İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4391

Military Expeditions led by the Prophet (pbuh) (Al-Maghaazi)

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا مَعَ ابْنِ مَسْعُودٍ، فَجَاءَ خَبَّابٌ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَيَسْتَطِيعُ هَؤُلاَءِ الشَّبَابُ أَنْ يَقْرَءُوا كَمَا تَقْرَأُ قَالَ أَمَا إِنَّكَ لَوْ شِئْتَ أَمَرْتُ بَعْضَهُمْ يَقْرَأُ عَلَيْكَ قَالَ أَجَلْ‏.‏ قَالَ اقْرَأْ يَا عَلْقَمَةُ‏.‏ فَقَالَ زَيْدُ بْنُ حُدَيْرٍ أَخُو زِيَادِ بْنِ حُدَيْرٍ أَتَأْمُرُ عَلْقَمَةَ أَنْ يَقْرَأَ وَلَيْسَ بِأَقْرَئِنَا قَالَ أَمَا إِنَّكَ إِنْ شِئْتَ أَخْبَرْتُكَ بِمَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي قَوْمِكَ وَقَوْمِهِ‏.‏ فَقَرَأْتُ خَمْسِينَ آيَةً مِنْ سُورَةِ مَرْيَمَ، فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَيْفَ تَرَى قَالَ قَدْ أَحْسَنَ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ مَا أَقْرَأُ شَيْئًا إِلاَّ وَهُوَ يَقْرَؤُهُ، ثُمَّ الْتَفَتَ إِلَى خَبَّابٍ وَعَلَيْهِ خَاتَمٌ مِنْ ذَهَبٍ فَقَالَ أَلَمْ يَأْنِ لِهَذَا الْخَاتَمِ أَنْ يُلْقَى قَالَ أَمَا إِنَّكَ لَنْ تَرَاهُ عَلَىَّ بَعْدَ الْيَوْمِ، فَأَلْقَاهُ‏.‏ رَوَاهُ غُنْدَرٌ عَنْ شُعْبَةَ‏.‏

Alkame dedi ki: İbn Mes'ud ile birlikte oturuyorduk. Habbab gelerek: Ey Ebu Abdurrahman, şu gençler senin okuduğun gibi okuyabilirler mi diye sordu. İbn Mes'ud dedi ki: Eğer arzu edersen onlardan birisine sana okumasını emrederim. Habbab: Peki dedi. İbn Mesud: Oku ey Alkame dedi. Ziyad b. Hudeyr'in kardeşi olan Zeyd b. Hudayr: O aramızda en iyi okuyan kişi olmadığı halde Alkame'ye mi okumasını emrediyorsun, dedi. İbn Mes'ud: Sana gelince, eğer istersen sana senin kavmin ile onun kavmi hakkında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in neler söylediğini haber verebilirim. Ben (Alkame): Meryem suresinden 50 ayet okudum (dedi.) Abdullah: Nasıl buldun diye (Habbab'a) sordu. Habbab: Pek güzel dedi. Abdullah dedi ki: Ben ne okursam muhakkak onu Alkame de okur. Sonra Habbab'a doğru yöneldi. Habbab'ın üzerinde (elinde) altın bir yüzük vardı. Artık bu yüzüğün atılma zamanı gelmedi mi, diye sordu. Habbab: Sana şunu söyleyeyim ki bugünden sonra bu yüzüğü üzerimde asla görmeyeceksin deyip, o yüzüğü attı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Habbab" b. el-Erett adındaki o meşhur sahabe "geldi." "Ey Ebu Abdurrahman" İbn Mes'ud'un künyesidir. "Abdullah: Nasıl buldun dedi." Abdullah bu soruyu Habbab'a sordu. Çünkü ondan birisine okutmasını isteyen ilk kişi o idi. Habbab "Pek güzel" diye cevap verdi. "Sonra Habbab'a döndü, üzerinde {elinde} altından bir yüzük vardı. Bu yüzüğün atılma" onu bırakıp atma "zamanı gelmedi mi, dedi." Hadis-i şerifte İbn Mes'ud'a ait bir menkıbe olduğu gibi, onun öğüt verirken ve öğretirken güzel bir teenni ile hareket ettiği anlaşılmaktadır. Aynı şekilde bazı ashabı kiram bazı hükümleri bilmeyebilirdi. Bu hususta dikkati çekilirse yanlışından da dönerdi. Muhtemelen Habbab erkeklerin altın giymelerine dair nehyin tenzih ifade ettiğine inanıyordu. Fakat İbn Mes'ud haram olduğuna dikkatini çekince hemen bu kanaati kabul edip, kendi kanaatinden döndü

Sahîh-i Buhârî, 4391

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ ذَهَبٍ، وَجَعَلَ فَصَّهُ مِمَّا يَلِي كَفَّهُ، فَاتَّخَذَهُ النَّاسُ، فَرَمَى بِهِ، وَاتَّخَذَ خَاتَمًا مِنْ وَرِقٍ أَوْ فِضَّةٍ‏.‏

