Sahîh-i Buhârî · 6319
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَخَذَ مَضْجَعَهُ نَفَثَ فِي يَدَيْهِ، وَقَرَأَ بِالْمُعَوِّذَاتِ، وَمَسَحَ بِهِمَا جَسَدَهُ.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yatmaya hazırlanırken iki eline üfürüp muawizat surelerini okur ve ellerini vücuduna sürermiş. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu hadisin şerhi tıp bölümünde geçmiştir. Ravilerin bu hadiste ifade edilen fiilin süreklimi yoksa yalnızca hasta olunan günlerde mi yapıldığı konusundaki ihtilaflnı aktarmıştım. Hz. Aişe'den sahih bir yolla gelen habere göre her iki durumda da Resulullah s.a.v. muawizat surelerini okuyup ellerini vücudupa sürermiş. Burada zikri geçen muawizat sureleri ihlas, felak ve nas sureleridir. Yatmaya hazırlarvrken Kur'Em okunması hakkında pek çok sahih haber aktarılmıştır. Örneğin vekalet bahsinde geçen bir haberde ayete'l-kürsinin okunması zikredilmektedir. Fedailü'l-Kur'an bahsinde İbn Mes'ud'dan gelen bir haberde bakara suresinin son iki ayetinin okunması önerilmektedir. Sünenlerde yer alan bir hadiste ise yatmadan hemen önce kafirCm suresinin okunması tavsiye edilmektedir. Zira bu sure şirkten uzaklığm bir ifadesidir. Hz. Cabir'den nakledilen merfu bir hadiste ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elif lam mim tenzil ve mülk suresini okumadan yatmadığı kaydedilmektedir. Allah'a sığınma konusunda da pek çok hadis vardır. "Akşam olunca "Yarattıklarının şerrinden mükemmel sözleri aracılığıyla Allah'a sığınırım" dersen hiç bir şey sana zarar vermez" hadisi bunlardandır. İbn BattaI Hz. Aişe'nin naklettiği hadisin rukye ve benzeri şeylerin sadece hastalık olunca kullanılabileceğini söyleyenlere bir red niteliği taşıdığını belirtmiştir. 13. BAB
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا صَلَّى رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ اضْطَجَعَ .
Ebu Hureyre (r.a.)den; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah sünnetini kıldığı zaman (sağ) yanı üstünde yatardı. Bu Hadis'i: Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed ve Beyhaki de benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir AÇIKLAMA (1198 ve 1199): Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayetleri kavli hadis mahiyetinde olup meali şöyledir: 'ResuluIlah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden birisi sabah sünnetini kıldığı zaman sağ yanı üzerinde yatsın.... '' İbn-i Hazm, mealini hadisteki emri, vaciblik için yorumlamakla sabah sünnetinden sonraki yatışın vacip olduğunu söylemiştir. Cumhur, bu emri müstahablık için yorumlamıştır. Cumhur'un delili de Buhari, Müslim, Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın şu mealdeki hadisidir: "Nebi (SalIalIahu Aleyhi ve Sellem) sabah sünnetini kıldığı zaman eğer ben uykuda isem sağ yanı üzerinde yatardı. Şayet ben uyanık isem benimle konuşurdu." Bu hadisin zahirine göre Aişe (r.anha) uyanık olduğu zaman Nebi (s.a.v.) yatmazdı. Şu halde yatmak vacib değildir. EI-Menhel yazarı, sabah sünnetinden sonra yatmak hakkında alimlerin ihtilaf ettiklerini söyleyerek, bu husustaki görüşleri şöyle nakleder: 1- Sabah sünnetinden sonra sağ yanı üzerinde yatmak sünnettir. Ebu Musa El-Eş'ari, Rafi' bin Hadic, Enes, Ebu Hureyre ve başka sahabiler (r.anhum) ile İbn-i Sirin, Said bin El-Müseyyeb, Urve bin Zübeyr ve başka tabiinin kavli budur. Şafii ve Ahmed de böyle hükmetmişlerdir .. 