Sahîh-i Buhârî · 7417
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ " أَمَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا. لِسُوَرٍ سَمَّاهَا.
Sehl b. Sa'd'ın nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birisine "Kur'an'dan ezberinde bir şey var mı?" diye sordu. O zat da "Evet,ezberimde şu sure, şu sure vardır" diye birtakım surelerin isimlerini saydı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi s.a.v. de Kur'an'a 'şey' ismini vermiştir." İmam Buhari burada Sehl b. Sa'd hadisine yer vermiştir. Bu hadiste "Kur'an'dan ezberinde bir şey var mı?" diye bir cümle vardır. Bu, Nebi s.a.v.'e mehir istemeksizin evlenme teklif eden kadınla ilgili uzunca hadisten kısaltılarak alınmış bir cümledir. Hadis uzun haliyle açıklamasıyla birlikte Nikah bölümünde geçmişti. Kur'an'a neden "şey" denmesine gelince, Kur'an'ın bir kısmı Kur'an'dan sayılır ve Yüce Allah o parçaya "şey" adını vermiştir. "Yüce Allah 'Onun zatından başka her şey yok olacaktır' diye haber vermiştiL" İbn Battal, İmam Buhari'nin yukarıdaki başlığı Abdulaziz b. Yahya el-Mekkl'nin ifadesinden çekip aldığını işaret etmiştir. Çünkü o Kitabu'l-Hiyede isimli eserinde şöyle demektedir: Yüce Allah varlığını ispat ve yokluğu kendisinden uzak kılmak için kendi nefsine "şey" ismini vermiştir. Aynı şekilde kendi nefsine icra ettiği şeyi kelamına da etmiştir ve "şey" sözcüğünü kendi isimlerinden kılmamış, aksine kendisinin "bir şey" olduğunu ifade etmiştir. Böylece çeşitli milletlerin içinde varolan dehrileri ve ilah inkarcılarını yalanlamayı hedeflemiştir. Allah'ın ezeli ilminde ileride isimlerini inkar edecek, insanların kafasını karıştıracak ve kelamını yaratılmış şeylerin arasına katacak kimseler geleceği mevcuttu. Bundan dolayı "Onun benzeri hiçbir şey yoktur"(Şura 11 buyurmuştur. Böylece o kendi nefsini ve kelamını yaratılmış olan şeylerin dışında tutmuş, sonra kelamını nefsini vasfettiği şeylerle niteleyerek şöyle buyurmuştur: "Allah'ı layık olduğu şekilde tanımadılar. Çünkü 'Allah hiçbir beşere bir şey indirmedi' dediler. "(En'am 91) Ve ''Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken 'bana da vahyolundu' diyenden ... daha zalim kim vardırf"(En'am 93) Böylece Yüce Allah nefsine delalet eden şeyle kelamına da delalet etmiştir ve kelamının zat! sıfatlarından birisi olduğunun bilinmesini istemiştir. "Şey" diye isimlendirilen her sıfat "mevcuttur" manasındadır. •
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا غِرْتُ عَلَى امْرَأَةٍ مَا غِرْتُ عَلَى خَدِيجَةَ، وَلَقَدْ أَمَرَهُ رَبُّهُ أَنْ يُبَشِّرَهَا بِبَيْتٍ فِي الْجَنَّةِ.