Abdullah (b. Mes'ud) r.a.'dan rivayete göre "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem altından bir yüzük edindi ve onun kaşını avucunUn iç tarafına getirdi. İnsanlar da yüzük edinmeye başladı. Bunun üzerine o yüzüğü attı ve gümüşten bir yüzük edindi. " Bu Hadis 5866, 5867, 5873, 5876, 6651, 7298 numara ile de geçiyor Fethu'l-Bari Açıklaması: "Altından yüzükler (takmak)" Yüzükler (anlamı verilen havatım) lafzı "hatem"in çoğuludur. "Havatım" şeklinde de çoğulu yapılır. Buradaki altın yüzüğün yahut altın yüzük edinmenin yasaklı ğı -kadınları kapsamamak üzere- erkeklere hastır. Altın yüzüğün kadınlara mubah olduğu üzerinde icma' nakledilmiş bulunmaktadır. Derim ki: İbn Ebi Şeybe, Aişe'den diye naklettiği hadise göre Necaşi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e aralarında altın bir yüzüğüri de bulunduğu bazı süs eşyaları hediye göndermişti. Nebi ondan yüz çevirki olduğu halde o yüzüğü aldı, sonra kızının kızı Umame'ye: "Bu süs eşyasını al, sen takın, buyurdu." İbn Dakiki'l-'Id dedi ki: Nehyin zahirı anlamı haram kılmaktır. İmamların görüşü de budur ve nihai olarak hüküm böyle karar kılmıştır. İyad dedi ki: Ebu Bekr b. Muhammed b. Amr b. Hazm'dan altın yüzük takındığına dair yapılan nakil, şaz nakillerdendir. Daha çok hatıra gelen, bu hususta sünnetin ona ulaşmamış olduğudur. Çünkü ondan sonra gelen insanlar onun bu yaptığının aksi doğrultuda İCma' etmişlerdir. Aynı şekilde bu hususta Habbab'dan nakledilen rivayetin de durumu böyledir. İbn Mesud ona: "Bu yüzüğün atılması zamanı gelmedi mi, deyince, o: Bugünden sonra sen bunu benim üzerimde asla görmeyeceksin, diye cevap vermiştL" Anlaşıldığı kadarıyla bu husustaki yasak Habbab'a ulaşmamış idL Ona bu yasağın haberi ulaşınca yaptığından vazgeçmiştir. Dedi ki: Bazı ilim adamları erkeklerin altın yüzük takınmalarının tahrimi' değil, tenzihi' bir kerahet olduğunu kabul etmişlerdir. Nitekim benzeri bir hususu ipek hakkında da belirtmişlerdir. İbn Dakiki'l-'Id dedi ki: Bu açıklama, haramlığı hususunda görüş ayrılığının bulunduğunu kabul etmeyi gerektirmektedir. Böyle bir hal de haram olduğu üzerinde icma' olduğu görüşü ile çelişmektedir. Ayrıca kullanılan şeyin yüzük olarak nitelendirildiğinin göz önünde bulundurulması da kaçınılmazdır. Derim ki: Bu husustaki iki görüşü uzlaştırıp telif etmek mümkündür. Bunun tenzihi' kerahet olduğunu söyleyen kimselerin ardı arkası kesilmiş ve ondan sonra haram olduğuna dair İCma' yerleşmiş olabilir. Başlıktaki üçüncü hadis olan İbn Ömer'in rivayet ettiği hadis, altın yüzük takınmanın caiz oluşunun neshedilmiş olduğuna delil gösterilebilir. Aynı şekilde altının azıyla çoğuyla erkeklere haram kılındığına da delil gösterilmiştir. Çünkü az miktarda yüzük olarak kullanmak bile nehyedilmiş bulunmaktadır. Buradaki nehiy, bütün halleri kapsar, o halde ansızın savaşmak durumunda olan kimsenin de altın yüzük kullanması caiz değildir. Çünkü bu haram kılmanın savaş ile bir ilgisi yoktur. Oysa savaş sebebiyle ipek giyilmesine dair ruhsatın olduğu şeklinde geçmiş açıklamalar, ipeğin altından farklı olduğunu göstermektedir. Ayrıca kılıcın, kalkanın yahut kuşağın üzerinde bulunan altın süslemenin hükmü de bundan farklıdır. Böyle bir savaş aracına sahip bir kimsenin ansızın savaşa girmesi halinde, bu kılıç ile çarpışması caiz olur. Savaş sona erdikten sonra o altın süsü çıkarmalıdır. Çünkü bütün bunlar -yüzükten farklı olarak- savaş ile ilgisi olan şeyler arasındadır