2- Vacibtir. Bu kavlin sahibi İbn-i Hazm'dır. 3- Abdullah bin Mes'ud ve İbn-i Ömer (r.a.)'e göre bid'attır. Tabiilerden Esved bin Yezid, İbrahim Nehai ve Said bin Cübeyr'in bunu mekruh gördükleri rivayet olunmuştur. Malik ve Cumhur'un da bunu mekruh saydıklarını Kadı iyaz nakletmiştir. Bunlara göre Nebi (s.a.v.)'in yatışı, yorgunluk nedeniyledir. 4- Gece namazına kalkan kimsenin dinlenmesi için yatması müstahabtır. Gece namazına kalkmamış olan için meşru değildir. İbnü'l-Arabi bunu seçmiştir. 5- Sabah sünnetini evinde kılan kimse için evinde yatması müstahabtır. Mescidde bunu yapmak müstahab değildir. Selef alimlerinin bir kısmı bununla hükmetmiştir. İbn-i Ömer (r.a.)'in de böyle dediği rivayet olunmuştur. Nebi (s.a.v.)'in mescidde böyle yaptığına dair her hangi bir rivayetin olmaması, bu görüşü te'yid eder. Bunun içindir ki İbn-i Ömer (r.a.), mescidde böyle yapmayı yasaklıyarak: Bu, bid'attır demiştir. Eğer Nebi (s.a.v.) mescidde böyle yapsaydı İbn-i Ömer (r.a.) ve İbn-i Mes'ud (r.a.) gibi zatların bundan haberdar olmamaları akıldan uzaktır. Zaten bilindiği gibi Nebi (s.a.v.), sünnetleri evde kılardı. Bu yatış, sabah sünnetinden hemen sonra olduğu için evde yapılırdı
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، وَمَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ ".
İbn Ömer'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Babalarınızın isimleriyle yemin etmeyiniz. Her kim yemin etmek zorunda kalırsa Allah'ın adına yemin etsin" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın isimleriyle istemek ve bunlarla Allah'a sığınmak" İbn Battal şöyle demiştir: İmam Buharl'nin bu başlıktan gayesi, ismin müsemmanın aynısı olduğunu ifade etmektir. Bundan dolayı Yüce Allah'ın zatına sığınmak nasıl sahihse, adına sığınmak da aynı şekilde sahih olmuştur. İmam Buhari Allah'ın ismiyle teberrük edip, onu vesile ederek bir şey isteme ve ona sığınma konusunda dokuz hadis zikretmiştir. Birinci sıradaki Ebu Hureyre hadisi yatağa gireceği sırada okunacak dua ile ilgilidir. Bu hadisin etraflı bir açıklaması Daavat bölümünde geçmişti. Hadiste "Bismike Rabbi vadatu cenbi ve bike erfauhu=Rabbim ancak senin isminle yan tarafımı yatağıma koydum, senin sayende de kaldırırım" ifadesi yer almaktadır. İbn Battal şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanını yatağa koymayı Allah'ın adına izafe ederken, yataktan doğrulup kalkmayı zatına izafe etmiştir. Bu da isimden maksadın zat olduğunu ve yataktan. doğrulurken ve yatarken lafza değil, onun zatından yardım dileneceğini göstermektedir. "Elbisesinin kenarıyla üç kere yatağını silkelesin." Bu ifadede yer alan "essanife" kelimesi için en-Nihaye'de elbisenin uç kısmındaki kenarıdır denilmektedir. Biz de şunu hatırlatalım: Daavat Bölümünde bu ifade "dahilete izarih1" şeklinde geçmişti ve manası da orada yer almıştı. Burası için en uygun olanı, her iki rivayeti birbiriyle uzlaştırmış olmak için en uygun olanı, bundan maksat, elbisenin içten kenarıdır demektir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ مِنْكُمْ فَقَالَ فِي حَلِفِهِ بِاللاَّتِ وَالْعُزَّى. فَلْيَقُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَمَنْ قَالَ لِصَاحِبِهِ تَعَالَ أُقَامِرْكَ. فَلْيَتَصَدَّقْ ".
