da kimi zaman silah ile kimi zaman dua etmek ile olur. İmamın, ordunun arkasında olması da sünnetin bir gereğidir.. Çünkü imam onlarla birlikte savaşmayınca kendisi de rahat edemez. Bundan dolayı (Nebi efendimiz) iki işten birisi ile meşgulolmuştur ki, bu da dua etmektir. "Allah'ım, dilersen sana ibadet edilmez." Ömer radıyalli'ıhu anh'ın rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Allah'ım, Müslümanlardan şu küçük topluluğu helak edecek olursan yeryüzünde sana ibadet edilmeyecektir." Böyle demesinin sebebi, kendisinin nebilerin sonuncusu olduğunu bilmesidir. Eğer o vakit kendisi ve beraberindekiler helak olsaydı, imana davet edecek kimse de Nebi olarak gönderilmeyecektL Müşrikler de Allah'tan başkasına ibadet etmeye devam edeceklerdi. O halde anlam, yeryüzünde bu şeriata göre ona ibadet edilmeyeceği şeklindedir. "Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedL" Sözü geçen Müslim'deki rivayette şu fazlalık vardır: "Ebu Bekir yanına geldi, ridasını alıp onu omuzlarının üzerine bıraktı. Daha sonra arkasından ayrılmayarak dedi ki: Ey Allah'ın Nebisi, Rabbine bu kadar niyaz edişin yeter. Şüphesiz o sana olan vaadini gerçekleştirecektir. Bunun üzerine yüce Allah: "Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da o ... duanıza karşılık vermiştL" [Enfal,9] buyruğunu indirdi ve Allah melekler ile ona yardım gönderdL" el-Hattabı der ki: Kimsenin, o durumda Ebu Bekir 'in güveninin, Nebi sallalli'ıhu aleyhi ve sellem'in Rabbine olan güvenir.den daha ileri derecede olduğunu sanması caiz değildir. Aksine Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'i bu derece yalvarıp yakarmaya iten, onun ashabına olan şefkati ve kalplerine metanetin gelmesini aşırı derecede istemesi idi.. Çünkü Bedir onun da bulunduğu ilk savaştır. Bundan dolayı bu konumda ruhlarının yatışması için dua ve niyaza ileri derecede yönelmiş oldu .. Çünkü onlar Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'in yapacağı duanın kabulolunacağını biliyorlardı. Ebu Bekir ona o sözlerini söyledikten sonra duasının kabul edildiğini bildi.. Çünkü Ebu Bekir de kendi ruhunda bir güç ve bir itminan hissetmiş idi. Bundan dolayı bunun akabinde: "O topluluk yenilgiye uğrayacaktır" diyerek çıktı. 5. BAB
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النَّاسَ وَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ خَيَّرَ عَبْدًا بَيْنَ الدُّنْيَا وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ ذَلِكَ الْعَبْدُ مَا عِنْدَ اللَّهِ ". قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ، فَعَجِبْنَا لِبُكَائِهِ أَنْ يُخْبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَبْدٍ خُيِّرَ. فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ الْمُخَيَّرُ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ أَعْلَمَنَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبَا بَكْرٍ، وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً غَيْرَ رَبِّي لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ، وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ وَمَوَدَّتُهُ، لاَ يَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِد ِباب إِلاَّ سُدَّ، إِلاَّ باب أَبِي بَكْرٍ ".
