Sahîh-i Buhârî · 4710
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَبُو سَلَمَةَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ، فَجَلَّى اللَّهُ لِي بَيْتَ الْمَقْدِسِ فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ ". زَادَ يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَخِي ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عَمِّهِ " لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ حِينَ أُسْرِيَ بِي إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ ". نَحْوَهُ. {قَاصِفًا} رِيحٌ تَقْصِفُ كُلَّ شَىْءٍ.
Cabir İbn Abdillahtan, Hz. Nebi'i şöyle buyururken işittiği rivayet edilmiştir: "Kureyş beni yalanladığı zaman, Hıcr'de ayağa kalktım. O an Allah Teala bana Beyt-i Makdis'i gösterdi. Ben de ona bakarak müşriklereAllah'ın ayetlerini anlatmaya başladım." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında ilk olarak Ebu Hureyre'den nakledilen hadisi verdi. Bu rivayet in açıklaması "es-Sıratu'n-nebeviyye" bölümünde geçmişti. İmam Nesai, Zürare İbn Evfa kanalıyla İbn Abbas'tan bu olayı ayrıntılı olarak nakletmiştir. Bu olayın bir bölümünü Ahmed ve Bezzar'a dayandınlan İsra hadisinin açıklamasının baş kısmında zikretmiştim. Nesaı'nin aktardığı rivayetin lafzı ise şu şekildedir: "İs ra olayının gerçekleştiği gece sona erip Mekke'de sabahladığım zaman, durumum hakkında kesin bilgiye sahip olmuş, insanların da beni yalanlayacağını fark etmiştim. Derken üzgün bir halde bir kenara çekilmiş oturuyardum. O esnada Allah'ın düşmanı Ebu Cehil yanıma yaklaştı." Ebu Cehil, Hz. Nebi'in yanına varıp oturmuş, ardından da alay edercesine "Bir şey mi oldu?" diye sormuş. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet" diye cevap verince, bu defa "Peki ne?" diye sormuş. [Bundan sonra aralarında şu diyalog geçmiş:] Hz. Nebi- Bu gece, gece yolculuğuna çıkarıldım. Ebu Cehil- Nereye? Hz. Nebi- Beyt-i Makdis'e doğru. Ebu Cehil- Sonra bizim aramızda mı sabahladın? Hz. Nebi- Evet. Ravi şöyle demiştir: Ebu Cehil, halkını çağırınca Hz. Nebi'in söylediklerini inkar etmesinden endişe ettiği için onu yalanlamadı. Bunun yerine Allah Resu!ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Halkını çağırsam onlara da bunu anlatır mısın?" diye sordu. Hz. Nebi de; "Evet," şeklinde cevap verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil: "Ey Ka'b İbn Lüeyoğulları! Toplanın!" diye seslendi. Nihayet insanlar gelip Allah Resulü'nün yanına oturdular. Ebu Cehil, Hz. Nebi'e; "Halkına bana anlattıklarını anlat!" dedi. Hz. Nebi. de, Ebu Cehil'e anlattıklarını onlara da anlattı. Ravi şöyle demiştir: Hayretlerinden kimi insanlar ellerini Çırptı, kimileri de ellerini başlarına koydu. Hz. Nebi'in yanında toplanan insanlar arasında, o beldeye gidip söz konusu mescidi görenler vardı. Onlardan biri Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "Mescidi bize tasvir eder misin?" diye sordu. Bundan sonrasını Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Onlara mescidi tasvir etmeye başladım. Tasvir etmeyi sürdürürken mescidin bazı özelliklerini tam ayırt edemedim. Tam bu sırada mescid gözümün önüne getirildi ve ben, ona bakarak tasvirimi tamamladım." Ravi şöyle demiştir: Bunun üzerine insanlar: "Onun bu tasviri doğru," dediler
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ الْجَزَرِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ أَبُو جَهْلٍ لَئِنْ رَأَيْتُ مُحَمَّدًا يُصَلِّي عِنْدَ الْكَعْبَةِ لأَطَأَنَّ عَلَى عُنُقِهِ. فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَوْ فَعَلَهُ لأَخَذَتْهُ الْمَلاَئِكَةُ ". تَابَعَهُ عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ.
İkrime'den rivayet edildiğine göre, İbn Abbas şöyle demiştir: Ebu Cehil; "Eğer Muhammed'i Ka'be'nin yanında namaz kılarken görürsem, ayağımı boynuna basarım," dedi. Onun bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaştı. Bunun üzerine Allah Resulü şöyle buyurdu: Şayet o böyle bir şey yapsaydı, melekler onu yakalardı. Diğer tahric eden: Tirmizî, Tefsir-ül Kur’ân Fethu'l-Bari Açıklaması: Belazurl'nin rivayetinde melekler şu şekilde tavsif edilmiştir: "Zebanllerden on iki melek indi. Bu meleklerin başları gökte, ayakları ise yerdeydi." Nesa!, Ebu Hazim kanalıyla Ebu Hureyre'den İbn Abbas'tan nakledilen rivayete benzer bir rivayet aktarmıştır. Bu rivayetin sonunda şu ziyade yer almaktadır: "Zebanlleri birden karşısında gören Ebu Cehil hemen gerisin geri döndü ve eliyle korunmaya çalıştı. Ona ne yaptığı sorulunca da şöyle cevap verdi: Onunla benim aramda ateş dolu bir hendek, korku saçan bir durum ve kanat/ar vardı. Bunun üzerine Hz. Nebi şöyle buyurmuştur: "Şayet o yaklaşsaydı, melekler onun organlarını teker teker kapardı." Ebu Cehil'e ağır karşılık verilmiştir. Namaz kılarken Hz. Nebi'in boynuna deve işkembesini atan Ukbe İbn Eb! Muayt'a bu kadar ağır karşılık verilmemiştir. Bu rivayet in açıklaması Tahare Bölümü'nde geçmişti. Hem Ebu Cehil, hem de Ukbe namaz kılarken Hz. Nebi'e eziyet etmişlerdir. Ancak Ebu Cehil tehdit savurup onun mübarek boynuna ayağı ile basmak istemiştir. Şayet bu isteklerini yerine getirebilseydi, onun anında cezalandırılması gerekirdi. Deve işkembesinin ise necaset durumu henüz kesinlik kazanmamıştı. Ebu Cehil, Hz. Nebi'in ona ve onunla aynı davranışları sergileyenlere yaptığı beddua ile cezalandırılmış, arkadaşları ile birikte Bedir Savaşı'nda öldürülmüştür
وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ".
Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ أَرِقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ فَقَالَ " لَيْتَ رَجُلاً صَالِحًا مِنْ أَصْحَابِي يَحْرُسُنِي اللَّيْلَةَ ". إِذْ سَمِعْنَا صَوْتَ السِّلاَحِ قَالَ " مَنْ هَذَا ". قِيلَ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ جِئْتُ أَحْرُسُكَ. فَنَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى سَمِعْنَا غَطِيطَهُ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَتْ عَائِشَةُ قَالَ بِلاَلٌ أَلاَ لَيْتَ شِعْرِي هَلْ أَبِيتَنَّ لَيْلَةً بِوَادٍ وَحَوْلِي إِذْخِرٌ وَجَلِيلُ فَأَخْبَرْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Amir b. Rebi'a'nın nakline göre Aişe r.anha şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Medine'ye hicret ettiği zaman düşman saldırısından endişe ederek) bir gece uyuyamadı ve "Keşke sahabilerimden elverişli bir kişi bu gece benim için bekçilik etse!" dedi. Tam bu sırada biz ansızın bir silah sesi işittik. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu kimdir?" diye sordu. Sa'd b. Ebi Vakkas "Ya Resulallah! Seni bekleyip korumak için geldim!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem uykuya daldı. Hatta biz onun horladığını işittik." Ebu Abdullah el-Buhari şöyle dedi: Hz. Aişe radıyallilhu anha'nın ifadesine göre Bilal şu şiiri söyledi: Ela leyte şi'rf hel ebftenne leyleten Bivadin ve havlf izhirun ve celflü Geceler miyim bir gece bilseydim keşke! Etrafımda izhir ve celfl otu ve ben Mekke vadisinde! Hz. Aişe radıyallahu anhil "Ben Bilal'in bu sözlerini Nebie haber verdim" dedi. . Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in 'Keşke şöyle şöyle olsaydı' sözü." "Leyte" temennı harflerinden birisi olup, genellikle imkansızı, az olarak da mümkün olanı temennı etmede kullanılır. Bunlardan birisi yukarıdaki hadistir. Çünkü bekçilik ve Bilal'in temennı ettiği yerde gecelemesi gerçekleşmiş hadiselerdendir. "Urika" vezin ve mana itibarı ile "sehira=uyumadı" anlamınadır. Bunun açıklaması Savaşta Bekçilik Etme başlığı altında geçmişti. "Bu kimdir?" sorusuna "Sa'd" diye cevap verilmiştir. Bir Uyarı Cihad bölümünün "el-Hirase" başlığı altında TirmizI'nin Abdullah b. Şakik vasıtasıyla Aişe r.anha' den naklettiği şu hadisi zikretmiştik: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem" dl: ......... =Allah seni insanlardan koruyacaktır"(Maide 67) ayet-i kerimesi ininceye kadar korunuyordu. Bu haber, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ayet inmiş olduğu için bu andan sonra korunmamış olmasını gerektirmektedir. Fakat birçok haberde onun Bedir' de, Uhud' da, Hendek'te, Hayber'den dönerken Vadi'l-Kura'da, kaza umresinde ve Huneyn'de korunduğu yer almaktadır." Sanki bu ayet Huneyn savaşından daha sonra inmiş gibidir. Bu fikri Taberanl'nin el-Mucemu's-Sağir'de naklettiği Ebu Said hadisi teyit etmektedir: "Abbas, Nebi s.a.v.’ koruyan kimselerden biriydi. Bu ayet inince o Resulullah s.a.v. korumayı bıraktı." (Taberani, Mucemu's-Sağir, I, 26- 55) Abbas, Mekke'nin fethinden sonra Resulullah s.a.v.’den hiç ayrılmamıştır. Buna göre ayetin Huneyn'den sonra indiği düşünülür. Nebi s.a.v.'in, Huneyn gecesi korunduğu haberini EbU Davud, Nesai ve el-Hakim, Sehl b. elHanzallye' den şöyle nakletmiştir: "Enes b. Ebi Mersed o gece Hz. Nebii beklemiştir." (Ebu Davud, Cihad; Hakim, el-Müstedrek, I, 362) Bazıları Hz, Nebie bekçilik eden sahabilerin isimlerini araştırmışlar ve bir araya toplamışlardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Sa'd