Sahîh-i Buhârî · 6318
Arapça metin
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ شَكَتْ مَا تَلْقَى فِي يَدِهَا مِنَ الرَّحَى، فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَسْأَلُهُ خَادِمًا، فَلَمْ تَجِدْهُ، فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِعَائِشَةَ، فَلَمَّا جَاءَ أَخْبَرَتْهُ. قَالَ فَجَاءَنَا وَقَدْ أَخَذْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْتُ أَقُومُ فَقَالَ " مَكَانَكِ ". فَجَلَسَ بَيْنَنَا حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى صَدْرِي فَقَالَ " أَلاَ أَدُلُّكُمَا عَلَى مَا هُوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ، إِذَا أَوَيْتُمَا إِلَى فِرَاشِكُمَا، أَوْ أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا، فَكَبِّرَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَاحْمَدَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، فَهَذَا خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ ". وَعَنْ شُعْبَةَ عَنْ خَالِدٍ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ قَالَ التَّسْبِيحُ أَرْبَعٌ وَثَلاَثُونَ.
Ali r.a.'den aktarıldığına göre Hz. Fatıma el değirmeninin ellerini tahriş etmesinden şikayetlenerek bir hizmetçi istemek üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelmiş; kendisini bulamayınca durumu Hz. Aişe'ye anlatmıştır. Kızının isteğini öğrenen Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onların evine gelip yatmaya hazırlanan kızı ve damadının arasına oturmuş (bu esnada kalkmak isteyen Hz. Ali'ye izin vermemiş; ayrıca Hz. Ali Nebi efendimizin ayağının serin liğin i göğsünde hissetmiştir) ve onlara "Size hizmetçiden daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi? Yattığınız zaman 34 kere tekbir, 33 kere tesbih, 33 kere hamdedin" demiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bab başlığında tekbir ve tesbih yanında "tahmid / hamdetme" ifadesi de yer alıyor sayılmalıdır. Hz. Fatıma'nın talep ettiği hizmetçi cariyelerdendir. Bu hadiste zikri geçen tekbir, tesbih ve hamdin cariyeden daha hayırlı oluşu hakkında değişik yorumlar yapılmıştır. Kadı İyaz Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kızına ve damadına her durumda ahiret amellerinin dünya amellerinden üstün olduğunu söylemek istediğini belirtir. Yalnızca zikir öğretisinde bulunması hizmetçi verme imkanının olmamasındandır. Taleplerini yerine getiremediği için onlara istediklerinden daha hayırlı olan bir zikir öğretmiş olmalıdır. Kurtubi ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ihtiyaç anında dua etmeye eş değer olan bir zikir öğrettiği kanaatindedir. Kendisi için nasıl fakirliği ve sonunda ulaşılacak ecrin büyüklüğünü düşünerek sıkıntılarına sabretmeyi tercih etmişse kızı içinde aynı şeyi istemiş de olabilir. Mühelleb de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, kızına ahirette daha yararlı olacak bir şey öğrettiğini ifade etmiştir. Mal ve çoluk çocuk derdine düşmeyip karın tokluğuna ilim öğrenmek ve sünneti ezberlemeye kendilerini adayan Ashab-ı suffayı yeğlemiştir. Ashab-ı suffa azık karşılığında nefislerini Allah'a satmışlardır. Bu hadis ilim talebelerinin humus (ganimet) dağıtılırken öncelenmesi gerektiğine delalet etmektedir. Ayrıca selefin hayatın zorluklarına, az mala ve sıkıntılara nasıl dayandıkları da bu hadiste ifade edilmektedir. Allah onlara dünyalık bahşetme imkanına sahip olmasına rağmen dünyalıkların getireceği ilave yüklerden onları korumak istemiştir. Nebilerin ve velilerin çoğunun durumu böyledir. İsmail Kadı şöyle demiştir: Bu hadis devlet başkanının ganimeti dilediği yerlere sarfedebileceğini göstermektedir. Zira esirler de ganimete dahildir. Ganimet onu hakedenlere aittir. Bu İmam Malik ve başka alimlerin de görüşüdür. İmam Şafii ve başka bazı alimler ehl-i beytin ganimette hak sahibi olduğunu beyan etmiştir. Bu konunun ayrıntısı cihad bahsinin sonlarında geçmiştir. Mühelleb'e göre bu hadiste kişinin kendisi için tercih ettiği ahireti, eğer buna muktedir iseler ailesi için de tercih edip onları yönlendirmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu hadiste Hz. Ali ve Hz. Fatıma hakkında güzel bir menkıbe anlatılmaktadır. Yine kızlara ve yakınlara şefkat ve merhamet kanatlarının