Sahîh-i Buhârî · 4711
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، أَخْبَرَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا نَقُولُ لِلْحَىِّ إِذَا كَثُرُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَمِرَ بَنُو فُلاَنٍ. حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ وَقَالَ أَمِرَ.
Abdullah'ın şöyle söyledjği rivayet edilmiştir: Cahiliyye döneminde çoğalan bir kabile için أمر بنو فلان emira beni fülan (Falanoğulları çoğaldı,) derdik. [İmam Buhari şöyle demiştir:l Bize Humeydı tahdis etti. O da şöyle dedi: Süfyan bize tahdis etti ve bu fiili ;i!emera şeklinde okudu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu ayet hakkında İmam Buhari, Abdullah İbn Mes'ud'un "Cahiliye döneminde çoğalan bir kabile için ..........emira benli fül21n (Falanoğulları çoğaldı,) derdik," sözünü aktardı.' Ardından başka bir hocası aracılığı ile bir başka deyişle senedi ile birlikte Süfyan'ın ;i!emera şeklinde okuduğunu aktardı. Bu rivayetlerden ilkine göre bu fiil, mim harfinin kesresi; ikincisine göre ise fethası ile okunur. Her ikisi de birer lehçedir. Çoğunluk bu [ayette geçen bu] fiili mim harfinin fethası ile okur. Ebu Ca'fer, İbn Abbas'ın bu kelimeyi mim harfinin kesresi ile okuduğunu nakletmiştir. Ebu Zeyd bunu bir lehçe olarak tespit etmiştir. Ferra ise bunu reddetmiştir. Ebu Osman en-NehdI bu fiili birinci rivayetteki gibi okudu. Ancak mim harfini şeddelemiştir. Bu okuyuşa göre fiil, "hakim kılmak" anlamına gelir. İmam Taberi, Ali İbn Ebi Talha kanalıyla ? .......emerna mütraflha ifadesi hakkında İbn Abbas'a isnad ettiği "kötü kimseferini hakim kılarız" açıklamasını buna delil olarak getirmiştir. Ardından da Ebu Osman, Ebu'ı-Aliye ve Mücahid'in bu ayeti şeddeli olarak okuduklarına dair bilgileri vermiştir. Bu fiilin şeddeli olarak okunmasının ta'diye fiilin geçişli hale getirilmesi için olduğu da söylenmiştir. Zira bu fiilin aslı .......emarna (çoğaldık) şeklinde şe ddesizdir. Nitekim bu sahih rivayette de bu anlamı ifade etmektedir. Ahmed İbn Hanbel'in tahriç ettiği şu hadiste de kelimenin bu manada bir kullanımı mevcuttur: ...........(Malın en hayırlısı, çok doğuran yaşı küçük attır). أمر بنو فلان Emira benli fülan dendiği zaman "falanoğulları çoğaldı,"......... emmerahumullah dendiği zaman ise "Allah onları çoğalttı," .............emeru dendiğinde ise "çoğaldılar" manası anlaşılır. Nitekim bu şerhin başlarında Heraklius'un olayınd,an bah,sedilirken Ebu Süfyan'ın ona [Hz. Nebi'i kastederek] .......... lekad emera emru İbn Ebi Keşbe dediği geçmişti. Burada ;i! emeridiili,'''büyüdü'', "ilerledi" anlamında kullanılmıştır. İmam Taberi çoğunluğun kıraatini tercih etmiştir. Ayeti yorumlarken de, ayetin zahirine hamledilmesini tercih etmiş ve şöyle demiştir: "Ayetin anlamı şu şekildedir: Biz o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşıarına (iyilikleri) emrederiz. Buna rağmen onlar isyan ederler." Ardından bu görüşü İbn Abbas ve Said İbn Cübeyr'e dayandırmıştır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ مَرَرْتُ عَلَى أَبِي ذَرٍّ بِالرَّبَذَةِ فَقُلْتُ مَا أَنْزَلَكَ بِهَذِهِ الأَرْضِ قَالَ كُنَّا بِالشَّأْمِ فَقَرَأْتُ {وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ} قَالَ مُعَاوِيَةُ مَا هَذِهِ فِينَا، مَا هَذِهِ إِلاَّ فِي أَهْلِ الْكِتَابِ. قَالَ قُلْتُ إِنَّهَا لَفِينَا وَفِيهِمْ.
