Sahîh-i Buhârî · 4785
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ، رضى الله عنها زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَاءَهَا حِينَ أَمَرَ اللَّهُ أَنْ يُخَيِّرَ أَزْوَاجَهُ، فَبَدَأَ بِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ تَسْتَعْجِلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ "، وَقَدْ عَلِمَ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا يَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ، قَالَتْ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ قَالَ {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ} ". إِلَى تَمَامِ الآيَتَيْنِ فَقُلْتُ لَهُ فَفِي أَىِّ هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ.
Nebi s.a.v.'in eşi Aişe r.anha validemizden rivayet edildiğine göre, Allah Teala Hz. Nebi'e, eşlerine dünya ve ahiret arasında seçimde bulunmalarını teklif etmeyi emrettiği sırada, Hz. Nebi onun yanına gelmiştir. [Olayın bundan sonraki kısmını Hz. Aişe şöyle anlatır:] ilk olarak Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem benim yanıma geldi. Bana "Sana bir şey söyleyeceğim. Acele etmene gerek yok. Hatta anne-babanın görüşüne müracaat edebilirsin," dedi. Halbuki anne-babamın ondan ayrılmama razı olmayacağını çok iyi biliyordu. Sonra sözlerini "Allah Teala şöyle buyurdu: Ey Nebi! Eşlerine. söyle ... " diyerek sürdürdü ve iki ayeti de tamamen okudu. Ben de ona, 'Bunun neyini anne-babama danışacağım ki! Elbette Allah'ı, 'Nebii'ni ve ahiret yurdunu istiyorum,' dedim." Hadisin geçtiği diğer yer: 4786. Fethu'l-Bari Açıklaması: تبرج teberruc "kadının güzelliklerini göstermesi" anlamına gelir. İbn Ebi Hatim, Şeyban kanalıyla bu kelimenin izahı hakkında Katade'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Kadınların, kırıta kırıta, işve yapa yapa yürüme şekilleri vardır. Evden dışarı çıktıklarında, işte bu şekilde yürümeleri yasaklandı." İkrime kanalıyla İbn Abbas'tan şöyle nakledilmiştir: "Hz. Ömer 'Ancak, bir Cahiliyye vardır,' dedi." İbn Abbas ona, "Sen, bir şeyin ilki varsa arkası da vardır, sözünü işitmedin mi?" diye karşı çıktı. Başka bir kanalla İbn Abbas'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Başka bir Cahiliyye daha olacaktır." Bir başka kanalla ise şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "İlk Cahiliyye dönemi bin yıl sürdü. Bu dönem, Nuh Nebi ile İdris Nebi zamanları arasında yaşanmıştır." Bu rivayetin senedi kuwetlidir
Benzer hadisler
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمَّا أُمِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِتَخْيِيرِ أَزْوَاجِهِ بَدَأَ بِي فَقَالَ " إِنِّي ذَاكِرٌ لَكِ أَمْرًا فَلاَ عَلَيْكِ أَنْ لاَ تَعْجَلِي حَتَّى تَسْتَأْمِرِي أَبَوَيْكِ ". قَالَتْ وَقَدْ عَلِمَ أَنَّ أَبَوَىَّ لَمْ يَكُونَا يَأْمُرَانِي بِفِرَاقِهِ، قَالَتْ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ جَلَّ ثَنَاؤُهُ قَالَ {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لأَزْوَاجِكَ إِنْ كُنْتُنَّ تُرِدْنَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا} إِلَى {أَجْرًا عَظِيمًا} ". قَالَتْ فَقُلْتُ فَفِي أَىِّ هَذَا أَسْتَأْمِرُ أَبَوَىَّ فَإِنِّي أُرِيدُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالدَّارَ الآخِرَةَ، قَالَتْ ثُمَّ فَعَلَ أَزْوَاجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ مَا فَعَلْتُ. تَابَعَهُ مُوسَى بْنُ أَعْيَنَ عَنْ مَعْمَرٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ. وَقَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ وَأَبُو سُفْيَانَ الْمَعْمَرِيُّ عَنْ مَعْمَرٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ.