Ebu Hureyre'den dedi ki: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Kim yemin edip de yemin ederken: Lat ve Uzza hakkı için derse hemen: La ilahe illallah desin, kim arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım derse, hemen bir sadaka versin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kişiyi Allah'a itaatten alıkoyduğu takdirde her bir lehv batııdır." Lehv ile oyalanan kişinin o lehv ile meşgul iken "Allah'a itaatten uzak kalması" hali kast edilmektedir. Yapılmasında ister izin olsun, ister yasak olsun mutlak olarak herhangi bir şey ile oyalanan kimse gibi. Mesela, nafile bir namaz ile yahut Kur'an tilaveti, zikir ya da Kur'an'ın anlamları üzerinde tefekkür ile meşgulolup farz olan namaz vakti çıkana kadar bunu kasten sürdürecek olursa bu dahi bu çerçeve içerisine girer. Teşvik edilmiş ve yapılması istenmiş bu gibi işlerle uğraşmasının durumu bu olduğuna göre, bunlardan daha aşağı durumda olanların durumu ne olur? Bu başlığın baş tarafları, Ahmed'in ve dört Sünen sahibinin rivayet ettiği İbn Huzeyme ve Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri Ukbe İbn Amiriden gelen merfu bir hadistendir: "Müslüman kimsenin kendisi ile oyalanıp eğlendiği her bir şey batııdır. Okuyla yayatması, atını eğitmesi ve hanımıyla oynaşması hariç." Bu hadis, musannıf (Buhari)'in şartına uymadığından ötürü onu bir başlık lafzı olarak kullanmış gibidir. Hadisin manasından hareketle de sözü geçen hüküm ile ilgili kaydı getirmiş bulunmaktadır. Hadiste ok atma ile ilgili olarak lehv (oyalama) adının kullanılması, ok atıcılığını öğrenme arzusun da şekle n bir oyalanıp eğlenmeye benzemesinden dolayıdır. Ama atıcılığın öğrenilmesinden maksat, cihada yardım etme özelliğidir. Atın eğitilmesi de onun üzerinde yarışmaya işarettir. Kişinin hanımıyla oynaşması ise teselli ve benzeri durumlar içindir. Nebiin bunların dışındaki oyalayıcı şeyler hakkında batıl ifadesini kullanması, anlatım itibariyle mukabele (karşıt ifade ile anlatım) içindir. Yoksa hepsinin haram olan batıldan olduğu anlamında değildir. "Ve arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım diyen kimse"nin hükmü ne olur, demektir. "Yüce Allah'ın: "İnsanlardan kimisi bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ... için boş sözleri satın alırlar. "(Lukman, 6) buyruğu." İbn Battal'ın naklettiğine göre Buhari başlıkta lehv için getirdiği kaydı, yüce Allah'ın: "Allah'ın yolundan saptırmak için" buyruğundan istinbat etmiştir. Çünkü bunun mefhumundan anlaşılan şudur: Eğer onu Allah yolundan saptırmamak için satın alırsa, yerilmiş olmaz. Aynı şekilde başlığın mefhumundan da anlaşıldığına göre eğer lehv (oyalayıcı, eğlendirici