b. Muaz, Muhammed b. Mesleme, Zübeyr, Ebu Eyyub, Zekvan b. Abdulkays, el-Edra es-Sülemi, Mihcen b. el-Edra. Bazıları Seleme, Abbad b. Bişr, Abbas, Ebu Reyhane'yi de sayarlar. İsmi geçen bu sahabilerden her biri zikri geçen olaylarda sadece Hz. Nebie bekçilik etmemişlerdir. Tam tersine bunların ismi mutlak olarak bekçilik yaptıkları şeklinde zikredilmiştir. Ebu Eyyub gibi bazı isimlerin sırf Hz. Nebie bekçilik ve koruma görevi yapmış olmaları mümkündür. Nitekim Hz. Nebi sallallahu a1eyhi ve sellem Hayber'den dönüp de Safiye ile gerdeğe girdiğinde Ebu Eyyub bekçilik yapmıştır, Enes b. Ebi Mersed örneğinde olduğu gibi o savaşa katılan kimselere bekçilik yapılmas1 da mümkündür. Bu konunun gerçek bilgisi Yüce Allah'ın katındadır
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لَمَّا بَلَغَ أَبَا ذَرٍّ مَبْعَثُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَخِيهِ ارْكَبْ إِلَى هَذَا الْوَادِي، فَاعْلَمْ لِي عِلْمَ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، يَأْتِيهِ الْخَبَرُ مِنَ السَّمَاءِ، وَاسْمَعْ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ ائْتِنِي. فَانْطَلَقَ الأَخُ حَتَّى قَدِمَهُ وَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَبِي ذَرٍّ، فَقَالَ لَهُ رَأَيْتُهُ يَأْمُرُ بِمَكَارِمِ الأَخْلاَقِ، وَكَلاَمًا مَا هُوَ بِالشِّعْرِ. فَقَالَ مَا شَفَيْتَنِي مِمَّا أَرَدْتُ، فَتَزَوَّدَ وَحَمَلَ شَنَّةً لَهُ فِيهَا مَاءٌ حَتَّى قَدِمَ مَكَّةَ، فَأَتَى الْمَسْجِدَ، فَالْتَمَسَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ يَعْرِفُهُ، وَكَرِهَ أَنْ يَسْأَلَ عَنْهُ حَتَّى أَدْرَكَهُ بَعْضُ اللَّيْلِ، فَرَآهُ عَلِيٌّ فَعَرَفَ أَنَّهُ غَرِيبٌ. فَلَمَّا رَآهُ تَبِعَهُ، فَلَمْ يَسْأَلْ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أَصْبَحَ، ثُمَّ احْتَمَلَ قِرْبَتَهُ وَزَادَهُ إِلَى الْمَسْجِدِ، وَظَلَّ ذَلِكَ الْيَوْمَ وَلاَ يَرَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَمْسَى، فَعَادَ إِلَى مَضْجَعِهِ، فَمَرَّ بِهِ عَلِيٌّ فَقَالَ أَمَا نَالَ لِلرَّجُلِ أَنْ يَعْلَمَ مَنْزِلَهُ فَأَقَامَهُ، فَذَهَبَ بِهِ مَعَهُ لاَ يَسْأَلُ وَاحِدٌ مِنْهُمَا صَاحِبَهُ عَنْ شَىْءٍ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمَ الثَّالِثِ، فَعَادَ عَلِيٌّ مِثْلَ ذَلِكَ، فَأَقَامَ مَعَهُ ثُمَّ قَالَ أَلاَ تُحَدِّثُنِي مَا الَّذِي أَقْدَمَكَ قَالَ إِنْ أَعْطَيْتَنِي عَهْدًا وَمِيثَاقًا لَتُرْشِدَنَّنِي فَعَلْتُ فَفَعَلَ فَأَخْبَرَهُ. قَالَ فَإِنَّهُ حَقٌّ وَهُوَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَإِذَا أَصْبَحْتَ فَاتْبَعْنِي، فَإِنِّي إِنْ رَأَيْتُ شَيْئًا أَخَافُ عَلَيْكَ قُمْتُ كَأَنِّي أُرِيقُ الْمَاءَ، فَإِنْ مَضَيْتُ فَاتْبَعْنِي حَتَّى تَدْخُلَ مَدْخَلِي. فَفَعَلَ، فَانْطَلَقَ يَقْفُوهُ حَتَّى دَخَلَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَدَخَلَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ قَوْلِهِ، وَأَسْلَمَ مَكَانَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ إِلَى قَوْمِكَ، فَأَخْبِرْهُمْ حَتَّى يَأْتِيَكَ أَمْرِي ". قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لأَصْرُخَنَّ بِهَا بَيْنَ ظَهْرَانَيْهِمْ، فَخَرَجَ حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ. ثُمَّ قَامَ الْقَوْمُ فَضَرَبُوهُ حَتَّى أَضْجَعُوهُ، وَأَتَى الْعَبَّاسُ فَأَكَبَّ عَلَيْهِ قَالَ وَيْلَكُمْ أَلَسْتُمْ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ مِنْ غِفَارٍ وَأَنَّ طَرِيقَ تِجَارِكُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَأَنْقَذَهُ مِنْهُمْ، ثُمَّ عَادَ مِنَ الْغَدِ لِمِثْلِهَا، فَضَرَبُوهُ وَثَارُوا إِلَيْهِ، فَأَكَبَّ الْعَبَّاسُ عَلَيْهِ.