Aişe r.anha'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine tahyırde bulunmakla emredildiği zaman buna, ilk önce benimle başladı. Bana, 'Sana bir şey söyleyeceğim. Acele etmene gerek yok. Hatta anne-babanın görüşüne müracaat edebilirsin.' dedi. Halbuki anne-babamın bana, ondan ayrılmarnı emretmeyeceğini gayet iyi biliyordu." Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Sonra bana, Allah Teala 'Ey Nebi! Eşlerine söyle: Eğer dünya ve dünya süsünü istiyorsanız [gelin size boşama bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıveriyim. Eğer Allah'ı, Nebiini ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için] büyük mükCi!Cit [hazırlamıştır,)' buyuruyor, dedi. Ben de dedim ki: Bunun neyini anne-babama danışacağım ki! Elbette Allah'ı, Nebii'ni ve ahiret yurdunu istiyorum." Sonra Hz. Aişe şöyle dedi: " Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diğer hanımları da benim gibi yaptı." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Nebi'in, eşlerine tahyırde bulunmakla emredildiği zaman, neden bu şekilde tahyırde bulunduğu hakkında İmam Müslim, Cabir'den şu rivayeti nakletmiştir: "Hz. Nebi'in huzuruna çıkmak için izin isternek üzere Ebu Bekir geldi. [İnsanların Hz. Nebi'in kapısında beklediğini, onlardan hiçbirine içeri girme konusunda izin verilmediğini fark etti. Ancak Hz. Ebu Bekir'e izin verildi ve o içeri girdi. Daha sonra Hz. Ömer geldi ve içeri girmek için izin istedi. Ona da izin verildi. Hz. Nebi'in oturduğunu fark etti. Etrafında üzüntüden dudakları kımıidamayan hanımları vardı. Derken Ebu Bekir 'Bir şey söyleyeceğim ve Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e güldüreceğim,' dedi. Sonra (eşini kastederek) 'Ey Allah'ın Elçisi! Harice'nin kızı benden nafaka istedi, ben de kalkıp boynuna vurdum,' diye devam etti. Bunun üzerine Allah Resulü güldü ve], (eşlerini kastederek) gördüğün gibi onlar da benim baıma toplanmış nafaka isterler' buyurdu. [Bu söz üzerine Ebu Bekir kalkıp Hz. Aişe'nin yanına gelir ve onun boynuna vurur. Aynı şekilde Hz. Ömer de kalkıp Hafsa'nın yanına gider ve onun boynuna vurur. Her ikisi de vururken 'Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den imkanı olmayan bir şey istersiniz ha!' diyordu. Bu esnada Hz. Nebi'in eşleri 'Biz asla onun imkanı dışında bir şey istemiyoruz,' diye karşılık veriyorlardı. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ay ya da yirmi dokuz gün hanımlarından ayrı kaldı. Daha sonra "Ey Nebi! Eşlerine söyle ... " şeklinde başlayıp, "İçinizden güzel davrananlar için büyük mükafaat hazırlamıştır," şeklinde sona eren ayetler nazil oldu ... " Bundan sonra İmam Müslim, İmam Buharl'nin bu konuda zikrettiği hadise yakın bir rivayet nakletmiştir. Bu hadis "Kitabu'l-mezalim" bölümünde Ukayl kanalıyla geçmişti. "Kitabu'nnikah" bölümünde ise, Şuayb kanalıyla gelecektir. Her iki rivayet de, İbn Şihab, Ubeydullah İbn Abdillah İbn Ebi Sevr ve İbn Abbas kanalıyla Hz. Ömer'den nakledilmiştir. Söz konusu rivayet, Hz. Nebi'e karşı işbirliği yapan iki hanım i hakkındadır. Uzun olan bu rivayet in sonunda şöyle geçmektedir: "Hz. Aişe (Allah Resulü'nün sırrını) Hz. Hafsa'ya ifşa edince, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara çok kızdığı için 'Bir ay boyunca asla onların yanına gitmeyeceğim,' dedi. Hatta bu yüzden o, Allah tarafından uyarılmıştı. Aradan yirmi dokuz gün geçince ilk olarak Hz. Aişe'nin yanına gitti ve (eşleriyle konuşmaya) ondan başladı. Bu durum karşısında Hz. Aişe ona, 'Bir ay boyunca bizim yanımıza gelmernek üzere yemin etmemiş miydin? Bugün daha yirmi dokuzuncu gün. Her bir günü tek tek saydım,' dedi. Bunun üzerine Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'Ay yirmi dokuz gündür,' buyurdu. O ay, yirmi dokuz gün çekmişti. Hz. Aişe dedi ki: Bunun üzerine tahyir ayeti indi. Allah Resulü ilk olarak benim yanima gelip evliliği sürdürmem ya da boşanmam arasında tercihte bulunmam için beni serbest bıraktı ve bana şöyle dedi: Sana bir şey diyeceğim. Ama karar vermek için acele etme! .. " Maverdi şöyle demiştir: "Tahyır'in dünya ile ahiret arasında mı, yoksa evliliği sürdürmek ile boşanmak arasında mı olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir. Söz konusu tahyirin evliliği sürdürmek ile boşanmak arasında serbest bırakma olduğu görüşü İmam Şafil'nin görüşüne daha yakındır. Doğru olan da budur." Kurtubi de şöyle demiştir: "Tahyırin evliliği sürdürmekle boşanmak arasında mı, yoksa dünya ile ahiret arasında mı olduğu hususunda ihtilaf edilmiştir." Aslında daha doğru olan, bu iki görüşü uzlaştırmaktır. Çünkü bunlardan biri, diğerinin kaçınılmaz neticesidir. Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Nebi'in hanımları dünyayı tercih edip Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendilerini boşaması ile ahireti tercih edip Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in nikahı altında kalmaya devam etmek arasında serbest bırakılmışlardır. Bu yorum, ayetin siyakının bir gereğidir. Benim düşüncerne göre, bu iki görüşün açıklaması, Hz. Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem eşlerine boşama yetkisinin bırakılıp bırakılmamasıyla da alakalıdır. Bundan dolayı Ahmed İbn Hanbel Hz. Ali'den şu rivayet i nakletmiştir: "Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerini sadece dünya ile ahiret arasında bir seçim yapmak üzere serbest bırakmıştır. "Acele etmene gerek yok," ifadesi şu anlama g.elir: Acele etmeyip teenni ile hareket etmende bir sakınca yok Hatta anne-babana bile danışabilirsin. "Hatta anne-babanın görüşüne müracaat edebilirsin," ifadesi şu anlama gelir: Onlardan, bu konu hakkında sana düşüncelerini açıklamalarını iste. Cabir hadisinde bu ifade "Hatta anne-babanla istişare edebilirsin," şeklinde nakledilmiştir. Hadisten Çıkan Sonuçlar: 1 - Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hanımlarına karşı son derece lütufkar ve nazik davranmıştır. Onların kıskanmalarına sebebiyet veren nazlarına ve buna benzer diğer davranışlarına karşı sabır göstermiştir. 2- Hz. Aişe'nin fazileti ortaya çıkmıştır. Çünkü Allah Resutü sallallahu aleyhi ve sellem ilk defa ondan başlamıştır. İmam Nevevı bu şekilde açıklamıştır. 3- Yaşın küçük olması, kişinin bir meseleyi iyice düşünemeyeceği zannını uyandırır. Hz. Nebi Hz. Aişe'ye, anne-babasına danışmasını emretmişti. Çünkü Hz. Aişe'nin, küçük olduğu için seçeneklerden diğerini seçmesinden endişe etmişti. Zira onun kendisine arız olan diğer seçeneği seçme düşüncesini reddetmesini sağlayacak yetenekten yoksun olması ihtimali vardı. Bu nedenle anne-babasıyla istişare etseydi, onlar kendisine tercihlerin birinde bulunan hayrı ve diğerinde bulunan şerri açıklardı. Bunu bildiği için Hz. Aişe, "Halbuki annebabamın bana, ondan ayrılmarnı emretmeyeceğini gayet iyi biliyordu," demiştir. 4- Hz. Aişe'nin büyük bir menkıbesi ortaya çıkmıştır. Ayrıca onun ne kadar kamil bir akla sahip olduğu, genç yaşta olmasına rağmen ne kadar isabetli düşündüğü belli olmuştur. 5- Kıskançlık, doğru düşünebilen ve akıl sahibi olan bir kadının, kendisine yakışmayan davranışlar sergilemesine neden olur. Çünkü Hz. Aişe Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den kendisinin yaptıklarını diğer eşlerine anlatmamasını istemişti. Ancak Hz. Nebi onun bu şekilde davranmasının, kumalarının bulunmasından değil de, kadınların fıtratında bulunan kıskançlık ve otorite kurma arzusundan kaynaklandığını öğrenince, onun bu talebine olumlu cevap vermedi
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا حَيْوَةُ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ، سَمِعَ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُومُ مِنَ اللَّيْلِ حَتَّى تَتَفَطَّرَ قَدَمَاهُ فَقَالَتْ عَائِشَةُ لِمَ تَصْنَعُ هَذَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ قَالَ " أَفَلاَ أُحِبُّ أَنْ أَكُونَ عَبْدًا شَكُورًا ". فَلَمَّا كَثُرَ لَحْمُهُ صَلَّى جَالِسًا فَإِذَا أَرَادَ أَنْ يَرْكَعَ قَامَ، فَقَرَأَ ثُمَّ رَكَعَ.