Zeyd İbn Vehb'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rebeze'de bulunan Ebu Zerr'in yanına gittim. Ona kendisini bu yere neyin getirdiğini sordum. O da şu cevabı verdi: Biz Şam'da idik. Ben "Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!" ayetini okudum. Muaviye: "Bu ayet bizim hakkımızda inmedi. Bu ayet sadece ehl-i kitab hakkında geçerlidir," dedi. Ben de; "Hem bizim için, hem de onlar için geçerlidir," diye karşılık verdim. Fethu'l-Bari Açıklaması: Çoğunluk bu ayette geçen .....eymane lehüm ifadesiı:i hemzenin fethası ile "onların sözleri/yeminleri yoktur, anlamına gelen .....eymane lehüm şeklinde okumuştur. Hasan-ı Basri'nin bu ifadeyi hemzenin kesrası ile okuduğu nakledilmiştir. Ancak bu kıraat şazdır. İmam Taberi, Ammar İbn Yasir ve daha başka sahabilerin .....innehum la eymane lehüm ayetini "onların sözleri/yeminleri yoktur," şeklinde tefsir ettiklerini nakletmiştir. Bu da, çoğunluğun kıraatini desteklemektedir. İmam Taberi Dahhak'ın ......eimmete'l-küfr (küfrün önderleri) ifadesini Mekke halkının müşrik liderleri olarak tefsir ettiğini nakletmiştir. "Küfrün önderlerine karşı savaşınf" ayetinde kastedilen ve yaşayan üç kişiden birinin ismi Ebu Bişr'in Mücahid'den naklettiği rivayette Ebu Süfyan İbn Harb olarak belirtilmiştir. Ma'mer'in Katade'den naklettiği rivayette ise küfrün önderlerinin isimleri şu şekilde verilmiştir: Ebu Cehil İbn Hişam, Utbe İbn Rabia, Ebu Süfyan, Süheyl İbn Amr. Ancak bu rivayet eleştirilmiştir. Çünkü Ebu Cehil ve Utbe Bedir savaşında öldürülmüşlerdi. Ayetin kimin hakkında indiğini açıklamak, ancak o şahısların hayatta olması ile mümkündür. Sonuç olarak bu ayetin Ebu Süfyan ve Süheyl İbn Amr hakkında indiği doğrudur. Bu kişiler de daha sonra Müslüman olmuştur. Huzeyfe'nin "Onlar fasıklardır," ifadesi, evlere girip hırsızlık yapan kimselerin kafir ve münafık olmadıkları anlamına gelir
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ دَبَّرَ مَمْلُوكًا لَهُ، وَلَمْ يَكُنْ لَهُ مَالٌ غَيْرُهُ فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَنْ يَشْتَرِيهِ مِنِّي ". فَاشْتَرَاهُ نُعَيْمُ بْنُ النَّحَّامِ بِثَمَانِمِائَةِ دِرْهَمٍ، فَسَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ عَبْدًا قِبْطِيًّا مَاتَ عَامَ أَوَّلَ.