iş) kişiyi Allah'a itaatten alıkoymayacak olursa batıl olmaz. Ancak bu mefhumun genel çerçevesi mantuk ile (lafzan dile getirilmiş naslarla) tahsis edilir. Oyalayıcı şeyler arasından haram olduğuna dair nas bulunan her bir şey batıl olur. İster itaatten meşgul edip alıkoysun, ister alıkoymasın. Sanki Buhari bu ) ayette geçen "lehve'l-hadis: Boş sözler"in şarkı ile tefsir edilmesine dair varid olmuş rivayetlerin zayıf oluşuna da işaret etmiş gibidir. Buhari daha sonra Ebu Hureyre'nin hadisini zikretmektedir. Bu hadiste: "Her kim arkadaşına: Gel seninle kumar oynayalım derse ... " ifadeleri yer almaktadır. Bununla da kumarın lehv (oyalayıcı işler) kabilinden olduğuna işaret etmiştir. Kumar oynamaya çağıran da masiyete çağırmış olur. Bundan dolayı bu masiyete keffaret olsun diye sadaka vermesini emir buyurmuştur. Çünkü bir masiyete çağıran bir kimse bu çağırması ile masiyete düşmüş olur. el-Kermanı der ki: Bu hadisin başlık ile, bu başlığın da ızin istemek ile ilgisi şudur: Kumara çağıran bir kimsenin eve girmesine izin verilmemelidir. Diğer taraftan kumar oynamak insanların bir araya gelip toplanmasını da ihtiva eder. Hadisin geri kalan bölümünün başlıkla ilgisine gelince: Lat adına yemin etmek haktan alıkoyup halk ile (yaratılmışlarla) meşgul eden bir oyalayıcı şeydir ve bu da batııdır. --- el-Kirmani'nin açıklamaları burada sona ermektedir. --- Bununla birlikte ilişkinin şöyle olma ihtimali de vardır: Buhari daha önce bir günah işleyen kimseye selam vermeyi terk etmeye dair bir başlık kaydettiğinden lehv ile uğraşıp itaati işleyemeyen kimselere izin vermemeye de işaret etmiş bulunmaktadır. Bu başlıktaki hadise dair açıklama Vennecmi suresinin tefsirinde (4860 nolu hadiste) geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ مُخَوَّلِ بْنِ رَاشِدٍ، عَنْ مُسْلِمٍ الْبَطِينِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقْرَأُ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ تَنْزِيلَ السَّجْدَةِ وَ { هَلْ أَتَى عَلَى الإِنْسَانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ } .
İbn Abbâs (r.a.)'dan; rivayet edildiğine göre; Nebi (s.a.v.) cum'a günleri sabah namazında Secde ve İnsan sûrelerini okurdu. izah: Buhârî, cuma; Müslim, cuma; İbn Mâce, ikâme; Nesâî, cum'a, Tirmizî, cum'a ; Beyhakî, es-Sunenü'l-kubrâ, II, 389. Hadis-i şerif cuma günleri sabah namazlarında secde ve insan (dehr) surelerinin okunmasının sünnet olduğuna delâlet etmektedir. Hadisin zahiri Hz. Nebi'in bu sûrelere devam ettiğini gösterir. Yine bu rivayetten Efendimizin, adı geçen sûrelerin tamamını okuduğunu anlıyoruz. Sahâbîlerden İbn Abbâs, Ömer b. el-Hattâb, İbn Mes'ûd, ibn Ömer ve Abdullah b. ez-Zübeyr cuma gününün sabah namazında bu sûrelere devam edenlerdendir. Şafiî ve Han belilere göre, bu sureleri okumak sünnettir. Ancak Hanbe-lîler devamlı bunları okumanın mekruh olduğunu söylerler. Mâlikîlerden İbn el-Kâsım'ın, imam Mâlik'ten yaptığı rivayete göre farz namazlarda bile bile içerisinde secde olan sûre okumak mekruhtur. Esheb'in rivayetine göre ise, imamın arkasında cemaat az olur da karışıklıktan emin olunursa içerisinde secde olan sûreyi okumak caizdir. İbn Habîb konuya daha genişçe bakmış ve cehri namazlarda, içinde secde âyeti olan sûreleri okumanın caiz olduğunu gizlilerde ise, caiz olmadığını söyler. Bu ayırıma sebep, cemaatin hatasından emin olunup olunmamasıdır. Sabah namazına secde sûresinin okunması bu anlayışa göre değerlendirilecektir. Hanefilere göre ise, bu sûreleri okumaktan maksat, Hz. Nebi'in sünnetine uymaksa okunmaları müstehabtır. Ancak genel manada, namazlarda devamlı aynı sûreleri okumak mekruhtur. Çünkü bu diğer sûrelerin terkine ve bazı surelerin diğerlerinden daha efdaî olduğuna dair bir intibaın doğmasına sebep olur. İbn Hacer Fethu'l-Bârî'de Ebû Davud'un oğlunun Kitâbu'ş-Şeria'sının dışında hiçbir yerde Hz. Nebi'in sabah namazında bu sûreyi okuyunca secde yapıp yapmadığına dair bir kayda rastlamadığını söyler. Adı geçen kitapta rivayet edilen bir haberde İbn Abbâs, sabah namazında Hz. Peygambere gittiğini, Resûlullah'ın içerisinde secde olan bir sûre okuyup secde ettiğini söyler. Taberânî'nin el-Mü'cemuVSağîri'nde de Hz. Ali'den rivayet edilen "Resûlullah sallellahü aleyhi ve sellem sabah namazında okuduğu Tenzil (es-Secde) sûresinde secde yaptı" tarzında bir haber vardır. Ancak isnadı zayıftır. Hz. Nebiin cuma gününün sabah namazlarında bu süreleri okumasındaki hikmet bu sûrelerin cuma gününde olan ve olacak olan bazı hâdiseleri muhtevi olmasıdır. Bu surelerde, Hz. Âdem'in yaratılması, dirilme gibi konular yer almaktadır
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا اشْتَرَتْ نُمْرُقَةً فِيهَا تَصَاوِيرُ، فَلَمَّا رَآهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَامَ عَلَى الْبَابِ فَلَمْ يَدْخُلْ، فَعَرَفْتُ فِي وَجْهِهِ الْكَرَاهِيَةَ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ، مَاذَا أَذْنَبْتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا بَالُ هَذِهِ النِّمْرِقَةِ ". قَالَتْ فَقُلْتُ اشْتَرَيْتُهَا لَكَ لِتَقْعُدَ عَلَيْهَا وَتَوَسَّدَهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَصْحَابَ هَذِهِ الصُّوَرِ يُعَذَّبُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَيُقَالُ لَهُمْ أَحْيُوا مَا خَلَقْتُمْ ". وَقَالَ " إِنَّ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ الصُّوَرُ لاَ تَدْخُلُهُ الْمَلاَئِكَةُ ".
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe r.anha'nın kendisine (el-Kasım İbn Muhammed'e) haber verdiğine göre, üzerinde suretler bulunan bir şilte satın almıştı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu görünce kapıda, ayakta durdu ve içeri girmedi. Ben de yüzünden, hoşlanmadığını anladım. Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a tevbe ediyorum, Rasulüne de tevbe ettiğini bildiriyorum. Ben nasıl bir kusur işledim, dedim. Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu şiltenin işi ne, diye buyurdu. Aişe dedi ki: Ben de ona: Üzerine oturasın, ona yaslanasın diye senin için onu satın aldım, dedim. Bu sefer Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Şüphesiz bu suretlerin sahipleri (onları yapanlar) kıyamet gününde azaba uğratılırlar, onlara: Yarattıklarınıza can verin, denilir. Ayrıca şöyle buyurdu: İçinde suretlerin bulunduğu eve melekler girmez." Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Battal dedi ki: Hadisten anlaşıldığına göre, Allah ve Rasulünün yasaklamış olduğu bir münkerin bulunduğu bir davete katılmak caiz değildir. Çünkü böyle bir katılma ile o münkere razı olunduğu açığa vurulmuş olur. Daha sonra da bu hususta geçmiş zatıarın mezheplerini izledikleri yola dair uygulamalarını) nakleder. Bu nakillerin özü şudur: Eğer davette bir haram varsa ve kendisinin o harama son vermeye gücü yetip ortadan kaldırırsa bunda bir sakınca yoktur. Buna gücü yetmezse geri dönmelidir. Şayet davette tenzihen mekruh kabilinden bir şey varsa, bu hususta bundan çekindiğini (vera' gösterdiğini) saklamamalıdır. Bunu destekleyen hususlardan birisi de İbn Ömer'in başından geçen olaydaki ashab-ı kiramın duvarlarını perde ile örttüğü eve girmek hususundaki ihtilaflarıdır. Eğer bu haram olsaydı oturanlar oturmaz, İbn Ömer de bunu yapmazdı. ° halde Ebu Eyyub'un yaptığı, ashabdan nakledilen bu iki ayrı fiilin bir arada telif edilebilmesi için tenzihen mekruh olarak değerlendirilmesi gerekir. Evleri ve duvarları perde ile örtmenin hükmüne gelince, bunun caiz olup olmadığı hususunda eskiden beri görüş ayrılığı vardır. Şafi1lerin cumhuru, mekruh olduğunu ifade etmişlerdir. Onlardan olan Şeyh Ebu Nasr el-Makdisı ise bunun haram olduğunu açıkça ifade etmiş ve bu hususta Aişe R.A.a'nın rivayet ettiği şu hadisi delil göstermiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allah bizlere taşları ve sıvaları elbise ile örtmemizi emir buyurmamıştır deyip, perdeyi çekti ve onu parçaladı." Bu hadisi ayrıca Müslim de rivayet etmiştir. Duvarların perde ile örtülmesi yasağı açık ifadelerle gelmiş bulunmaktadır. Said İhn Mansur'un kaydettiğine göre Selman'a mevkuf bir hadiste şöyle demiştir: "O, evin (duvarlarının) perde ile örtülmesini kabul etmeyerek şöyle demiştir: Sizin eviniz sıtmaya mı tutulmuş, yoksa Ka'be evinize mi gelmiş? Bu perdeler parçalanmadıkça ben bu evin içine girınem, demiştir." Az önce de Ebu Eyyub ile İbn Ömer'in bu husustaki haberleri geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنِي حِبَّانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اشْتَكَى نَفَثَ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ وَمَسَحَ عَنْهُ بِيَدِهِ فَلَمَّا اشْتَكَى وَجَعَهُ الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ طَفِقْتُ أَنْفِثُ عَلَى نَفْسِهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، الَّتِي كَانَ يَنْفِثُ، وَأَمْسَحُ بِيَدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْهُ.
İbn Şihab dedi ki: Urve'nin bana haber verdiğine göre Aişe r.anha kendisine şunu haber vermiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hastalandı mı el-Muavizat (diye bilinen sureleri) kendisine okur, üfler ve eliyle vücudunu SIvaziardı. Vefatı ile neticelenen hastalığında rahatsızlanınca ben de onun okuyup üflediği el-Muavvizatı ona okuyup üflemeye ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eliyle onun bedenini sıvazlamaya başladım." Hadis 5016, 5735 ve 5751 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "el-Muavvizatı" Yani bunları okuyup elleri ile bedenini sıvazlıyordu. Muavvizattan maksat bu iki sure (Felak ve Nas sureleri) ile İhlas suresidir. Bu tabir tağlib yoluyla kullanılmıştır. Mutemet olan görüş budur. "Üfledi" yani büsbütün tükürüksüz yahut da çok az tükürükle üfledi. "Ve eliyle bedenini sıvazladı." Ma'merrin rivayetinde: "Elinin bereketi dolayısıyla kendi eliyle onun bedenini sıvazlıyordum" şeklindedir