Aişe r.anha'dan şöyle rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gece namazına kalkar, ayakları çat1ayıncaya kadar kıyamda dururdu. Bunun üzerine Hz. Aişe ona; "Ey Allah'ın Elçisi! Allah Teala senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde neden böyle yapıyorsun?" diye sormuştu. O da; "Rabbine şükreden bir kulolmayı istemeyeyim mi?" diyerek cevap vermişti. Hz. Nebi yaşı ilerleyince oturarak namaz kılardı. Rüku'a gitmek istediği zaman ayağa kalkar, Kurlanldan ayetler okur ve rukC'a varırdı. Fethu'l-Bari Açıklaması: .....Kesura lahmuhu ifadesini Davui' kabul etmemiş ve bu konuda şunları söylemiştir: "Aslında bu ifade .............felemma beddene (yaşı ilerledi) şeklindedir. Öyle anlaşılıyor ki, hadisin ravisi bu ifadeyi Hz.Nebi'in kilo alması şeklinde izah etmiştir." İbnu'l-Cevzi' de şu şekilde buna itiraz etmiştir: "Kesinlikle hiç kimse Hz. Nebi'li şişman olarak tavsif etmemiştir. Allah ResClü sallallahu aleyhi ve sellem ömründe bir gün içinde iki defa doya doya arpa ekmeği yememiştir. Öyle tahmin ediyorum ki, ravilerden biri, 0/beddene fiilini görünce bunun "eti çoğaldı" anlamına geldiğini zannetmiştir. Halbuki bu kelimenin anlamı bu değildir. Bu kelime "yaşlandı" anlamına gelir. Hz. Nebi'in oturarak namaz kılması, rükC' yapmak için ayağa kalkması, Kur'an okuyup rüku'a gitmesi "Kitabu taksi'ri's-salat"ta geçmişti.(1118. hadiste)
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ، حَتَّى إِذَا كُنَّا بِالْبَيْدَاءِ أَوْ بِذَاتِ الْجَيْشِ انْقَطَعَ عِقْدٌ لِي، فَأَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْتِمَاسِهِ، وَأَقَامَ النَّاسُ مَعَهُ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ فَأَتَى النَّاسُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَقَالُوا أَلاَ تَرَى مَا صَنَعَتْ عَائِشَةُ أَقَامَتْ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِالنَّاسِ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ، فَجَاءَ أَبُو بَكْرٍ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاضِعٌ رَأْسَهُ عَلَى فَخِذِي قَدْ نَامَ، فَقَالَ حَبَسْتِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسَ، وَلَيْسُوا عَلَى مَاءٍ، وَلَيْسَ مَعَهُمْ مَاءٌ قَالَتْ عَائِشَةُ فَعَاتَبَنِي أَبُو بَكْرٍ، وَقَالَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ، وَجَعَلَ يَطْعُنُنِي بِيَدِهِ فِي خَاصِرَتِي، وَلاَ يَمْنَعُنِي مِنَ التَّحَرُّكِ إِلاَّ مَكَانُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى فَخِذِي، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَصْبَحَ عَلَى غَيْرِ مَاءٍ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ التَّيَمُّمِ فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ مَا هِيَ بِأَوَّلِ بَرَكَتِكُمْ يَا آلَ أَبِي بَكْرٍ. قَالَتْ فَبَعَثْنَا الْبَعِيرَ الَّذِي كُنْتُ عَلَيْهِ فَإِذَا الْعِقْدُ تَحْتَهُ.