Cabir'in nakline göre Ensardan birisi kölesini müdebber yaptı. Ancak kendisinin ondan başka hiçbir malı yoktu. Bu durum Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kulağına gidince "Bunu benden kim satın almak ister?" diye sordu. Bunun üzerine Nuaym b. en-Nahham onu 800 dirheme satın aldı. Hadisi Cabir'den rivayet eden Amr, şöyle demiştir: Ben Cabir b. Abdullah'ın o köle için "Kıpt! bir köleydi. İbnü'z-ZUbeyr'in hilafetinin ilk yılında vefat etti" dediğini işittim. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında müdebberin azad edilmesi hadisine yer vermiştir. Sözkonusu hadisin geniş bir açıklaması, bu konudaki ihtilaflar ve müdebberin satışının sahih olduğu görüşünde olan bilginlerin delil olarak bu hadise dayanmaları, ltk bölümünde daha önce geçmişti. Burada aynı hadise yer verilmesi, müdebberin kefarette aza d edilmesinin sahih olmasıdır. Çünkü müdebberin satışının sahih oluşu, üzerindeki mülkiyet bağının bir uzantısıdır. Dolayısıyla onu hürriyetine kavuşturmak da sahih olmuştur. Ümmü'l-veled ise cinayet, hudCid ve efendisinin kendisinden yararlanması örneğinde olduğu gibi ahkamın çoğunda köle hükmündedir.' Bir çok alim, ümmü'l-veledin satışının caiz olduğu kanaatine varmıştır, Fakat bu konudaki hüküm sözkonusu satışın sahih olmadığı şeklinde yerleşmiştir. Bilginler ümmü'l-veled'in azad edilmesinin caiz olduğu noktasında görüş birliği etmişlerdir. Dolayısıyla kefarette ümmü'l-veled'i azad etmek caizdir. Mükatebi hürriyetine kavuşturma konusunagelince, İmam Malik, Şafii ve Sevri bunun caiz olduğunu söylemişlerdir. İbnü'l-münzir'in nakli de bu yöndedir. İmam Malik'ten nakledilen bir görüşe göre kefarette mükatebiazad etmek caiz değildir. Rey taraftarı olan bilginler ise şöyle demişlerdir: Mükateb anlaşması yapan köle, anlaşma miktarının bir kısmını ödemişse kefaret için azad edilemez. Çünkü bu takdirde kefaret veren, kölenin sadece bir kısmını hürriyetine kavuşturmuş olmaktadır. Evzai ve Leys'in kanaati de bu yöndedir. Ahmed b. Hanbel ve İshak ise "mükateb bedelinin üçte bir ve daha fazlasını pdemişse kefaret olarak azad edilemez" demişlerdir. Tavus'un müdebber ve ümmü'l-veled'in kefaretteazad edilebileceği yolundaki görüşlerine gelince, selef bilginleri bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Müdebberin azad edilebileceği no.ktasında Hasan-ı Basri, Tavus'a katılırken, İbrahim en-Nehai, ümmü'l-veled konusunda ona katılmıştır. Zühri ve Şa'bi ise her iki konuda Tavus'a muhalefet etmişlerdir. İmam Malik ve Evzai şöyle demiştir: Kefarette müdebber, ümmü'l-veled'i azad etmek yeterli olmadığı gibi, özgürlüğüne kavuşturulması bir şeyin gerçekleşmesine bağlanmış olan da yeterli değildir. KMelilerin görüşü de bu yöndedir. İmam Şafii ise kefaret için müdebberin özgürlüğüne kavuşturulmasının yeterli olduğu kanaatindedir
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، كَانَتَا تَخْرِزَانِ فِي بَيْتٍ ـ أَوْ فِي الْحُجْرَةِ ـ فَخَرَجَتْ إِحْدَاهُمَا وَقَدْ أُنْفِذَ بِإِشْفًى فِي كَفِّهَا، فَادَّعَتْ عَلَى الأُخْرَى، فَرُفِعَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ يُعْطَى النَّاسُ بِدَعْوَاهُمْ لَذَهَبَ دِمَاءُ قَوْمٍ وَأَمْوَالُهُمْ ". ذَكِّرُوهَا بِاللَّهِ وَاقْرَءُوا عَلَيْهَا {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ}. فَذَكَّرُوهَا فَاعْتَرَفَتْ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْيَمِينُ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ ".
İbn Ebı Müleyke'nin anlattığına göre iki kadın bir evde veya bir odada deri dikiyorlardı. Bir gün içlerinden biri eline biz saplanmış şekilde dışarı çıktı. Bizi eline arkadaşının batırdığını iddia etti. Mesele [çözümlemesi için] İbn Abbas'a götürüldü. İbn Abbas olayı kendisine anlatanlara Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: Eğer iddialarına bakılarak insanlara istedikleri verilseydi, toplumun ne can güvenliği, ne de mal güvenliği kalırdı. Sonra onlardan kadına Allah'ı hatırlatmalarını ve ona "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetini okumalarını istedi. Onlar da gidip kadına bunu hatırlattılar. Kadın hatasını kabul etti. Bunun üzerine İbn Abbas Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu nakletti: Yemin davalıya düşer. Fethu'l-Bari Açıklaması: لا خلاق لهم 'illa halaka lehum." Ebu Ubeyde bu ifadeyi "Onların hayırdan hiç nasipleri yoktur," şeklinde tefsır etmiştir. "Ayetin sonunda bulunan Hhllmün sözcüğü elem kökünden türetilmiş olup "acı veren, can yakan anlamına gelir." Burada if'al babından ism-i iail manasında kullanılmıştır." İmam Buharı bu bilgilerden sonra İbn Mes'ud'dan nakledilen hadisi aktardı. Bu hadisin içinde Eş'aslın da sözü bulunmaktadır. O "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetinin bir kuyu hakkında hasmı ile mahkemeleşmesi üzerine kendisi hakkında indiğini söylemiştir. Abdullah İbn Ebı Evfa'dan nakledilen hadis ise bu ayetin pazara mal çıkaran ve malına verilmediği halde yüksek bir fiyat verildiğini söyleyerek Müslümanları aldatmaya çalışan bir adam hakkında indiğini bildirmektedir. Bu iki rivayetin uzlaştırılması "Kitabu'ş-şehadat"ta geçmişti. Doğrusu bu iki rivayet arasında bir çelişki yoktur. Bu ayet iki sebebe binaen inmiştir. Ayrıca ayetin lafzı bu sebeplerden daha genel bir mana taşımaktadır. "İki kadın bir evde veya bir odada deri dikiyorlard!." Bu kadınların isimleri "Kitabu'l-eyman ve'n-nüzur"da hadisin şerh i ile birlikte açıklanacaktır. İmam Buharı söz konusu hadise, İbn Abbas'ın kendisine gelenlerden, şikayetçi kadına "Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenlere gelince, işte bunların ahirette bir payı yoktur," ayetini okumalarını istediği için bu başlık altında yer vermiştir. Çünkü bu ifadede ayetin sebebinin hususiliği ile değil de, genel anlamı ile amel etmeye bir işaret vardır. Yine buna göre, yemin etmesi gereken insanlara bu ayet ile nasihatte bulunulur
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبِي وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اثْنَتَانِ فِي النَّاسِ هُمَا بِهِمْ كُفْرٌ الطَّعْنُ فِي النَّسَبِ وَالنِّيَاحَةُ عَلَى الْمَيِّتِ " .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti, bize Ebu Muaviye tahdis etti (H) Bize -lafız kendisinin olmak üzere- İbn Numeyr de tahdis edip dedi ki: Bize babam ve Muhammed (2/3a) b. Ubeyd tahdis etti. Hepsi A'meş'den, o Ebu Salih'ten, o Ebu Hureyre'den şöyle dediğini nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İnsanlarda iki haslet vardır ki bunlar onlarda küfürdür: Nesebe dil uzatmak ve ölü için ağıt yakmak. " Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 12458 NEVEVİ ŞERHİ: Nebi {Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "İnsanlarda iki haslet vardır ki. .. ağıt yakmak" buyruğu hakkında çeşitli görüşler vardır. En sahih olanlarına göre anlamı bu iki hasletin kafirlerin işleri ve cahiliye dönemi ahlakından