Ebu Said el-Hudri r.a. dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Müslüman cemaate irad ettiği bir hutbesinde dedi ki: Şüphesiz Allah bir kulu(nu) dünya ile nezdindekilerden birisini seçmek hususunda muhayyer bıraktı. O kul da Allah'ın nezdindekileri seçti. (Ebu Said) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı. Biz de Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in seçimde serbest bırakılan bir kula dair haber vermesi dolayısıyla onun niçin ağladığına hayret ettik. Meğer seçmekte serbest bırakılan kişi ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem imiş ve Ebu Bekir aramızda en bilgili olanımızmış. ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz sohbetinde (arkadaşlığında) ye malında kendisine karşı en çok minnettar olduğum kişi Ebu Bekir'dir. Eğer Rabbimin dışında bir halil edinecek olsaydım şüphesiz Ebu Bekir'i edinirdim. Fakat İslamın kardeşliği ve sevgisi (zaten varolan bir şeydir). Mescidde Ebu Bekir'in kapısı dışında kapatılmadık hiçbir kapı kalmasın." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Meğer Ebu Bekir bizim en bilgilimiz imiş." Malik'in rivayetinde: "Meğer Ebu Bekir onu" yani Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yahut da sözü geçen ifadeler ile neyin kastedildiğini "en iyi bilenimiz imiş" şeklindedir. "Arkadaşlığında ve malında insanlar arasında kendisine karşı en minnettar olduğum kişi Ebu Bekir'dir" buyruğundaki "emen{: en çok minnet altında bırakmış olan; tercümede: en çok minnettar olduğum kişi)" ifadesi bağışlamak, karşılıksız vermek anlamında "el-menn" kökünden tafdil ismidir. Yani karşılıksız olarak insanlar arasında canı ve malı ile bana en fedakar davranan kişi odur. Yoksa yapılan işi hükümsüz kılan minnet altında tutmaktan gelen bir tabir değildir. "Fakat İslam kardeşliği ve sevgisi" hasıl olmuş ve var olan bir şeydir, demektir. Malik'in rivayetinde "bab: kapı" yerine "havha" lafzı kullanılmıştır ki bu da ışığın girmesi için duvarda açılan bir gedik anlamındadır. Yerden yüksek olması da şart değildir. Aşağıda olması halinde istenen yere ulaşmak için yakınlık sağladığından (içinden) girmek mümkün olur. Burada da kastedilen budur. Bundan dolayı hakkında "bab: kapı" lafzı kullanılmıştır. Fakat kapatılıp kilitlenmesi mümkün olmadıkça da böyle bir boşluğa kapı adı verilmez. "Ebu Bekir'in kapısı dışında ... " Kapatmadık hiçbir kapı bırakmayınız. Ebu Bekir'in kapısı müstesna, onu kapatmaksızın bırakınız. Hattabı, İbn Battal ve başkaları der ki: Bu hadiste Ebu Bekir'e ait açık bir, özellik bulunmaktadır. Ayrıca bunda onun halifeliği hak ettiğine dair güçlü bir işaret de vardır. Bilhassa bu husus Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatının sonlarında sabit olmuştur. Bu da onlara Ebu Bekir dışında hiçbir kimsenin imamlık yapmamasını emrettiği vakit gerçekleşmiştir. Bazılarının iddia ettiğine göre burada "kapı" halifelikten kinayedir. Kapatılmasının emredilmesi ise, halifeliği istemekten kinayedir. Şöyle buyurmuş gibidir: Ebu Bekir dışında kimse halifeliğe talip olmasın. Onun böyle bir şeye talip olmasında bir sakınca yoktur. Nitekim İbn Hibban da bu hadisi kaydettikten sonra bu görüşe meylederek şöyle demektedir: Bu hadiste Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra halifenin Ebu Bekir olacağına delil vardır. Çünkü o: "Mescide açılan bütün gedikleri kapatınız" buyruğu ile kendisinden sonra halife olmaya dair bütün insanların ümitlerini ortadan kaldırmış olmaktadır. Hadisten Çıkan Sonuçlar Bu başlıktaki hadiste sözü geçenlerin dışında başka hususlar da anlaşılmaktadır: 1. Açıkça görüldüğü gibi Ebu Bekir'in bir fazileti, bir üstünlüğü vardır. O Nebi salı allah u aıeyhi ve selle m tarafından -sözü geçen engel olmasaydı- halil edinilmeye layık birisi idi. 2. "Halil"in, ortaklığın sözkonusu olmayacağı özel bir nitelik olduğu anlaşılmaktadır. 3. Mescitlerin önemli bir zorunluluk bulunmadığı sürece yol gibi kullanılmaktan korunması gerekir. 4. Dinleyenlerin anlama kabiliyetlerini harekete geçirmek için ve anlamak hususunda ilim adamlarının farklılıkları sebebiyle, açık ifade kullanmaksızın özel bilgiye işaret edilebilir. 5. Anlayışı itibariyle daha üstün olan bir kimse, daha alim, daha bilgili denilmeye de hak kazanır. 6.Ahirette olan iyilikleri tercih etmekle teşvik edilmektedir. 7. İyilik yapan kimseye teşekkür etmek, faziletini dile getirmek ve onu övmek yerinde bir davranıştır. 8. İbn Battal der ki: İmam olmaya (halifeliğe) adayalan bir kimsenin, -bu kıssada Ebu Bekir es-Sıddik hakkında görüldüğü gibi- bu liyakatına delil teşkil edecek özel bir üstünlük mertebesine sahip olmasına da işaret edilmektedir. 4. Nebi S.A.V.'DEN SONRA EBU BEKR'İN FAZİLETİ