Aişe r.anha şöyle demiştir: "Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden hiçbirisini Hatice'yi kıskandığım derecede kıskanmadım. Yemin olsun Rabbi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Hatice'ye cennette bir ev müjdesi vermesini emretmiştir" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMA SONRASI; ALLAH C.C.’NUN MELEKLERLE KONUŞMASINA DAİR BAB VE HADİSLER VAR. Yüce Allah'ın "Allah'ın huzurunda kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez sözü." İmam Buhari bu ayeti sonuna kadar zikrettikten sonra şöyle demiştir: Yüce Allah "Rabbiniz ne yarattı?" dememiş bunun yerine "Rabbiniz ne buyurdu" demiştir. İbn Battal şöyle der: İmam Buhari, bundan Allah'ın sözünün kadim olup, sıfatlarıyla kaim olduğu ve onunla birlikte mevcut olduğu, kelamının -Allah'ın kelamı olmadığını söyleyen Mutezile'nin aksine- mahlukların sözlerine benzememe özelliğinin devam ettiği sonucunu çıkarmıştır. Beyhaki, el-İtikad isimli eserinde şöyle der: Kur'an Allah'ın kelamıdır. Allah'ın kelamı onun zat! sıfatlarından biridir. Allah'ın zat! sıfatlarından hiçbiri mahluk olmadığı gibi, yaratılmış (muhdes) ve sonradan olma da (hadis) değildir. Yüce Allah "Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona (söyleyecek) sözümüz sadece 'ol' dememizdir. Hemen 0luverir"(Nahl 40) buyurmaktadır. Kur'an mahluk olsaydı "kün" emri ile mahluk olurdu. Yüce Allah'ın bir şeye hitabının "kün" emriyle olması imkansızdır. Çünkü bu, ikinci, üçüncü bir "kün" emrini gerektirirdi ve böylece emir zincirleme (teselsül) eder giderdi.. Bu da geçerli değildir. Yüce Allah "Rahman, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yarattl"(Rahman 1,2) buyurmaktadır. Allah Kur'an için "öğretme" fiilini kullanmaktadır. Çünkü o, onun kelamı ve sıfatıdır. İnsan için ise "yaratma" fiilini kullanmaktadır. Çünkü insan, Allah'ın yaratığı ve sanatının eseridir. Şayet böyle olmasaydı "halaka'l-Kur'ane ve'l-insane=O Kur'an'ı ve insanı yarattı" derdi. Yüce Allah "Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu"(Nisa 164) buyurmaktadır. Konuşan kimsenin kelamı (kün emri gibi bir şeyle) kendi dışında bir şeyle mevcut olamaz. Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakimdir. "(Şura 51) Allah'ın kelamı ancak mahluk olan bir şeyin içinde mahluk olarak bulunsaydı, ayette zikredilen şekilleri şart koşma anlamsız olurdu. Çünkü bütün mahlukat, Allah'ın dışındakilerin sözlerini duyma açısından aynı durumdadır. Netice olarak Cehmiyyenin "Allah'ın kelamı, Allah dışında başka bir şeyde mahluktur" şeklindeki ifadeleri temelsiz kalmaktadır. Onların "Allah bir ağaçta kelam yaratmış ve Musa'ya onunla konuşmuştur" şeklindeki görüşleri, Allah'ın kelamını bir melek veya Nebiden dinleyen kimsenin aynı kelamı Musa' dan dinleyenden daha üstün olduğunu söylemelerini gerektirir. Yine ağacın Yüce Allah'ın Musa'ya yaptığı hitabı konuşmuş olduğunu söylemeleri de gerekir. O hitap "Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah 'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et; Beni anmak için namaz kıl"(Taha 14) cümlesidir. Yüce Allah müşriklerin "Bu insan sözünden başka bir şey değildir"(Müddessir 25) şeklindeki sözlerini tepkiyle karşılarken "O şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin getirdiği sözdür"(Tekvir 19,20) ifadesine itiraz etmemektedir. Çünkü "Resulün sözü"nün manası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şerefli bir elçiden aldığı söz anlamındadır. Bu tıpkı "Ve eğer müşriklerden biri senden eman dilerseAllah'ın kelamını işitip, dinleyineeye kadarona eman ver"(Tevbe, 6) ve 'i1paçık kitaba andolsun ki biz anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an klldık"(Zuhruf, 2,3) ifadeleri gibidir. Çünkü "Kur'an kıldık" demek "ona Kur'an adını verdik" demektir. Bu 'i1llah'ın verdiği rızka karşı şükrü onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?"