Nebi efendimizin eşi Hz. Aişe validemizin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Seferlerinin birinde Nebi Sallallahu Alyhi ve Sellem ile birlikte biz de sefere Çıktık. Beyda ya da Zatu'l-Ceyş denen yere vardığımızda gerdanlığımın kaybolduğunu fark ettim. Hz. Nebi onun aranması için durdu. Beraberindeki insanlar da ilerlemeyi durdurdular. Ne su bulunan bir yerde durmuşlardı, ne de yanlarında su vardı. Bu yüzden bazıları Ebu Bekir es-Sıddık'a gelip -"Şu Aişe'nin yaptığına bak! Nebi'i ve diğer insanları su olmayan bir yerde, üstelik elimizde su bulunmadığı bir halde durmaya mecbur etti," dediler. Bunun (izerine Ebu Bekir yanıma geldi. O esnada Allah Resulü başını dizime koymuş uyuyordu. Bana "Rasulullah'ı ve insanlarıyollarından alıkoydun. Ne durdukları yerde, ne de yanlarında su var," diyerek çıkıştı. Hz. Aişe olayın bundan sonraki kısmını şu şekilde anlatmıştır: Ebu Bekir beni azarladı ve bana ağzına geleni söyledi. Bir yandan da böğrüme vurmaya başladı. Ama ben yerimden bile kımıIdamadım. Çünkü Nebi dizimde uyuyordu. Allah Resulü sabahleyin uyanınca elimizde su yoktu. Bunun üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi. Üseyd İbn Hudayr da şöyle dedi: Ey Ebu• Bekir'in ailesi! Bu, sizin vesile olduğunuz ilk hayır değildir." Hz. Aişe son olarak şunları söylemiştir: Üzerinde yolculuk yaptığım deveyi kaldırdığımız zaman, bir de ne görelim! Gerdanlık onun altında imiş)
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنُ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ فَجَعَلَ يَمُرُّ النَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلُ وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلاَنِ، وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، وَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَرَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ أُمَّتِي، فَقِيلَ هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ. ثُمَّ قِيلَ لِي انْظُرْ. فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ لِي انْظُرْ هَكَذَا وَهَكَذَا. فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَمَعَ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ ". فَتَفَرَّقَ النَّاسُ وَلَمْ يُبَيَّنْ لَهُمْ، فَتَذَاكَرَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا أَمَّا نَحْنُ فَوُلِدْنَا فِي الشِّرْكِ، وَلَكِنَّا آمَنَّا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَلَكِنْ هَؤُلاَءِ هُمْ أَبْنَاؤُنَا، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " هُمُ الَّذِينَ لاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَكْتَوُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ". فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا فَقَالَ " سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ".
İbn Abbas r.a.'tan, dedi ki: "Bir gün Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanımıza çıktı ve şöyıe buyurdu: Bana ümmetler gösterildi. Bir Nebi beraberinde bir adam olduğu halde geçiyor, bir diğer Nebi iki adam bulunduğu halde, bir başka Nebi bir topluluk bulunduğu halde geçiyordu. Beraberinde hiçbir kimse bulunmadığı halde geçen Nebiler de vardı. Ufuğu kaplayan çokmiktarda bir karartı gördüm. Onların benim ümmetim olduğunu ümit ettim. Bana: Bu Musa ve onun kavmidir, denildi. Sonra bana: Bak denildi, ben de ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. Bana şuraya ve şuraya da bak, denildi. Ufuğu kaplayan çok miktarda bir karartı gördüm. İşte bunlar senin ümmetindir ve bunlarla birlikte cennete hesapsız girecek yetmişbin kişi vardır, denildi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onlara açıklama yapmadan (içeri girdiğinden) insanlar dağıldı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı (bunların kim olabileceklerini) kendi aralarında konuştular ve: Biz şirk içinde doğduk sonra da Allah'a ve Rasulüne iman ettik. Ama bunlar bizim çocuklarımız olmalıdır dediler. Bu sözleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ulaşınca O şöyle buyurdu: Bunlar herhangi bir şeyi uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenler ve yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir. Bunun üzerine Ukaşe b. Mihsan ayağa kalkarak: Ben onlardan mıyım, ey Allah'ın Rasulü, dedi. Allah Rasulü: Evet, buyurdu. Bu sefer bir başkası kalkarak: Ben de onlardan mıyım, diye sordu. Allah Rasulü: Bu hususta Ukaşe senden önce davrandı, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rukye yapmayan