olduklarıdır. İkinci görüşe göre bu, sonuçta küfre kadar götürür, üçüncüsüne göre bu, nimet ve ihsanın küfrü (küfran-ı nimetlnankörlük) demektir. Dördüncüsü bu (kafir olma hükmü) bu işi helal kabul eden kişi hakkındadır. Hadiste nesebe dil uzatmanın ve ölü için feryat edip ağıt yakmanın haramlığının büyüklüğüne dikkat çekilmektedir. Bu iki hasletin her birisi hakkında bilinen naslar da gelmiş bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. A.DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Nesebe diî uzatmak, bir kimsenin babasından başkasına intisâb etmesi veya meşru surette doğduğunu şüpheye düşürecek şekilde konuşmasıdır. Niyâha: ölen bir kimsenin iyiliklerini sayarak feryatla ağlamaktır. Bu iki şeyin küfür sayılması dahi yukarıda görüldüğü gibi muhtelif şekillerde te'vil edilmiştir. Ezcümle: 1- Bazılarına göre buradaki küfürden murad, bu iki şeyin küffarın amellerinden ve cahiliyyet devri adetlerinden olmalarıdır. Nitekim Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlar kendisine beyat ederken ölüye feryad edip ağlamayacaklarına dair onlardan söz almış: «Ölenin arkasından yanaklarına vuran, ceplerini yırtan ve cahiliyet da'vasında bulunan bizden değildir.» buyurmuştur. Bu hususta onbeş sahâbiden hadis rivayet edilmiştir. Aynî (Rahimehullah) «Umdetü'l-Kaari» adlı Buhârî şerhinde bu zevatın isimlerini ve rivayet ettikleri hadisleri sıralamıştır. Biz, «et-Tavzih» sahibinin yaptığı gibi yalnız isimlerini saymakla iktifa edeceğiz. Bu zevat: 1- İbni Mes'ud, 2- Ebu Musâ el-Eş'ari, 3- Ma'kıl b. Mukarrin, 4- Ebu Mâlik el-Eş'ari, 5- Ebu Hureyre, 6- İbni Abbâs, 7- Muaviye, 8- Ebu Said-i Hudrî, 9- Ebu Ümâme, ,10- Alî b. Ebî Tâlib, 11- Câbir, 12- Kays b. Âsim, 13- Cünâdetü'bnü Mâlik, 14- Üraraü, Atiyye, 15- Ümmü Seleme (r.anhum) hazeratıdır. İslâmiyet istihza, gıybet ve kazif yani, namuslu kadınlara zina iftirası gibi şeyleri de yasak etti. Çünkü bunlar da cahiliyet devri amellerindendir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Allah sizden cahiliyet kibrini, soy sop ile öğünmeyi kaldırmıştır.» buyurmuştur. Burada küfürden murad: Küfre müeddi olmaktır. Murad: Küfran-ı ni'mettir. Küfür kelimesi hakikî ma'nasında kullanılmıştır. Ancak bu hüküm ta'n ile niyâhayı helâl i'tikad edenlere mahsustur. Hadis-i şerif nesebe ta'n ile niyahanın haram olduğunu ağır bir lisanla ifâde ediyor
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ بِمِثْلِهِ .
{….} Bize Ebu Bekir b. Ebî Şeybe ile İshâk b, İbrahlm rivayet ettiler. Ebu Bekir (Bize rivayet etti) tâbirini kullandı. İshâk ise: Bize Veki, Ali b. Mübârek'den, o da Yahya b. Ebî Kesîr'den naklen bu isnâdda, bu hadîsin mislini haber verdi; dedi. İzah Bu hadîsi Buhar! «Mevâkîtü's - Salât» ile «Salâtül-Havf» bahislerinde; Tirmizi ile Nesâî de «Kitâbu's-Salât» da tahric etmişlerdir. Aynînin beyânına göre, Hz. Ömerin küffâr'a sövmesi hendek kazmakla meşgul olurken, ikindi namazını geciktirdikleri, buna da küffâr sebeb oldukları içindir. «Kâde» fi'linin ma'nâsı hakkında, ulemâ muhtelif mutâlealar beyân etmişlerdir. Aynî bu nmtâleaları sadra şifâ görmeyerek mes'eleyi şöyle tahkik ve hulâsa etmişdir: «Kâde fiilinin üzerine nefiy edatı girerse, ifâde edeceği ma'nâ hususunda üç mezheb vardır. 1) Kâde, diğer fiiller gibi başında nefiy edatı bulunmadan kullanlırsa isbât ma'nâsı ifâde eder. Başında nefiy edatı bulunursa ma'nâsı da menfî olur. Çünkü «Zeyd az daha kalkıyordu.» cümlesinin ma'nâsı, kalkmayı değil, onun yakın olduğunu anlatmakdır. 