gerilmesi ve kibri yok edip birliğin sağlanması söz konusudur. Zira Hz. Nebi kızını ve damadını rahatsız etmemiş yanında yatıyor halde kalmalarına müsaade etmiştir. Hatta ayaklarını aralarına sokmuş ve yanlarında kalıp istedikleri hizmetçiden daha hayırlı bir zikir öğretmiştir. Ayrıca hadis yatarken bu zikri sürekli tekrarlayanların yorgunluk duymayacaklarının delilidir. Çünkü Hz. Fatıma yorulduğu için hizmetçi istemiş Resulullah s.a.v. da bu zikri tavsiye etmiştir. İbn Teymiyye de aynı şeyi söylemiştir. Bu zikre devam edenlerin yaptıkları işler sebebiyle yorulabileceklerini ama çok çalışmaktan zarar görmeyeceklerini ve sıkıntı duymaya caklarını söylemek daha doğru görünmektedir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَشْكُو إِلَيْهِ مَا تَلْقَى فِي يَدِهَا مِنَ الرَّحَى، وَبَلَغَهَا أَنَّهُ جَاءَهُ رَقِيقٌ فَلَمْ تُصَادِفْهُ، فَذَكَرَتْ ذَلِكَ لِعَائِشَةَ، فَلَمَّا جَاءَ أَخْبَرَتْهُ عَائِشَةُ ـ قَالَ ـ فَجَاءَنَا وَقَدْ أَخَذْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْنَا نَقُومُ فَقَالَ " عَلَى مَكَانِكُمَا ". فَجَاءَ فَقَعَدَ بَيْنِي وَبَيْنَهَا حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى بَطْنِي فَقَالَ " أَلاَ أَدُلُّكُمَا عَلَى خَيْرٍ مِمَّا سَأَلْتُمَا، إِذَا أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا ـ أَوْ أَوَيْتُمَا إِلَى فِرَاشِكُمَا ـ فَسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَاحْمَدَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَكَبِّرَا أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ، فَهْوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ ".
Ali r.a.'den rivayete göre "Fatıma (a.s.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına giderek ona ellerinin değirmenden)iQlayl geldiği halden şikayet etti. Fatıma, -Nebi'e birtakım (ganimet) kölelerintin) geldiğine dair haber de erişmişti.- Nebii bulamadı. Bu durumu Aişe'ye aktardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince, Aişe radıyallahu anha ona durumu haber verdi. Ali dedi ki: Bu sebeple Allah Rasulü bize yatacağımız yerlere yatmış iken geldi. Kalkmak istedik, ama o: Olduğunuz yerde kalınız, diye buyurdu. Sonra gelip benimle onun (Fatıma'nın) arasına oturdu. Öyle ki ayaklarının serinliğini karnımda hissettim. Şöyle buyurdu: Size istediklerinizden daha hayırlısını göstermeyeyim mi? Yataklarımza yattığınız -yahut döşeklerinize çekildiğiniz- vakit otuz üç defa subhanailah, otuz üç defa elhamdulillah, otuz dört defa da Allahu ekber deyiniz. Bu, her ikiniz için bir hizmetçiden daha hayırlıdır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının kocasının evinde çalışması." Bu başlık altında Buhari, Ali radıyallahu anh'ın, Fatıma radıyallahu anha'nın bir hizmetçi istediğine dair hadisini zikretmiş bulunmaktadır. Bu hadisteki delil: "Ona ellerinin değirmenden ne hale geldiğini şikayet etmek üzere gitti" ifadeleridir. Hadis daha önce Fardu'l-hums bölümünün baş taraflarında geçmiş idi. Açıklaması da ileride yüce Allah'ın izniyle Deavat (dualar) bölümünde (6318 nolu hadiste) gelecektir. Hadisteki: "Size istediklerinizden daha hayırlı olan bir şeyi göstermeyeyim mi?" ifadesinden de şu anlaşılmaktadır: Allah'ı zikretmeye devam eden bir kimseye hizmetçinin kendisine yapacağı işten daha büyük bir güç verir yahut işleri onun için öyle kolaylaştırılır ki bu işlerini yapması hizmetçinin bu işleri görmesinden daha kolayolur. Bazı ilim adamları hadisten böyle bir sonuç çıkartmıştır, ama gördüğümüz kadarıyla maksat şudur: Tesbihin (subhanallah demenin) faydası, ahiret yurduna aittir, hizmetçinin faydası ise dünya yurduna aittir. Ahiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي لَيْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، أَنَّ فَاطِمَةَ، عَلَيْهَا السَّلاَمُ شَكَتْ مَا تَلْقَى مِنْ أَثَرِ الرَّحَا، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَبْىٌ، فَانْطَلَقَتْ فَلَمْ تَجِدْهُ، فَوَجَدَتْ عَائِشَةَ، فَأَخْبَرَتْهَا، فَلَمَّا جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ عَائِشَةُ بِمَجِيءِ فَاطِمَةَ، فَجَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَيْنَا، وَقَدْ أَخَذْنَا مَضَاجِعَنَا، فَذَهَبْتُ لأَقُومَ فَقَالَ " عَلَى مَكَانِكُمَا ". فَقَعَدَ بَيْنَنَا حَتَّى وَجَدْتُ بَرْدَ قَدَمَيْهِ عَلَى صَدْرِي وَقَالَ " أَلاَ أُعَلِّمُكُمَا خَيْرًا مِمَّا سَأَلْتُمَانِي إِذَا أَخَذْتُمَا مَضَاجِعَكُمَا تُكَبِّرَا أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ، وَتُسَبِّحَا ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتَحْمَدَا ثَلاَثَةً وَثَلاَثِينَ، فَهْوَ خَيْرٌ لَكُمَا مِنْ خَادِمٍ ".