İbn Abbas r.a., dedi ki: "Ebu Zer', Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Nebilik verildiği haberini alınca kardeşine: (Devene) bin de şu vadiye git. Kendisinin bir Nebi olduğunu, semadan kendisine haber geldiğini iddia eden bu adam ile ilgili bana dair bilgi topla ve onun sözünü bizzat işit, sonra yanıma gel, dedi. Kardeşi gitti, onun yanına vardı, onun sözlerini dinledi. Sonra da Ebu Zerr'in yanına dönerek ona dedi ki: Ben onun ahlakın üstün değerlerini enirettiğini, şiir olmayan bir söz söylediğini gördüm. Ebu Zerr, bana istediğim bilgiyi beni rahatlatacak şekilde getiremedin, dedi. Bunun üzerine kendisi azığını hazırladı, içinde su bulunan kırbasını yüklendi. Nihayet Mekke'ye geldi. Mescide gitti. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i aradı ama onu tanımıyordu. Ona dair kimseye bir şey sormaktan da hoşlanmadı. Sonunda gece oldu. Ali onu görünce bir yabancı olduğunu anladı. (Ebu Zerr) onu görünce onun (Ali'nin) arkasından gitti. Onlardan biri arkadaşına sabah oluncaya kadar . hiçbir şey sormadı. Daha sonra kırbasını ve azığını taşıyarak mescide gitti. O gün geçip gitti ve akşam oluncaya kadar Nebi onu görmedi. Nihayet akşam olunca yatacağı yere geri döndü. Yine Ali yanından geçerek, bu adamın kalacağı yeri bilme zamanı gelmedi mi, dedi. Sonra onu kaldırdı ve onunla birlikte gitti, ama biri arkadaşına bir şey sormuyordu. Nihayet üçüncü gün oldu, Ali tekrar aynı şeyi yaptı. Yine onunla birlikte kalktı, gitti. Sonra, bana senin buraya neden geldiğini anlatmayacak mısın, dedi. Ebu Zerr, eğer bana mutlaka doğruyu göstereceğine dair bir söz ve bir ant verecek olursan anlatırım, dedi. O da istediğini verdi. Ebu Zerr de ona durumu bildirdi. (Ali) dedi ki: O haktır, o Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir. Sabahı edince benim arkamdan gel. Ben senin için korkulacak bir şey görürsem su döker gibi duracağım. Yoluma devam ettiğim takdirde benim gireceğim yere sen de girene kadar arkamdan gel. O da bunu yaptı. Arkasından onu takip etmeye koyuldu. Nihayet (Ali) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna girdi. O da onunla birlikte girdi, bazı sözlerini dinledi ve hemen o yerde Müslüman oldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona dedi ki: Sen kavminin yanına geri dön ve onlara bildir. Benim emrim (durumum) sana gelinceye kadar (öylece kal.) (Ebu Zer') dedi ki: Nefsim elinde olana yemin ederim ki onların (Kureyş'in) arasında bunu yüksek sesle bağırıp söyleyeceğim. Dışarı çıktı ve mescide gitti. En yüksek sesiyle bağırdı: Şahadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve şüphesiz Muhammed Allah'ın Resulüdür. Hemen akabinde orada bulunanlar ayağa kalkıp canını acıtacak şekilde onu dövdüler. Abbas geldi, üzerine abanarak: Yazık size! Siz bunun Gıfar kabilesinden olduğunu bilmiyor musunuz? Sizin Şam'a giden ticaret yolunuzun üzerinde olduklarını bilmiyor musunuz, diyerek onu ellerinden kurtardı. Ertesi gün aynı şeyi yaptı, yine onu dövdüler, üzerine yürüdüler. el-Abbas da üzerine abandı (onu korudu)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Zerr el-Gıfari" Cundub b. Cunade b. Süfyan b. Ubeyde b. Haram b. Gıfar (el-Gıfari) "nin Müslüman olması" Gıfar Kinane oğullarındandır. "Ona dair soru sormaktan hoşlanmadı." Çünkü Nebiin kavminin onun yanına gitmek isteyenlere işkence ettiklerini yahut bizzat yanına gelmek isteyenler dolayısıyla Nebie işkence ettiklerini ya da onun işinin açığa çıkmasından hoşlanmadıkları için hakkında soru soranlara yol göstermediklerini veya onunla bir araya gelmeyi engellediklerini ya da onu bırakıp geri dönsün diye o soranı aldatmak istediklerini anlamıştı. "Ali b. Ebi Talib onu gördü." Bu, Ebu Zerr'in başından geçen bu olayın Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e Nebiliğin verilmesinden iki seneden daha fazla bir süre geçtikten sonra cereyan etmiş olduğunu göstermektedir. Öyle ki Ali bu zaman zarfında tek başına yabancılarla konuşabilecek ve onları misafir olarak ağarlayabilecek bir konuma gelmişti. Çünkü sahih kabul edilen görüşe göre nubuwet verildiği sırada Ali 10 yaşında idi. Bundan daha küçük olduğu da söylenmiştir. Bu haber ise yaşı ile ilgili sahih kabul edilen görüşü daha da pekiştirmektedir. "Kavminin yanına geri dön, onlara haber ver. Benim emrim sana gelinceye kadar..." Ebu Kuteybe'nin rivayetinde şöyle denilmektedir: "Bu durumu gizle ve kavminin yanına geri dönerek onlara haber ver. Bizim üstün geldiğimize (ya da durumumuzun açığa çıktığına) dair haber sana ulaşınca sen de geL" Abdullah b. es-Samit'in rivayetinde şöyle denilmektedir: "Benim önümde hurmalıkları olan bir yer bana gösterildi. Sen benden kavmine tebliği götürebilir misin? Belki Allah senin vasıtanla onlara fayda verir." Bundan sonra da kardeşi Uneys'in annesinin İslam'a giriş olayını zikretti, onların kavimleri Gıfar'a gittiklerini ve onların yarısının Müslüman olduklarını zikrettiği hadisi aktardı. "Andalsun bunu yüksek sesle" yani tevhid kelimesini bağırarak "söyleyeceğim." Maksat onun yüksek sesle bunu müşrikler arasında açıkça söyleyeceğidir. O Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in kendisine gizleme emrini vermesinin vücub ifade etmek üzere değil, kendisine şefkati sebebiyle söylediğini anlamış gibidir. Böylelikle ona kendisinin bu işe gücünün yettiğini anlatmış oldu. Bundan dolayı da Nebi sallallahu aleyhi ve sellem onun bu işi yapmasına itiraz etmemiştir. Bundan hakkı söyleyen kimseye eziyet (ve işkence) yapacağından korkulan kimselerin yanında hakkı söylemenin -susmak caiz olsa bile- caiz olduğu anlaşılmaktadır. Meselenin tahkiki sonucu, bu hususun hükmü durumun ve maksatların farklılığına göre farklı olacağıdır, buna göre ecrin kazanılıp kazanılmayacağıdır. "Sonra oradakiler kalktl." İbn Kuteybe rivayetinde: "Bu Sabiı (dininden dönen)in üzerine kalkınız (hücum ediniz), dediler." "Onlar da kalktılar." Müslüman olan kimseye SaM derlerdi. Çünkü bu kelime bir şeyden bir şeye intikal etmeyi anlatmak üzere kullanılan "saba, yesbu" fiilinden gelmektedir. "Canını acıtacak kadar onu dövdüler." Ebu Kuteybe rivayetinde: "Öleyim diye beni dövdüler." Yani beni öyle bir dövdüler ki, dövenler ondan dolayı ölseydim dahi buna aldırmazlardl. "Bunun üzerine beni bıraktılar" dövmekten vazgeçtiler. * * * Bu cümle Buhari'deki bu başlıkta bulunmamaktadır. Daha önce 3522 numara ile geçmiş bulunan Ebu Kuteybe rivayetinde yer almaktadır. (Fethu'l-Bari, VII, 214'deki dipnot). * * * "el-Abbas onun üzerine abandı." Ebu Kuteybe yoluyla gelen rivayette: "Bir önceki gün söylediği sözün aynışını tekrarladı" şeklindedir. Hadiste el-Abbas'ın güzel tutum sergilediği ne ve onun güzel kavrayışlı olduğuna delil olacak ifadeler bulunmaktadır. Çünkü o, kavminden onları korkutarak Ebu Zerr'i kurtarmak sonucuna ulaşmıştır. Zira onun kavmi ticaret yollarını keserek onları uzaklaştırabilirdi. Mekkelilerin ise geçimleri ticarete bağlı idi. Bundan dolayı hemen onu dövmekten vazgeçtiler. Yine hadiste Ebu Zerr'in erken dönemde Müslüman olduğuna delil bulunmaktadır. Fakat açıkça görüldüğü \,izere bu, Nebilikten uzun bir süre sonra olmuştur. Zira az önce kaydettiğimiz gibi Ali radıyall€ıhu anh'dan da söz edilmektedir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَمَّا كَذَّبَنِي قُرَيْشٌ قُمْتُ فِي الْحِجْرِ، فَجَلاَ اللَّهُ لِي بَيْتَ الْمَقْدِسِ، فَطَفِقْتُ أُخْبِرُهُمْ عَنْ آيَاتِهِ وَأَنَا أَنْظُرُ إِلَيْهِ ".
