İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 3856

Merits of the Helpers in Madinah (Ansaar)

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، شَىْءٍ صَنَعَهُ الْمُشْرِكُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي حِجْرِ الْكَعْبَةِ إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَوَضَعَ ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى أَخَذَ بِمَنْكِبِهِ وَدَفَعَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏{‏أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو‏.‏ وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قِيلَ لِعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ‏.‏

Urve b. Zubeyr'den dedi ki: Ben (Abdullah) b. Amr b. el-As'a sordum: Bana müşriklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkları en ağır işkencenin ne olduğunu haber ver, dedim. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin Hicr'inde namaz kılmakta iken Ukbe b. Ebi Muayt geldi ve elbisesini onun boynuna dolayıp, boğazını alabildiğine sıkt!. Ebu Bekir gelip, onu omzundan tutarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinden geri itti ve: Sizler bir adamı Rabbim Allah'tır diye öldürür müsünüz?" [Mu'min, 28] dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüzü" uykunun etkisinden dolayı "kızarmış olduğu halde oturdu." Kızgınlığından ötürü kızarmış olma ihtimali de v.ardır. İbnu't-TIn bunu kesin olarak ifade etmiştir. "Testere ... konulurdu." İbnu't-TIn der ki: Kendilerine bu işkencenin yapıldığı kimseler enbiya ya da onlara tabi olan kimseler idi. Ashab-ı kiram arasında da kendisine bu işkence yapıldığı takdirde sabredecek kimseler vardı. Daha sonra şunları söyler: Ashab-ı kiram'dan olsun, onların peşinden gidenler arasından ve onlardan sonra gelenlerden olsun Allah yolunda eziyet görüp de ruhsat olanı yapacak olsalar da kendileri için uygun bir iş olacak kimseler hala var olagelmiştir. "Andalsun Allah bu işi tamamlayacaktır." İş (emr)den kasıt, İslam'dır. 3855 numaralı İbn Abbas'tan gelen katilin tövbesi ile ilgili hadisin açıklaması ileride yüce Allah'ın izniyle en-Nisa suresinin tefsirinde gelecektir. Burada bundan maksat, müşriklerin Müslümanlara yaptıkları öldürme, işkence ve buna benzer işlerin (günahlarının) Müslüman olmaları halinde üzerlerinden kalkmış olacağına işaret etmektir. "Muhammed b. Amr, Ebu Selerne dedi ki: Bana Amr b. eı-As anlattı." Ebu Ya'la ve el-Bezzar sahih bir senedie Enes'in şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Bir keresinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i baygın düşünceye kadar dövdüler. Ebu Bekir ayağa kalkarak şöyle seslendi: Veyl olsun sizlere! Siz Rabbim Allah'tır dedi diye birisini öldürecek misiniz? Bunun üzerine onu bırakarak Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler." Bu, sahabe mürsellerinden bir rivayettir. Bunu Ebu Ya'la hasen bir senedie uzunca, Ebu Bekir'in kızı Esma yoluyla gelen bir hadis olarak rivayet etmektedir: "Ona: Müşriklerin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaptıklarını gördüğün en aşırı ve ağır işkence nedir?" diye sordular. Bundan sonra da az önce kaydettiğimiz İbn İshak'ın anlattığına yakın olarak hadisi zikretmektedir. Bu rivayette şu ifadeler de vardır: "Haberi Ebu Bekir'e ulaştıran kişi gelip dedi ki: Arkadaşını yetiş! (Esrna) dedi ki: Ebu Bekir yanımızdan -ki dört küçük örüğü de vardı-: Veyl size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürür müsünüz diyerek çıktı. Nebii bırakıp, Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler. Ebu Bekir yanımıza geri döndüğünde elini örüklerinden hangisine dokundurduysa (saçları) elinde kalıyordu." Ebu Bekir'in başından geçen bu olayın Ali yoluyla gelen bir şahidi de vardır. Bunu el-Bezzar, Muhammed b. Ali yoluyla rivayet etmiştir. O da babasından naklettiğine göre Ali irad ettiği hutbesinde dedi ki: "İnsanların en kahramanı kimdir? Sensin dediler. O dedi ki: Evet, kim benimle teke tek çarpıştıysa mutlaka ben ondan intikamımı almışımdır, fakat en kahraman kişi Ebu Bekir'dir. Andolsun ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Kureyş'in yakalamış olduğunu gördüm. Birisi onu tekmeliyor, diğeri ona karşı dikiliyor ve ona: Sen bunca ilahı tek bir ilah kabul ediyorsun öyle mi, diyorlardı. Allah'a yemin ederim aramızdan Ebu Bekir dışında kimse (oraya) yaklaşamadı. Kimisine vuruyor, kimisini itiyor ve şöyle diyordu: Veyl olsun size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürecek misiniz? Daha sonra Ali ağladı, sonra şöyle devam etti: Allah adına size soruyorum. Firavun hanedanından iman eden kişi mi daha faziletlidir yoksa Ebu Bekir mi? Herkes sustu, sonra Ali dedi ki: Allah'a yemin ederim Ebu Bekir'in bir anı dahi ondan daha hayırlıdır. Çünkü o imanını gizleyen bir adamdı, bu (Ebu Bekir) ise imanını açıkça ilan ediyordu

Sahîh-i Buhârî, 3856

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، مَا صَنَعَ الْمُشْرِكُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي بِفِنَاءِ الْكَعْبَةِ، إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَأَخَذَ بِمَنْكِبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوَى ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ فَأَخَذَ بِمَنْكِبِهِ، وَدَفَعَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ ‏{‏أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ‏}‏