İbn Ebi Leyla dedi ki: "Ali r.a.'ın bize anlattığına göre Fatıma aleyhesselam değirmen taşı ile öğütmenin (elinde) bıraktığı izlerden şikayette bulundu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e (bir gazveden) alınan esirler getirildi. Gitti, fakat onu bulamadı. Aişe'yi buldu, durumu ona haber verdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelince, Aişe ona Fatıma'nın geldiğini haber verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza geldi. --Bu sırada yatmış bulunuyorduk.-- Kalkmak istedim, olduğunuz yerde durunuz diye buyurdu. İkimizin arasında oturdu. O kadar ki ayaklarının serinliğini göğsümün üzerinde hissettim. Şöyle buyurdu: Size benden istediğinizden daha hayırlı olanını öğretmeyeyim mi? Yatacağınız vakit otuzdört defa tekbir getirirsiniz, otuzüç defa tesbih edersiniz, otuzüç defa da hamd edersiniz. Bu sizin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدَةَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أَتَتْ فَاطِمَةُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَسْأَلُهُ خَادِمًا فَقَالَ لَهَا " مَا عِنْدِي مَا أُعْطِيكِ " . فَرَجَعَتْ فَأَتَاهَا بَعْدَ ذَلِكَ فَقَالَ " الَّذِي سَأَلْتِ أَحَبُّ إِلَيْكِ أَوْ مَا هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ " . فَقَالَ لَهَا عَلِيٌّ قُولِي لاَ بَلْ مَا هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ فَقَالَتْ فَقَالَ " قُولِي اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَوَاتِ السَّبْعِ وَرَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ مُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ الْعَظِيمِ أَنْتَ الأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَىْءٌ وَأَنْتَ الآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَىْءٌ وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَىْءٌ وَأَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَىْءٌ اقْضِ عَنَّا الدَّيْنَ وَأَغْنِنَا مِنَ الْفَقْرِ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: (Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kızı) Fatima (r.anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına Ondan bir hizmetçi istedi. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «Yanımda sana verebileceğim (hizmetçi) yoktur.» buyurdu. Fatime de dönüp gitti. Bundan bir süre sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Fatime'nin yanına gelerek: «Senin istediğin (hizmetçi mi) sana daha sevimlidir yoksa ondan daha hayırlı olan şeymidir?» buyurdu. Ali (r.a.) Fatime'ye dediki: Söyle: Hayır. Bilakis ondan daha hayırlı olan şey (daha sevimlidir.) Bunun üzerine Fatime (Ali r.a.'in dediğini) söyledi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de Fatime'ye şöyle buyurdu: «De ki: Allahım! Ey yedi göğün Rabbi. Azametli Arş'ın Rabbi. bizim Rabbimiz ve her şey'in Rabbi. Ey Tevrat, İncil ve Kur'an-i Azim'i indiren. Evvel sensin senden önce olan hiç bir şey yoktur. Ahir de sensin, senden sonra hiç bir şey yoktur. Zahir sensin, varlığı seninkinden daha aşikar hiç bir şey yoktur. Batın sensin, sen'den daha gizli hiç bir şey yoktur. Borcumuzu öde ve bizi fakirlikten kurtarıp zenginleştir.» Bu hadisini Tirmizi de rivayet etmiştir
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي يَزِيدَ، سَمِعَ مُجَاهِدًا، سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي لَيْلَى، يُحَدِّثُ عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَسْأَلُهُ خَادِمًا فَقَالَ " أَلاَ أُخْبِرُكِ مَا هُوَ خَيْرٌ لَكِ مِنْهُ، تُسَبِّحِينَ اللَّهَ عِنْدَ مَنَامِكِ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتَحْمَدِينَ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتُكَبِّرِينَ اللَّهَ أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ ". ـ ثُمَّ قَالَ سُفْيَانُ إِحْدَاهُنَّ أَرْبَعٌ وَثَلاَثُونَ ـ فَمَا تَرَكْتُهَا بَعْدُ، قِيلَ وَلاَ لَيْلَةَ صِفِّينَ قَالَ وَلاَ لَيْلَةَ صِفِّينَ.