Sahîh-i Buhârî, 5865
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ عَبْدِ اللَّهِ فَلَقِيَهُ عُثْمَانُ بِمِنًى فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً‏.‏ فَخَلَيَا فَقَالَ عُثْمَانُ هَلْ لَكَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ فِي أَنْ نُزَوِّجَكَ بِكْرًا، تُذَكِّرُكَ مَا كُنْتَ تَعْهَدُ، فَلَمَّا رَأَى عَبْدُ اللَّهِ أَنْ لَيْسَ لَهُ حَاجَةٌ إِلَى هَذَا أَشَارَ إِلَىَّ فَقَالَ يَا عَلْقَمَةُ، فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ وَهْوَ يَقُولُ أَمَا لَئِنْ قُلْتَ ذَلِكَ لَقَدْ قَالَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ‏"‏‏.‏

Alkame'den, dedi ki: "Abdullah İbn Mes'ud ile beraber idim. Mina'da onunla Osman (İbn Affan) karşılaştı ve: Ey Ebu Abdurrahman! Sana ihtiyacım var dedi. Sonra birbirleriyle baş başa kaldılar. Osman: 'Ey Ebu Abdurrahman, daha önce bildiğin gençliğini sana hatırlatmak üzere seni bakire bir kızla evlendirmemize ne dersin ?' dedi. Abdullah onun böyle bir şeye ihtiyacı olmadığını görünce, bana işaret ederek: 'Ey Alkame' dedi. Ben de onun yanına vardığımda Osman'a şunları söylüyordu: Sen madem böyle diyorsun, andolsun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize şöyle demişti: "Ey gençler topluluğu, sizden evlenebilen kimse evleniversin. Evlenmeye gücü yetmeyen kimse ise oruç tutmaya baksın. Çünkü oruç tutmak, oruç tutan kimse için şehveti kıran bir şeydir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ey Ebu Abdurrahman", dedi. Ebu Abdurrahman, Abdullah İbn Mesud'un künyesidir. "Osman: Ey Ebu Abdurrahman! Seni, o bildiğin gençlik yıllarını sana hatırlatacak bakire bir kızla evlendirmeye ne dersin?" Muhtemelen Osman onun darlık içinde olduğunu, görünüşünün pek iyi olmadığını görünce, bunu, kendisini refah içinde yaşatacak bir zevcesinin bulunmadığına yorumladl. Bundan şu sonuç çıkarılmaktadır: Genç bir zevce ile birlikte olmak, böyle olmayanın aksine insanın gücünü, gayretini artırır. Çünkü böyle olmayanla, birlikte olanın hali bunun tam aksine olur. "Ey gençler topluluğu!" Topluluk (anlamı verilen: ma'şer) herhangi bir ortak niteliği bulunan kitleye denilir. Gençler (şebab) de "şabb"in çoğuludur. Aynı şekilde bu kelime şebebe ve şubban diye de çoğul yapılır. Bu da büluğ çağından itibaren otuz yaşını tamamlayan kimselere verilen isimdir. Nevev! dedi ki: İlim adamları burada geçen (ve tercümede: 'evlenmek' diye anlamlandırılan) "el-bae" lafzı ile neyin kastedildiği hususunda her ikisi de bir anlama indirgenen iki açıklamada bulunmuşlardır. Bu iki açıklamanın en sahih olanına göre kasıt, lafzın sözlük anlamı olup, cima' demektir. İfadenin takdiri de şöyledir: Sizden herhangi bir kimse nikahın yükümlülüklerini kaldırabileceği için cima'da bulunabilecekse evleniversin. Böyle bir yükümlülüğü karşılamaktan aciz olduğundan ötürü cimala gücü yetmeyen kimsenin de, -burma işlemi şehveti kestiği gibi- şehvetini önleyen ve menisinin şerrini kesen orucu tutmaya baksın. Bu görüşe göre hitap, kadınlara arzu ve istek duyma ihtimali bulunan ve çoğunlukla bundan kendilerini kurtaramayan ençleredir İkinci görüşe göre burada "el-bae"den maksat, nikahlanıp evlenmenin gerektirdiği birtakım yükümlülüklerdir. Buna gerektirdiği şeylerin ismi verilmiştir. İfadenin takdiri de şöyledir: Sizden nikahın yükümlülüklerini (mehr vs.) taşıyabilecek olanlar evleniversin, taşıyamayacak olanlar da şehvetini bertaraf etmek için oruç tutsun. Bu görüşü benimseyenlerin bu doğrultuda görüş belirtmelerinin sebebi Nebi efendimizin: "Gücü yetmeyen de oruç tutmaya baksın" diye buyurmuş olmasıdır. Bunlar derler ki: Cimalda bulunmaktan aciz olan bir kimsenin ise şehvetini önlemek için oruç tutmaya ihtiyacı yoktur. O halde buradaki "el-bae"nin (mehr ve bu gibi) evlenmen in yükümlülükleri