(Vakıa 82) "Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnad ediyorlar"(NahI, 62) "Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse onlar bunu hep alaya alarak kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdir"(Enbiya 2,3) ayetlerindeki ifadeler gibidir. Vurgulanmak istenen şudur: Muhdes olan zikrin bizzat kendisi değil, indirilmesidir. Ahmed b. Hanbel görüşüne bunu delilolarak getirmiştir. Sonra Beyhaki Neyar b. Mükerrem'in hadisine yer vermiştir. Buna göre Ebu Bekir onlara Rum suresini okumuş, onlar da "Bu senin kelamındır veya arkadaşının kelamıdır" demişler. Ebu Bekir "Bu ne benim, ne de arkadaşımın kelamıdır, fakat bu Allah'ın kelamıdır karşılığını vermiştir.(Beyhaki, Şuabu'l-İman, 188) Bu hadisin aslını Tirmizi sahihtir değerlendirmesiyle birlikte nakletmiştir.(Tirmizi, Tefsir, Suretu'r-Rum) Ali b. Ebi Talib "Ben mahluk olan bir şeyin hakemliğine başvurmadım. Ben sadece Kur'an'ın hakemliğine başvurdum" demiştir. (Beyhaki, Şuabu'l-İman, 1, 188) İbn Hazm, el-Milel ve' n-Nihai isimli eserde şöyle demiştir: Müslümanlar, Yüce Allah'ın Musa ile konuştuğu, Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğu, aynı şekilde diğer semavi kitaplarla sahifelerin de onun sözü olduğu noktasında icma etmişlerdir. Bazı Hanbelı bilginler ve başkaları Arapça olan Kur'an'ın ve Tevrat'ın Allah'ın kelamı olduğu kanaatine varmışlardır. Onların görüşüne göre Allah dilediğinde hep konuşandır ve o Kur'an harfleriyle konuşur ve dilediği meleklere ve Nebilere sesini işittirir. Selef bilginlerinin çoğunluğundan nakledilen sabit görüş bu konulara dalmamak, derinleşmemek ve sadece Kur'an'ın Allah'ın kelamı olduğunu ve mahluk olmadığını söyleyip, bunun dışında susmaktır. "Mesruk'un nakline göre İbn Mesud şöyle demiştir: Yüce Allah vahiyle konuşunca göktekiler bir şey işitirler ... " Beyhaki, el-Esma ve's-Sıfat isimli eserde bu haberi mevsul olarak nakletmiştir. Ahmed b. Hanbel ise aynı haberi Ebu Muaviye'den şu şekilde nakleder: "Yüce Allah vahiy ile konuştuğunda semada bulunanlar semada düz bir taş üstünde zincir çekme sesi gibi bir ses duyarlar ve hemen düşüp bayılırlar. Cebrail gelinceye kadar o şekilde kalmaya devam ederler. Cebrail gelince kalplerinden korku giderilir. Sonra "Ya Cibril! Rabbiniz ne buyurdu?" diye sorarlar. Cebrail "Hak olanı buyurdu" der. Bunun üzerine onlar "Hak, hak diye nida ederler." "Deyy6n (yani karşılık verici) ancak benim!" Hal1ml şöyle demiştir: Bu kelime "maliki yevmi'd-dın"den alınmıştır. Deyyan, hesaba çeken, karşılığını veren, amel edenin amelini boşa çıkarmayan demektir. Hadis şefaatin olacağını göstermektedir. Harid ve Mutezile mezhepleri ise şefaati inkar ederler. Şefaat çeşit çeşittir. Ehl-i sünnet şefaatin birçok anlamı içinden "mahşerin korkusundan kurtulma" anlamını kabul etmiştir. Bu şefaat Rikak Bölümünde açıkça belirtildiği üzere Muhammed Mustafa'ya Sallallahu Aleyhi ve Sellem mahsustur. Bu çeşit bir şefaati ümmete mensup fırkalardan hiçbiri inkar etmemiştir. Bu şefaat çeşitlerinden birisi ise, bir topluluğa yapılacak şefaattir ki buna nail olanlar cennete hesaba çekilmeksizin gireceklerdir. Bir diğer şefaat çeşidi ise günahlarının cehenneme girmesine sebep olduğu asi bir topluluğu cehennemden çıkarma şeklindedir. Birçok haberde bu çeşit şefaatten söz edilmektedir. Ehl-i sünnet bu