Ali b. Ebi Talib'den rivayete göre "Fatıma Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gidip, ondan bir hizmetçi istedi. Allah Raslılü şöyle buyurdu: Ben sana hizmetçiden daha hayırlı olanı bildirmeyeyim mi? Uyuyacağın vakit otuz üç defa subhanallah dersin, otuz üç defa elhamdulillah dersin, otuzdört defa da Allahuekber dersin. -Sonra Süfyan: Bunların biri otuz dörttür dedi.- Artık ben ondan sonra bunları söylemeyi terk etmedim. Ona: Sıffin gecesi dahi mi diye sorulunca, o: Sıffin gecesi dahi unutmadım, diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının hizmetçisi", yani kadının hizmetçi edinmesi meşru mudur, koca, karısına hizmetçi tutmak için mecbur edilir mi? Taberi dedi ki: Hadisten şu anlaşılmaktadır: Ekmek pişirmek, öğütüp un yapmak ve buna benzer hizmetlerde bulunabilecek bir kadın için, koca bir hizmetçi tutmakla yükümlü olmaz. Bu hükmün çıkartılma keyfiyeti şöyledir: Fatıma radıyallahu anha babasından Sallallahu Aleyhi ve Sellem hizmetçi isteyince Allah HasOlü, kocasına ya onun için bir hizmetçi bulmak yahut bu işleri ücretle yapacak kimseyi temin etmek ya da bizzat bu işleri kendisi yapmak suretiyle onu bu külfetten kurtarması için emir vermemiştir. Eğer bu hususta onu külfetten kurtarmak Ali'ye ait bir yükümlülük olsa idi, onunla zifafa girmeden önce mehrini ödemesini emir buyurduğu gibi, bunu da yapmasını ona emrederdi. Üstelik mehrin peşin ödenmesi -kadının onu ertelemeye razı olması halinde- vacip de değildir. O halde Allah HasOlü nasılolur da ona vacip olmayan bir işi yapmasını emrederken, vacip olan bir işi emretmeyi terk edebilir? İbn Habib, Asbağ ve İbnu'I-MacişOn'dan, her ikisinin de Malik'ten rivayet ettiklerine göre, koca eli dar bir kimse ise evin işlerini görmek kadının -üstün bir konumda ve şerefli birisi dahi olsa- görevi ve yükümlÜlüğüdür. İbn Battal'ın naklettiklerine göre bazı ilim adamları şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evin içindeki hizmeti göreceğine dair Hz. Fatıma hakkında hüküm verdiğini ortaya koyan hiçbir rivayet bilmiyoruz. Aksine aralarında i~, maruf bir şekilde bildikleri güzel geçim ve güzel ahlak esaslarına göre cereyan etmiştir. Kadının herhangi bir hizmeti görmek için mecbur tutulmasına gelince, bunun bir esası yoktur. Aksine erkeğin karısının her türlü ihtiyacını görmekle yükümlü olduğu hususu üzerinde icma' gerçekleşmiş bulunmaktadır. Tahav! de erkeğin karısına ait hizmetçiyi kendi evinden çıkartma hakkına sahip olmadığı hususu üzerinde icma' bulunduğunu nakletmiştir. İşte bu, kocanın o hizmetçiye duyulacak ihtiyaca göre nafakasını (masraflarını) sağlamakla yükümlü olduğuna delildir. Şafii ile KOfeliler de şöyle demiştir: Eğer kadın, emsali hizmetçi çalıştıran lardan ise kadının da, hizmetçisinin de nafakasını sağlamak farz olur. Maıik, Leys ve Muhammed b. el-Hasen şöyle demektedir: Şayet kadın yüksek bir kesimden ise onun da, hizmetçisinin de nafakasının karşılanması farz olur. Zahiriler bir istisna teşkil ederek şöyle demişlerdir: Kocanın ona hizmetçi tutmak yükümlülüğü yoktur. İsterse bu kadın, halifenin kızı olsun. Cemaatin (büyük çoğunluğun) delili ise yüce Allah'ın: "Onlarla maruf bir şekilde geçinin."(Nisa, 19) buyruğudur. Eğer kadının kendisine hizmette bulunacak birisine ihtiyacı olur da erkek bunu kaqılamak istemezse karısı ile maruf şekilde geçinmemiş olur
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي الْمِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ، سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ، سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ ".
Ebu Hureyre r.a.'den nakledildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Söylenmesi kolay olan ama mizanda ağırlığı fazla olacak iki söz şöyledir: Azim olan Allah'ı tesbih ederim. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih edip ona hamd ederim". Fethu'l-Bari Açıklaması: Tesbih "sübhEmallah" demektir. AlIah'l her türlü noksanlıklardan tenzih etmek anlamına gelir. Yani onun ortağı, arkadaşı ve çocuğu olmadığını ikrar edip onu her türlü kusurdan beri görmektir. Tesbih kelimesi mutlak olarak kullanıldığında bütün zikirler ile nafile namazlar anlamına da gelmektedir. Tesbih namazına bu ismin verilmesi içinde çokça tesbih getirilmesi sebebiyledir. Kadı İyaz şöyle demiştir: Tehlilin fazileti ile ilgili rivayette "yüz hatası silinir" denilirken burada "deniz köpüğü kadar bile olsa günahları silinir" denilmesi tesbihin daha faziletli olduğunu göstermektedir. Zira denizin köpükleri yüzden çok çok fazladır. Bununla birlikte tehlil hakkında "bunu kendisinden daha fazla söyleyen olmadığı müddetçe o herkesten üstün kabul edilir" ifadesi yer almaktadır. Bu iki hadisin arasında görÜlen çelişki şöyle giderilebilir: Tehlil daha faziletlidir. Tehlil getiren pek çok dereceler elde etmekte ve sevap hanesine iyilikler yazılmaktadır. Ayrıca köle azad etme sevabı elde etmektedir. Böylece tesbihten ve bütün günahların bağışlanmasından daha faziletli bir amel olmaktadır. Nitekim bir hadiste de şöyle buyurulmaktadır: "Kim köle azad ederse kölenin her organma karşılık kendisinin bir azasını cehennemden azad eder". Böylece köle azadı bütün günahların silineceği şeklinde yüz derecelik bir yükselişle birlikte umumi bir mükafat olmaktadır. Yine "En fazil1i zikir tehlildir" hadisi de bunu desteklemektedir. Çünkü o kelime-yi tevhid ve ihlastır. Bütün Nebiler de aynı şeyi söylemişlerdir. Hatta onun Allah'ın ism-i azamı olduğuifade edilmiştir. Kurtubi ise iki rivayet arasındaki çelişkiyi özetle şöyle gidermeye çalışmıştır: Bu zikirlerden herhangi biri hakkında en faziletli ya da Allah'a en sevimli gibi ifadeler kullanıldığında diğer zikirlerle birlikte böyledir anlamı kastedilmektedir .. Bunun delili Semüre'den nakledilen şu hadistir: "Allah'a en sevimli gelen sözler dört tanedir. Hangisiyle istersen başlayabilirsin. Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim. Hamd Allah'a mahsustur. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah en büyüktür". Bu sözlerden bir kısmının söylenmesiyle de murad hasıl olur. Çünkü bunların özü ta'zim ve tenzihtir. Allah'ı tenzih ta'zim, ta'zim tenzihi karşılar. Nevevi de şöyle der: Burada insanoğlunun anlayışı ve dili sebebiyle bir üstünlük nitelemesi yapılmıştır. Yoksa Kur'an en faziletli zikirdir. İbn Battal bazı alimlerden şu yorumu nakletmiştir. Bu bab ve benzeri konulardaki hadislerde yer alan zikirlerin faziletiyle ilgili ifadeler büyük günahlardan uzak dindar kimselere yöneliktir. Yoksa nefsine aldanmış günahkarlar dindar müslümanlarla aynı derecede değerlendirilmeyecektir. "Yoksa o kötülükleri işleyip duranlar, iman edip güzel ve makbul işler gerçekleştirenlere yaptığımız muameleyi, kendilerine de göstereceğimizi, hayatlarında