Sahîh-i Buhârî · 7416
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ لَوْ رَأَيْتُ رَجُلاً مَعَ امْرَأَتِي لَضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ غَيْرَ مُصْفَحٍ. فَبَلَغَ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " تَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ، وَاللَّهِ لأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ، وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي، وَمِنْ أَجْلِ غَيْرَةِ اللَّهِ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ، وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْعُذْرُ مِنَ اللَّهِ، وَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ بَعَثَ الْمُبَشِّرِينَ وَالْمُنْذِرِينَ وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْمِدْحَةُ مِنَ اللَّهِ وَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ وَعَدَ اللَّهُ الْجَنَّةَ ". وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ " لاَ شَخْصَ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ ".
Muğire'nin nakline göre Sa'd b. Ubade "Eğer ben karımın yanında (yabancı) bir erkek görsem onu kılıcımın geniş yüzü ile değil, keskin tarafıyla vurur öldürürdüm" dedi. Onun bu sözü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi: "Sa'd b. Ubade'nin bu kıskançlığına hayret mi ediyorsunuz? Valiahi ben Sa'd'den daha kıskancım. Allah da benden daha kıskançtır. İşte Allah'ın bu kıskançlığından dolayıdır ki açık, kapalı bütün çirkin işleri haram kılmıştır. Allah'tan daha çok özür seven hiçbir kimse yoktur. İşte bundan dolayıdır ki Allah birçok müjdeciler ve uyarıcılar göndermiştir. Bir de Allah'tan daha çok övülme ve senayı seven kimse de yoktur. İşte bundan dolayıdır ki kendisine itaat edenlere cenneti vaat etmiştir." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal şöyle demiştir: Bu yaklaşım Yüce Allah'ın "o, kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarını bilendir"(Şura 25) ayet-i kerimesinden alınmadır. Bu hadisteki "özür" Allah'a yönelme ve dönme anlamındadır. Kadi İyad ise şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Allah, Nebileri, yaratıklarını cezalandırmadan önce uyarmak ve bahanelerini ellerinden almak için göndermiştir. Hadisin manası "İnsanların Nebilerden sonra Allah'a karşı bahaneleri olmasın"(Nisa 165) ayet-i kerimesi gibidir. Kurtub!, el-Müfhim adlı eserinde maan! alimlerinden birinin şu yaklaşımına yer verir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Allah'tan daha çok özür seven hiçbir kimse yoktur" ifadesini Sa'd b. Ubade'ye hitaben "Allah 'tan daha kıskanç hiçbir şahıs yoktur" ifadesinin ardından söylemiştir. Böylece Sa'd b. Ubadeyi doğru olanın onun düşündüğü gibi olmadığı noktasında uyarmak ve onun karısı ile birlikte yakaladığı kişiyi derhal öldürmeye kalkışmasına engelolmaktır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem adeta şöyle demiş olmaktadır: Allah senden daha kıskanç olduğu halde mazereti sevdiğine ve ancak delil ikame ettikten sonra hesaba çektiğine göre sen bu durumda nasıl olur da hemen o kişiyi öldürmeye yeltenirsin! İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifade ile Yüce Allah'ın kullarına mükafatlarını vermek için kendisine itaat etmeleri, layık olmadığı şeylerden kendisini tenzih etmeleri ve nimetleri dolayısıyla onu övmeleri sebebiyle onları methetmek istemiştir. Kurtub! şöyle der: Övgünün kıskançlık ve özürle birlikte zikredilmesi, Sa'd'a doğruyu bulabilmesi için kıskançlığına kapılarak hareket etmemesi, acele davranmaması tam aksine ağır başlılıkla, yumuşaklıkla hareket edip, olayı araştırması yolunda bir uyarıdır. Uyarıdan amaç Sa'd'ın hakkı tercih ettiği, nefsini heyecana kapıldığı bir sırada baskı altına alıp, ona hakim olduğu için tam bir methu senaya ermesidir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ لَوْ رَأَيْتُ رَجُلاً مَعَ امْرَأَتِي لَضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ غَيْرَ مُصْفَحٍ. فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَتَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ، لأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ، وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي ".
Muğire b. Şu'be şöyle demiştir: Sa'd b. Ubade "Bir erkeği karımla birlikte yakalasam onu kılıcımın keskin ağzıyla vurur öldürürdüm" demişti. Onun bu sözü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gidince yanında bulunanlara "Sizler Sa'd'ın bu kıskançlığına şaşıyor musunuz? Emin olunuz ki ben ondan daha kıskancım. Allah da muhakkak benden daha kıskançtır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada attığı başlıkta mutlak bir ifade kullanmış ve hükmü beyan etmemiştir. Bu konuda bilginler ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk fıkıh bilginlerine göre karısının yanında yakaladığı kişiyi öldüren kocaya kısas cezası uygulanır. Ahmed b. Hanbel ve İshak şöyle demişlerdir: Koca bu erkeği karısıyla birlikte yakaladığına delil getirebilirse kısas edilmez. (Öldürülen kişinin kanı heder olur.) İmam Şafiı şöyle demiştir: Bir kimsenin karısının yatağında yakaladığı erkek, muhsan olup karısıyla boy abdesti almak gerekecek derecede ilişkiye girdiğini bilecek olursa Allah katında o kişiyi öldürebilir. Fakat yargı açısından kısas cezası sakıt olmaz. Abdurrezzak'ın sahih bir isnadla nakline göre Hanı b. Hizam şöyle demiştir: "Adamın biri bir erkeği karısıyla aynı yatakta yakaladı ve her ikisini de öldürdü. Bunun üzerine Hz. Ömer aşikare yazdığı mektupta o kişiyi kısas etmelerini emrederken, gizli yazdığı mektupta kendisine diyet yardımında bulunmalarını emretti."(Abdurrezzak, Musannef, iX, 435) İbnü'l-Münzir şöyle demiştir: Hz. Ömer'den bu konuda değişik haberler gelmiştir. Bu haberlerin tümünün isnadları munkatıdır. Hz. Ali'ye karısıyla yakaladığı erkeği öldüren kocanın durumu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Koca dört erkek şahit getirebilirse ne ala! Aksi takdirde bu olayı tamamıyla kapatıp gizlesin. İmam Şafil "Biz bu hükmü alıyoruz. Bu konuda Hz. Ali'ye muhalif birisi bulunduğunu bilmiyoruz" demiştir. Hadiste soruyu soran Sa'd Ensardan olup, Hazrec'in ileri gelenlerindendi. Hadisten şer', hükümlere reyle karşı gelinemeyeceği hükmü anlaşılmaktadır
حَدَّثَنِي عَبْدُ الْقُدُّوسِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ الْكِلاَبِيُّ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنْتُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا فَأَقِمْهُ عَلَىَّ. قَالَ وَلَمْ يَسْأَلْهُ عَنْهُ. قَالَ وَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَصَلَّى مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا قَضَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الصَّلاَةَ قَامَ إِلَيْهِ الرَّجُلُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أَصَبْتُ حَدًّا، فَأَقِمْ فِيَّ كِتَابَ اللَّهِ. قَالَ " أَلَيْسَ قَدْ صَلَّيْتَ مَعَنَا ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لَكَ ذَنْبَكَ ". أَوْ قَالَ " حَدَّكَ ".
Enes b. Malik r.a. şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında bulunduğum bir sırada bir adam çıkageldi ve "Ya Resulallah! Ben had cezası gerektirecek bir suç işledim. Bana cezasını uygulama!" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem O adama işlediği günahın ne olduğunu sormadı. Bu sırada namaz vakti geldi. O adam Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizle birlikte namaz kıldı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem namazı bitirince aynı kişi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e doğru yöneldi ve "Ya Resulallah! Ben had cezası gerektirecek bir günah işledim. Bana Allah'ın kitabını uygula" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sen şimdi bizimle birlikte namaz kılmadın mı?" dedi. Adam "evet" diye cevap verdi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz ki Allah senin lehine günahını -yahut cezanı- bağışlamıştır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buharl'nin başlığında geçen "....' lem yubeyyin" açıklamadı anlamına gelir. Hadis metnindeki" .......' lem yes'elhu anhu" ise, açıklamasını istemedi, demektir ... "Sen şimdi bizimle birlikte namaz kılmadın mı?" Ümame'nin rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evinden çıktığında abdest alıp, onu da güzelce almadın mı?" diye sormuş o kişi de "evet, aldım" diye cevap vermiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Sonra bizimle birlikte namazda bulunmadın mı?" demiş Adam "evet, bulundum" cevabını vermiştir. "Şüphesiz ki Allah senin lehine günahını -yahut cezanı- bağışlamıştır." Bilginler bu meselenin hükmü konusunda ihtilaf etmişlerdir. İmam Buharl'nin attığı başlığın zahiri, onun bunu "Bir kimse haddi gerektiren bir suç işlediğini ikrar eder ve ne olduğunu açıklamazsa" şeklinde yorumladığinl göstermektedir. Bu durumda devlet başkanının (yetkili makamın) suçu işleyen kişi tövbe ettiği takdirde kendisine ceza uygulaması gerekli değildir. Hattabl'nin anlayışına göre ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy yoluyla o kişiyi Allahu Teala' ın bağışlamış olduğunu öğrenmiş olabilir. Çünkü işlenen suç belirli bir olaydır. Aksi takdirde o kişinin işlediği suçu soruşturur ve kendisine had cezasını uygulardı. Hattabi bir de şunu söylemiştir: Bu hadisten anlaşıldığına göre had cezası gerektiren fiiller açığa dökülmez, aksine mÜİnkün mertebe gizlenir. Nebi s.a.v.'e gelen kişi kendisine had cezası uygulamak gereken bir fiili açığa çıkarmamıştır. Belki de günahı küçük bir mı işlemiş, ama kendisi bunun had uygulamak gereken büyük bir günah olduğunu zannetmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona bunu açıklamamıştır. Zira haddin gereği olan ceza, ihtimale açık olduğu takdirde sabit olmaz. Hz. Peıgamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisine gelen o kişiye işlediği suçun ne olduğunu sormaması, ya bunun yasak olan gizlilikleri araştırma (tecessüs) fiiline girmesindendir ya da o kişinin fiilini örtmeyi tercih etmesi ve kişinin kendisine had cezası uygulanmayı istemesinin pişman olduğu ve günahtan döndüğü anlamını taşıdığını düşünmesindendir. Bilginler had uygulamak gereken bir günahı işlediğini ikrar eden kimseye ikrarından dönme telkini yapılmasını güzel görmüşlerdir. Bu telkin ya üstü kapalı yapılır ya da had cezasının düşmesi için bundan daha açık ve net yapılır. İmam Nevevi' ve bir grup fıkıh bilgini, Nebi s.a.v.'e gelen kişinin işlediği günahın küçük günahlardan olduğu kanaatine varmışlardır. Onların delili hadisin devamında o kişinin kıldığı namazın günahına kefaret olduğunun bildirilmesidir. Zira namazın kefaret olduğu günahlar, büyük değil, küçük günahlardır. En çok ve yaygın olan da günahın bu türüdür. Namaz bazen büyük günahlara da kefaret olabilir. Mesela bir kimse çok nafile namaz kılar ve bunlar birçok küçük günahın bağışlanmasına vesile olabilecek çoklukta olur. Ancak o kişinin küçük günahı ya hiç bulunmaz veya çok az bulunur, buna karşılık bir büyük günahı bulunur. İşte kıldığı namazıar, o günahına kefaret olur. Çünkü Allahu Teala güzel amel işleyen kimsenin ecrini ve sevabını zayi etmez. el-Huda müellifi yukarıdaki haberin zahirini esas almış ve şöyle demiştir: Bilginler yukarıda zikredilen Ebu Ümame hadisi açısından üç farklı kanaati benimsemişlerdir. Bunlardan birincisine göre had cezası, tam olarak belirlendikten ve işleyen kişinin bunu ısrarla ikrarından sonra gereklidir. İkincisine göre ise bu uygulama, yukarıdaki olayda adı geçen kişiye özel bir durumdur. Üçüncüsü ise had cezası tövbe ile düşer. Aynı müellif şöyle demiştir: Bu, sayılan üç yolun en sahih olanıdır. el-Hüda müellifi bu görüşün daha güçlü olduğunu şu anlayışa dayandırmıştır: O kişinin sırf Allah korkusuyla kendi isteği ile suçunu itiraf etme şeklinde yapmış olduğu gÜzel amel, daha önce işlemiş olduğu kötülüğe karşı durur. Çünkü hadlerin hikmeti, insanları o suçu işlemekten caydırmaktır. Suçu işleyen kimsenin bu şekilde davranması onun bu suçtan vazgeçtiğini gösterir. Dolayısıyla ondan had cezasını kaldırmak uygun düşmüştür. Doğruyu Allahu Teala bilir
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، وَيُونُسُ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ الأَحْنَفِ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ ذَهَبْتُ لأَنْصُرَ هَذَا الرَّجُلَ، فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرَةَ فَقَالَ أَيْنَ تُرِيدُ قُلْتُ أَنْصُرُ هَذَا الرَّجُلَ. قَالَ ارْجِعْ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا الْتَقَى الْمُسْلِمَانِ بِسَيْفَيْهِمَا فَالْقَاتِلُ وَالْمَقْتُولُ فِي النَّارِ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا الْقَاتِلُ فَمَا بَالُ الْمَقْتُولِ قَالَ " إِنَّهُ كَانَ حَرِيصًا عَلَى قَتْلِ صَاحِبِهِ ".
Ahnef b. Kays şöyle anlatmıştır: Ben (Sıffın savaşı sırasında) şu adama (Hz. Ali'ye) yardım etmek için gidiyordum. Ebu Bekir karşıma çıkarak bana "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Ben "Şu adama yardım edeceğim!" dedim. O da bana şöyle dedi: "Geri dön! Çünkü ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim: "İki Müslüman kılıçlarıyla karşılaştıkları zaman ölen de, öldüren de ateştedir" buyuruyordu. Ben "Ya Resulallah! Öldüren böyledir ama ölene ne oluyor?" diye sordum. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ölen de, arkadaşını öldürmeye hırslı idi" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Başlıkta yer alan ayetten maksat, baş tarafındaki "Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur"(Maide 32) ifadesidir. Burada yer verdiğimiz hadislerin birincisi yani "Haksız yere öldürülen her nefsin öldürülme günahından mutlaka bir pay ilk Ademoğlu üzerine de olur" ifadesi ayetin bu hükmüne uygun düşmektedir. Kalan oniki hadis adam öldürmenin ne kadar büyük bir günah olduğu hakkındadır. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadislerde adam öldürmenin ne kadar büyük bir günah olduğu belirtilmekte ve bu fiilden kaçınmak gerektiği mübalağalı bir üslupla vurgulanmaktadır. İbn Battal şöyle demiştir: Selef bilginleri "Bütün insanları öldürmüş gibi olur, bütün insanları kurtarmış gibi olur" ifadesinden maksadın ne olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bir kısım bilgin bunun manasının adam öldürmenin günahının ağır olduğunu vurgulamak ve bir mu'mini öldürmenin ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu belirtmektir demişlerdir. Taberi, Hasan-ı Basri, Mücahid ve Katade'nin bu görüşte olduklarını nakletmiştir. Hasan-ı Basri "Bir tek cana kıyan kimse, bütün insanları öldürmüşçesine cehenneme gider" demiştir. Bazıları, ayetin manası bütün insanlar onun hasmı olur demektir derken, bazı bilginler bir mu'mini öldürmesi dolayısıyla o kimseye bütün insanları öldürdüğünde nasıl kısas gerekiyorsa öylece gerekir demişlerdir. Çünkü herkesin lehine kısas olarak ona bir adet ölüm cezası uygulanır. Bu görüşü Taberi, Zeyd b. Eslem'den nakletmiştir. Taberi ayetten maksadın cezanın büyük olduğunu vurgulamak ve tehdidin şiddetini belirtmek olduğu görüşünü tercih etmiştir. Zira ayette bir kişiyi öldürmekle, herkesi öldürmek Allah'ın gazabını ve azabını çekme açısından eşittir. Buna mukabil hiç kimseyi öldürmeyen kişi, herkes elinden selamette kaldığı için bütün insanlığı kurtarmış gibi olur. Hadisteki "ilk Ademoğlu"'dan maksat, bilginlerin çoğuna göre Kabil'dir. Hadiste geçen "……el-kifl" kelimesi, pay anlamındadır. Bu kelime çoğunlukla ecir ve sevap karşılığı kullanılırken, zayıf bir görüşe göre günah karşılığında da kullanılır. "Ey iman edenler! Allah 'tan korkun ve Nebiine inanın ki o, size rahmetinden iki kat versin" ayetinde geçen "" nasip ve ecir manasındadır.(Hadid 28) "......" kelimesi "Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı 0lur"(Nisa 85) ayet-i kerimesinde günah anlamında kullanılmıştır. "Çünkü o adam öldürme adetini ilk çıkaran kişidir" ifadesinden bir uygulamayı ilk başlatan kişiye ya sevap ya da günah yazılacağı sonucu çıkmaktadır. Helal olmayan bir şeye yardımcı olmak haramdır kaidesi buna dayanmaktadır. Müslim'in Cerir'den nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kim İslamda güzel bir çığır açarsa onun ve onu işleyenlerin sevabı kıyamete kadar o kişiye olur. Kim de İslam'a kötü bir çığır açarsa onun günahı ile işleyenlerin günahı kıyamete kadar onun üzerinde olur. "(Müslim, İlim, Zekat) Bu, açtığı çığırdan dolayı tövbe etmeyen kimse için de sözkonusudur denilmiştir. "Benden sonra kafirlerin adetine dönüp birbirlerinizin boyunlarını vurmayınız!" Bu cümlenin ne anlama geldiği hakkında sekiz görüş ileri sürülmüştür. 1- İfade, Haridierin anladığı gibi zahiri üzeredir. 2- İfade, boyun vurmayı helal sayanlarla ilgilidir. 3- İfade kanların, Müslümanların ve dinin haklarını inkar eden kişiler olarak dönmeyiniz demektir. 4- Birbirinizi öldürerek kafirlerin fiillerini yapan kişiler olmayınız. 5- Silah kuşanan kimseler olarak dönmeyiniz. Çünkü Arapça' da ""-P J:> .;s" zırhını bir kumaş parçasıyla örttü demektir. 6- Allah'ın nimetine nankör kimseler olarak dönmeyiniz. 7 - Bu ifadeden maksat zahiri manası değil, o fiili yapmaktan kaçındırmaktır. 8- Birbirinizi tekfir eden kimseler olarak dönmeyiniz yani iki fırkadan biri diğerine ey kafir deyip, onu tekfir etmesin. Bundan sonra dokuzuncu ve onuncu bir açıklama daha buldum. Bunları Fiten bölümünde zikrettim. Hadisin geniş bir açıklaması inşallah Fiten bölümünde gelecektir. "İnsanları sustur." Yani onlardan konuşmamı dinlemeleri için susmalarını iste. "Sabah vakti o kavme baskın yaptık." Yani o insanlar henüz sabah vati daha ne olduğunu bile anlamaya fırsat bulamadan onlara saIdırdık. Arapça'da "" ona sabahleyin ansızın geldim demektir. "Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattl"(Kamer 38) ayet-i kerimesinde kelime bu anlama kullanılmıştır. .....= onu kuşatıp yakalayınca" yani ona yetişip, etrafı bizim tarafımızdan sarıldığında demektir. "Onu adamı 'la ilahe illailah' demesinin ardından niçin öldürdün?" İbnü'tTın şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu kınaması, öğüt için bir tali m ve tebliğdir. Bundan maksat, hiç kimsenin kelime-i tevhidi telaffuz eden kimseyi öldürmeye kalkışmamasıdır. Kurtubi şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu soruyu tekrarlaması ve Usame'nin mazeretini kabul etmemesi, böyle bir fiile atılmayı ağır bir ifade ile engellemektedir. "Keşke bugünden önce Müslüman olmayaydım diye temenni ettim." Yani keşke bugün Müslüman olsaydım diye temenni ettim. Çünkü İslam kendisinden önceki tüm hataları ve günahları silip, yok eder. Usame o fiilin sorumluluğundan emin olmak için İslam'a tam o sırada girmeyi temenni etti. Bununla o andan önce Müslüman olmamayı temenni etmedi. Kurtubi şöyle demiştir: Usame'nin bu sözü, -Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem' den duymuş olduğu şiddetli tepkiden dolayı- işlediği o fiilin karşısında daha önceki salih amellerini küçük gördüğünü göstermektedir. Onun bu şekilde temennisi mübalağa niteliklidir. Bunun mübalağa olduğunu, hadisin A'meş'in bazı rivayet yollarında "O gün Müslüman olmayı temenni ettim" şeklindeki ifadesidir. "Kim bize silah çekerse artık o kimse bizden değildir." Burada söylenmek istenen şudur: Kim Müslümanlarla çarpışmak için onlara silah çekecek olursa onlardan olmaz. Çünkü bu hareket onların yüreğine korku salar. Buna karşılık, onları korumak için silah çekmek böyle değildir. Çünkü bu takdirde kişi silahı onların aleyhinedeğil, lehlerine çekmektedir. "Bizden değildir" yani bizim gittiğimiz yolda gitmemektedir, anlamınadır. Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ifadesini - "Kim bize silah çekerse İslam dininden değildir" manasını kastetme ihtimaline rağmen- mutlak olarak kullanması, o fiili caydırma ve korkutmada mübalağada bulunmak içindir. "Ateştedir" yani eğer Allah kendilerini ateşe sokacak olursa ateştedir demektir. Çünkü katil ile maktul azaba uğramayı hak ettikleri bir fiil işlemişlerdir. Hattabi şöyle demiştir: Buradaki tehdit mesela dünyevi bir düşmanlık veya bir mülk talebi için adam öldüren kimseye yöneliktir. Zira zalimlerle çarpışan veya kendisine saldıranı savuşturup, öldüren kimse bu tehdide dahil değildir. Zira o şer' an çarpışmaya izinlidir
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَاجَرَ إِبْرَاهِيمُ بِسَارَةَ، دَخَلَ بِهَا قَرْيَةً فِيهَا مَلِكٌ مِنَ الْمُلُوكِ أَوْ جَبَّارٌ مِنَ الْجَبَابِرَةِ، فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ أَنْ أَرْسِلْ إِلَىَّ بِهَا. فَأَرْسَلَ بِهَا، فَقَامَ إِلَيْهَا فَقَامَتْ تَوَضَّأُ وَتُصَلِّي فَقَالَتِ اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتُ آمَنْتُ بِكَ وَبِرَسُولِكَ فَلاَ تُسَلِّطْ عَلَىَّ الْكَافِرَ، فَغُطَّ حَتَّى رَكَضَ بِرِجْلِهِ ".
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "İbrahim Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşi Sare ile hicret yolculuğuna çıkıp, onunla birlikte bir ülkeye girdi. Orada krallardan bir kral yahut zorbalardan bir zorba hükümdar vardı. Derken o hükümdar İbrahim'e 'yanındaki kadını bana gönder!' diye haberci yolladı. Bunun üzerine İbrahim, Sare'yi o hükümdara yolladı. Sare onun yanına varınca, hükümdar ona doğru harekete geçti. Sare kalkıp, abdest aldı ve namaza durdu. Namazın ardından i'\lIah 'ımf Eğer ben sana ve Resu/üne iman ettimse benim üzerime şu kafiri musallat etme' diye dua etti. Bu dua ile o zalimin boğaz ı sıkıldı ve ayağıyla yere vurup, debelenmeye başladı. " Fethu'l-Bari Açıklaması: "Zinaya zorlanan kadına had cezasının gerekmediği." "Kim onları zor altında bırakırsa, bilmelidir ki zorlanmalardan sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir. "(Nur 33) Yani onlara merhametlidir. Bağışlanmanın zorda kalan kadınlar için sözkonusu olması problemli görülmüştür. Çünkü bir günaha zorlanan kadın günahkar değildir ki bağışlansın. Buna şöyle cevap verilmiştir: Ayette sözü edilen zorlama şer'an itibar edilen zorlama olmayabilir. Belki de sözkonusu zorlama kadının mazur olabileceği sınırdan daha düşük olabilir ve bu durumda kişi günaha girer. Dolayısıyla hakkında bağışlanma ifadesi uygun düşer. Kadı Beydavı şöyle demiştir: Zorlama sorumlu tutulma ile çelişmez. Biz de şunu belirtelim: Ya da bağışlanma ve merhametin zikredilmesi, önceden bir günah işlenmiş olmasını gerektirmez. Ayette "Her kim bunlardan yemeğe mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayan, çokça esirgeyendir"(Bakara 173) denilmektedir. Et-Tıbı şöyle demiştir: Bu ifadeden kadınları zorlayan erkeklere büyük bir tehdit olduğu anlaşılmaktadır. Bağışlanma ve rahmetin zikredilmesi, üstü kapalı bir dokundurmadır. İfadenin takdiri şöyledir: Ey kadınları zorlayanlar! Onlar zorlanmış birer kadın olarak Yüce Allah'ın rahmeti ve bağışlaması olmadığı takdirde hesaba çekileceklerine göre acaba sizin haliniz nice olacaktır! Bu ayetin yukarıda atılan başlıkla ilişkisine gelince, ayet zinaya zorlanan kadının günaha girmeyeceğini ifade etmektedir. Dolayısıyla ona bu durumda had cezası uygulamamak gerekir. Müslim'in Sahih'inde yer alan bir habere göre Cabir şöyle anlatmıştır: Abdullah b. Ubeyy'in Müseyke ve Ümeyme adında iki cariyesi vardı. Abdullah bunları zinaya zorluyordu. Bunun üzerine "Cariyelerinizi fuhşa zorlamayinız"(Nur 33) ayet-i kerimesi indi.(Müs!im, Tefsir) "Beşte bir ganimet kölelerinden olan bir cariyeyi. .. " Yani tasarrufu devlet başkanına ait olan beşte bir ganimet malından demektir. "......" fiili, onunla zina etti anlamına gelmektedir .. "Onu cinsel ilişkiye zorlayarak bekaretini bozdu .. " Bu kelime bekaret zarı anlamına gelen "el-kıdda" kökünden türemedir. İfade acariyenin bakire olduğunu göstermektedir. "Hz. Ömer ona zina cezası uygulayıp, sürgün etti." Yani ona elli sapa vurdu ve altı ay sürgüne gönderdi. Çünkü erkek kölenin zina cezası, hürrün yarısı kadardır. Bu haberden Hz. Ömer'in kölenin hür gibi sürgüne gönderilebileceği kanaatinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu konu HudCid bölümünde incelenmişti. "Zührı hür bir erkeğin bekaretini giderdiği bakire J;ariye hakkında şöyle dedi" Bu ifadedeki ".........." fiili bekaret bozma anl.9m1na gelmektedir. "......." yani bozulan bekareti "hakem" yani hakim, takdir eder. "Değeri kadar." Hakim bu değerlendirmeyi bakirenin bekaretini izale eden kişiye yükler ve ona sopa cezası uygular. Bu şu demektir: Hakim cariyenin bekaretini bozan kişiden onun kıymeti oranında fiyatında meydana gelen eksikliği tazmin ettirir. Bu, onun bakire ve duloluşu arasındaki değer farkıdır. Zührl'nin ifadesinde geçen "........"= takdir eder" anlamındadır. "Sopa cezası verir" ifadesi verilen değer farkının, sopa cezasına gerek bırakmadığı zannını ortadan kaldırmak maksadıyladır. "Dul cariye hakkında imamların hükümlerine göre bir para ödeme cezası yoktur." Bu ifadedeki "....... ğurm".........:- ğaramet= para cezası" anlamına gelmektedir. Ancak bu durumdaki erkeğe had cezası uygulanır. Buhari bundan sonra İbrahim ve Sare ile o zorba hükümdar hakkındaki Ebu Hureyre hadisinin bir kısmına yer vermektedir. Bu hadis geniş bir biçimde Enbiya bölümünde açıklanmıştı. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: Esasen bu hadisin buradaki başlık altına katılması uygun değildi. Çünkü onun atılan başlıkla bir ilişkisi yoktur. Ancak Sare kralla başbaşa kaldığında o fiili işlemeye zorlandığı için kendisinden kınama düşmesi nedeniyle başlıkla münasebeti doğmuştur. Kirmanı tıpkı İbn Battal gibi düşünerek şöyle demiştir: Bu hadisin bu başlık altına sokulmasının gerekçesi şudur: Sare her türlü kötülüğü işlemekten masum olduğu ve o kralla başbaşa kaldığında sözkonusu fiili işlemeye zorlandığından dolayı kınanmadığına göre onun dışındaki kadınlar da zorlanarak kendileriyle zina edildiğinde had cezasına maruz kalmazlar. (Onemli bir bilgi:) Bilginler erkeğin zinaya zorlanmasının hükmünden söz etmemişlerdir. Çoğunluk, zinaya zorlanan erkeğe had cezası uygulanmayacağı görüşündedir. İmam Malik ve bir grup bilgin ise had cezası uygulanması görüşündedirler. Çünkü erkek lezzet almasa o ilişkiyi sürdüremez. Kendisini zorlayan ister hükümdar, ister başkası olsun farketmez. İmam Ebu Hanife'den nakledilen bir rivayete göre erkeği sultan ın dışında birisi zorlamışsa kendisine had cezası uygulanır. Ancak imameyn bu konuda kendisine muhalefet etmişlerdir. Malikiler gÖrüşlerine delil olarak şöyle bir akıl yürütmüşlerdir: Erkeğin ilişkiyi başarması ancak iç huzuru ve dinginlik halinde mümkün cilur. Zorlanan kimse ise böyle değildir. Çünkü o korkmaktadır. Ancak Malikilere bu görüşlerinin isabetli olmadığı ve cinsel ilişkinin ereksiyon (intişar) olmadan da tasavvur edilebileceği şeklinde cevap verilmiştir. Doğruyu en iyi Allahu Teala bilir
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، شَىْءٍ صَنَعَهُ الْمُشْرِكُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي حِجْرِ الْكَعْبَةِ إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَوَضَعَ ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى أَخَذَ بِمَنْكِبِهِ وَدَفَعَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ {أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ} الآيَةَ. تَابَعَهُ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو. وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قِيلَ لِعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ.
Urve b. Zubeyr'den dedi ki: Ben (Abdullah) b. Amr b. el-As'a sordum: Bana müşriklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkları en ağır işkencenin ne olduğunu haber ver, dedim. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin Hicr'inde namaz kılmakta iken Ukbe b. Ebi Muayt geldi ve elbisesini onun boynuna dolayıp, boğazını alabildiğine sıkt!. Ebu Bekir gelip, onu omzundan tutarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinden geri itti ve: Sizler bir adamı Rabbim Allah'tır diye öldürür müsünüz?" [Mu'min, 28] dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüzü" uykunun etkisinden dolayı "kızarmış olduğu halde oturdu." Kızgınlığından ötürü kızarmış olma ihtimali de v.ardır. İbnu't-TIn bunu kesin olarak ifade etmiştir. "Testere ... konulurdu." İbnu't-TIn der ki: Kendilerine bu işkencenin yapıldığı kimseler enbiya ya da onlara tabi olan kimseler idi. Ashab-ı kiram arasında da kendisine bu işkence yapıldığı takdirde sabredecek kimseler vardı. Daha sonra şunları söyler: Ashab-ı kiram'dan olsun, onların peşinden gidenler arasından ve onlardan sonra gelenlerden olsun Allah yolunda eziyet görüp de ruhsat olanı yapacak olsalar da kendileri için uygun bir iş olacak kimseler hala var olagelmiştir. "Andalsun Allah bu işi tamamlayacaktır." İş (emr)den kasıt, İslam'dır. 3855 numaralı İbn Abbas'tan gelen katilin tövbesi ile ilgili hadisin açıklaması ileride yüce Allah'ın izniyle en-Nisa suresinin tefsirinde gelecektir. Burada bundan maksat, müşriklerin Müslümanlara yaptıkları öldürme, işkence ve buna benzer işlerin (günahlarının) Müslüman olmaları halinde üzerlerinden kalkmış olacağına işaret etmektir. "Muhammed b. Amr, Ebu Selerne dedi ki: Bana Amr b. eı-As anlattı." Ebu Ya'la ve el-Bezzar sahih bir senedie Enes'in şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Bir keresinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i baygın düşünceye kadar dövdüler. Ebu Bekir ayağa kalkarak şöyle seslendi: Veyl olsun sizlere! Siz Rabbim Allah'tır dedi diye birisini öldürecek misiniz? Bunun üzerine onu bırakarak Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler." Bu, sahabe mürsellerinden bir rivayettir. Bunu Ebu Ya'la hasen bir senedie uzunca, Ebu Bekir'in kızı Esma yoluyla gelen bir hadis olarak rivayet etmektedir: "Ona: Müşriklerin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaptıklarını gördüğün en aşırı ve ağır işkence nedir?" diye sordular. Bundan sonra da az önce kaydettiğimiz İbn İshak'ın anlattığına yakın olarak hadisi zikretmektedir. Bu rivayette şu ifadeler de vardır: "Haberi Ebu Bekir'e ulaştıran kişi gelip dedi ki: Arkadaşını yetiş! (Esrna) dedi ki: Ebu Bekir yanımızdan -ki dört küçük örüğü de vardı-: Veyl size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürür müsünüz diyerek çıktı. Nebii bırakıp, Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler. Ebu Bekir yanımıza geri döndüğünde elini örüklerinden hangisine dokundurduysa (saçları) elinde kalıyordu." Ebu Bekir'in başından geçen bu olayın Ali yoluyla gelen bir şahidi de vardır. Bunu el-Bezzar, Muhammed b. Ali yoluyla rivayet etmiştir. O da babasından naklettiğine göre Ali irad ettiği hutbesinde dedi ki: "İnsanların en kahramanı kimdir? Sensin dediler. O dedi ki: Evet, kim benimle teke tek çarpıştıysa mutlaka ben ondan intikamımı almışımdır, fakat en kahraman kişi Ebu Bekir'dir. Andolsun ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Kureyş'in yakalamış olduğunu gördüm. Birisi onu tekmeliyor, diğeri ona karşı dikiliyor ve ona: Sen bunca ilahı tek bir ilah kabul ediyorsun öyle mi, diyorlardı. Allah'a yemin ederim aramızdan Ebu Bekir dışında kimse (oraya) yaklaşamadı. Kimisine vuruyor, kimisini itiyor ve şöyle diyordu: Veyl olsun size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürecek misiniz? Daha sonra Ali ağladı, sonra şöyle devam etti: Allah adına size soruyorum. Firavun hanedanından iman eden kişi mi daha faziletlidir yoksa Ebu Bekir mi? Herkes sustu, sonra Ali dedi ki: Allah'a yemin ederim Ebu Bekir'in bir anı dahi ondan daha hayırlıdır. Çünkü o imanını gizleyen bir adamdı, bu (Ebu Bekir) ise imanını açıkça ilan ediyordu
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جُلُوسٌ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَمَا أَنَا نَائِمٌ رَأَيْتُنِي فِي الْجَنَّةِ، فَإِذَا امْرَأَةٌ تَتَوَضَّأُ إِلَى جَانِبِ قَصْرٍ، فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا قَالَ هَذَا لِعُمَرَ. فَذَكَرْتُ غَيْرَتَهُ فَوَلَّيْتُ مُدْبِرًا ". فَبَكَى عُمَرُ وَهْوَ فِي الْمَجْلِسِ ثُمَّ قَالَ أَوَعَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَغَارُ.
Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda oturduğumuz bir sırada Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Ben uyurken rüyamda kendimi cennette gördüm. Bir köşkün yanında abdest alan bir kadın görüverdim. Bu köşk kimindir, dedim. (Melek): Bu Ömer'indir, dedi. Ben de onun kıskançlığını hatırlayınca, arkamı dönüp gittim. O sırada mecliste bulunan Ömer ağladı ve sonra: Ben seni mi seni kıska nacağım, ey Allah'ın Rasulü, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "(Eşler arasında) kıskançlık." İyad ve başkaları der ki: Bu lafız (gayret) özelolarak sahip olunan hususlarda ortak çıkılması sebebiyle kalbin değişmesi ve gazabın harekete geçmesinden türemiştir. Bunun en ileri derecesi de eşler arasında görülendir. Söz konusu bu hal, insanoğulları ile ilgilidir. Yüce Allah hakkında bunun kullanılması ile ilgili olarak el-Hattabı şöyle demektedir: Bu hususta yapılacak en güzel açıklama, Ebu Hureyre yoluyla gelen hadiste var olan açıklamadır. Kastettiği de bu başlıkta zikredilen ve: "Allah'ın gayreti (kıskanması) ise mu'minin Allah'ın kendisine haram kılmış olduğu şeyi yapmasıdır" buyruğu ile getirilen açıklamadır. "Eni ile değil, keskin tarafıyla" lafzıyla kılıcın enli tarafını kastetmektedir. Yani onun enli tarafı ile değil, keskin tarafıyla onu vururum, demek istemiştir. Kılıcın keskin tarafı ile vuran bir kimse, ölclürme kastıyla vurur. Oysa enli tarafıyla vuran kimse böyle değildir. O tedib maksadı ile vurur. "Nihayet Ebu Bekir bana atın bakımını benim yerime üstlenecek bir hizmetçi gönderdi. Sanki beni kölelikten azad etmiş oldu." Hadisten Çıkartılan Son\Jçlar 1- Bu kıssa, kadının kocasının gerek duyacağı bütün işleri yerine getirmesi gerektiğine delil olarak gösterilmiştfr. Ebu Sevr de bu kanaattedir. Diğerleri ise bu olayı onun bu işleri kendiliğinden, görevi olmadığı halde yaptığı ve onun bunu yapmakla yükümlü olmadığı şeklinde yorumlamışlardır. el-Mühelleb ve başkaları buna işaret etmiştir. Görüldüğü kadarıyla bu ve benzeri olaylar daha önce geçtiği gibi zaruret halinde söz konusu olmuştur. Dolayısıyla onların durumlarına benzer bir durumda olmayan kimseler hakkında aynı hüküm söz konusu olmaz. Alemlerin hanımlarının efendisi Fatıma el değirmeninden ötürü ellerindeki rahatsızlığı ve çektiği sıkıntıları şikayet edip babasından bir hizmetçi isteyince ona bundan daha hayırlı olan bir yol gösterdiğine dair rivayet geçmiş bulunmaktadır. Daha hayırlı olan bu iş ise yüce Allah'ı zikretmektir. Tercih noktasında ağırlık kazanan görüş ise bu hususta meselenin yaşanılan beldenin adetlerine göre yorumlanacağıdır. Çünkü ülkeler bu hususta birbirinden farklıdır. 2- el-Mühelleb dedi ki: Yine bu hadisten anlaşıldığına göre soylu bir kadın eğer yapmakla yükümlü olmadığı herhangi bir hizmeti kocasına kendiliğinden yapacak olursa baba da, yönetici de buna karşı çıkamaz. Ancak, bu görüşünü bu tür işleri kendiliğinden ve görevi olmadan yapmış olması şeklindeki ilkesine söylediği gerekçesiyle ona itiraz edilmiştir. Çünkü onun aksi kanaatte olanların meseleyi tam tersine çevirerek şöyle demek hakları da vardır: Şayet bu gibi işleriyapmak yükümlülüğü bulunmasaydı, mesela kızının bu tür ağır işleri yapması kendisine de, kızına da ağır geldiğini gören babası buna karşı sessiz durmazdı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Ebu Bekir es-Sıddik'ın nezdindeki üstün değerine rağmen böyle bir uygulamaya itiraz etmeden durmazdı. 3- el-Mühelleb dedi ki: Koca, hanımının zor hizmetleri ifa ettiğinden ötürü gayrete gelebilir, bundan dolayı bunu kendisine yedirmeyebilir. Özellikle de hanımı belli bir konumda ise ... 4- Bu hadiste Esma'nın, ez-Zubeyr'in, Ebu Bekr'in ve ensar hanımlarının övülmeye değer olduklarını gösteren bir menkıbeleri yer almaktadır. "Anneniz kıskandı." Burada anneden kasıt, tabağı kırandır. O da mu'minlerin annelerinden birisidir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1 - Hadiste kıskanan bir kadının yaptıkları dolayısıyla sorumlu tutulmayacağına bir işafet vardır. Çünkü böyle bir durumda kıskançlığın harekete getirdiği ileri derecedeki kızgınlıktan ötürü aklı perdelenmiş olur. Ebu Ya'la beis olmayan bir sened ile Aişe'den merfu olarak: "Aşırı kıskanç bir kadın vadinin alt tarafı neresi, üstü neresi göremez" hadisini rivayet etmiş bulunmaktadır. 2- "Abdest alan bir kadın gördüm." ed-Davudi bu hadisi şuna delil göstermiştir: Cennette huri kadınlar abdest alır, namaz kılarlar. Derim ki: Cennette ibadet mükellefiyetinin bulunmaması, kullardan herhangi bir kimsenin kendi isteğiyle dilediği ibadet türlerinden herhangi birisini yapmamasını gerektirmez. 3- Daha sonra İbn Battal şunları söylemektedir: Hadisten anlaşıldığına göre bir arkadaşının bir huyundan haberdar olup onu bilen bir kimsenin, onun (bu huyu dolayısıyla) kızmasına sebep olacak herhangi bir işi yapmaya kalkış ma ması gerekir. 4- Salah ifade eden bir vasfa sahip olduğu bilinen bir kimsenin buna aykırı bir hali görülecek olursa gereken şekilde ona tepki gösterilir. 5- Cennet şu anda vardır, huriler de aynı şekilde mevcuttur. Buna dair gerekli açıklamalar Bed'u'I-Halk bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Hadisten çıkartılabilecek diğer sonuçlar ise Ömer radıyalliihu anh'ın Menktbeleri bölümünde geçmiş bulunmaktadır