şefaat türünün geçerliliği konusunda görüş birliği etmişlerdir. Başarı yalnız Allah'tandır. Dördüncü sıradaki teğanni ile Kur'an'ı aşikare okumadan söz eden Ebu Hureyre hadisinin açıklaması Fadailu'l-Kur'an bölümünde geçmişti. "Allah Adem'e bir ses ile 'Allah sana zürriyetinden cehenneme gidecek bir topluluğu çıkarmanı emrediyor!' diye nida eder." İmam Buharl'nin bu yoldan zikrettiği son hadis budur. Hadisi tam metin olarak Hac suresinin tefsirinde yukarıda zikredilen isnadla nakletmişti. Hadiste "nida eder" ifadesi yer almaktadır. Abdullah b. Ahmed b. Hanbel es-Sünne isimli eserde şöyle der: Ben babama "Allah Musa ile konuştuğunda sesle konuşmamıştır" diyen kimselerin durumlarını sordum. Bana şöyle cevap verdi: "Asine bir sesle konuşmuştur." Bu hadisler nasıl gelmişse o şekilde rivayet olunmaktadır
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنِّي وَهَبْتُ مِنْ نَفْسِي. فَقَامَتْ طَوِيلاً فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا، إِنْ لَمْ تَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ. قَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ تُصْدِقُهَا ". قَالَ مَا عِنْدِي إِلاَّ إِزَارِي. فَقَالَ " إِنْ أَعْطَيْتَهَا إِيَّاهُ جَلَسْتَ لاَ إِزَارَ لَكَ، فَالْتَمِسْ شَيْئًا ". فَقَالَ مَا أَجِدُ شَيْئًا. فَقَالَ " الْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدِ ". فَلَمْ يَجِدْ. فَقَالَ " أَمَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا لِسُوَرٍ سَمَّاهَا. فَقَالَ " زَوَّجْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd'dan, dedi ki: "Bir kadın Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelerek dedi ki: Ben kendimi (sana) hibe ettim. Uzunca bir süre kaldı. Bir adam: Eğer senin ona bir ihtiyacın yoksa, beni onunla evlendir, dedi. Nebi (aleyhissalatu vesselam): Yanında ona mehir olarak vereceğin bir şeyin var mı, diye sordu. Adam: Şu (belimden aşağısını örten) izanmdan başka bir şeyim yok, dedi. Allah Rasulü şöyle buyurdu: Eğer sen izannı ona verecek olursan, sen izarsız oturup kalırsın. (Başka) bir şey bul, dedi. Adam: Hiçbir şey bulamıyorum deyince, Allah Rasulü: Hiç olmazsa demirden bir yüzük bulmaya çalış, dedi. Adam: (Onu da) bulamadım. Allah Rasulü: Kur'an'dan ezbere bildiğin bir şey var mı, diye sordu. Adam: Evet, şu sı1reyi, şu sı1reyi deyip, isimlerini verdiği birkaç sı1re saydı. Bunun üzerine Allah Rasulü: Kur'an'dan ezbere bildiklerine (ona öğretmen) karşılık olmak üzere seni onunla evlendirdik; buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kur'an-ı Kerim'den ezbere bildiklerin karşılığında seni onunla evlendirdik, buyruğu dolayısıyla sultan da bir velidir." Sultanın bir veli olduğu, Aişe'nin rivayet ettiği şu merfu hadiste açıkça ifade edilmiştir: "Herhangi bir kadın, velisinin izni olmaksızın nikahlanacak olursa onun nikahı batıldır." Bu hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Sultan da velisi olmayan kadının velisidir." Bu hadisi Ebu Davud, hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu belirterek, Ebu Avane, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve Hakim rivayet etmişlerdir. Fakat bu hadis Buhari'nin şartına uygun düşmediğinden ötürü, o bu hükmü, kendisini hibe eden kadınla ilgili olaydan istinbat etmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ قَالَ " أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهْوَ خَلَقَكَ ". قُلْتُ إِنَّ ذَلِكَ لَعَظِيمٌ. قُلْتُ ثُمَّ أَىّ قَالَ " ثُمَّ أَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ تَخَافُ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ ". قُلْتُ ثُمَّ أَىّ قَالَ " ثُمَّ أَنْ تُزَانِيَ بِحَلِيلَةِ جَارِكَ ".