kimseler." Bu hadis aynen bir başka yoldan, Husayn b. Abdurrahman'dan "kendisini dağlatan kimse" Başlığında geçmiş ve bunun Baş taraflarında bir kıssa ekleyerek nakledenleri de belirtmiş, buna dair şerhin, Rikak bölümünde(6541.hadiste) geleceğini de söylemiş idim. Hadisin burada zikredilmesinden kasıt, "bunlar uğursuz saymayanlar, kendilerini dağlatmayanlar, kendilerine rukye yapılmasını istemeyenlerdir" ibareleridir. Uğursuzluk, bundan sonraki Başlıkta söz konusu edilecektir. Dağlama ile ilgili açıklamalar da daha önce bu hadisin geçtiği yerde yapılmıştır. Rukyeyegelince, rukye yapmayı ve dağlatmayı diğer tedavi yolları arasında mekruh görüp her ikisinin de -diğerleri değil de bunların- tevekkülü bozduğunu kabul eden kimseler, bu hadisi delil gösterirler. Ancak ilim adamları böyle bir iddiaya karşı çeşitli şekillerde cevap vermiş bulunmaktadırlar: 1- Taberi, el-Mazeri ve bir kesimin söylediğine göre bu, -cahiliye dönemi insanlarının inandıkları gibi- tabiatçıların, ilaçlar tabiatlari gereği faydalı olurlar, şeklindeki kanaatlerine uygundüşünmeyen kimseler hakkında yorumlanır. Başkaları da şöyle demektedir: Terk edilmesi öğülmeye sebep teşkil eden rukye, cahiliye döneminde söylenen ve küfür olma ihtimali taşıdığından dolayı manası anlaşılmayan sözlerle yapılan rukyedir. Zikir ve benzeri şeylerle yapılan rukye ise böyle değildir. Ancak Iyad ve başkaları buna karşılık şöyle demektedirler: Hadis bu yetmişbin kişinin diğerlerinden ayrıbir meziyetinin olduğunu ve sadece kendilerinin sahip bulundukları bir fazilete sahip olduklarını göstermektedir. Böylelikle bunlar asıl itibariyle faziletli ve dine bağlı olmakla kendileriyle ortak özelliğe sahip olan kimselerden ayrılmış olmaktadırlar. İlaçların tabiatları itibariyle etkili olacağına inanan yahut cahiliye dönemindeki rukyeleri ve benzerlerini kullanan bir kimse ise MÜslüman değildir. O halde böyle •bir cevap sağlıklı olamaz. 2- ed-Davudıve bir kesim şunları söyler: Hadiste kastedilen kimseler, hastalanır korkusu ile sağlıklı iken bu gibi işleri yapmaktan uzak duran kimselerdir. Hastalandıktan sonra ilaç ve tedaviye başvuran bir kimsenin durumu böyle değildir. Bu doğrultudaki açıklamayı daha önce İbn Kuteybe'den ve başkalarından "kendisini dağlatan kimse" başlığındanakletmiş bulunuyorum. İbn Abdilberr'in tercih ettiği de budur. Ancak daha önce kaydettiğimiz, hastalığın meydana gelmesinden önce (hastalıktan) Allah'a sığınmanın sabit olduğuna dair rivayetler ile buna da itiraz edilmiştir. 3- el-Halimı dedi ki: Hadiste söz konusu edilen bu kimselerden kasıt, dünya hallerinden ve dünyada bulunan çeşitli arıza ve rahatsızlıkları önlemek için hazırlanrrıış sebeplerden yana habersiz olan, bundan dolayı dağlanmayı da, rukye yapmayı da bilmeyen ve karşı karşıya kaldıkları hallerde dua etmekten, Allah'a sığınmaktan başka bir sığınakları, Allah'ın kazasına razı olmaktanbaşka bir barınakları olmayan kimselerdir. Bunların, tabiplerin tıbbından, rukyecilerin rukyesinden haberleri yoktur. Bunların hiçbirisini de doğru dürüst beceremezler. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 4- Rukye ve dağlanmayı terk etmekten maksat, hastalığın önlenmesinde Allah'a güvenip dayanmak ve onun kaderine rıza göstermektir. Yoksa bunların caiz oluşunu tenkit etmek değildir. ÇünkÜbu hususlar sahih hadislerde ve selef-i salih'ten sabit şeylerdir. Ama rıza ve teslimiyet makamı, sebeplere başvurmaktan daha yüksek bir makamdır. el-Hattabı ve ona uyan kimseler bu doğrultuda görüş beyan etmişlerdir. İbnu'l-Esir der ki: Bu, dünyadan, dünyadaki sebeplerden, dünyaya bağlayan bağlardan yüz çeviren velilerin niteliklerindendir. Böyleleri de velileriri eri haslarıdır. Bu işleri Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fiilen ve emir olarak yapmış olması da bunu reddetmez. Çünkü o irfan makamlarının ve tevekkül derecelerinin en yükseğinde idi. Onun bu tür fiil ve açıklamaları teşri ve . caiz oluşun beyanı için idi. Bununla birlikte onun bunları yapması, tevekkülünü de eksiitmez. Çünkü 0, kesinlikle tevekkülü kamil birisi idi. O halde sebeplere Başvurmak, onun tevekkülünü hiçbir şekilde etkilemezdi. başkası ise böyle değildir. İsterse tevekkülü çok olan bir kimse olsun. Ama sebeplere Başvurmayı terk ederek bu hususta ihlasa sahip olan bir kimsenin makamı, böyle olmayandan daha yüksektir. Taberi der ki: Kalbine saldırgan, yırtıcı hayvan vehücum eden düşmana varıncaya kadar hiçbir şeyin korkusu bulaşmayan ve rızkım talep etmek, herhangi bir hastalığı tedavi etmek için hiçbir şeye başvurmayan kimseler dışındakiler tevekkül etmek vasflm hak edemez, denilmiştir. Ama gerçek şudur: Allah'a güvenen, Allah'ınkaza ve kaderinin, hakkında takdir edilen şekliyle gerçekleşeceğine kesin olarak inanan, bu hususta Allah'ın sünnetine ve Rasulünün sünnetine uyarak sebeplere Başvuran kimsenin bu hali, tevekkülünü olumsuz olarak etkilemez. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem savaşta üst üste iki zırh giyinmiştir. Başına miğfer geçirmiştir, okçuları yol ağzına yerleştirmiştir. Medine etrafına hendek kazmıştır, Habeşistan'a ve Medine'ye hicret edilmesineizin vermiştir. Kendisi de hicret etmiştir, yemek ve içmek için gerekli yollara başvurmuştur. Kendi aile halkı için ihtiyaçlarını bir kenaraayırıp saklamış, üzerine semadan bir şeyler inmesini beklememiştir. Oysa öyle bir şeyolsaydı, Allah'ın kulları arasında buna en layık olan o olurdu. Kendisine: Devemi bağlayayım mı yoksa onu serbest mi bırakayım, diye soru sorana da: "Onu bağla ve İevekkül et" diye cevap vermiş, gerekli tedbirleri almanın tevekküle aykırı olmadığına işaret buyurmuştur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ سَوْدَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ مَاتَتْ لَنَا شَاةٌ فَدَبَغْنَا مَسْكَهَا ثُمَّ مَا زِلْنَا نَنْبِذُ فِيهِ حَتَّى صَارَتْ شَنًّا.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Sevde şöyle demiştir: "Bizim bir davarımız vardı, öldü. Biz de onun derisini tabakladık. Sonra o tabaklanmış derinin içinde eskiyineeye kadar nEbiz şırası kurmakta devam ettik." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Tila", "seker", "NEbiz" kelimelerinin Açıklamaları Eşribe Bölümüride daha önce geçmişti. el-Mühelleb şöyle der: Çoğunluğun kanaatine göre muayyen bir nEbizi içmeye ce ği ne yemin eden bir kimse bir başka nEbizi içtiğinde yeminini bozmuş olmaz. Sarhoş olmak korkusuyla nEbiz içmeyeceğine yemin eden bir kimse sarhoşluk verici vasfı bulunan içeceklerden hangini içerse yeminini bozmuş olur. Çünkü ister pişirerek (tabıh) ister suyunu sıkarak (asır) elde edilsin hurma suyudur (Mehmet Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü, s. 499). diğer içecek maddeleri vasıf itibariyle ona benzedikleri için nEbiz adını alırlar. Bu durumda yemin eden kimse hiçbir meşrubatı içmeyeceğine yemin edip bunlar arasında ayırım gözetmediğinde nasıl ki adına "meşrubat" denilen herhangi bir nesneyi içtiğinde yemini bozulursa aynen onun gibi olur. İbn Battal'ın görüşü şöyledir: İmam BuhSrl'nin yukarıdaki başlıkta "birileri" derken kastı, İmam Ebu Hanıfe ve onun mezhebine uyanlardır. Çünkü onlar "tıIS" ve "asır"in nEbiz olmadığını, zira nEbizin gerçekte suya bırakılan ve yatırılan şeyolduğunu söylemişlerdir. Bundan dolayı "menbuz"a menbuz denilmesi, atılmasından ve bırakılmasından kaynaklanmıştır. İmam Buhari ise bunlara cevap vermek istemiştir. Onun yukarıda yer verdiği iki hadisten Sehl'in rivayet ettiği hadis, içmesi helal bile olsa kısa bir süre önce suya bırakıldığı bilinen şeylere nEbiz adını vermeyi gerektirmektedir. Eşribe Bölümünde Aişe r.anha'nın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize geceden nebiz yapıldığı ve onu sabahleyin içtiği, sabahleyin nebiz yapıldığı ve onu da akşam üstü içtiği rivayet i geçmişti. Sevde'nin yukarıdaki hadisi bunu teyit etmektedir. Çünkü o ölmüş kOyıınun derisine nebiz şırası kurmçıkta olduklarından söz etmiştir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ailesi ancak içmesi helalolan şeyin şırasını çıkarıyarlardı. Bununla birlikte ona nebiz adını veriyorlardı. Hadiste geçen "mesk" cilt, deri demektir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَتَوْا عَلَى حَىٍّ مِنْ أَحْيَاءِ الْعَرَبِ فَلَمْ يَقْرُوهُمْ، فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ لُدِغَ سَيِّدُ أُولَئِكَ فَقَالُوا هَلْ مَعَكُمْ مِنْ دَوَاءٍ أَوْ رَاقٍ فَقَالُوا إِنَّكُمْ لَمْ تَقْرُونَا، وَلاَ نَفْعَلُ حَتَّى تَجْعَلُوا لَنَا جُعْلاً. فَجَعَلُوا لَهُمْ قَطِيعًا مِنَ الشَّاءِ، فَجَعَلَ يَقْرَأُ بِأُمِّ الْقُرْآنِ، وَيَجْمَعُ بُزَاقَهُ، وَيَتْفِلُ، فَبَرَأَ، فَأَتَوْا بِالشَّاءِ، فَقَالُوا لاَ نَأْخُذُهُ حَتَّى نَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلُوهُ فَضَحِكَ وَقَالَ " وَمَا أَدْرَاكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ، خُذُوهَا، وَاضْرِبُوا لِي بِسَهْمٍ ".