olarak tevil edilmesi gerekir. Ancak birinci görüşün sahipleri sözü geçen takdiri yaparak bunlardan ayrılmaktadır. Nevevl'nin açıklaması burada bitti. "Evleniversin"; "gözü haramdan daha bir koruyucudur" ve "edep yerini daha bir himaye edicidir."561 Yani onu hayasızlığa düşmekten daha çok alıkoyar ve onu daha çok korur. Müslim'in, İbn Mesud'un bu hadisini zikrettikten biraz sonra kaydettiği Cabir yoluyla gelen şu merfu hadisi zikretmiş olmasında büyük bir incelik vardır: "Sizden herhangi bir kimse bir kadından hoşlanacak olup da kalbinde yer ederse, hemen hanımının yanına gitsin ve onunla dma' ediversin. Çünkü bu, onun nefsinde olanı geri çevirir." Çünkü söz konusu hadiste, bu başlıkta yer alan bu hadis ile neyin kastedildiğine işaret vardır. "Onu keser." Bu lafzın (vica') asıl anlamı dürtmek demektir. Bir kimseyi birisi boynundan dürterek ittiği zaman kullanılan "veceahCı fi unukihl" tabiri de buradan gelmektedir. Bu hadis dma' etme gücü olmayan kimseden evlenmemesinin istendiğine delil gösterilmiştir. Çünkü hadis bunun zıttı olan hali ve onu çağrıştıran hususları zayıflatan durumu ona göstermiş bulunmaktadır. Bazıları da böyle bir kimsenin evlenmesinin mekruh olacağını mutlak olarak söylemiş bulunmaktadır. İlim adamları evlilik bakımından erkek hakkında çeşitli durum/ann sözkonusu olduğunu belirtmişlerdir: Evlenme isteği olup da evliliğin külfetlerinin altından kalkabilen ve (evle nmediği takdirde) harama düşmekten korkan kimse. Böyle birisinin evliliği bütün ilim adamlarına göre menduptur. Hanbeıııerden gelen bir rivayette vacip olduğu eklemesi de vardır. Kurtubi dedi ki: Evlenme gücü olmakla birlikte kendisine ve dinine bekarlığı dolayısı ile zarar gelmesinden korkan ve bu zararı ancak evlilikle giderebilel5eğini düşünen bir kimsenin evliliğinin vadp olduğu hususunda görüş ayrılığı yoktur. İbn Dakiki'l-'Id der ki: Kimi fakihler nikahın beş ayrı hükmünün olduğunu belirtmiştir ve vücCıbun günaha düşmekten korkup, evlenmeye gücü yeten, cariye edinmesi imkanı da bulunmayan kişi hakkında sözkonusu olduğunu söylemişlerdir. Kurtubi de kendi mezhebine mensup ilim adamlarından birisinden böylece bu görüşü nakletmiştir. Sözkonusu bu ilim adamı el-Mazerı olup şöyle demektedir: VücCıb, ancak evlenmekle kendisini zinadan alıkoyabilecek kimse hakkındadır. Haramlık ise cinsel ilişkide bulunmak ve nafakasını sağlamak bakımından zecesinin hakkını yerine getiremeyecek, bununla birlikte evlenmeye gücü olmayıp, ona da ayrıca bir arzu ve istek duymayan kimseler için sözkonusudur. Kerahet ise bu durumda olmakla birlikte zevceye zarar vermemek halinde sözkonusudur. Eğer evlenmekle birlikte ibadet ya da ilimle uğraşmak gibi itaat olan birtakım fiillerden uzak kalacaksa, mekruhluk daha da ağırlaşır. Şehvetini karşılaması, nefsinin iffetini koruması, fercini muhafaza etmesi ve buna• benzer maksat olarak gözetilen bir husus, eğer evlenmek ile gerçekleşebilecekse bu kimseler hakkında da evlenmek müstehap olur. Şayet evlenmeyi gerektiren sebepler ile engelleyen hususların hiçbirisi yoksa, evlenmenin hükmü mübahlıktır. Kadı !yad dedi ki: Neslinin devamı ümit edilen herkes hakkında -isterse cinsel ilişki arzusu bulunmasın- evlenmek menduptur. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Ben çokluğunuzia diğer ümmetiere karşı övüneceğim" buyurmuştur. Ayrıca nikahı teşvik eden ve emreden buyrukların zahiri de bunu gerektirmktedir. Cinsel ilişki dışında, kadınlardan herhangi bir şekilde faydalanma isteği olan kimse hakkında da aynı hüküm sözkonusudur. Çocuk doğurma ümidi olmayan, kadınlara karşı bir meyli de bulunmayan, onlardan herhangi bir şekilde faydalanma isteği de olmayan bir kimse için evlenmek, kadının durumu bilip, buna razı olması halinde mubahtır

Sahîh-i Buhârî, 5065
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، قَالَ بَيْنَمَا هُوَ يَقْرَأُ مِنَ اللَّيْلِ سُورَةَ الْبَقَرَةِ وَفَرَسُهُ مَرْبُوطٌ عِنْدَهُ إِذْ جَالَتِ الْفَرَسُ فَسَكَتَ فَسَكَتَتْ فَقَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَسَكَتَ وَسَكَتَتِ الْفَرَسُ ثُمَّ قَرَأَ فَجَالَتِ الْفَرَسُ، فَانْصَرَفَ وَكَانَ ابْنُهُ يَحْيَى قَرِيبًا مِنْهَا فَأَشْفَقَ أَنْ تُصِيبَهُ فَلَمَّا اجْتَرَّهُ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَى السَّمَاءِ حَتَّى مَا يَرَاهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ حَدَّثَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ اقْرَأْ يَا ابْنَ حُضَيْرٍ ‏"‏‏.‏ قَالَ فَأَشْفَقْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْ تَطَأَ يَحْيَى وَكَانَ مِنْهَا قَرِيبًا فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَانْصَرَفْتُ إِلَيْهِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي إِلَى السَّمَاءِ فَإِذَا مِثْلُ الظُّلَّةِ فِيهَا أَمْثَالُ الْمَصَابِيحِ فَخَرَجَتْ حَتَّى لاَ أَرَاهَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَتَدْرِي مَا ذَاكَ ‏"‏‏.‏ قَالَ لاَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ تِلْكَ الْمَلاَئِكَةُ دَنَتْ لِصَوْتِكَ وَلَوْ قَرَأْتَ لأَصْبَحَتْ يَنْظُرُ النَّاسُ إِلَيْهَا لاَ تَتَوَارَى مِنْهُمْ ‏"‏‏.‏ قَالَ ابْنُ الْهَادِ وَحَدَّثَنِي هَذَا الْحَدِيثَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ خَبَّابٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ‏.‏

Useyd İbn Hudayr, bir gece Bakara suresini okuyormuş. Atı da yanında bağlı imiş. Derken at huysuzlanmış. Hudayr susunca at sakinleşmiş. Tekrar okumaya başlayınca at da huysuzlanmaya başlamış. Tekrar susmuş, at da susmuş. Sonra yeniden okumaya başlamış. At yine huysuzlanmış. Useyd de okumayı bırakmış. Çünkü oğlu Yahya atın yakınındaymış. Hayvanın ona zarar vermesinden korkmuş. Oğlunu bulunduğu yere doğru götürürken başını kaldırıp semaya bakmış ama gökyüzünü göremeyecek kadar her tarafın kaplandığını görmüş. Sabah olunca Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip dun,ımu anlatmış. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Oku! Ey Hudayr'ın oğlu. Oku! Ey Hudayr'ın oğlu" demiş. O da şöyle demiş: Ey Allah'ın Elçisi! Atın oğlum Yahya'yı tepmesinden korktum. Çünkü ona yakın bir yerde idi. Başımı mushaftan kaldırıp onun yanına gittim. Bu esnada başımı göğe çevirdim. Orada buluta benzer bir şey vardı. İçinde lambaları andıran parıltılar gördüm. Çıktı m ama onları göremedim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: "Onların ne olduğunu biliyor musun?" diye sormuş, o da, "hayır" cevabını verince şöyle buyurmuştur: "Onlar Meleklerdi. Senin sesini duymak için yaklaşmışlardı. Eğer okumaya devam et- ' seydin, sabaha kadar orada olurlardı. Herkes de gelip onlara bakar görürdü. Zira melekler böyle bir durumda insanlardan uzaklaşmazlar." Fethu'l-Bari Açıklaması: ..........İcterrahu ifadesindeki, o/huzamiri İbn Hudayrım oğluna döner. Bu ifade göstermektedir ki, İbn Hudayr, oğlunu, atın tepmesi için kendi bulunduğu yere götürmüştür. "Oku! Ey Hudayr'ın oğlu. Oku! Ey Hudayr'ın oğlu" ifadesi "okumaya devam etmen gerekirdi" anlamına gelir. Yoksa İbn Hudayr'a başından geçenleri anlatırken ayeti okumasının emredildiği manasına gelmez. Öyle anlaşılıyor ki, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem olayı canlandırmak istemiştir. Bir an için kendisini İbn Hudayr'ın gördüklerini gördüğü sırada onun yanında hissetmiştir. Bu yüzden okumaya devam etmesini istemiştir. Böylece meleklerin inişiyle oluşan bereketin sürmesini ve meleklerin onun kıraatini dinlemeye devam etmelerini temenni etmiştir. Üseyd bunu anladığı için, "Oğlumu tepmesinden korktum" diyerek neden okumayı bıraktığını belirterek Rasulullah'a cevap vermiştir. Yani "Okumaya devam etmem durumunda atın oğlumu tepmesinden korktum," demek istemiştir. Hadisin akışı Üseyd'in namazdaki huşo.'unu bozmadığını gösterir. Çünkü o, atın ilk huysuzlandığı anda sesini yükseltebilirdi. Öyle' anlaşılıyor ki o, namaz kılanın göğe başını kaldırmasının yasaklandığından da haberdardı. Çünkü iş ciddileşene kadar semaya başını çevirmemiştir. İmam Nevevt"Bu hadisten, bir Müslümanın tek başına melekleri görebileceği sonucu çıkar" derken bu çıkarımını mutlak olarak ifade etmiştir. Meleklerin Müslüman fertler tarafından görülebileceği doğrudur. Ancak bunun, salih kimseler, güzel sesli kişiler şeklinde takyid edilmesi gerekir. İmam Nevevl"Bu hadis, Kur'an okumanın faziletli bir amel olduğunu gösterir. Çünkü Kur'an okumak rahmetin inmesine ve meleklerin gelmesine vesile olur" demiştir. Kanaatime göre bu hadis bu hüküm için delil olamaz. Çünkü rivayette anlatılanlar, belli bir surenin belli bir tarzda okunuşundan ileri gelmiştir. Belki de burada bahsedilmeyen bir hususiyetten kaynaklanıyor olabilir. Aksi takdirde bu hüküm herkes için geçerli olsaydı, her Kur'an okuyanın aynı olayı yaşaması gerekirdi.. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Hadisin sonunda yer alan "İnsanlardan uzaklaşmazlardı" bölümü, meleklerin kendilerini tamamen Kur'an okumaya verdiklerini gösterir. Bu yüzden onlar, genel halleri olan gizli kalmayı bir kenara bırakmaya devam etmişlerdir. 2- Üseyd İbn Hudayr'ın bir menkıbesi ortaya çıkmıştır. 3- Gece namazında Bakara suresini okumak faziletli bir ameldir. 4- Namazda huşulu olmak faziletlidir. 5- Mübah olsa bile dünya işlerinden basit bir şeyle ilgilenmek birçok hayrın kaçırılmasına neden olabilir. Mübah olmayanları ise, varın siz düşünün

Sahîh-i Buhârî, 5018
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو عُمَرَ، حَفْصُ بْنُ عَمْرٍو وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ وَالْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ الْمُغَيِّرَاتِ لِخَلْقِ اللَّهِ ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ امْرَأَةً مِنْ بَنِي أَسَدٍ يُقَالُ لَهَا أُمُّ يَعْقُوبَ فَجَاءَتْ إِلَيْهِ فَقَالَتْ بَلَغَنِي عَنْكَ أَنَّكَ قُلْتَ كَيْتَ وَكَيْتَ ‏.‏ قَالَ وَمَالِي لاَ أَلْعَنُ مَنْ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَهُوَ فِي كِتَابِ اللَّهِ قَالَتْ إِنِّي لأَقْرَأُ مَا بَيْنَ لَوْحَيْهِ فَمَا وَجَدْتُهُ ‏.‏ قَالَ إِنْ كُنْتِ قَرَأْتِهِ فَقَدْ وَجَدْتِهِ أَمَا قَرَأْتِ ‏{وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا}‏ قَالَتْ بَلَى ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ نَهَى عَنْهُ ‏.‏ قَالَتْ فَإِنِّي لأَظُنُّ أَهْلَكَ يَفْعَلُونَ ‏.‏ قَالَ اذْهَبِي فَانْظُرِي ‏.‏ فَذَهَبَتْ فَنَظَرَتْ فَلَمْ تَرَ مِنْ حَاجَتِهَا شَيْئًا ‏.‏ قَالَتْ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ لَوْ كَانَتْ كَمَا تَقُولِينَ مَا جَامَعَتْنَا ‏.‏

Abdullah (bin Mes'ud) (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), güzellik için dövme yaptıran, dövünlenen, yüzünün kıllarını yolduran ve ön dişlerini (eğe gibi aletlerle) aralayan ve bu suretle Allah'ın yarattığı tabii güzelliği değiştiren kadınları Ianetlemiştir. Beni Esed kabilesinden Ümmü Yakub isimli bir kadın (İbn-i Mes'ud'un) bu hadisini duyunca İbn-i Mes'ud'a gelerek: Senin böyle böyle söylediğini haber aldım, dedi. İbn-i Mes'ud (r.a.): Söylediğim şey Allah'ın kitabında bulunduğu halde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in lanetlediği kimseleri niçin ben de lanetlemiyeyim? dedi. Kadın: Ben şüphesiz Allah'ın kitabının tamamını okurum. (Onda) senin dediğin bu hususu bulamadım, dedi. İbn-İ Mes'ud: Eğer sen Kur'an'ı okudu isen şübhesiz dediğim hususu bulmuşsun. Sen: وما آتاكم الرسول فخذوه، وما نهاكم عنه فا نتهوا "Rasul size ne getirdi ise onu alın, sizi neden nehyetti ise de derhal vazgeçin"[Haşr 17] ayetini okumadın mı? diye cevap verince, kadın : Evet. (Ben bu ayeti okudum) dedi. Ibn-i Mes'ud: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dediğim şeyi şübhesiz yasakladı. (Bu kere) kadın: Sanırım senin aile ferdlerin (yasaklandığını haber verdiğin şeyi) yaparlar, dedi. İbn-i Mes'ud: Git de bak, dedi. Kadın gidip baktı da aradığını bulamadı. (Sonra döndü ve) bir şey göremedim, dedi. Abdullah (ibn-i Mes'ud) kadına: Eğer benim ailem senin dediğin gibi olmuş olsaydı bizimle yaşıyamazdı (yani onu boşardık), dedi. Diğer tahric: Buhari, Libas: Müslim, Libas: Nesaî, Ziyne: Tirmizî Edep: Ebu Davud, tetreccül

Sünen-i İbn Mâce, 1989
HadisSahîh-i Buhârî

قَالَ أَبُو حَازِمٍ فَسَمِعَنِي النُّعْمَانُ بْنُ أَبِي عَيَّاشٍ، وَأَنَا أُحَدِّثُهُمْ، هَذَا فَقَالَ هَكَذَا سَمِعْتَ سَهْلاً، فَقُلْتُ نَعَمْ‏.‏ قَالَ وَأَنَا أَشْهَدُ، عَلَى أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ لَسَمِعْتُهُ يَزِيدُ فِيهِ قَالَ ‏ "‏ إِنَّهُمْ مِنِّي‏.‏ فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا بَدَّلُوا بَعْدَكَ فَأَقُولُ سُحْقًا سُحْقًا لِمَنْ بَدَّلَ بَعْدِي ‏"‏‏.‏

Sehl b. Sa'd şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. O şöyle buyuruyordu: "Ben sizin havuz başında öncünüzüm. Ona gelen içer, ondan içen ebediyen bir daha susamaz ve muhakkak benim yanıma birtakım kavimler gelecekler ki ben onlan tanırım, onlar da beni tanırlar. Sonra benimle onlar arasına bir perde çekilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMADAN SONRA 2.BAB VE HADİSLER VAR "Yüce Allah 'ın: 'Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz. '26 buyruğu." Bu konuda Ahmed b. Hanbel ile el-Bezzar'ın, Mutarrıf b. Abdullah b. eşŞahır' den şöyle bir nakli vardır: "Cemel olayı hakkında ZUbeyr' e 'Ey Ebu Abdullah! Ne yaptınız? Katledilen halife Osman' ı Medine'de harcadınız. Sonra Basra'dan gelip kanını arıyorsunuz' dedik. ZUbeyr şöyle cevap verdi: "Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde "Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz"(Enfal 25) ayetini okuyorduk. Ancak bu ayet e konu olanların bizler olacağımızı hesap etmemiştik. Nihayet işte bildiğin o olaylara karıştık. "(Ahmed b. Hanbel, I, 165) Taberl'de Ali b. Ebi Talha'nın nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Yüce Allah mu'minlere huzurlarında işlenen münkeri kabul etmemelerini emretmiş, aksi takdirde azabı herkese vereceğini bildirmiştir." Bu haberin Adiyy b. Umeyre rivayetiyle hadisten şahidi vardır. Adiyy'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah seçkinlerin yaptıklarından dolayı herkese 'lzap etmez. Ancak avam huzurlarında bir münkerin işlendiğini görür ve ona tepki koyma güçleri olduğu halde tepki koymazlarsa Yüce Allah hem havassı, hem de avammı azaplandırır." Bu haberi hasen isnadla Ahmed b. Hanbel nakletmiştir. Haber Ebu Davud'da da yer almaktadır. (Ahmed b. Hanbel, 4, 192) "Susamaz." Bilginlerin ifadesine göre bu, o kişi cennete girer ifadesinin kinayeli anlatımıdır. Zira susamamak cennete girenlerin vasfıdır. Ebu Said'in naklettiği hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine "Onların (senden sonra) dinlerinden neleri değiştirdiğini sen bilmezsin" denileceğini haber vermiştir. Kısaca söylemek gerekirse; hadiste sözü edilen kimselerin durumları şöyle yorumlanır: Bu kimseler İslam'dan dönmüşlerse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlardan uzak olması ve onların da uzaklaştırılmasında herhangi bir problem yoktur. Dinden dönmemişler ancak beden amellerinde büyük masiyetler uydurmuşlar veya kalp inancı açısından bid'atler ortaya çıkartmışlarsa bazıları buna şöyle cevap vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kimselerden Yüce Allah'ın haklarındaki emri dolayısıyla yüz çevirmiş ve onlara şefaat etmemiştir ki Allah yaptıklarına karşılık onları cezalandırsın. Bu kimselerin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinden büyük günah işleyenlere şefaatinin genelliğine dahil olup, tevhid ehli kimselerin cehennemden çıktıkları sırada oradan çıkmalarında herhangi bir man i yoktur. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 7051
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ أَبِي نُعْمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ ‏:‏ بَعَثَ عَلِيٌّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذُهَيْبَةٍ فِي تُرْبَتِهَا، فَقَسَّمَهَا بَيْنَ أَرْبَعَةٍ بَيْنَ ‏:‏ الأَقْرَعِ بْنِ حَابِسٍ الْحَنْظَلِيِّ ثُمَّ الْمُجَاشِعِيِّ، وَبَيْنَ عُيَيْنَةَ بْنِ بَدْرٍ الْفَزَارِيِّ وَبَيْنَ زَيْدِ الْخَيْلِ الطَّائِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي نَبْهَانَ وَبَيْنَ عَلْقَمَةَ بْنِ عُلاَثَةَ الْعَامِرِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي كِلاَبٍ قَالَ فَغَضِبَتْ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ وَقَالَتْ ‏:‏ يُعْطِي صَنَادِيدَ أَهْلِ نَجْدٍ وَيَدَعُنَا ‏.‏ فَقَالَ ‏:‏ ‏"‏ إِنَّمَا أَتَأَلَّفُهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ‏:‏ فَأَقْبَلَ رَجُلٌ غَائِرُ الْعَيْنَيْنِ مُشْرِفُ الْوَجْنَتَيْنِ نَاتِئُ الْجَبِينِ كَثُّ اللِّحْيَةِ مَحْلُوقٌ قَالَ ‏:‏ اتَّقِ اللَّهَ يَا مُحَمَّدُ ‏.‏ فَقَالَ ‏:‏ ‏"‏ مَنْ يُطِعِ اللَّهَ إِذَا عَصَيْتُهُ أَيَأْمَنُنِي اللَّهُ عَلَى أَهْلِ الأَرْضِ وَلاَ تَأْمَنُونِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ‏:‏ فَسَأَلَ رَجُلٌ قَتْلَهُ أَحْسِبُهُ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ - قَالَ - فَمَنَعَهُ ‏.‏ قَالَ ‏:‏ فَلَمَّا وَلَّى قَالَ ‏:‏ ‏"‏ إِنَّ مِنْ ضِئْضِئِ هَذَا أَوْ فِي عَقِبِ هَذَا قَوْمًا يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يَقْتُلُونَ أَهْلَ الإِسْلاَمِ وَيَدَعُونَ أَهْلَ الأَوْثَانِ لَئِنْ أَنَا أَدْرَكْتُهُمْ قَتَلْتُهُمْ قَتْلَ عَادٍ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said el Hudrî'den; demiştir ki; Hz. Ali, Nebi (s.a.v.)'e toprağı ile karışık halde olan bir altın parçası göndermişti. (Hz. Nebi de) onu dört kişi arasında (yani önce) Hanzala kabilesinden iken sonra el Mecâşi' kabilesine nisbet edilen, el-Akra' İbn Habis ile Uyeyne İbn Bedr el-Fezarî ve (önce) et-Tay kabilesinden, sonra Nebhan oğullarından biri olan Zeydü'l-Hayl ve (önce) Âmir oğullarından sonra Kilab oğullarından biri olan Alkame İbn Ulase arasında paylaştırdı da bu yüzden Kureyş ve ensar (dan bazı kimseler) kızdılar ve: "Necd halkının ileri gelenlerine veriyor da bizi bırakıyor" dediler. Bunun üzerine (Hz. Nebi söz alıp; "Ben bu külçeyi onlara vermekle kalplerini İslama) ısındırmak istiyorum" buyurdu. (Ebu Said el-Hudri rivayetine devam ederek şöyle) dedi: "Derken (Harkus İbn Züheyr Zülhuvaysıra isimli) çukur gözlü, elmacıkları çıkık, çıkık alınlı, sık sakallı (ve başı) tıraş edilmiş bir adam (ayağa) kalktı (ve): "Ey Muhammed Allah'dan kork!" dedi. (Hz. Nebi de): "Ben isyan edersem Allah'a kim itaat eder? Allah bana yeryüzünde yaşayan insanlar hakkında güvenirken siz nasıl olur da bana güvenmezsiniz?" buyurdu. Halid İbn Velid olduğunu zannettiğim bir adam onu öldürmek için izin istedi. (Rasûlullah s.a.v.) izin vermedi. O adam dönüp gidince (Nebi efendimiz şöyle) buyurdu: "Bu adam'ın soyundan bir kavim türeyecektir ki: (O kavim) Kur'an-ı okurlar da (okudukları Kur'an) gırtlaklarından aşağıya geçmez. İslamiyetten okun avı delip geçtiği gibi çıkarlar. (Onlar) putperestleri bırakırlar da müslümanları öldürmeğe çalışırlar. Ben onlara yetişmiş olsam kesinlikle kendilerini Ad kavminin tepelendiği gibi tepelerim

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4764

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.