Abdullah b. Mesud şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Allah katında hangi günah en büyüktür?" diye sordum. 'Allah seni yarattığı halde ona benzer bir eş uydurmandır" buyurdu. Ben "Hakikaten bu elbette büyük günahtır" dedim. "Sonra hangi günah (büyüktür)?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Seninle beraber yemek yemesinden korkarak çocuğunu öldürmendir" buyurdu. "Bundan sonra hangisidir?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Komşunun eşiyle karşılık olarak zina etmenizdir" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Ayette geçen "endad" kelimesinin tekili "en-nidd", -buna "en-nedid" de denir- insanın işleriyle ilgili olarak karşısına dikilen şeyin benzeri demektir. İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buhari'nin bu başlığı atmaktan maksadı, -gerek hayır, gerek şer- mahlukatın tüm fiillerini Allah'a nispet etmektir. Bu fiiller Allah tarafından yaratılmakta, kul tarafından kesb edilmektedir. Yaratma fiilinin hiçbir zerresi Allah'tan başkasına nispet edilemez. Aksi takdirde bu fiilin ona nispeti açısından Allah'a ortak, eş ve denk bir varlık söz konusu olur. Yüce Allah kullarını yukarıda zikredilen ayetler ve başka ayetlerle bu konuda uyarmaktadır. Bu ayetler onun eşinin olmadığını, opunla birlikte dua edilen ilahların bulunmadığını açıkça ifade etmektedir. Dolayısıyla bunlar, kulun kendi fiillerini kendisinin yarattığını iddia edenlere bir red ihtiva etmektedir. Bunların bazılarında Yüce Allah mu'minleri uyarmakta veya övmekte, bazılarında kafirleri kınamaktadır. Bu başlık altında yer verilen hadis bu konuda gayet açıktır. Kirmanı şöyle demiştir: İmam Buharl'nin attığı başlık, maksadının Allah Teala'dan şirki uzak kılmak olduğunu göstermektedir. Uygun olanı bunların Tevhid Bölümünün baş taraflarında zikredilmesiydi. Fakat burada maksat bu değildir. Aksine hedef, kulların fiillerinin Allah'ın yaratmasının eseri olduğunu açıklamaktır. Çünkü kulların fiilleri kendi yaratmalarının eseri olsaydı, kullar Allah'a eş ve yaratmada ortak olurlardı. Beyhaki el-Esma ve's-Sıfat isimli eserinde şöyle der: Erken dönem (selef) ve geç dönem (halef) hadis ve sünnet bilginlerinin yaklaşımları, Kur'an'ın Allah'ın kelamı ve onun zat! sıfatlarından olduğu yönündedir. "(Resulüm!) Şüphesiz sana da, senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun."(Zümer 65) Taberi şöyle demiştir: Bu, kendisiyle takdim kastedilen mucez ifadede kabilindendir. Ayetin manası şöyledir: Şüphesiz sana "Andolsun Allah'a ortak koşarsan işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!" diye vahyolunmuştur. Senden öncekilere de sana vahyolunanın aynısı vahyolunmuştur. Ayette geçen "le yahbatanne" fiilinin manası, amelinin . sevabı boşa gider demektir. Ayete burada yer verilmesinden maksat, Allah'a şirk koşan kimseye şiddetli bir tehdit yöneltmektir ve şirkin bütün şeriatlerde yasaklandığını, insanın ameli şirkten salim olduğu takdirde bunun karşılığını alacağını, şirk koştuğunda ise sevabının boşa gideceğini vurgulamaktır. "İkrime dedi ki." Taberl'nin Hennad b. es-Sirrı, Ebü'l-Ahvaz, Simak b. Harb isnadıyla nakline göre İkrime "Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler"(Yusuf 106) ayetini şöyle tefsir etmiştir: Yüce Allah onlara kendilerini, gökleri ve yeri kimin yarattığını sormakta, onlar da Allah'tır cevabını vermektedirler. Bu Allah'tan başkasına taptıkları halde imanlarıdır. Yezid b. el-Fadl es-Semanı'nin nakline göre İkrime "Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler" ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu Yüce Allah'ın 'Andolsun ki onlara 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sarsan, elbette Allah'tır' derler"(Zümer 38) ayetiyle aynı manayadır. Onlara Allah ve onun sıfatı sorulduğunda onu kendi vasfından başka türlü anlatırlar ve Allah'ın çocuğu olduğunu ileri sürerek ona ortak koşarlar. Doğruyu yani Kur'an'ı getiren ve onu tasdik eden mü min kıyamet günü bana verdiğin ve gereğine göre amel ettiğIm budur diyecektir. Taberi, Mansur b. el-Mu'temir vasıtasıyla bu haberi Mücahid'e dayandırmıştır. O şöyle demiştir: Doğruyu getiren ve tasdik eden Ku?an ehlidir ki onlar kıyamet günü onu getirecekler ve bize verdiğiniz ve içindekilere göre amel ettiğimiz kitap budur diyeceklerdir. Ali b. Ebi Talha'nın nakline göre İbn Abbas doğruyu getiren ve la ilahe illallah sözüyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i doğrulayan şeklinde mana vermiştir. Taberi şöyle der: En uygun olanı "doğruyu getiren"den maksadın tevhide, Allah'ın Resulüne ve getirdiğine imana davet eden, "onu doğrulayan"dan maksadın ise mu'minler olduğudur. Bu anlayışı bu ayetin ''Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kafirlerin yeri cehennemde değil mi?"(Zümer 32) ayetinden sonra gelmesidir. İbn Mesud hadisine gelince, onun şerhi HudCı.d Bölümünde zinakarların günahı başlığı altında geçmişti. Hadise burada yer verilmesinin amacı, kendi fiilini kendisinin yarattığını iddia eden kimsenin Allah'a eş koşmuş gibi olduğuna işaret etmektir. Bu konuda şiddetli bir tehdit gelmiştir. Dolayıs1yla buna inanmak haram olur
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ قَالَ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ فِي الأَخِيرَةِ ". ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ الْعَنْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ}.
İbn Ömer r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem (yaralanıp, dişi kırılınca) sabah namazının son rekMında başını rüku'dan kaldırıp, 'Allahumme Rabbena ve leke'l-hamd" dedi. Bunun ardından da 'Allah'ım filana ve filana lanet eyle!" diye beddua etti. Bunun üzerine Yüce Allah "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur veya tövbelerini kabul etsin ya da onlara azap etsin diye (Allah Bedir'de yardım etti). Çünkü onlar zalimdirier" ayetini indirdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu konuda ayetin nüzul sebebini içeren İbn Ömer hadisine yer verdi. Bunun açıklaması, Al-i İmran suresinin tefsirinde bir parça açıklamasıyla birlikte geçmişti. Kendilerine beddua edilen kimselerin kimler oldukları Uhud savaşı anlatılırken verilmişti. İbn Battal şöyle demiştir: Yukarıdaki başlığın İ'tisam Bölümüne girmesi, Nebi s.a.v.'in adı geçenlere beddua etmesi açısındandır. Çünkü onlar lanetten kurtulmak için imana boyun eğmediler. Yüce Allah'ın "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur" ayeti, liOnları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lakin Allah dilediğini doğru yola iletir"(Bakara 272) ayeti ile aynı manadadır. İmam Buharl'nin bu hadise yer vermekten maksadı, usul-i fıkıhta meşhur olan ihtilaflı konuya işaret etmek olabilir. Bu Nebi s.a.v.'in ahkam konusunda içtihat edip etmediği meselesi idi. Bu konu bundan sekiz başlık önce ele alıp açıklanmıştı
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ وَاصِلٍ، عَنِ الْمَعْرُورِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَتَانِي جِبْرِيلُ فَبَشَّرَنِي أَنَّهُ مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ". قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ " وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى ".