Cabir b. Abdullah r.a.'dan rivayete göre o Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Kureyş beni yalanlayınca ben de Hicr'de ayakta durdum. Allah bana Beytu'l-Makdis'i ayan beyan gösterdi. Ben de ona bakarak onun alametlerini onlara bildirmeye başladım." Bu Hadis 4710 numara ile gelecektir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsra hadisi ve yüce Allah'ın: "Kulunu geceleyin yürüten ... in şam münezzehtir" buyruğu ileride "esra" lafzı ile ilgili açıklamalar Subhan (İsra) suresinin tefsirinde yüce Allah'ın izniyle gelecektir. (4790 nolu hadis) İbn Dihye der ki: Buhari İsra gecesinin Mi'rac gecesinden farklı olduğu kanaatine meyyaldir. Çünkü o bunların her birisini ayrı bir başlıkta ele almıştır. Derim ki: Bunda ona göre bunların farklı olduğunu gösterecek bir delil yoktur. Aksine onun Namaz bölümünün baş tarafındaki sözleri her iki gecenin bir olduğu hususunda çok açıktır. Çünkü o: "İsra gecesinde namaz nasıl farz kılındı" diyebir başlık açmıştır. Namaz ise Mi'rac gecesinde farz kılınmıştır. O halde bu durum Buhari'ye göre bu iki gecenin bir olduğunun açık delilidir. Bunların her birisini ayrı bir başlıkta alış sebebine gelince, bu gecelerin her birinin -birlikte gerçekleşmiş olsalar dahi- bağımsız bir kıssa ihtiva etmesidir. Bu hususta varid olmuş haberlere göre de selef farklı kanaatlere sahiptir. Onlardan kimilerine göre İsra ile Mi'rac aynı gecede Nebi uyanıkken ve Nebilikten sonra ruh ve ceset ile birlikte gerçekleşmiştir. Muhaddislerin, fukahanın ve kelamcıların cumhuru bu görüşü benimsemiştir. Sahih haberlerin zahirieri de hep bu kanaat etrafında dönüp dolaşmaktadır. Bunu kabul edip, başka bir kanaate yönelmeye de gerek yoktur. Çünkü aklın bunu imkansız göreceği bir tarafı yoktur ki, ayrıca tevile ihtiyacı bulunsun. "Subhan"ın asıl anlamı tenzih içindir. Hayret ve şaşkınlık konumunda da kullanılır. Birincisine göre anlamı, yüce Allah' Resulünün yalancı olmasından münezzehtir. İkincisine göre de yüce Allah Resulüne ihsan ettiği nimetlerinden ötürü kulları hayrete düşmüştür. Emir anlamına gelme ihtimali de vardır. Kulunu yürüteni tesbih ediniz, demek olur. "Esra" ge'celeyin yürümek demek olan "es-sery"den gelmektedir. Beni yalanladıklarında" Ahmed ve Bezzar tarafından hasen bir senedie rivayet edilmiş, İbn Abbas yoluyla gelen hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah salla;lahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Geceleyin İsra'ya götürüldüğüm ve sabahı Mekke'de ettiğim sırada yanımdan Allah'ın düşmanı Ebu Cehil geçti ve bir şeyoldu mu, dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu gece ben Beytu'l-Makdis'e götürüldüm. Ebu Cehil: Sonra da sabahı aramızda ettin öyle mi? Allah Resulü: Evet diye buyurdu. Ebu Cehil sordu: Peki kavmini çağıracak olursam onlara bunları anlatır mısın? Allah Resulü: Evet deyince, Ebu Cehil: Ey Kab b. Lueyl oğulları dedi. Bütün meclisler dağılarak onların yanına geldiler. Ebu Cehil: Hadi bana anlattıklarını kavmine de anlat, dedi. O da onlara anlattı. Kimi alkışlıyor, kimi hayret ederek elini başının üstüne koyuyordu. Peki, bize mescidi anlatabilir misin, dediler ve hadisin geri kalan bölümlerini zikretti. Bu rivayetin dışındaki diğer rivayetlerde İsra gecesi gördüğü şeylere dair açıklamalar da yer almaktadır. Bunlardan birisi de Nesai'de yer alanYezid b. Ebi Malik'in Enes'ten şöyle dediğine dair rivayetidir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bana eşekten yüksek, katırdan alçak bir binek getirildi." Bu hadiste şu ifadeler de yer almaktadır: "Beraberimde Cibril olduğu halde (o hayvana) bindim ve yola koyuldum. İn ve namaz kıl dedi, ben de indim. Nerede namaz kıldığını biliyor musun, diye sordu. Sen Taybe denilen yerde namaz kıldın ve hicret edilecek yer burasıdır dedi." Yine bu rivayette dönüşü esnçısında yolda Kureyş'e ait bir kervana rastladığı, onlara selam verdiği, birilerinin: Bu Muhammed'in sesidir dediği de zikredilmektedir: Bu hadiste ayrıca onun Kureyşe bunu haber verdiği ve kervanlarının filan gün geleceğini bildirdiği de zikredilmektedir: Kervan öğle vakti ve önlerinde niteliklerini belirttiği deve bulunduğu halde geldi. Yezid b. Ebi Malik'in rivayetinde şu fazlal.