Ebu Said el-Hudrl r.a.'dan rivayete göre "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından bazı kimseler, Arap kabilelerinden bir kabilenin bulunduğu yere gitti. Bu kabile onları misafir etmedi. Onlar bu durumda iken efendileri zehirli bir hayvan tarafından sokuldu. O kabile halkı: Sizinle birlikte buna dair bir ilaç ya da rukye yapacak bir kimse var mı, dediler. Nebiin ashabı:Siz bizi misafir etmediniz. Bu iş için bize bir ücret tayin etmedikçe böyle bir şey yapmayız, dediler. Bunun üzerine onlara bir sürü koyun vaat ettiler. Bir sahabi Ummu'I-Kur'an'l (Fatiha'yı) okumaya koyuldu. Tükürüğünü topluyor, sonra da (hastanın üzerine) tükürüyordu. Bunun sonucunda adam iyileşince onlar da koyun sürüsünü alıp geldiler. Ashab: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sormadan onu almayız, dediler. Nebie durumu sorunca, güldü ve: Bunun (Fatiha suresinin) bir rukye olduğunu nereden bildin? O koyunları alınız ve bana da bir pay ayırınız, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Fatihatu'l-Kitab ile rukye yapmak. Bu İbn Abbas'tan, o Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den diye zikrolunmaktadır." Bu başlıkta Buhari, Ebu Said yoluyla rivayet edilen hadisi zikretmektedir. Buna dair açıklamalar yeterli bir şekilde İcaare bölümünde (2276.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. İbnu'l-Kayyim dedi ki: Bazı sözlerin birtakım özellikleri ve faydaları bulunduğu sabit olduğuna göre, alemlerin Rabbinin sözü olduğundan, Kitabın bütün manalarını ihtiva ettiğinden ötürü Kur'an-ı Kerim'de olsun, onun dışındaki diğer kitaplarda olsun, benzeri indirilmemiş bulunan Fatiha hakkında ne düşünülebilir? Bu sure, Allah'ın isimlerinin temelini teşkil eden ve bunları kendilerinde toplayan anaisimleri ihtiva ettiği gibi, ölümden sonra dirilişi, tevhidi, kendisinden yardım ve hidayet istemek hususunda yüce Rabbe ihtiyacı kapsamaktadır. En faziletli duayı da söz konusu etmektedir. Bu en faziletli dua da dosdoğru yola iletilmeyi istemektir. Dosdoğru yol, Allah'ı kemal derecesinde bilmeyi, onu tevhid etmeyi ve kendisine verdiği emirleri işleyip, yasaklarından sakınmak suretiyle ibadet etmeyi, bu yol üzere de dosdoğru yürümeyi ihtiva eder. Diğer taraftan bu sure, yaratılmışların çeşitli türlerini de ihtiva etmiş ve onları hakkı bilip gereğince amel ettiği için nimete mazhar olanlar ile hakkı bildikten sonra ondan saptığı için gazaba uğrayanlar ve hakkı büsbütün bilmediğinden ötürü de dalalete düşenler kısımlarına ayırmaktadır. Bununla birlikte bu sure kaderi, şeriatı, Allah'ın isimlerini, ölümden sonra dirilişi, tevbeyi, nefsin tezkiye edilmesini, kalbin ıslah edilmesini, bütün bid'at ehlinin görüşlerinin reddini de kapsamaktadır. Bazı özellikleri bu olan bir surenin her türlü hastalıktan şifa dilemek için okunması da onun şanındandır, özelliklerindendir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır