Sahîh-i Buhârî · 4439
Arapça metin
حَدَّثَنِي حِبَّانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اشْتَكَى نَفَثَ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ وَمَسَحَ عَنْهُ بِيَدِهِ فَلَمَّا اشْتَكَى وَجَعَهُ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ طَفِقْتُ أَنْفِثُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، الَّتِي كَانَ يَنْفِثُ، وَأَمْسَحُ بِيَدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْهُ.
İbn Şihab dedi ki: Urve'nin bana haber verdiğine göre Aişe r.anha kendisine şunu haber vermiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalandı mı el-Muavizat (diye bilinen sureleri) kendisine okur, üfler ve eliyle vücudunu SIvaziardı. Vefatı ile neticelenen hastalığında rahatsızlanınca ben de onun okuyup üflediği el-Muavvizatı ona okuyup üflemeye ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle onun bedenini sıvazlamaya başladım." Hadis 5016, 5735 ve 5751 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Muavvizatı" Yani bunları okuyup elleri ile bedenini sıvazlıyordu. Muavvizattan maksat bu iki sure (Felak ve Nas sureleri) ile İhlas suresidir. Bu tabir tağlib yoluyla kullanılmıştır. Mutemet olan görüş budur. "Üfledi" yani büsbütün tükürüksüz yahut da çok az tükürükle üfledi. "Ve eliyle bedenini sıvazladı." Ma'merrin rivayetinde: "Elinin bereketi dolayısıyla kendi eliyle onun bedenini sıvazlıyordum" şeklindedir
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْفِثُ عَلَى نَفْسِهِ فِي مَرَضِهِ الَّذِي قُبِضَ فِيهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، فَلَمَّا ثَقُلَ كُنْتُ أَنَا أَنْفِثُ عَلَيْهِ بِهِنَّ، فَأَمْسَحُ بِيَدِ نَفْسِهِ لِبَرَكَتِهَا. فَسَأَلْتُ ابْنَ شِهَابٍ كَيْفَ كَانَ يَنْفِثُ قَالَ يَنْفِثُ عَلَى يَدَيْهِ، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ.
Aişe r.anha'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem vefatı ile sonuçlanan hastalığında kendisine muavvizatı okuyup üflerdi. Hastalığı ağırlaşınca ben onları okuyup ona üflüyor, kendi eliyle -bereketi dolayısıylaonun vücudunu sıvazlıyordum." (Ravilerden Ma'mer dedi ki:) İbn Şihab'a: Nasıl üflerdi diye sordum. O: Önce ellerine üfler, sonra onları yüzüne sürerdi, dedi
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ وَيَنْفُثُ فَلَمَّا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ عَنْهُ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا .
Bize Yahya b. Yahya rivayet etti. (Dediki): Mâlike İbni Şihab'dan dinlediğim, onun da Urve'den, onun da Âişe'den naklen rivayet ettiği şu hadîsi okudum. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalandığı vakit kendine muavvizâtı okur ve üflerdi. Hastalığı şiddetlenince artık onun üzerine ben okuyor ve bereketini umarak kendi eliyle onu meshediyordum
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْفُثُ عَلَى نَفْسِهِ فِي الْمَرَضِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، فَلَمَّا ثَقُلَ كُنْتُ أَنْفِثُ عَلَيْهِ بِهِنَّ، وَأَمْسَحُ بِيَدِ نَفْسِهِ لِبَرَكَتِهَا. فَسَأَلْتُ الزُّهْرِيَّ كَيْفَ يَنْفِثُ قَالَ كَانَ يَنْفِثُ عَلَى يَدَيْهِ، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ.
Ma'mer'den, o ez-Zühri'den, o Urve'den, o Aişe r.anha'dan rivayet ettiğine göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem -vefatı ile neticelenen hastalığında- muawizatı okuyarak kendisine üflüyordu. Hastalığı ağırlaşınca ben onları okuyup ona üflüyor ve bereketi dolayısı ile kendi elini vücuduna sürüyordum." Malmer dedi ki: ez-Zühri'ye: Nasıl üfler(di) diye sordum. O: Ellerine üfler, SOnra da ellerini yüzüne sürerdi, dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "KUr'El.n ile ve muavvizat ile rukye yapmak." Burada muavvizatın Kur'an'a atfedilmesi, özelin genele atfedilmesi kabilindendir. Çünkü "muavvizat"tan maksat, daha önce Tefsir bölümünün sonlarında geçtiği gibi Felak, Nas ve Ihlas sureleridir. Bu durumda bu isimlendirme tağııb kabilindendir. (Çünkü İhlas suresinde istiaze ifadesi bulunmamaktadır.) İlim adamları üç şartın bulunması halinde rukye yapmanın caiz olduğunu icma' ile kabul etmiş bulunmaktadırlar: Bu rukye yüce Allah'ın kelamı yahut isim ve sıfatları ile olmalıdır. Arapça ya da Arapça olmayıp anlamı bilinen sözlerle yapılmalıdır; rukyenin bizatihi kendisinin değil, aksine yüce Allah'ın etkili olduğuna inanılmalıdır. Bu sonuncularının şart olup olmadığı hususunda ilim adamları ihtilaf etmişolmakla birlikte, tercihe değer olan, sözü edilen bu şartların göz önünde bulundurulmasının kaçınılmaz olduğudur. Çünkü Müslim'in Sahih'inde Avf b. Malik'in rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Bizler cahiliye döneminde rukye yapardık. Ey Allah'ın Rasulü, bu husustaki görüşün nedir, diye sorduk. O: Yaptığınız rukyeleri bana söyleyiniz. Şirk ihtiva etmediği sürece rukyede bir sakınca yoktur, buyurdu." İbnu't-TIn der ki: "Muavvizat ile ve onların dışında Allah'ın isimleri ile rukye yapmak, manevi tıptır. Eğer bu, yaratılmışlar arasından iyi insanların dili üzere yapılırsa yüce Allah'ın izniyle şifa husule gelir. Bu tür insanlar artık az bulunduğundan, halk da cismani tıbba, üfürükçülerin ve onların dışında cinlerin emri altında bulunduğunu iddia eden kimselerin kullandıkları o yasaklanmış rukyelere yöneldiler. Emrinde cin olduğunu söyleyen kimse de hak ve batıl karışımı, işin iç yüzünü bilmeyenleri tereddüde düşüren birtakım işler yaparlar. Allah'ın ve isimlerinin zikri ile birlikte şeytanların zikrini de karıştırır, onlardan yardım dilemeyi, onların azgınlarına sığınmayı da bir arada yaparlar. Denildiğine göre yılan, tabiatı gereği insana düşmanlık ettiğinden, şeytanlar da Ademoğullarına düşman oldukları için şeytanlarla arkadaşlık eder. Bu sebeple üfürükçü, yılana şeytanların isimlerini okuyunca o da onun çağrısını kabul ederek yerinden dışarıya çıkar. Aynı şekilde yılan sokmuş bir kimseye de bu isimler okunacak olursa zehirleri insanın bedeninden dışarıya akar. Bundan dolayı özellikle Allah'ın ve isimlerinin zikri ile ve anlamı bilinen Arapça lafızlarla yapılmayan rukyeler -çünkü böylelikle rukye şirkten uzak olur- mekruh görülmüştür. Allah'ın Kitabından 'başkası ile rukye yapmanın mekruh oluşu ise, ümmetin alimlerinin kabul ettiği bir görüştür
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، قَالاَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ إِذَا اشْتَكَى يَقْرَأُ عَلَى نَفْسِهِ الْمُعَوِّذَاتِ وَيَنْفِثُ فَلَمَّا اشْتَدَّ وَجَعُهُ كُنْتُ أَقْرَأُ عَلَيْهِ وَأَمْسَحُ بِيَدِهِ رَجَاءَ بَرَكَتِهَا .
Âişe (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hastalandığı zaman kendi üzerine Muavvize sûrelerini okurdu ve ûflerdi. (Son hastalığında) ağrısı şiddetlenince ben O'na (Muavvize sûrelerini) okur ve bereketini umarak O'nun eliyle vücûdunu sıvardım
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَخَذَ مَضْجَعَهُ نَفَثَ فِي يَدَيْهِ، وَقَرَأَ بِالْمُعَوِّذَاتِ، وَمَسَحَ بِهِمَا جَسَدَهُ.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatmaya hazırlanırken iki eline üfürüp muawizat surelerini okur ve ellerini vücuduna sürermiş. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin şerhi tıp bölümünde geçmiştir. Ravilerin bu hadiste ifade edilen fiilin süreklimi yoksa yalnızca hasta olunan günlerde mi yapıldığı konusundaki ihtilaflnı aktarmıştım. Hz. Aişe'den sahih bir yolla gelen habere göre her iki durumda da Resulullah s.a.v. muawizat surelerini okuyup ellerini vücudupa sürermiş. Burada zikri geçen muawizat sureleri ihlas, felak ve nas sureleridir. Yatmaya hazırlarvrken Kur'Em okunması hakkında pek çok sahih haber aktarılmıştır. Örneğin vekalet bahsinde geçen bir haberde ayete'l-kürsinin okunması zikredilmektedir. Fedailü'l-Kur'an bahsinde İbn Mes'ud'dan gelen bir haberde bakara suresinin son iki ayetinin okunması önerilmektedir. Sünenlerde yer alan bir hadiste ise yatmadan hemen önce kafirCm suresinin okunması tavsiye edilmektedir. Zira bu sure şirkten uzaklığm bir ifadesidir. Hz. Cabir'den nakledilen merfu bir hadiste ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elif lam mim tenzil ve mülk suresini okumadan yatmadığı kaydedilmektedir. Allah'a sığınma konusunda da pek çok hadis vardır. "Akşam olunca "Yarattıklarının şerrinden mükemmel sözleri aracılığıyla Allah'a sığınırım" dersen hiç bir şey sana zarar vermez" hadisi bunlardandır. İbn BattaI Hz. Aişe'nin naklettiği hadisin rukye ve benzeri şeylerin sadece hastalık olunca kullanılabileceğini söyleyenlere bir red niteliği taşıdığını belirtmiştir. 13. BAB
وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ سَعْدٍ، يُحَدِّثُ هَذَا فَقَالَ فِي حَدِيثِهِ فَضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ بَيْنَ عُنُقِي وَكَتِفِي ثُمَّ قَالَ " أَقِتَالاً أَىْ سَعْدُ إِنِّي لأُعْطِي الرَّجُلَ " .
Bize el-Hasan el-Hulvani de tahdis etti. Bize Yakub tahdis etti, bize babam Salih'ten tahdis etti. O İsmail b. Muhammed'den (şöyle dediğini) nakletti: Muhammed b. Sa'd'ı bu hadisi tahdis ederken dinledim sonra hadisi rivayetinde dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle omzumla ensem arasına dokundu sonra da: "(Onun için) savaşmak mı (istiyorsun) ey Sa'd? Ben adama veriyorum işte" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 1478; Müslim, 2432; Tuhfetu'l-Eşraf, 3921 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (376-379 numaralı hadisler): Bu babta (376) Sa'd b. Ebu Vakkas (radıyalIahu anh)'ın rivayet ettiği hadis vardır. Hadisin lafızlarına gelince ''Allah'ın onu yüz üstü ateşe yıkması korkusuyla" ibaresindeki 'bnu yıkması" fiilindeki zamir kendisine bir şeyler verilen kimseye aittir. Yani ben kendisine bir şeyler verilmeyecek olursa kafir olacağından korktuğum için ona bir şeyler vermekle kalbini ısındırıyorum, demektir. (377) "Bir grup kişiye bir şeyler verdi" ibaresindeki "raht" topluluk demektir. Asıl anlamı on kişiden az topluluk içindir. "Halbuki o aralarında en beğendiğim kişi idi" ifadesi benim inancıma göre en faziletlileri, en salih olanları idi, demektir. (2/180) "Muhakkak ben onu bir mümin olarak görüyorum" yani ben onu böyle biliyorum. Buradaki "onu görüyorum" fiilin hemzesinin fethalı okunması gerekir. Ötreli okunması caiz değildir. (Ötreli okunması halinde öyle zannediyorum, bana öyle görünüyor anlamında olur.) Çünkü kendisi "onun hakkında bildiklerime yenik düştüm" demiş ve üç defa Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e müracaat etmiştir. Eğer bu hususta inancı kesin olmamış olsaydı tekrar tekrar ona müracaat etmezdi. (378) "Salih'ten, o İbn Şihab'dan dedi ki: Bana Amir b. Sa'd tahdis etti." Bu üç kişi birbirinden rivayet• nakleden tabiinden üç zattır. Aynı zamanda bu büyüklerin küçüklerden rivayeti türündendir. Çünkü Salih, ez-Zühri'den yaşça daha büyüktür. Hadislerin Fıkhi ve Anlamları 1- İman ile İslam arasında fark vardır. Bu mesele hakkında uzunca bir görüş ayrılığı ve açıklamalar yapılmıştır. Bu meseleye dair açıklama ve geniş izahlar iman bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. 2- Hak ehli olanların kalp ile itikatIa birlikte olmadığı sürece dil ile ikrarın faydası yoktur, şeklindeki görüşlerine delil vardır. Hak ehlinin bu görüşü de ikrar yeterlidir diyen Kerramiye'nin ve aşırı Mürcie'nin görüşüne muhaliftir. Onların bu görüşü ise açık bir hatadır. Müslümanların icmaı, bu nitelikleri taşıyan münafıkların kafir olduklarına dair naslar bunu reddetmektedir. 3- Haram olmayan hususlarda yöneticiler nezdinde şefaatte bulunmak mümkündür (iltimas yapılabilir). 4- Aynı hususta kendisine bir şeyler söylenen kişiye bunu tekrarlamak caizdir. 5- Fazileti daha az olanın daha faziletli olana masıahat olarak gördüğü hususa dikkat çekmesi caizdir. 6- Üstün (fazilet sahibi) kişi kendisine gösterileni kayıtsız ve şartsız kabul etmez. Aksine onun üzerinde düşünür. Şayet belirtilen görüşün maslahatı açıkça görülmezse gereğini yapmaz. 7 - Hakkında kesin bilgi olmadığı hususlarda kesin kanaat belirtmeyi terk etmek ve işi sağlamca araştırmak gerekir. 8- İmam, malı Müslümanların maslahatı uğrunda önem sırasına göre harcar. 9- Aşere-i mübeşşere ve benzerleri gibi hakkında nas sabit olmuş kimseler dışında muayyen olarak herhangi bir kimsenin cennetlik olduğuna kesin hüküm vermemek. Bu ehl-i sünnet tarafından üzerinde icma olunmuş bir hükümdür. ResululIah {Sallallahu aleyhi ve Sellemı'in: "Yahut müslümandır" buyruğunda mümin olduğu inkar edilmemektedir. Bunun anlamı kesin olarak iman sahibi olduğunu söylemenin yasaklanması ve böyle bir kimse için Müslüman demenin daha uygun olduğuna dikkat çekilmesidir. Çünkü İslam zahirin hükmü gereğince bilinen bir husustur. İman ise içte gizlidir, onu yüce Allah'tan başkası bilemez. et-Tahrir sahibi ise, bu hadiste o adamın mümin olmadığına bir işaret bulunduğunu ileri sürmüş ise de, durum onun zannettiği gibi değildir. Aksine hadiste onun mümin olduğuna işaret vardır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Sa'd'a verdiği cevabında: "Ben adama başkasını ondan daha çok sevdiğim halde bir şeyler veririm" buyurmuştur. (2/181) Yani ben imanı zayıf olduğu için kafir olacağından korktuğum kimseye bir şeyler verirken, kalbinin iman ile huzur bulmuş ve imanı sapasağlam olduğunu bildiğim için, kendisini daha çok sevdiğim diğerlerine bir şeyler vermem. Müslim (rahimehullah)'ın babın başında (376): "Bize İbn Ebu Ömer tahdis etti. Bize Süfyan, ez-Zühri'den tahdis etti. O Amir'den" Senedi hakkında Ebu Ali el-Gassani şöyle demektedir: Hafız Ebu Mesud ed-Dımaşki dedi ki: Bu hadisi ancak Süfyan b. Uyeyne, Mamer'den, o ez-Zühri'den diye rivayet etmektedir. el-Humeydi, Said b. Abdurrahman ve Muhammed b. el-Cürcani böyle demişlerdir. Hepsi de Süfyan'dan, o Mamer' den, o ez-Zühri' den onun isnadıyla rivayet etmektedirler. Süfyan'dan mahfuz olan işte budur. Aynı şekilde Ebu'l-Hasan ed-Darakutni de el-İstidrakat adlı eserinde böyle demiştir. Derim ki: Bunların bu isnat hakkında bu söyledikleri ile ilgili olarak şöyle denilebilir: Bu hususta onlara muvafakat etmek gerekmez. Çünkü Süfyan'ın bu hadisi bir defa ez-Zühri'den, bir başka sefer Ma'mer'den, o ez-Zührı'den diye duymuş olması ve her iki şekilde de rivayet etmiş olması ihtimali vardır. Bu durumda bunların biri diğerini olumsuz olarak etkilemez. Fakat onların söylediklerini gerektiren birtakım hususlar birbirine eklenmiş bulunmaktadır. Süfyan'ın tedlis yapan bir ravi olup, burada "an" lafzmı kullanmış olması, ondan rivayet nakledenlerin çoğunlukla bunu Ma'mer' den diye rivayet etmiş olmaları bunu gerektiren hususlardandır. Bunlara daha önce kaydettiğimiz şu şekilde cevap verilebilir: Müslim (rahimehullah) tedlis yapan bir raviden "an" diye rivayet etmiş ise kendisinden an lafzı ile rivayet ettiği kişiden dinlemiş olduğu sabit olmadıkça rivayet nakletmez. Durum her ne olursa olsun isnat ile ilgili bu söylenenlerin metin üzerinde bir etkisi yoktur. (2/182) Çünkü metin her durumda sahih ve muttasıldır. Allah en iyi bilendir