Ebu Zer' 'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Cebrail bana geldi ve 'Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak ölen her kişi cennete girer!' diye müjdeledi. Ben 'Ya Cibril! Bu kimse hırsızlık yapsa, zina etse de mi?' diye sordum. Cebrail '(evet) hırsızlık yapmış ve zina etmiş olsa da (cennet'e girer)!' diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allahı'ın Cebrail ile kelamı ve meleklere nidası." İmam Buhari bu başlık altında bir haber ve üç hadise yer vermiştir. Birinci hadiste Cebrail' e nida varken, ikincisinde Allah'ın meleklere başlıktakinin aksine hitabı yer almaktadır. İmam Buhari adeta hadisin bazı rivayet yollarında yer alan ifadeye işaret etmektedir. Müslim'de (Müslim, Birr ve Sıla) Suheyl b. Ebi Salih'in babasından yaptığı nakile göre bu hadis şu şekildedir: "Yüce Allah bir kulunu sevdi mi Cebrail'i çağırır ve 'Ben filanca kulumu seviyorum sen de sev' buyurur." Şeyh Ebu Muhammed b. Ebu Cemre şöyle demiştir: Yüce Allah'ın lutfunun bolluğunu "sevgi" ile ifade etmesi kullarını rahatlatma ve içlerine sevinç vermeye yöneliktir. Çünkü kul mevlasından onu sevdiği haberini duyunca, kendi nazarında sevincin zirvesine çıkar ve her türlü hayrı elde etmiş olur. Ebu Muhammed şöyle devam eder: Bu da ancak kendi yapısında kişilik, mürüwet ve güzel bir dönüş olan kimse için mümkündür. Nitekim Yüce Allah "Allah'a yönelenden başkası ibret almaz"(Mu'min 13) buyurmaktadır. Buna karşılık nefsinde nefsani hazıarının peşinde olma ve şehvet baskın olan kimseleri ancak sert bir şekilde azarlama ve darp caydırır. Şeyh şöyle devam eder: Cebraiı' e -bazı bilginlere göre onun dışında başka meleklere de- "sev" emrinin verilmesi, insanın Allah katındaki mertebesini hemcinsleri olan diğer insanlar içinde başkalarından üstün kılmayı amaçlamaktadır. Şeyh Ebu Muhammed'e göre bu hadisten iki sonuç çıkmaktadır. 1- Hadis farz ve sünnet olmak üzere iyilik amellerine teşvik etmektedir. 2- Hadiste masiyet ve bid'atlerden çok çok sakındırma yapılmaktadır. Zira bunlar Yüce Allah'ın gazabını doğurması muhtemel fiillerdir. Başarı ancak Allah'tandır. Şeyhü'I-İslam İbn Teymiye'nin görüşü şu şekildedir. Selef bilginleri ve imamlar derler ki Allah kendi dilemesi (meşiet) ve kudreti ile konuşmaktadır. Onun kelamı tür olarak kadimdir. Şu manadaki o dilediğinde hala konuşmaktadır. Kelam kemal sıfatıdır. Konuşan konuşmayandan daha mükemmeldir. Dilemesi ile (meşiet) ve kudretiyle konuşan, dilemesiyle konuşamayandan daha mükemmeldir. Dilemesiyle ve kudretiyle konuşmaya devam eden konuşma stfatı kendisi için mümkün olan (sonradan olan) kimseden daha mükemmeldir. İbn Teymıye bir de şunu söyler: Doğru olan Allah'ın dilediği takdirde hala konuştuğudur ve o kendi dilemesi (meşiet) ve kudretiyle konuşur. Onun kelimelerinin nihayeti yoktur ve o Musa'ya işitecek olduğu bir sesle hitap etmiştir. O Musa'ya nida etmiş ve Musa da gelmiştir. Allah Musa'ya bundan önce nida etmemişti. Rabbın sesi kulların sesine benzemez. Tıpkı ilminin onların ilmine benzemediği gibi. İbn Teymıye, Mecmuu'I-Fetava, s