ve ölümlerinde onları bir tutacağımızı mı sanıyorlar? Ne kötü, ne yanlış bir muhakeme!" ayeti de bunu göstermektedir. Babda yer alan ikinci hadiste söz konusu zikrin sürekli tekrarlanması isteği zımnen yer almaktadır. Çünkü dinin talepleri nefse ağır gelmesine rağmen söz konusu zikri söylemek oldukça basittir. Bununla birlikte bu zikir mizanda aynen zor ibadetler gibi ağır basacaktır. Dolayısıyla ihmal edilmemesi gereken bir zikirdir. Bu zikri tekrarlayanların Allah katında sevilecekleri de hadiste ifade edilmektedir. Allah'ın kulunu sevmesi ise ona nimet bahşetmesi ve iyilikler ihsan etmek istemesi anlamına gelir
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا ثَقُلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَعَلَ يَتَغَشَّاهُ، فَقَالَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ وَاكَرْبَ أَبَاهُ. فَقَالَ لَهَا " لَيْسَ عَلَى أَبِيكِ كَرْبٌ بَعْدَ الْيَوْمِ ". فَلَمَّا مَاتَ قَالَتْ يَا أَبَتَاهْ، أَجَابَ رَبًّا دَعَاهُ، يَا أَبَتَاهْ مَنْ جَنَّةُ الْفِرْدَوْسِ مَأْوَاهُ، يَا أَبَتَاهْ إِلَى جِبْرِيلَ نَنْعَاهْ. فَلَمَّا دُفِنَ قَالَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ يَا أَنَسُ، أَطَابَتْ أَنْفُسُكُمْ أَنْ تَحْثُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم التُّرَابَ
Enes dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığı ağırlaşınca sık sık bayılmaya başladı. Fatıma aleyhesselam: Vay babamın ızdırabına, dedi. Allah Resulü ona: Bugünden sonra baban için bir ızdırap kalmayacaktır, diye buyurdu. Allah Resulü vefat edince: Vay babacığım! Kendisini çağıran Rabbinin davetine icabet etti. Vay babacığım! Firdevs cennetinde barınağı vardır. Vay babacığım! Ölüm haberini Cibril'e veriyoruz, diye ağıt yaktı. Allah Resulü defnedildikten sonra Fatıma aleyhesselam: Ey Enes, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerine toprak dökmeye gönlünüz nasıl elverdi, diye sordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Vay babamın ızdırabı" Bu onun bu sözleri söylerken sesini yükseltmemiş olduğunu göstermektedir. Aksi takdirde Allah Resulü ona bu işi yasaklardı. Burada ızdıraptan kasıt da onun duyduğu ölüm acılarıdır. Bedenine sair insanlar gibi acılar isabet ediyordu ki, daha önce geçtiği üzere ona kat kat ecir verilsin. "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem defnedildikten sonra Fatıma: Ey Enes ... dedi." Fatıma aleyhesselam bu sözleriyle, bu işe kalkışmaları sebebiyle onlara sitem ettiğine işaret etmektedir. Çünkü bu halleri, onların sahip olduklarını bildiği Nebi efendimize karşı kalplerinin ileri derecede yumuşak oluşuyla bağdaşmıyordu. Çünkü onu çok seviyorlardı. Enes ise onların durumunu ve halini gözeterek ona cevap vermemişti. Halbuki hallisanı ile: Biz bunu gönül hoşluğu ile yapmadık. Ancak onun emrine uyarak kendimizi bu işi yapmaya mecbur ettik, diyordu. Hadisten vefatı yakın olan bir ölü dolayısıyla duyulan acıyı Fatıma aleyhesselam'ın söylediği şekilde: Vah babamın ızdırabı, diyerek dile getirmenin caiz olduğu ve bu gibi hallerin yasak kılınmış ağıt yakmak kabilinden olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Fatıma aleyhesselam'ın bu şekilde söyleyişine itiraz etmemişti