2) Kâde fiilinin başında nefiy edatı bulunursa isbât ma'nâsı ifâde eder. 3) Kâde'nin başında nefiy edatı bulunduğu zaman fiilin mâzî veya müstakbel olması nazar-ı dikkate alınır. Eğer mâzî ise isbat ma'nâsı ifade eder. Müstakbel olarak kullanılmışsa sâir fiiller hükmündedir. Aynî bu ciheti hülâsa ettikten sonra şu hükme varıyor: «Bu üç kavlin içersinde esah olan, birincisidir. îbni Hâcib bunu nassaiı bildirmişdir. Mes'ele böylece anlaşıldıkdan sonra şunu da bilmeli ki burada Kâde'nin başında nefiy edatı vardır. Binâenaleyh ma'nâsı, nefiy yâni namazın yakınlığını nefiy olmuşdur. Namazın yakınlığı nefiy edilince, namazın nefiy edileceği evleviyyet tarîki ile sabit olur...» Aynî 'nin bu izahından anlaşılıyor ki, Hz. Ömer güneş kavuşuncaya kadar ikindiyi kılamamış; onu kazaya bırakmışdır. Ulemâdan bâzıları buradaki Kâde fi'linden Hz. Ömer'in güneş kavuşmaya yakın ikindiyi kıldığı ma'nâsını anlamışlardır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yemin ederek: «Vallahi onu ben de kılmadım» buyurması, Ömer (Radiyallahû anh) ikindiyi kazaya bırakmıştır diyenlerin sözünü te'yîd eder. Çünkü bununla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) son derece üzgün bulunan Hz. Ömer'in gönlünü almak istemişdi. «Buthân», Medine'de bir vadidir. Bu kelimeyi «Batıhân» şeklinde okuyanlar da olmuşdur. Hattâ lisan uleması Buthân okunmasını caiz görmemişlerdir. Hz. Ömer'in: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ikindiyi güneş battıkdan sonra kıldı; arkasından da akşam namazını kıldı.» sözünün zahiri, bu namazları cemaatla kıldığını göstermektedir
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِجِبْرِيلَ " مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا فَنَزَلَتْ {وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا}"
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrall'e; "Bizi daha fazla ziyaret etmekten seni alıkoyan nedir?" diye sormuştur. Bunun üzerine "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde ve arkamızda olan her şey O'na aittir, "(Meryem 64) ayeti inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin bu ayet i şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Önümüzde" ifadesi ahiret, "arkamızda" ifadesi dünya ve "bunlar arasında" ifadesi su ra iki üfleme arasındaki zaman anlamına gelir. İmam Taberi hem Simak İbn Harb, hem de Said İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir. "Cebraıl bir müddet Hz. Nebi'e gelmedi." Abd İbn Humeyd ile İbn Ebı Hatim, İkrime'nin şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "Cebrall yirmi gün Hz. Nebi'e gelmedi. Bunun üzerine Hz. Nebi ona 'Ey CebraiI! Ne zamandır bize gelmedin. Kendini özlettin,' dedi. Bunun üzerine Cebrall, 'Ben de seni özledim. Ama ben, emre tabiyim,' diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Teala, Cebrall'e, Hz. Nebi'e şöyle söylemesini vahyetti: Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz." Bu ayette geçen ........emr kelimesi, izin anlamına gelir. Biraz önce anlatılan ayetin sebeb-i nüzulü buna delalet eder. Buradaki ba harfi cerri musahabe anlamı da ifade edebilir. Buna göre ayetin anlamı şu şekilde olur: "Biz, Allah'ın kullarına farz veya haram kıldığı emirlerle birlikte ineriz." Bir lafzı bütün manalarına hamletmeyi caiz görenlere göre, buradaki anlamın daha da geniş olması ihtimali vardır