ı!51a.r da yer almaktadır: "Sonra Beytu'l-Makdis'e girdim. Benim için bütün nebiler biraraya geldi. Cibril beni öne geçirdi ve onlara imamlık yaptım." Abdurrahman b. Haşim b. Utbe'nin, Enes'ten naklettiği ve Beyhaki'nin Delailu'n-Nubuwe'de zikrettiği rivayette belirtildiğine göre; o yolun dışına çıkmış ve kendisini davet eden bir şeyin yanından geçmiş, Cibril ona yürü demiştir. Yine buradaki rivayete göre oldukça yaşlı bir kadının yanından geçmiş,\bu nedir diy sormuş, Cibril yürü demiştir. Bir topluluğun yanından geçmiş, onlar ona selam vermişler. Cibril ona: Onların selamını al, demiştir. Hadisin sonunda da ona şunları söylemektedir: Seni çağıran kişi İblis'tir. O yaşlı kadın dünyadır, selam veren kimseler İbrahim, Musa ve İsa'dır .. Taberani ve el-Bezzar tarafından rivayet edilen Ebu Hureyre'nin zikrettiği hadiste de şöyle denilmektedir: "Ekin eken ve biçen bir topluluğun yanından geçti. Ekinlerini biçtikçe eski haline dönüyordu. Cibril, bunlar mücahitlerdir dedi. Başları kayalarla yarılan bir topluluğun yanından da geçti. Başları yaralandıkça eski haline dönüveriyordu. Bunlar da başları ağırlaşarak namaza kalkmayanlardır, dedi. Avret yerleri üzerinde yamalar bulunan ve davarlar gibi etrafta yayılan bir topluluğun yanından geçti. Bunlar ise zekatı eda etmeyen kimselerdir, dedi. Çiğ ve kokuşmuş et yiyip buna karşılık pişmiş ve pek hoş eti bırakan bir topluluğun yanından geçti. Bunlar zinakarlardır, dedi. Bir demet ot topladığı halde onu taşıyamayıp, sonra onlara başkalarını da ekleyen bir adamın yanından geçti. Bu da yanındaki emaneti eksiksiz olarak geri vermediği hald başka emanet isteyen kimsedir, dedi. Dilleri ve dudakları (makaslarla) kesilen bir topluluğun yanından geçti. Bunlar kesildikçe eski hallerine geri dönüyordu. Bunlar fitne hatipleridir, dedi. Küçük bir delikten çıkan büyükçe bİr öküzün yanından geçti. Geri dönmek istiyor fakat buna gücü yetmiyordu. Bu bir söz söyleyip sonra söylediğine pişman olan, söylediği sözü geri almak istediği halde buna gücü yetmeyen kimsedir, dedL" "Yüce Allah bana Beytu'l-Makdis'i ayan beyan gösterdi." Denildiğine göre bunun anlamı şudur: Benimle onun arasındaki perdeleri açtı ve nihayet ben de onu gördüm. Şeyh Ebu Muhammed b. Ebi Hamza der ki: Göklere yükselmekten (Mi'racdan) önce Beytu'l-Makdis'e İsra'daki hikmet, hakkı söndürmek isteyen kimselere karşı hakkı açıkça ortaya koymak isteğidir. Çünkü Mekke'den semaya yükselip, mi'raca çıkmış olsaydı düşmanlara karşı gerekli beyan ve açıklamaya imkanı olmazdı. O kendisinin geceleyin Beytu'l-Makdis'e götürüldüğünü söyleyince ondan Beytu'l-Makdis ile ilgili daha önce _kendilerinin görmüş oldukları bir takım tanım ve cüz'i bazı hususlara dair sorular sordular. Ayrıca onun bundan önce bu sordukları şeyleri görmemiş olduğunu da biliyorlardı. Kendisi onlara sorduklarını haber verince böylelikle bir gece içerisinde, geceleyin Beytu'l-Makdis'e gittiğine dair söylediklerinde doğruluğunun muhakkak olduğu ortaya çıkmış oldu. Bu hususta onun verdiği haber doğru olduğuna göre, sözünü ettiği diğer hususlarda da onu tasdik etmek gerekir. Böylelikle bu, mu'minin imanını daha da arttırdı, inkarcı ve inatçının bedbahtlığının daha da artmasına sebep oldu. (Özetle)
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَقْبَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمَدِينَةِ وَهْوَ مُرْدِفٌ أَبَا بَكْرٍ، وَأَبُو بَكْرٍ شَيْخٌ يُعْرَفُ، وَنَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَابٌّ لاَ يُعْرَفُ، قَالَ فَيَلْقَى الرَّجُلُ أَبَا بَكْرٍ فَيَقُولُ يَا أَبَا بَكْرٍ، مَنْ هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْكَ فَيَقُولُ هَذَا الرَّجُلُ يَهْدِينِي السَّبِيلَ. قَالَ فَيَحْسِبُ الْحَاسِبُ أَنَّهُ إِنَّمَا يَعْنِي الطَّرِيقَ، وَإِنَّمَا يَعْنِي سَبِيلَ الْخَيْرِ، فَالْتَفَتَ أَبُو بَكْرٍ، فَإِذَا هُوَ بِفَارِسٍ قَدْ لَحِقَهُمْ، فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، هَذَا فَارِسٌ قَدْ لَحِقَ بِنَا. فَالْتَفَتَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اللَّهُمَّ اصْرَعْهُ ". فَصَرَعَهُ الْفَرَسُ، ثُمَّ قَامَتْ تُحَمْحِمُ فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ مُرْنِي بِمَا شِئْتَ. قَالَ " فَقِفْ مَكَانَكَ، لاَ تَتْرُكَنَّ أَحَدًا يَلْحَقُ بِنَا ". قَالَ فَكَانَ أَوَّلَ النَّهَارِ جَاهِدًا عَلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَكَانَ آخِرَ النَّهَارِ مَسْلَحَةً لَهُ، فَنَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَانِبَ الْحَرَّةِ، ثُمَّ بَعَثَ إِلَى الأَنْصَارِ، فَجَاءُوا إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمُوا عَلَيْهِمَا، وَقَالُوا ارْكَبَا آمِنَيْنِ مُطَاعَيْنِ. فَرَكِبَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ، وَحَفُّوا دُونَهُمَا بِالسِّلاَحِ، فَقِيلَ فِي الْمَدِينَةِ جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ، جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَأَشْرَفُوا يَنْظُرُونَ وَيَقُولُونَ جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ، جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ. فَأَقْبَلَ يَسِيرُ حَتَّى نَزَلَ جَانِبَ دَارِ أَبِي أَيُّوبَ، فَإِنَّهُ لَيُحَدِّثُ أَهْلَهُ، إِذْ سَمِعَ بِهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ وَهْوَ فِي نَخْلٍ لأَهْلِهِ يَخْتَرِفُ لَهُمْ، فَعَجِلَ أَنْ يَضَعَ الَّذِي يَخْتَرِفُ لَهُمْ فِيهَا، فَجَاءَ وَهْىَ مَعَهُ، فَسَمِعَ مِنْ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ رَجَعَ إِلَى أَهْلِهِ، فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَىُّ بُيُوتِ أَهْلِنَا أَقْرَبُ ". فَقَالَ أَبُو أَيُّوبَ أَنَا يَا نَبِيَّ اللَّهِ، هَذِهِ دَارِي، وَهَذَا بَابِي. قَالَ " فَانْطَلِقْ فَهَيِّئْ لَنَا مَقِيلاً ". قَالَ قُومَا عَلَى بَرَكَةِ اللَّهِ. فَلَمَّا جَاءَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنَّكَ جِئْتَ بِحَقٍّ، وَقَدْ عَلِمَتْ يَهُودُ أَنِّي سَيِّدُهُمْ وَابْنُ سَيِّدِهِمْ، وَأَعْلَمُهُمْ وَابْنُ أَعْلَمِهِمْ، فَادْعُهُمْ فَاسْأَلْهُمْ عَنِّي قَبْلَ أَنْ يَعْلَمُوا أَنِّي قَدْ أَسْلَمْتُ، فَإِنَّهُمْ إِنْ يَعْلَمُوا أَنِّي قَدْ أَسْلَمْتُ قَالُوا فِيَّ مَا لَيْسَ فِيَّ. فَأَرْسَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلُوا فَدَخَلُوا عَلَيْهِ. فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا مَعْشَرَ الْيَهُودِ، وَيْلَكُمُ اتَّقُوا اللَّهَ، فَوَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ إِنَّكُمْ لَتَعْلَمُونَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ حَقًّا، وَأَنِّي جِئْتُكُمْ بِحَقٍّ فَأَسْلِمُوا ". قَالُوا مَا نَعْلَمُهُ. قَالُوا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ. قَالَ " فَأَىُّ رَجُلٍ فِيكُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ ". قَالُوا ذَاكَ سَيِّدُنَا وَابْنُ سَيِّدِنَا، وَأَعْلَمُنَا وَابْنُ أَعْلَمِنَا. قَالَ " أَفَرَأَيْتُمْ إِنْ أَسْلَمَ ". قَالُوا حَاشَا لِلَّهِ، مَا كَانَ لِيُسْلِمَ. قَالَ " أَفَرَأَيْتُمْ إِنْ أَسْلَمَ ". قَالُوا حَاشَا لِلَّهِ، مَا كَانَ لِيُسْلِمَ. قَالَ " يَا ابْنَ سَلاَمٍ، اخْرُجْ عَلَيْهِمْ ". فَخَرَجَ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الْيَهُودِ، اتَّقُوا اللَّهَ، فَوَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ إِنَّكُمْ لَتَعْلَمُونَ أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنَّهُ جَاءَ بِحَقٍّ. فَقَالُوا كَذَبْتَ. فَأَخْرَجَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Enes b. Malik r.a. dedi ki: "Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem Medine'ye Ebu Bekir'i terkisine bindirmiş olarak geldi. Ebu Bekir, (görünüşte) yaşlı ve tanınan birisi olduğu halde, Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise genç ve kimse tarafından tanınmayan birisi idi. Herhangi bir adam Ebu Bekir ile karşılaşır ve: Ey Ebu Bekir, şu önündeki adam kimdir, diye sorardı. O da: Bu adam bana doğru yolu gösteriyor, diye cevap verirdi. (Enes) dedi ki: Kişi, Ebu Bekir'in bu sözleriyle yolu kastettiğini zannediyordu. Oysa onun kastettiği hayır yolu idi. Ebu Bekir dönüp baktığında arkalarından kendilerine yetişen bir adam görüverdi. Ey Allah'ın Resulü, işte bir atlı bize yetişti, dedi. Allah'ın Nebii ona doğru dönerek: Allah'ım, onu yere yık, diye dua etti. At onu yere düşürdü. Sonra da kalkıp homurdanmaya başladı. Ey Allah'ın Nebii, bana dilediğin emri ver, dedi. Yerinde dur ve kimsenin bize yetişmesine imkan verme, diye buyurdu. (Enes) dedi ki: Günün başlangıcında Allah'ın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e karşı mücadele veren birisi iken, günün sonunda onun lehine silah taşıyan birisi oldu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem el-Harre'nin yanına konakladı. Daha sonra Ensara haber gönderdi. Onlar da Allah'ın Nebii ile Ebu Bekir'in yanına geldiler. Her ikisine de selam vererek: Güvenlik içerisinde ve itaat edilenler olarak bininiz, dediler. Allah'ın Nebii ile Ebu Bekir bindi ve her ikisinin de etrafını silahlarıyla kuşattılar. Medine'de, Allah'ın Nebii geldi, Allah'ın Nebii geldi, diye sesleniidi. Onlar da çıkıp seyretmeye ve Allah'ın Nebii demeye koyuldular. Nebi geldi ve nihayet Ebu Eyyub'un evinin yakınında konakladı. O (Nebi) aile halkıyla konuşurken, Abdullah b. Selam da ailesine ait bir hurma bağında onlar için hurma toplamakta iken onun geldiğini işitti. Elini çabuk tutarak onlar için topladıklarını orada koymaya çalıştı. Fakat topladığı hurmalar(ı bir yere koyamadan) beraberinde olduğu halde geldi. Allah'ın Nebiinden söylediği sözleri dinledikten sonra aile halkının yanına geri döndü. Allah'ın Nebii Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bizim akrabalarımızın hangisinin evi daha yakındır diye sordu. Ebu Eyyub: Benim ey Allah'ın Nebii! İşte şu evim, şu da benim kapım dedi. Allah Resulü: O halde kalk git de öğle vakti dinlenelim diye bizim için bir hazırlık yap dedi. Ebu Eyyub: O halde Allah'ın bereketi üzere kalkınız dedi. Allah'ın Nebii sallallahu aleyhi ve selle m gelince Abdullah b. Selam da gelip: Şahadet ederim ki sen Allah'ın Resulüsün ve şüphesiz sen hak ile geldin. Yahudiler de biliyor ki ben onların efendisiyim, efendilerinin oğluyum. Onların en bilgilisiyim, onların en bilgilisinin oğluyum. Onları çağır ve benim Müslüman olduğumu bilmeden önce benim hakkımda onlara soru sor. Çünkü onlar benim Müslüman olduğumu bilecek olurlarsa bende olmayan şeyleri hakkımda söylerler, dedi. Bunun üzerine Allah'ın Nebii (Yahudilere) haber gönderdi. Onlar da gelip huzuruna girdiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara: Ey Yahudiler toP-o luluğu! Veyl olsun sizlere! Allah'a karşı takvalı olunuz. Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah adına yemin ederim ki şüphesiz sizler benim hak olarak Allah'ın Resulü olduğumu ve benim hakkı getirdiğimi biliyorsunuz. Haydi Müslüman olunuz, dedi. Onlar: Biz bunu bilmiyoruz dediler. Evet, Nebi sallaW\hu aleyhi ve sellern'e böyle dediler. b da bu sözlerini üç defa tekrarladı. Aranızda Abdullah b. Selam nasıl bir adamdır dedi. Onlar: O bizim efendimizdir, efendimizin oğludur, en alimimizdir, en alimimizin oğludur, dediler. Allah Resulü: Müslüman olmasına ne dersiniz diye sordu. Onlar: Asla, Allah için o, Müslüman olacak birisi değildir. Yine sordu: Müslüman olursa ne dersiniz? Yine onlar: Asla, Allah körusun, o Müslüman olacak birisi değildir. Yine: Ya Müslüman olursa ne dersiniz diye sordu. Onlar: Asla, Allah için o Müslüman olacak değildir, dediler. Allah Resulü: Ey İbn Selam onların yanına çık, diye buyurdu, o da çıktı ve şunları söyledi: Ey Yahudiler, Allah'a karşı takvalı olunuz. Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki şüphesiz sizler onun Allah'ın Resulü olduğunu ve onun hakkı getirdiğini biliyorsunuz. Yahudiler: Yalan söylüyorsun dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları dışarı çıkardı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ebu Bekir (görünüşte) yaşlı idL" Saçlarının ağarmış olduğunu kastetmektedir. "Tanınıyordu" çünkü o ticaret için yaptığı yolculuklarında Medinelilere uğrayıp gidiyordu. Oysa her iki hususta da Nebi sallallahu aleyhi ve sellern'in durumu ondan farklı idi. Uzun bir süreden beri Mekkelden dışarıya yolculuk yapmamıştı. Saçları da ağarmamıştı. Yoksa hakikatte Nebi sallallahu aleyhi ve sellern Ebu Bekir'den yaşça daha büyüktür. "Allah'ın Nebii ise gençti ve tanınmıyordu." Ebu Bekir r.a. ile ilgili olarak Müslim'in Sahihlinde Muaviye'den sabit olan rivayete göre 63 yıl yaşamıştır. Nebi sallallahu aleyhi ve sellerniden sonra ise iki yıl ve birkaç ay yaşamıştır. O halde Ebu Bekir'in yaşı ile ilgili olarak sahih kabul edilen görüşe göre onun Nebi sallallahu aleyhi ve sellerniden iki yaştan daha fazla bir süre küçük olması gerekir. "Bana yol gösteriyor" ifadesi ile ilgili olarak bunun sebebini İbn Sa'd zikretmiş olduğu bir rivayetinde şöylece açıklamaktadır: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellern Ebu Bekir'e: İnsanların dikkatini benden başka tarafa çek, demişti. Bundan dolayı ona: Sen kimsin diye sorulduğunda, ben bir ihtiyacın peşindeyim derdi. Bu beraberindeki kim diye sorulunca da, bu bana yolu gösteren bir rehberdir, derdi." Bununla dinde doğru yolu, hidayeti kastediyordu. Ona soru soran kişi ise onu kılavuz ve yol gösterici zannediyordu. "Öğle vakti dinlenelim diye hazırlık yap." Yani öğlenleyin dinleneceğimiz (kayllile yapacağımız) bir yer hazırla bize