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ، كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جُلُوسًا فَجَاءَتْهُ امْرَأَةٌ تَعْرِضُ نَفْسَهَا عَلَيْهِ فَخَفَّضَ فِيهَا النَّظَرَ وَرَفَعَهُ فَلَمْ يُرِدْهَا، فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ زَوِّجْنِيهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " أَعِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ مَا عِنْدِي مِنْ شَىْءٍ. قَالَ " وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". قَالَ وَلاَ خَاتَمًا مِنَ حَدِيدٍ وَلَكِنْ أَشُقُّ بُرْدَتِي هَذِهِ فَأُعْطِيهَا النِّصْفَ، وَآخُذُ النِّصْفَ. قَالَ " لاَ، هَلْ مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ زَوَّجْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Sehl İbn Sa'd r.a.'dan, dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında oturuyorduk. Yanına bir kadın gelerek ona kendisini arz etti (evlenmeyi teklif etti). Allah Rasulü yukarıdan aşağıya ona baktl. Fakat onu istemedi. Ashabından bir adam: Ey Allah'ın Rasulü, beni onunla evlendir, dedi. Allah Rasulü: Yanında (mehir olarak vereceğin) bir şey var mı, diye buyurdu. Adam: Hiçbir şeyim yok, dedi. Allah Rasulü: Demirden bir yüzük de mi yok, diye sordu. Adam: Bir yüzük dahi yok. Fakat şu üstümdeki burdemi böler, ona yarısını veririm, yarısını da kendim alınm, dedi. Allah Rasulü: Hayır, Kur'an'dan ezber bildiğin yerler var mı, diye sordu. Adam: Evet deyince, Allah Rasulü: Git, ezbere bildiğin Kur'anCı ona öğretmen) karşılığında seni onunla evlendirdim, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nikahta "velinin kendisi evlenme talebinde bulunan kişi olursa" kendisini evlendirebilir mi yoksa bir başka veliye gerek var mı? İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Tercümede (bab başlığında) hem caiz olduğuna, hem de olmadığına delil teşkil eden hususlar zikrediimiş bulunmaktadır. Böylelikle bu hususta işi müçtehidin görüşüne havale etmek istemiştir. Evet, İbnu'l-Müneyyir böyle demiştir. O bu sonucu Buhari'nin konu ile ilgili kesin bir hüküm vermeyişinden çıkarmış gibidir. Ancak onun bu yaptıklarından caiz olduğu kanaatini taşıdığı görülmektedir. Çünkü velinin bir başkasına kendisini (velayeti altında bulunan ile) evlendirmesine dair emir ihtiva eden rivayetler de kendi kendisini onunla evlendirmesini yasaklayan açık ifadeler de bulunmamaktadır. Üstelik tercümede (bab başlığında) bunun caiz olduğuna delilolan, Ata yoluyla gelen rivayet i kaydetmiş bulunmaktadır. Her ne kadar ona göre veli akdin iki tarafından birisini üstlenemiyor olsa dahi bu böyledir. Bu hususta selef farklı görüşlere sahiptir. el-Evzaı, Rabia, es-Sevrl, Malik, Ebu Hanife, ashabın çoğunluğu ve Leys, veli kendi kendisini evlendirebilir, demişlerdir. Ebu Sevr de bu hususta onlara muvafakat etmiştir. Malik'ten gelen bir rivayete göre: Eğer dulolan kadın, velisine: Beni uygun gördüğün kimse ile evlendir diyecek olursa, o da kadını kendisi ile yahut seçtiği kimse ile evlendirecek olursa, kadının bunu kabul etmesi gerekir. Kocanın muayyen olarak kim olduğunu bilmese dahi. .. Şafii der ki: Onları birbirleriyle sultan (hakim ya da yetkili kişi) yahut onun gibi bir başka veli ya da velayette ondan daha yetkili kimse evlendirir. Züfer ile Davud da ona uygun kanaat belirtmişlerdir. Delilleri de velayetin akitte şart oluşudur. Buna göre, nikahlayan ile nikahlanan aynı kişi olamaz. Tıpkı bir kimsenin kendi kendisinden bir şey satın alamayışı gibi