Urve İbnu'z-Zübeyr'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Abdullah İbn Amr İbni'l-As müşriklerin Hz. Nebi'e yaptığı en kötü şeyi bana haber verdi: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin avlusunda namaz kılıyordu. Derken Ukbe İbn Ebi Muayt ona doğru yürüdü, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir omuzundan tuttu ve elbisesini boynuna doladı. Var gücüyle onu boğmaya çalıştı. Hemen Ebu Bekir yetişti ve onu omuzlarından yakaladığı gibi Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den uzaklaştırdı. Abdullah İbn Amr daha sonra şu ayeti okudu: "Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. "(Mu'min 28 Fethu'l-Bari Açıklaması: ..........tavl kelimesinin "lütuf" olarak izah edilmesi, Ebu Ubeyde'ye aittir. O bu konuda ilaveten şunları da söylemiştir: "Araplar birisi için .........innehu lezu tavlin ala kavmihi dedikleri zaman, o kimsenin kendi milletine karşı lütufkar olduğunu kastederler." İbn Ebi Hatim, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla .......zi't-tavli ifadesi hakkında İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir. "Bu ifade, genişlik ve imkan sahibi anlamına gelir." İkrime'nin bu ifadeyi "güç sahibi," Katade'nin de "nimet sahibi" şeklinde izah ettiğini mikletmiştir. Urve'den nakledilen yukarıdaki hadisin açıklaması Siyer Bölümü'nün baş taraf/arında geçmişti.(3856.hadis)

Sahîh-i Buhârî, 4815
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ الْجَزَرِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ أَبُو جَهْلٍ لَئِنْ رَأَيْتُ مُحَمَّدًا يُصَلِّي عِنْدَ الْكَعْبَةِ لأَطَأَنَّ عَلَى عُنُقِهِ‏.‏ فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ لَوْ فَعَلَهُ لأَخَذَتْهُ الْمَلاَئِكَةُ ‏"‏‏.‏ تَابَعَهُ عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ‏.‏

İkrime'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas şöyle demiştir: Ebu Cehil; "Eğer Muhammed'i Ka'be'nin yanında namaz kılarken görürsem, ayağımı boynuna basarım," dedi. Onun bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: Şayet o böyle bir şey yapsaydı, melekler onu yakalardı. Diğer tahric eden: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân Fethu'l-Bari Açıklaması: Belazurl'nin rivayetinde melekler şu şekilde tavsif edilmiştir: "Zebanllerden on iki melek indi. Bu meleklerin başları gökte, ayakları ise yerdeydi." Nesa!, Ebu Hazim kanalıyla Ebu Hureyre'den İbn Abbas'tan nakledilen rivayete benzer bir rivayet aktarmıştır. Bu rivayetin sonunda şu ziyade yer almaktadır: "Zebanlleri birden karşısında gören Ebu Cehil hemen gerisin geri döndü ve eliyle korunmaya çalıştı. Ona ne yaptığı sorulunca da şöyle cevap verdi: Onunla benim aramda ateş dolu bir hendek, korku saçan bir durum ve kanat/ar vardı. Bunun üzerine Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "Şayet o yaklaşsaydı, melekler onun organlarını teker teker kapardı." Ebu Cehil'e ağır karşılık verilmiştir. Namaz kılarken Hz. Nebi'in boynuna deve işkembesini atan Ukbe İbn Eb! Muayt'a bu kadar ağır karşılık verilmemiştir. Bu rivayet in açıklaması Tahare Bölümü'nde geçmişti. Hem Ebu Cehil, hem de Ukbe namaz kılarken Hz. Nebi'e eziyet etmişlerdir. Ancak Ebu Cehil tehdit savurup onun mübarek boynuna ayağı ile basmak istemiştir. Şayet bu isteklerini yerine getirebilseydi, onun anında cezalandırılması gerekirdi. Deve işkembesinin ise necaset durumu henüz kesinlik kazanmamıştı. Ebu Cehil, Hz. Nebi'in ona ve onunla aynı davranışları sergileyenlere yaptığı beddua ile cezalandırılmış, arkadaşları ile birikte Bedir Savaşı'nda öldürülmüştür

Sahîh-i Buhârî, 4958
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِيهِ، إِبْرَاهِيمَ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ، أُتِيَ بِطَعَامٍ، وَكَانَ صَائِمًا فَقَالَ قُتِلَ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ، وَهْوَ خَيْرٌ مِنِّي، كُفِّنَ فِي بُرْدَةٍ، إِنْ غُطِّيَ رَأْسُهُ بَدَتْ رِجْلاَهُ، وَإِنْ غُطِّيَ رِجْلاَهُ بَدَا رَأْسُهُ ـ وَأُرَاهُ قَالَ ـ وَقُتِلَ حَمْزَةُ وَهْوَ خَيْرٌ مِنِّي، ثُمَّ بُسِطَ لَنَا مِنَ الدُّنْيَا مَا بُسِطَ، أَوْ قَالَ أُعْطِينَا مِنَ الدُّنْيَا مَا أُعْطِينَا، وَقَدْ خَشِينَا أَنْ تَكُونَ حَسَنَاتُنَا عُجِّلَتْ لَنَا‏.‏ ثُمَّ جَعَلَ يَبْكِي حَتَّى تَرَكَ الطَّعَامَ‏.‏

Sa'd b. İbrahim'in, babası İbrahim'den rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Avf'a oruçlu iken bir yemek getirildi, bunun üzerine şöyle dedi: Mus'ab b. Umeyr -ki o benden hayırlıdır- öldürüldü de öyle bir elbise ile kefenlendiki, baş tarafından örtülürse ayakları dışarıda kalırdı. Ayakları tarafından örtülürse başı görüıürdü." Zannederim şöyle de dedi: "Hamza da öldürüldü -ki o benden hayırlıdırsonra bize şu dünyalıktan verilen bolluklar verildi -ya da: Şu dünyalıktan bize verilenler verildi dedi- ama hasenatımızın bize peşin verilmiş olacağından korkuyoruz." Daha sonra ağlamaya başladı ve nihayet yemeği yemedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Oruçlu iken" İbn Abdilberr'in naklettiğine göre bu, ölümü ile neticelenen hastalığında idi. "Mus'ab b. Umeyr öldürüldü." Nesebi ve ona dair bilgiler, Hicret bahsinin b arafla!ında geçti. İslama ilk girenlerden, e{en, dönen:de hicret egenlerd.n bırısı oldugu, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mene ye teşrıf etmeden once Muslümanlara Kur'an öğrettiği de kaydedilmişti. Mus ab, Uhud günü şehid edilmişti. "Ki o benden hayırlıdır." Muhtemelen bunu alçak gönüllülüğünden söylemiştir. Bununla birlikte cennetle müjdelenen on kişinin başkalarından faziletli olduğuna dair nihai hükmün, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in döneminde öldürülmemiş olan kimselere göre olma ihtimali de vardır. Nitekim Ebu Bekir esSıddık'in başından da benzeri bir olay geçmiştir. "İbn Hişam'ın naklettiğine göre bir adam Ebu Bekir es-Sıddık'ın yanına . girdiğinde henüz küçük yaşta bulunan Sa'd b. er-Rabi'in kızı da yanında imiş. Adam: Bu kız kim diye sorunca, Ebü. Bekir: Bu benden daha hayırlı olan bir adamın, Sa'd b. er-Rabi'in kızıdır. O Akabe'deki nakiblerden idi, Bedir'de bulunmuştu ve Uhud günü şehit düştü, demiştir." "Bir elbise ile kefenleRdL" Buna dair açıklamalar Cenazeler bölümünde (1274. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Sonra dünyalıktan bize verilen bolluklar verildL" Bununla kendileri döneminde gerçekleştirilmiş olan fetihlere, kazanılan zaferlere, ganimetlere ve ellerine geçen mallara işaret etmektedir. Abdurrahman b. Avf'ın da dünyalıktan payı pek büyüktü. Hadis-i şerifte zühdün faziletine, din hususunda fazilet sahibi olanın hasenatının eksilmemesi için dünyalıktan geniş çapta yararlanmaktan uzak durması gerektiğine işaret vardır. İşte Abdurrahman radıyall€ıhu anh: "Hasenatımızın" karşılıklarının "bize dünyada peşin olarak verildiğinden korktuk" sözü ile buna işaret etmektedir. İleride yüce Allah'ın izniyle Rikaak bahsinde (6448. hadiste) buna dair başka açıklamalar da gelecektir. İbn Battal der ki: Hadisten şu da anlaşılmaktadır: Salih kimselerin yaşantılarını, onların dünyalıktan oldukça az payalmalarını da hatırlamak gerekir. Böylelikle kişinin dünyalığa rağbeti azalmış olsun. İşte Abdurrahman'ın ağlayış i kendisinden önce geçmiş olanlara erişememek korkusundan ileri geliyordu

Sahîh-i Buhârî, 4045
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو عَنْ أَشَدِّ، مَا صَنَعَ الْمُشْرِكُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ رَأَيْتُ عُقْبَةَ بْنَ أَبِي مُعَيْطٍ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُصَلِّي، فَوَضَعَ رِدَاءَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ بِهِ خَنْقًا شَدِيدًا، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى دَفَعَهُ عَنْهُ فَقَالَ أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ‏.‏ وَقَدْ جَاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْ‏.‏

Urve b. ez-Zubeyr dedi ki: "Ben Abdullah b. Amr'a müşriklerin ResuIullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkIarı en ağır muameIenin ne oIduğunu sordum. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem namaz kıIarken Ukbe b. Ebi Muayt'ın yanına geIdiğini gördüm. Ridasını onun boynuna doIadı ve boğazını o ridası ile aIabildiğine sıktı. Ebu Bekir geIdi ve onu Allah ResuIünün üzerinden itip uzakIaştırarak: "SizIer -Rabbinizden size apaçık deliller getirmiş oIduğu haIde- Rabbim Allah'tır dediği için bir adamı mı öIdüreceksiniz?"[Mu'min, 28] dedi." Bu Hadis 3856 ve 3815 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: 3659- "ÖIümü kastedereesine: Gelir de seni buIamazsam" hadisinden, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in vermiş oIduğu sözIerin kendisinden sonra halifelik makamına gelenIer tarafından yerine getirilmesinin bir görev oIduğu anIaşılmaktadır. Ayrıca bu hadis, Şia'nın Nebi efendimizin Ali ile Abbas'ın halife tayin edilmesine dair açık nassının ve ifadeIerinin buIunduğu şeklindeki iddiaIarı da reddetmektedir. İleride yüce AlIah'ın izniyIe Ahkam bahsinde İstihIaf (halifenin tayini) başlığında buna dair bir kısım açıkIamalar geIecektir. 3660- "Beş köIe, iki kadın ve Ebu Bekir" ifadeIerinde sözü geçen köIeIer: BilaI, Zeyd b. Harise, Ebu Bekir'in azatlısı Amir b. Fuheyre bunIar arasındadır. Amir ilk zamanIarda, Ebu Bekir ile MüsIüman oImuştur. Taberanl'nin Urve yoIuyIa nakIettiği rivayetine göre Allah için azaba uğratıIanlardan idi. Ebu Bekir onu satın alıp aza d etmişti. (DördüncüIeri) Safvan b. Umeyye b. Halef'in köIesi Ebu Fukeyhe'dir. İbn İshak'ın nakIettiğine göre o da BilaI MüsIüman oIunca MüsIüman oImuş, Umeyye ona işkence etmiş, Ebu Bekir onu satın aIarak hürriyetine kavuşturmuştur. Beşinci köIenin de Şukran diye açıkIanması ihtimali vardır. İki kadının biri Hatice, diğeri ise Ümmü Eymen ya da Sumeyye'dir. Bu hadisten anIaşıIdığına göre, Ebu Bekir kayıtsız ve şartsız oIarak Müslüman olan ilk hür kişidir. Fakat Ammar'ın bundan maksadı Müslümanlığını açığa vuranlar arasındakileri saymaktır. Yoksa o dönemde İslam'a girmiş bir topluluk vardı. Fakat akrabalarından Müslüman olduklarını gizliyarlardı. 3661- "Yüzünün rengi değişti" öfkeden yüzünün parlaklığı gitti. "Nihayet Ebu Bekir korktu." Muhammed b. el-Mubarek "Resulullah sallalltıhu aleyhi ve sellem'in Ömer'e hoşuna gitmeyecek bir şey yapacağından korktu" ibaresini ilave etmektedir. "Dizleri üzerine çöktü." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1.Ebu Bekir bütün ashabtan daha faziletlidir. 2. Fazilet sahibinin kendisinden daha faziletli olan kimseyi öfkelendirmemesi gerekir. 3. Kişiyi yüzüne karşı övmek caizdir. Ancak onun fitneye düşmesinden ve gurura kapılmasından emin olmak gerekir. 4. Beşeri tabiatı gereği olarak öfke bazen insanı daha uygun olanın dışında bir işi işlemeye itebilir. Fakat dinde fazilet sahibi olan kimsenin daha uygun olana dönmekte de elini çabuk tutması gerekir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Takva sahiplerine şeytandan bir vesvese geldiğinde iyice düşünürler. Bakarsın ki onlar görüp bilmişler bile."[A'raf 201] 5. Nebi sallalltıhu aleyhi ve sellem'in dışındaki bir kimse faziletin en ileri derecesine ulaşsa dahi masum değildir. 6.Zulmedilen kimseden bağışlanma ve helallık dilemek müstehaptır. 7. Arkadaşına kızıp öfkelenerek onu babasına ya da dedesine nispet edip kendi adını anmayabilir. Çünkü Ebu Bekir, Ömer'den kızarak geldiğinde: "Be_ nimle Hattab'ın oğlu arasında bir şeyler oldu" demiş ve ondan adı ile sözetmemiştir. Bunun bir benzeri de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in: "Şunu bilin ki Ebu Talib'in oğlu eğer onların kızlarını nikahlamayı istiyorsa ... " sözü de buna benzemektedir. 8. Diz kapağı, avret değildir. 3663- "Seb' (tercümede kıyamet) günü" maksat, bilinen hayvandır (arslan). İbnu'l-Cevzı der ki: Yani arslan koyunu yakaladığı takdirde onu arslandan kimse kurtaramaz. İşte o vakit benden başkası da ona çobanlık yapmaz. Yani sen ondan kaçarsın, fakat ben ona yakın olurum, ondan artanı da ben yerim. ed-Davudi der ki: Yani arslanın onu kapacağı gün onun yardımına kim koşabilir? Sen o arslandan kaçar gidersin, o da koyundan istediğini alır. Ben de geri kalırım. İşte'o vakit onun benden başka çobanı olmaz. Bir diğer açıklamaya göre bu, fitneler ile meşgulolunacağı vakit olacaktır. O zaman koyunlar ihmal edilecek, yırtıcı hayvanlar onları kapıp gidecek, kurt da onlarla baş başa kalacağından ötürü koyunların çobanı gibi görülecek. "Bir adam bir inek sürerken" buna dair açıklamalar daha önce Muzaraa bölümünde geçmiş bulunmaktadır. (2324 nolu hadiste) 3666- "Senin onlardan olacağını ümit ederim." İlim adamları derler ki: Allah tarafından ve Nebii tarafından kullanılan "ümit etmek", o şeyin fiilen tahakkuk edecek olması demektir. Bu açıklama ile hadis, Ebu Bekir'in faziletlerini zikreden hadisler arasına girmektedir. Hadisten Çıkarılan Bazı Sonuçlar 1. Herhangi bir işi çokça yapan bir kimse onunla tanınır. İyilik amellerinin bütün çeşitleriyle aynı kişide aynı seviyede bulunması pek nadirdir. Melekler, Adem oğulları arasındaki salih insanları sever ve onlardan dolayı memnun olurlar. 2.İnfak ne kadar çok olursa fazileti o kadar çoktur. 3. Dünya da da, ahirette de hayr temenni etmek istenen bir şeydir. 3667- "Allah sana iki ölüm tattırmayacaktır." Buna dair açıklamalar Cenazeler bahsinin baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. Kabil'de hayatın olduğunu kabul etmeyenler buna delil diye yapışmışlardır. Ancak kabil' hayatını kabul eden ehl-i sünnet adına bunlara şöyle cevap verilmiştir: Maksat, Ömer'in şu sözleriyle ifade ettiği ve kaçınılmaz olan ölümün ikinci bir defa sözkonusu olmayacağını vurgulamaktır: "Allah, dünyada onun öldüğünü söyleyenlerin ellerini kessin diye gönderecektir." Halbuki bunda berzahda meydana gelecekler ile alakalı bir ifade bulunmamaktadır. Bundan daha güzel bir cevap şudur: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in kabil'deki hayatından sonra ölüm sözkonusu olmayacaktır. Aksine o hayatta kalmaya devam edecektir. Nebiler de kabirlerinde diridirler. "İki ölüm" anlamındaki lafzın tarif harfiyle zikredilmesindeki hikmet de muhtemelen budur. Ebu Bekir r.a.'ın: "Allah sana iki ölümü (el-meyteteyn) tattırmayacaktır" sözü, Nebiler dışında sözkonusu olan, bilinen ve meşhur olan iki ölümü tattırmayacaktır. Hadisten anlaşıldığına göre Ebu Bekir'in ilmi Ömer'den ve ondan daha aşağıdaki mertebede bulunanlardan daha fazla idi. Aynı şekilde böyle büyük bir hadise karşısındaki sebatı dolayısıyla onlardan üstündür. "Ey yemin eden kişi yavaş ol!" Acele etme (dedi). Cenazeler bölümündeki rivayet yolunda, "Ebu Bekir'in dışarı çıktığında Ömer'in insanlar ile konuşmakta olduğu, bunun üzerine ona: Otur dediği halde oturmadığı, Ebu Bekir'in şahadet getirmesi üzerine insanların Ömer'i terk ederek ona yöneldikleri" belirtilmektedir .. 3668- "Herkes hıçkırarak ağladı." Ses çıkarmadan ağladı, diye de açıklanmıştır. "Ömer dedi ki: Hayır, sana bey'at ediyoruz. Çünkü sen bizim efendimiz, bizim en hayırlımızsın, aramızda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in en sevdiği kişi sensin." Bazı raviler bu hadisin bu kadarını münferid olarak rivayet etmişlerdir. Bunu da Tirmizi rivayet etmiştir. Ömer, Ebu Bekir'e: "Sen bizim efendimizsin ... dedi." Bunu da İbn Hibban rivayet etmiş olup, bu konuda bu hadisten daha açık bir delildir. "Birisi: Sa'd b. Ubade'yi öldürdünüz, dedi." Az kalsın onu öldürecektiniz, demektir. Yüz çevirmekten ve onu desteklememekten kinaye olduğu da söylenmektedir. Ancak Musa b. Ukbe'nin, İbn Şihab yoluyla naklettiği rivayetteki ifadeler bu açıklamayı reddetmektedir: "Ensardan birisi: Sa'd b. Ubade'ye dikkat ediniz, onu ezmeyiniz, deyince Ömer: Onu öldürün, Allah onun canını alsın, dedi." Evet, Ömer gerçek manasıyla onun öldürülmesini kastetmemiştir. "Allah onun canını alsın" ifadesi de ona bir bedduadır. Birinci açıklamaya göre ise bu onun ihmal edilmesi ve ondan yüz çevirilmesine dair haber vermek anlamındadır. Malik'in rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Ben öfkeli halimle: Allah Sa'd'ın canını alsın, çünkü o bir şerre ve fitneye sebep olan bir kişidir, dedim." İbnu't-Tın der ki: Ensarın: "Bizden bir emir, sizden bir emir olsun" demeleri, Araplar arasında herhangi bir kabilenin başına kendisinden olmayan bir kimsenin emir olmadığı şeklindeki adeti bildiklerinden dolayıdır. Fakat onlar: "İmamlar Kureyş'tendir" hadisini işitince bu kanaatlerinden vazgeçtiler ve boyun eğdiler. Derim ki: "İmamlar Kureyş'tendir" hadisinin bu lafızia kimin tarafından rivayet edildiğine dair açıklamalar ileride Ahkam bölümünde gelecektir. Ensarın: "Bizden bir emir, sizden bir emir olsun" sözü Nebi salı allah u aleyhi ve sellem'in bir halife tayin etmediğine delil gösterilmiştir. İleride geleceği üzere Ömer de bunu açıkça ifade etmiştir. Kurtubı, el-Müfhim adlı eserinde şöyle demektedir: Eğer Muhacir1erden ve Ensardan herhangi bir kimse, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in muayyen bir kimsenin halifeliğine dair açık bir ifade kullandığını bilen olsaydı, hiç şüphesiz bu hususta anlaşmazlığa düşülmez ve bu konu üzerinde görüşme yapmazlardı. Devamla der ki: Ehl-i sünnetin cumhurunun görüşü budur. Bunun Ebu Bel;ir'in halifeliğini açıkça bildirdiğini söyleyenler ise bu hususta onun imamlığı daha bir hak ettiği, halifelik makamına getirilmeye daha bir layık olduğu anlamının çıkartılmasını gerektiren genel bir takım usullere ve halden çıkartılan bir takım karinelere dayanırlar. Derim ki: Ebu Bekir'in hayatı ile ilgili (tercümesi) açıklamalar yapılırken bunların bir kısmı geçmiş bulunmaktadır. Bunların bir diğer kısmı da yüce Allah'ın izniyle Meğazi bölümünün sonlarında Nebi Efendimizin vefatı anlatılırken gelecektir.(4445 nolu hadiste) 3671- "Babama insanların en hayırlısı kimdir, diye sordum." Muhammed b. Suka'nın Münzir'den, onun Muhammed b. Ali'den naklettiği rivayetinde şöyle denilmektedir: "Babama: Babacığım Resulullah sallallahu aleyhi ve sellern'den sonra insanların en hayırlısı kimdir, diye sordum. O, bilmiyor musun oğlum, dedi. Ben, hayır deyince, Ebu Bekir'dir dedi." Bunu Darakutnı rivayet etmiştir. el-Hasen b. Muhammed b. el-Hanefiyye'nin babasından rivayetinde de: "Subhanallah, e\.Tladım Ebu Bekir'dir, dedi" şeklindedir. Kurtubı, el-Mufhim adlı eserinde özetle şunları söylemektedir: "el-Fedail" lafzı fadile'nin çoğulu olup, kendisi sebebiyle ona sahip olanın şerefinin ve mevkiinin yükseldiği güzel haslet demektir. İster hak, ister halk nezdinde olsun. (Fazilet) birincisine ulaştırmadığı takdirde, ikincisine itibar edilmez. Filan kişi faziletlidir dediğimiz takdirde, bu onun Allah nezdinde belli bir yeri vardır demektir. Böyle bir bilgiye ancak Resulullah'tan gelen bir nakil ile ulaşılabilir. Ondan gelen bu nakil eğer kat'i ise biz de bu hususta bunu kat'i olarak biliriz. Zanni ise gereğince amel ederiz. Eğer bu hususta bir haber bulamayacak olursak yüce Allah'ın hayır işlemek hususunda yardımcı olduğunu ve hayır işlemenin sebeplerini kolaylaştırdığını gördüğümüz kimse için şeriatte bu hususta varid olmuş deliller dolayısı ile onun böyle bir mevkiye kavuşacağını da ümit ederiz. (Kurtubi devamla) dedi ki: Bu husus böylece anlaşıldığına göre, ehl-i sünnet arasında kat'i olarak bilinen husus Ebu Bekir'in fazilette ilk sırada olduğu, ona an sonra da Ömer'in geldiğidir. Ama ikisinden sonra kimin geldiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Cumhur Osman'ın önceleneceği kanaatindedir. Malik'ten bu hususta kanaat belirttiği nakledilmemiştir. Mesele idihadı bir meseledir. Dayanağına gelince; bu dört kişiyi yüce Allah Nebiine halifelik etsinler ve dinini dosdoğru uygulasınlar dfye seçmiştir. Bu sebeple onun nezdil1de onların konumu halifelik sıralarına göredir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3673- "Eğer sizden herhangi bir kimse ... " hadisinde ilk olarak "ashabım" sözü ile özel bir takım ashabı olduğu hissettirilmektedir. Yoksa hitap zaten ashaba idi. Ayrıca "sizden biriniz ... infak etse" diye buyurmuştur. Bu da yüce Allah'ın: "Aranızdan fetihten önce infak edip savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz."[Hadid, 10] buyruğunu hatırlatmaktadır. Bununla birlikte Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'e yetişmiş ve bu şekilde ona hitap etmiş bazı kimselere, kendilerinden önce gelenlere ağır sözler sarfetmelerinin yasaklanmış olması, Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'e yetişmeyip, onunla muhatap olmamış kimselerin kendilerinden öne geçmiş olanlara ağır sözler söylemelerinin yasaklanmış olmasının öncelikli olmasını gerektirmektedir. Burada hitab, ashabtan başkasınadır. Maksat sadece zihinselolarak var olacakları sayılan Müslümanlardır. Böylelikle ileride var olacaklar fiilen var olmuş gibi sözkonusu edilerek bunun gerçekleşeceğinin kesin olarak ifade edilmesi cihetine gidilmiştir, diyen kimseler yanılmaktadır. Bu görüşe yapılan itiraz şöylece açıklanır: Aynı rivayette açıkça muhatap olanın Halid b. el-Velid olduğu da ifade edilmektedir. O ise ittifakla o dönemde fiilen var olan ashab-ı kiram'dan idi. Beydavı der ki: Hadisin anlamı şudur: Sizden herhangi bir kimse Uhud kadar altın infak etse, onlardan herhangi birisinin bir mud ya da onun yarısı kadar buğday infak etmesinin faziletine ve ecrine erişemez. Bu farklılığın sebebi ise, infakı daha faziletli olanın daha ihlaslı ve niyetinin daha samimi oluşudur. Derim ki: Daha faziletli oluşta bundan da daha büyük bir sebep, o infaka duyulan ileri derecedeki ihtiyaçtır. İnfak sebebiyle daha faziletli oluşa işaret etmek suretiyle savaş sebebiyle de daha faziletli oluşa işaret etmiş olmaktadır. Nitekim ayet-i kerime'de: "Fetihten önce infak edenler ve savaşanlar" [Hadid, 10] diye bu" yurulmaktadır. Burada da sözünü ettiğim sebebin önemine işaret edilmektedir. Çünkü Mekke'nin fethinden önce infak ve kıta! pek büyük bir işti. Buna sebep ise ona olan ileri derecedeki ihtiyaç ile buna önem verenlerin azlığı idi. Oysa bundan sonra ortaya çıkan durum böyle değildir. Çünkü Müslümanlar Mekke'nin fethinden sonra çoğaldılar ve insanlar Allah'ın dinine büyük kalabalıklar halinde girmeye başladılar. Elbetteki bu dönemde yapılanlar öncekilerin değerine ulaşamaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Tamamlayıcı Bir Bilgi: Ashaba Küfreden Kimsenin Durumu Sahabeye küfreden kimsenin durumu hakkında görüş ayrılığı vardır. Iyad der ki: Cumhurun kanaatine göre tazir edilir. Bazı Maliki alimlerine göre ise öldürülür. Şafiiler ise bu cezayı Ebu Bekir ve Ömer ile Hasan ve Hüseyin'e sövenler hakkında özelleştirmişlerdir. Kadı Hüseyn bu hususta iki görüş olduğunu nakletmiştir. es-Sübkı ise Ebu Bekir ve Ömer'i tekfir eden kimseler hakkında bunun kuwetli bir görüş olduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, iman sahibi olduğunu açıkça ifade ettiği ya da cennet ile müjdelediği kimseleri -buna dair haber Nebiden tevatür yoluyla nakledilmiş olması halinde- tekfir edenlerin durumu da böyledir. Çünkü böyle bir davranış ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i yalanlamayı ihtiva eder. 3674- "Eris kuyusu (bahçesine) girinceye kadar." Eris, Medine'de bilinen bir bahçedir. Kuba'ya yakın bir yerdedir. Buradaki kuyuya Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mührü Osman r.a.'ın parmağından düşmüş idi. "Kuyunun ağzının ortasına oturdu." Ağzın ortası ise kuyunun etrafında yapılan tümsektir. "Kardeşimi (evde) abdest alsın ve bana yetişsin diye bırakmıştım." Ebu Musa (el-Eş'ari)'nin Ebu Ruhm ve Ebu Burde adında iki kardeşi vardı. Onun Muhammed adında bir başka kardeşinin olduğu da söylenmiştir. En meşhurları ise Ebu Burde olup, adı Amir'dir. "Bir kişinin kapıyı hareket ettirdiğini gördüm." Burada izin isternek hususunda güzel bir edebe işaret vardır. İleride Ömer'in Menkıbeleri başlığının sonlarında Ebu Osman en-Nehdı yoluyla Ebu Musa'dan diye şu lafızIa rivayeti gelecektir: "Bir adam glerek kapının açılmasını istedi." Böylelikle "kapıyı hareket ettirme" ifadesinin, izinsiz olarak girmek amacıyla ittiğini değil, izin isternek üzere kapıyı hareket ettirdiği anlamında olduğu anlaşılmaktadır. 3676- "Kuyudan su çekiyordum." Yani kuyudan suyun kovaya dolmasını sağlayarak çekiyordum. "Bir ya da iki kova çekti." Kova (delv, içinde su bulunan büyük kova için kullanılır. Bu hadisi şerhedenler sözü geçen kova sayısının onun halifelik müddetine işaret olduğu hususunda görüş birliği etmişlerdir. Ancak bu kanaat tartışılır. Çünkü onun halifeliği iki küsur yıl sürmüştür. Eğer kas ıt bu olsaydı, iki ya da üç kova çekti, demesi gerekirdi. Benim anladığıma göre bu, onun döneminde yapılmış büyük fetihlere bir işarettir. Bunlar da üç fetih idi. Bundan dolayı Ömer hakkında çektiği kovaların sayısıyla ilgili bir şey sözkonusu etmemiştir. Sadece onun su çekişini azametli olmakla nitelendirmiştir. Bu da onun halifeliği döneminde meydana gelmiş olan fetihlere bir işarettir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Şafii bu hadisi açıklarken, el-Um m adlı eserinde hadisi zikrettikten sonra şunları söylemektedir: "Onun su çekişinde bir parça zayıflık vardı" sözü (halifelik) müddetinin kısalığına, erken öldüğü ne ve mürtedler ile savaşmakla fetihlerle uğraşamadığına, buna karşılık Ömer'in uzun halifelik döneminde fetihlerinin arttığına işaret vardır. "Su çekişinde bir parça zayıflık vardı." O, ağır ve yumuşaklıkla bu işi yapıyordu, demektir. "Allah ona mağfiret etsin" buyruğu ile ilgili olarak derim ki: Bunun, onun herhangi bir kusuru olmaksızın döneminde gerçekleşecek fütuhatın azlığına işaret olma ihtimali vardır. Çünkü fütuhatın azlığının sebebi, halifelik süresinin kısalığıdır. Ona mağfiret dilemenin anlamı ise, bundan dolayı kınanmayacağıdır. "Onun (Ömer'in) elinde o kova büyük bir kovaya dönüştü. Onun gibi su çeken" yaptığı ileri derecedeki büyük işler seviyesinde iş yapan "bir dahi görmedim." Dahi (abkarı), her hususta en ileri dereceye ulaşmış olan şey demektir. "Nihayet insanlar etrafında konakladı." el-Atan (etrafında konaklamak), lafzı develerin su içtikten sonra gidip çöktükleri yer demektir. Ek Bir Bilgi: Ebu Bekir r.a.'m Vefatı Ebu Bekir r.a., ezcZubeyr b. Bekkar'ın dediğine göre verem hastalığından vefat etmiştir. el-Vakidı'den rivayete göre o, soğuk bir günde yıkanmış ve onbeş gün süre ile yüksek ateşlerde kalmıştır. Yahudilerin bir çorba ya da başka bir yemeğe attıkları zehir ile öldüğü de söylenmiştir. Sahih rivayete göre o, h. 22 Cumade'lahire'nin, 13. gününde vefat etmiştir. Halifelik süresi iki yıl, üç ay ve birkaç gün sürmüştür. Başka görüşler de vardır. Bununla birlikte onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaşı olan 63 yaşını tamamlayıp, vefat ettiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 3678
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ لَدَدْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَرَضِهِ، وَجَعَلَ يُشِيرُ إِلَيْنَا ‏"‏ لاَ تَلُدُّونِي ‏"‏‏.‏ قَالَ فَقُلْنَا كَرَاهِيَةُ الْمَرِيضِ بِالدَّوَاءِ، فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ ‏"‏ أَلَمْ أَنْهَكُمْ أَنْ تَلُدُّونِي ‏"‏‏.‏ قَالَ قُلْنَا كَرَاهِيَةٌ لِلدَّوَاءِ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ يَبْقَى مِنْكُمْ أَحَدٌ إِلاَّ لُدَّ ـ وَأَنَا أَنْظُرُ ـ إِلاَّ الْعَبَّاسَ فَإِنَّهُ لَمْ يَشْهَدْكُمْ ‏"‏‏.‏

Ubeydullah b. Abdullah'ın nakline göre Aişe r.anha şöyle anlatmıştır: Hastalığı esnasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ağzına ilaç koyduk. Bize ':4ğzıma ilaç koymayın" diye işaret etmeye başladı. Biz "Hasta ila cı sevmez, onun için böyle söyledi" dedik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendine gelince, "İlaç vermenizi yasaklamadım mı?" diye çıkışınca biz yine "hasta ilacı sevmez" dedik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: ':4ranızdan -gözlerimin önünde- ağzına ilaç damlatılmayacak hiç kimse kalmayacaktır. Bundan sadece Abbas müstesnadır. Çünkü o sizinle birlikte bulunmadı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir topluluk bir kimseyi yaraladığında onların her biri cezalandırılır mı?" Yani bir topluluk, bir kişiyi öldürdüğü veya yaraladığı takdirde bunların tümüne kısas uygulamak gerekli olur mu, yoksa aralarından kısas edilmek üzere bir kişi belirlenerek kalanlarından diyet mi alınır? Başlıkta geçen "muakabe"den maksat denkliktir. Müellif bu ifade ile sanki İbn Sırın'in şu hükmüne işaret eder gibidir: İki kişi bir şahsı öldürse bunlardan biri öldürülür, diğerinden diyet alınır. Daha çok oldukları takdirde kalan diyet onlara böıüştürüıür. Tıpkı on kişinin bir kişiyi öldürmesi gibi. Bu durumda aralarından bir kişi öldürülür. Geriye kalan dokuz kişiden her biri bir diyetin dokuzda birini öder. Şa'bl'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Maktulün velisi katil iki kişi ise dilediği birini kısasen öldürür. Daha çok oldukları takdirde dilediği birini kısasen öldürürken, geri kalanlarını bağışlar. Selef bilginlerden birisi şöyle demiştir: Bu durumda kısas cezası düşer, diyet vermek tek seçenek haline gelir. Bu hüküm Rebl'a ve Zahirilerden nakledilmiştir. İbn Battal ise şöyle demiştir: Muaviye, İbnü'z-ZUbeyr ve Zührl'den, İbn Sırın'in görüşü gibi bir görüş nakledilmiştir. Çoğunluğu oluşturan fıkıh bilginlerinin delili ise canın böıünemeyeceğidir. Netice olarak bu kişi öldürmeye iştirak edenlerden bazılarının fiili ile ölmemiştir. Dolayısıyla bunların her biri katilolur. "Çocuğun biri gizlice öldürüldü." Hadiste geçen "ğıleten" gizlice demektir. "Ebu Bekir, İbnü'z-ZUbeyr, Ali, Süveyd b. Mukarrin tokattan dolayı kısas yapmışlardır. Hz. Ömer vurma nedeniyle kırbaçla kısas uygulamıştır. Hz. Ali üç kamçı vurmaktan dolayı kısas yapmıştır. Kadı Şureyh de bir değnek vurmaktan ve küçük yaralardan dolayı kısas uygulanmıştır." Hadisin ifadesinde geçen ".......", tırmalama demektir. Tırmalamanın yaralamalar arasında bilinen bir erşi yoktur. İbnü'l-Kayyim şöyle demiştir: Müteahhirun (son dönem) bilginlerinden biri daha ileri giderek tokat atma ve vurmada kısas uygulanmayacağı noktasında icma naklederek sadece ta'zir cezası uygulanacağını belirtmiştir. Ancak bunda yanılmıştır. Zira bu konuda kısas uygulanacağı görüşü, Hulefa-yı Raşidın'den nakledilmiştir. Bu görüş üzerinde icma olmaya daha uygundur. Kitap ve sünnetin mutlak ifadesinin gereği de budur

Sahîh-i Buhârî, 6897
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ لَوْ رَأَيْتُ رَجُلاً مَعَ امْرَأَتِي لَضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ غَيْرَ مُصْفَحٍ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ تَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ، وَاللَّهِ لأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ، وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي، وَمِنْ أَجْلِ غَيْرَةِ اللَّهِ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ، وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْعُذْرُ مِنَ اللَّهِ، وَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ بَعَثَ الْمُبَشِّرِينَ وَالْمُنْذِرِينَ وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْمِدْحَةُ مِنَ اللَّهِ وَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ وَعَدَ اللَّهُ الْجَنَّةَ ‏"‏‏.‏ وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ ‏"‏ لاَ شَخْصَ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ ‏"‏‏.‏

Muğire'nin nakline göre Sa'd b. Ubade "Eğer ben karımın yanında (yabancı) bir erkek görsem onu kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafıyla vurur öldürürdüm" dedi. Onun bu sözü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Sa'd b. Ubade'nin bu kıskançlığına hayret mi ediyorsunuz? Valiahi ben Sa'd'den daha kıskancım. Allah da benden daha kıskançtır. İşte Allah'ın bu kıskançlığından dolayıdır ki açık, kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır. Allah'tan daha çok özür seven hiçbir kimse yoktur. İşte bundan dolayıdır ki Allah birçok müjdeciler ve uyarıcılar göndermiştir. Bir de Allah'tan daha çok övülme ve senayı seven kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki kendisine itaat edenlere cenneti vaat etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu yaklaşım Yüce Allah'ın "o, kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarını bilendir"(Şura 25) ayet-i kerimesinden alınmadır. Bu hadisteki "özür" Allah'a yönelme ve dönme anlamındadır. Kadi İyad ise şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Allah, Nebileri, yaratıklarını cezalandırmadan önce uyarmak ve bahanelerini ellerinden almak için göndermiştir. Hadisin manası "İnsanların Nebilerden sonra Allah'a karşı bahaneleri olmasın"(Nisa 165) ayet-i kerimesi gibidir. Kurtub!, el-Müfhim adlı eserinde maan! alimlerinden birinin şu yaklaşımına yer verir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Allah'tan daha çok özür seven hiçbir kimse yoktur" ifadesini Sa'd b. Ubade'ye hitaben "Allah 'tan daha kıskanç hiçbir şahıs yoktur" ifadesinin ardından söylemiştir. Böylece Sa'd b. Ubadeyi doğru olanın onun düşündüğü gibi olmadığı noktasında uyarmak ve onun karısı ile birlikte yakaladığı kişiyi derhal öldürmeye kalkışmasına engelolmaktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demiş olmaktadır: Allah senden daha kıskanç olduğu halde mazereti sevdiğine ve ancak delil ikame ettikten sonra hesaba çektiğine göre sen bu durumda nasıl olur da hemen o kişiyi öldürmeye yeltenirsin! İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile Yüce Allah'ın kullarına mükafatlarını vermek için kendisine itaat etmeleri, layık olmadığı şeylerden kendisini tenzih etmeleri ve nimetleri dolayısıyla onu övmeleri sebebiyle onları methetmek istemiştir. Kurtub! şöyle der: Övgünün kıskançlık ve özürle birlikte zikredilmesi, Sa'd'a doğruyu bulabilmesi için kıskançlığına kapılarak hareket etmemesi, acele davranmaması tam aksine ağır başlılıkla, yumuşaklıkla hareket edip, olayı araştırması yolunda bir uyarıdır. Uyarıdan amaç Sa'd'ın hakkı tercih ettiği, nefsini heyecana kapıldığı bir sırada baskı altına alıp, ona hakim olduğu için tam bir methu senaya ermesidir

Sahîh-i Buhârî, 7416

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.