Sahîh-i Buhârî · 4784
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي خَارِجَةُ بْنُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، قَالَ لَمَّا نَسَخْنَا الصُّحُفَ فِي الْمَصَاحِفِ فَقَدْتُ آيَةً مِنْ سُورَةِ الأَحْزَابِ، كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَؤُهَا، لَمْ أَجِدْهَا مَعَ أَحَدٍ إِلاَّ مَعَ خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ، الَّذِي جَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَهَادَتَهُ شَهَادَةَ رَجُلَيْنِ {مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ}
Zeyd İbn Sabit'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mushafı çoğaltınca, Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem çok sık okuduğunu işittiğim Ahzab suresinden bir ayeti, Ensar'dan Huzeyme'nin dışında hiç kimsenin yanında bulamadım. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk tutmuştu. Bahsi geçen ayet şuydu: "Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. "(Ahzab 23) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde bu ayetin [Ahzab 33/23J tefsiri hakkında şöyle demiştir: .......Nahbehu kelimesi "adak" anlamına gelir. Buna göre ayet "kimileri adağını yerine getirmiştir," manası taşır. Ayrıca bu kelime, "can tehlikesi" ve "tehlike" manalarına da gelir. Başka bir müfessir ise şöyle demiştir: .....Nahbe kelimesi asıl itibariyle "adak" anlamına gelir. Ancak daha sonraları herşeyin sonu hakkında kullanılmaya başlanmıştır. Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Hasan-ı Basri'nin ".......kada nahbehu" ayetini 'imanına ve ahdine vefa gösterip canını verenler,' şeklinde tefsır ettiğini rivayet etmiştir. Bu yorum, diğer müfessirlerin yorumlarına aykırıdır. Hatta Hz. Aişe'den buna aykırı olarak şu rivayet nakledilmiştir: "Talha, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona .........ente ya Talha, min men akada nahbehu ('Sen ey Talha! Ahdini yerine getirenlerdensin') buyurdu." Bu rivayeti, İbn Mace ve Hakim' tahriç etmiştir. Ancak Hz. Aişe'den nakledilen hadisi mecaı ile izah edebiliriz. Buna göre geçmiş zaman kipinde olan ......kada fiili, geniş zaman" kipinde olan ........yakdi fiili manasına kullanılmıştır. İbn Ebı Hatim'in tefsirinde Ammar ıbn Yasir; Yahya ıbn Sellam'ın tefsirinde de Hamza ve arkadaşları ah de vefa gösterenler arasında sayılmıştır. Nitekim daha önce Enes İbn Nadr'ın olayı anlatılırken Enes İbn Malik'in onun hakkında söyledikleri aktarılmıştı. Enes İbn Nadr da bu grup içinde yer alır. Hakim'in Ebu Hureyre'den naklettiği hadise göre, Mus'ab İbn Umeyr de bu gruba dahildir. ........Fitnetu le atevha fitne çıkarırlar anlamına gelir. İmam Buhari kelime açıklamasını yaptıktan sonra, daha önce "Kitabu'l-cihad" bölümünün başlarında ayrıntılı biçimde açıkladığımız Enes İbn Nadir olayıyla ilgili olarak Enes İbn Malik'in sözünü nakletti. Hz. Nebi'in çok sık okuduğunu işittiğim Ahzab suresinden bir ayeti, Ensar'dan Huzeyme'nin dışında hiç kimsenin yanında bulamadım. Bu rivayet Zeyd'in Kur'an'ı toplarken sadece kendi bilgisine güvenmediğini, sadece kendi ezberi ile yetinmediğini gösterir. Ancak yine de, bu konuda problem olabilecek bir husus vardır. Şöyle ki; bu hadisin zahiri, Zeyd'in söz konusu ayeti Kur'an'dan kabul ederken sadece Huzeyme ile yetindiğini gösterir. Halbuki bir sözün Kur'an olduğu, ancak tevatür yoluyla sabit olur. Bu itiraza en güzel şu şekilde cevap verilir: Zeyd bu sözü ile bu ayetin yazılı olduğu materyali bulamadığım ifade etmek istemiştir. Yoksa onun ezberlerde de olmadığını kastetmemiştir. Zira hem kendisi, hem de başkaları bu ayeti ezbere bilmekteydi. Nitekim "Kur'an'ın Cem'i" bahsinde gelecek hadiste geçen "Kur'an'ı deri parçalarından ve hurma dallarından araştırmaya başladım," sözü de bunu destekler niteliktedir. Bu hadis, "Fezailu'lKur'an" bölümünde ayrıntılı biçimde ele alınacaktır. Ayrıca yine onun Huzeyme hakkındaki "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk tutmuştu," sözü de bunu destekler. Rivayette adı geçen Huzeyme, Huzeyme İbn Sabit'tir. Onun şehadeti ile ilgili hadis, Ebu Davo.d ve Nesaı tarafından şu şekilde tahriç edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bedevinin birinden bir at satın aldı. Bedeviden atın parasını alması için kendisini takip etmesini istedi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hızlı, bedevi ise yavaş yürüyerek yola koyuldu. Yolda bazı insanlar bedevinin önünü kesip atın fiyatı konusunda pazarlığa başladılar. [Ancak Hz. Nebi'in atı aldığından haberleri yoktu. Bedevi, onlar alıcı olunca Hz. Nebi'e 'Bu atı alıyor musun? Yoksa onu satacağım,' diye seslendi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun sözünü işitir işitmez, 'Ben bunu senden satın almadım mı?' diye çıkıştı. Bedevi, 'Ne münasebet, Allah'a yemin ederim ki, ben atımı sana satmadım,' dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi 'Tam tersine! Ben onu senden satın aldım,' dedi.poBo Bu defa Bedevi, 'O halde bu atı sana sattığıma dair bir şahit getir,' demeye başladı. Onun yanına gelen Müslümanlar, 'Yazıklar olsun sana! Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç doğrudan başka bir şey söyler mi?' diyerek tepkilerini gösteriyorIardı. Nihayet Huzeyme İbn Sabit geldi. Bir müddet konuşulanları dinledi. Sonra 'Ben, senin bu atı ona sattığına şahidim,' dedi. Bunun üzerine Allah Resulü ona 'Ne ile şahitlik edersin?' diye sordu. O da, 'Seni tasdik ederek' diye cevap verdi. Böylece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huzeyme'nin şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk saydı." Hattabı şöyle demiştir: "Birçok kimse bu hadisi yanlış yorumlamıştır. Bid'at ehli bazı çevreler, bu hadisi kullanarak, doğrulukla tanıdıkları kimselerin iddia ettikleri her şeye şahitlik etmelerinin meşru olduğunu ileri sürmüşlerdir. Halbuki Hz. Nebi bedevinin aleyhine hüküm verirken kendi bilgisine dayanmıştır. Huzeyme'nin şahitliği onun sözünü destekler mahiyettedir ve tartıştığı kimseye karşı ona destek olma niteliğindedir. Böylece bu olay, diğer mahkemelik durumlar açısından bakılınca iki kişinin şahiHiği takdirinde olur." Bu olayda kıvrak zekalı olmanın kazandırdığı üstünlük ortaya çıkmıştır. Kıvrak zekaya sahip olmak, kişinin derecesini yükseltir. Çünkü burada Huzeyme'nin ileri sürdüğü gerekçe, diğer sahabiler tarafından da biliniyordu. Son derece açık olmasına rağmen sadece o, kıvrak zekasıyla bunu ileri sürmüş ve bundan dolayı ödüllendirilmişti. Artık bu olaydan sonra Huzeyme kimin lehine veya aleyhine şahimk ederse, bu, o kimse hakkında yeterli olacaktı]
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ الْخُزَاعِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الْجَنَّةِ كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعِّفٍ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ، أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ ".
(Harise İbn Vehb el-Huzaı'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Beni iyi dinleyin! Size Cennet ehlinin haberini vereyim. Zayıf ve mütevazi her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. İyi dinleyin! Size Cehennem ehlinin haberini veriyorum. Cehennemlikler, kaba, çalımlı yürüyen, şişman ve büyüklük taslayan herkestir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu ayetin kimin hakkında indiği konusunda farklı görüşler vardır: a) Bu ayet Velld İbn Mugıre hakkında inmiştir. Yahya İbn Sellam "Tefsır"inde bu görüşü dile getirmiştir. b) Bu ayet Esved İbn AbdiyegCıs hakkında inmiştir. Bu görüşü Süneyd İbn Oavlid "Tefsir"inde nakletmiştir. c) Bu ayet Ahnes İbn Şüreyk hakkında inmiştir. Bunu SüheyIi, Kuteybi'den nakletmiştir. Son iki görüşü Taberi de nakletmiş ve şöyle demiştir: "Bu ayet Ahnes hakkında inmiştir. Bir grup bu ayetin Esved hakkında indiğini söylemiştir ki, bu doğru değildir." İsmaili rivayetinde .........müteda'if kelimesi ...........mustaz'af şeklinde nakledilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şu şekilde olur: Zayıf olan ve insanlar tarafından zayıf görülüp horlanan her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. Zayıf kimseden maksat, tevazusundan dolayı nefsi zayıf olan kişi ile dünyadaki güçsüz durumda olan kişidir. Mustazaf ise insanlar arasında bir yeri olmaması hasebiyle hor görülen kimsedir. Ferra .......utull kelimesini şu şekilde açıklamıştır: "Husumeti çok olan" demektir. Bu 'kelime "öğüt karşısında katı olan kimse" şeklinde de açıklanmıştır. Ebu Ubeyde ise bu kelimeyi şu şekilde izah etmiştir: "Her şeyin katısına" denir. Burada 'kafir' anlamında kullanılmıştır. Abdurrezzak İbn Hemmam Ma'mer kanalıyla Hasan-ı Basri'nin bu kelimeyi "çirkin işlere bulaşan günahkar" şeklinde açıkladığını nakletmiştir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ أَبِي لُبَابَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ زِرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ قُلْتُ يَا أَبَا الْمُنْذِرِ إِنَّ أَخَاكَ ابْنَ مَسْعُودٍ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا. فَقَالَ أُبَىٌّ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي قِيلَ لِي. فَقُلْتُ، قَالَ فَنَحْنُ نَقُولُ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Zirr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a: "Ey Ebu'lMünzir! Kardeşin İbn Mes'ud şöyle şöyle diyor. [Ne dersin?] diye sordum. Ubey şöyle cevap verdi: Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordum. O da şöyle cevap verdi: Bana böyle okundu. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi okuruz. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Mes'ud'un söyledikleri "şöyle şöyle" şeklinde aktarılmışıtr. Öyle anlaşılıyor ki, ravilerden biri, bu sözleri söylemeyi hoş karşılamadığı için İbn Mes'ud'un söylediklerini mübhem olarak aktarmıştır. Ahmed İbn Hanbel ile İbn Hıbban, Hammad İbn Seleme kanalıyla Asım'dan bu rivayeti şu lafızIa nakletmiştir: Abdullah İbn Mes'ud Muawizeteyn'i Mushafına yazmazdı. Bezzar şöyle demiştir: "Bu konuda hiçbir sahabi İbn Mes'ud'a uymamıştır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu iki sureyi Kur'an'da okuduğu sahıh olarak nakledilmiştir." Bu, Ukbe İbn Amir kanalıyla Müslim'in "Sahıh"inde yer almaktadır. Bu rivayeti İbn Hıbban başka bir senedle Ukbe İbn Amir'den şu ziyade ile nakletmiştir: "Her namazda bu iki sureyi okuyabiliyorsan bunu yap!" Ahmed İbn Hanbel, Ebu'l-Ala İbn Şıhhir kanalıyla sahabeden birinden şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Selem Muawizeteyn'i o sahabiye okutmuş, sonra ona şöyle demiştir: "Namaz kılarken bu ikisini oku!" Bu rivayetin senedi sahihtir. Said İbn Mansur'un Muaz İbn Cebel'den naklettiği rivayete göre Hz. Nebi sabah namazını kıldırmış ve bu namazda Muawizeteyn'i okumuştur. İmam Nevevi "Şerhu'I-Mühezzeb" adlı eserinde şöyle demiştir: Müslümanlar Fatiha ve Muawizeteyn'in Kur'an'ın bir bölümü olduğu konusunda icma' etmişlerdir. Kim bunu inkar ederse, kafir olur. İbn Mes'ud'dan nakledilen görüş ise batıldır, doğru değildir. Ayrıca bu görüşe karşı dikkatli olunmalıdır. Nevevi'den daha önce Ebu Muhammed İbn Hazm da "el-Muhalla" adlı eserinde buna benzer şeyler söylemiştir: "İbn Mes'ud'dan Muawizeteyn'in Kur'an'dan olmadığına dair nakledilen rivayetler batııdır, asılsızdır." Fahruddin Razi de tefsirinin başlarında buna benzer ifadeler kullanmıştır: "Zanna galib gelen düşünceye göre İbn Mes'ud'dan nakledilen bu görüş, iftira ve batııdır. Sağlam bir senedi olmadan sahıh rivayetleri eleştirmek kabul edilemez. Ancak sahıh rivayetler te'viIe açık olabilir
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِجِبْرِيلَ " مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا فَنَزَلَتْ {وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا}"
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrall'e; "Bizi daha fazla ziyaret etmekten seni alıkoyan nedir?" diye sormuştur. Bunun üzerine "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde ve arkamızda olan her şey O'na aittir, "(Meryem 64) ayeti inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin bu ayet i şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Önümüzde" ifadesi ahiret, "arkamızda" ifadesi dünya ve "bunlar arasında" ifadesi su ra iki üfleme arasındaki zaman anlamına gelir. İmam Taberi hem Simak İbn Harb, hem de Said İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir. "Cebraıl bir müddet Hz. Nebi'e gelmedi." Abd İbn Humeyd ile İbn Ebı Hatim, İkrime'nin şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "Cebrall yirmi gün Hz. Nebi'e gelmedi. Bunun üzerine Hz. Nebi ona 'Ey CebraiI! Ne zamandır bize gelmedin. Kendini özlettin,' dedi. Bunun üzerine Cebrall, 'Ben de seni özledim. Ama ben, emre tabiyim,' diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Teala, Cebrall'e, Hz. Nebi'e şöyle söylemesini vahyetti: Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz." Bu ayette geçen ........emr kelimesi, izin anlamına gelir. Biraz önce anlatılan ayetin sebeb-i nüzulü buna delalet eder. Buradaki ba harfi cerri musahabe anlamı da ifade edebilir. Buna göre ayetin anlamı şu şekilde olur: "Biz, Allah'ın kullarına farz veya haram kıldığı emirlerle birlikte ineriz." Bir lafzı bütün manalarına hamletmeyi caiz görenlere göre, buradaki anlamın daha da geniş olması ihtimali vardır
وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،. وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ".
Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فِي الْمَسْجِدِ فَدَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي. فَقَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ} ثُمَّ قَالَ لِي لأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ السُّوَرِ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ". ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ قُلْتُ لَهُ أَلَمْ تَقُلْ " لأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ ". قَالَ " {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ".
Ebu Saıd İbnu'l-Mualla'dan şöyle dediği nakledilmiştir: Mescidde namaz kılıyordum. O sırada Hz. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem beni yanına çağırdı. Fakat ben, onun bu çağrısına (hemen) uymadım. (Bir müddet sonra) yanına gidip 'Ey Allah'ın Elçisi! Namaz kılıyordum' diye mazeret bildirdim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: Allah Teala'nın 'Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Resulü'ne uyun!' [EnfaI 24] buyurduğunu işitmedin mi? Daha sonra 'Mescidden çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim' dedi. Sonra elimden tuttu. Mescidden çıkmak istediği zaman ona 'sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim buyurmamış mıydın?' diye sordum. Bunun üzerine şöyle dedi: O sure Elhamdülillahi Rabbi'l-alemin'dir; tekrarlanan yedi ve bana verilen Kur'an'dır." Hadisin geçtiği diğer yerler: 4647, 4703, 5006 Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mescidden çıkmadan önce sana Kur'an'daki en büyük sureyi öğreteceğim" Bu ifade, Ebu Hureyre'den nakledilen hadiste "Tevrat'ta, İncil'de, Zebur'da ve Kur'an'da bir benzeri indirilmemiş bir sureyi sana öğretmemi ister misin?" şeklinde geçmektedir. İbnu't-Tin bu hadiste bahsi geçen büyüklüğü şöyle izah etmiştir: "Fatiha'nın sevabı diğer surelerin sevabından daha fazladır." Bu hadis, Kur'an ayetIerinin bir kısmının diğer kısmından üstün olabileceğine delil olarak getirilmiştir. Nitekim "Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz" ayeti de, Kur'an ayetlerinin bir kısmının diğerlerinden üstün olabileceği görüşünü destekler. İbn Ebi Hatim, Ali ibn Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas'ın bu ayette geçen "daha iyisini" ifadesini, yarar, merhamet ve yücelik bakımından daha hayırlısı şeklinde tefsir ettiğini nakletmiştir. "O sure Elhamdülillahi Rabbi'l-alemfn'dir; tekrarlanan yedi ve bana verilen Kur'an'dır." Bu ifade açıkça "Sana tekrarlanan yediyi verdik" ayetinde geçen "tekrarlanan yedi"nin Fatiha suresi olduğunu gösterir. Ancak Nesai, sahih bir senetle İbn Abbas'tan şöyle bir rivayet nakletmiştir: "Tekrarlanan yedi, es-Seb'u't-tıvaldir." Yani Bakara, Al-i İmran, Nisa, Maide, En'am, A'raf, Enfal-Tevbe sureleridir. Bazıları ise yedinci sure olarak Yunus suresini zikretmiştir. İlk görüşe göre, yedi ile kastedilen ayetlerin sayısıdır. Çünkü Fatiha suresi yedi ayettir. Bu görüş Said İbn Cübeyr'e aittir. Fatiha suresinin neden ... Mesani olarak isimlendirildiği konusunda iki görüş vardır: a) Fatiha, namaz kılınırken her rekatta tekrar okunduğu için b) Fatiha suresi ile Allah'a hamd edildiği için 255 Mesani tekrarlanan anlamına gelebileceği gibi, övgünün gerçekleştiği mekan manasina da gelir. Önemli Not : es-Sebu'l-mesani'nin Fatiha suresi ile tefsir edilmesinden, bu surenin Mekke'de nazil olduğu sonucu çıkarılır. Çoğunluğun görüşü bu doğrultudadır. Bu konuda sadece Mücahid farklı görüştedir. Bu tefsırin Fatiha suresinin Mekke'de nazil olduğuna delalet ettiği şu şekilde izah edilir: Allah Teala, bu ayeti256 indirmekle Nebi'ine verdiği bir nimetini hatırlatmıştır. Hicr suresinin Mekkı olduğu konusunda ittifak vardır. Bu durum Fatiha'nın bu ayetten önce nazil olduğunu gösterir. Hüseyin İbn Fadl bu konuda şöyle demiştir: "Fatiha'nın Medine'de nazil olduğunu söylemesi Mücahid'in bir hatasıdır. Çünkü alimler bu konuda ona muhalefet etmiştir
قَالَ أَبُو حَازِمٍ فَسَمِعَنِي النُّعْمَانُ بْنُ أَبِي عَيَّاشٍ، وَأَنَا أُحَدِّثُهُمْ، هَذَا فَقَالَ هَكَذَا سَمِعْتَ سَهْلاً، فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ وَأَنَا أَشْهَدُ، عَلَى أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ لَسَمِعْتُهُ يَزِيدُ فِيهِ قَالَ " إِنَّهُمْ مِنِّي. فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا بَدَّلُوا بَعْدَكَ فَأَقُولُ سُحْقًا سُحْقًا لِمَنْ بَدَّلَ بَعْدِي ".
Sehl b. Sa'd şöyle demiştir: Ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittim. O şöyle buyuruyordu: "Ben sizin havuz başında öncünüzüm. Ona gelen içer, ondan içen ebediyen bir daha susamaz ve muhakkak benim yanıma birtakım kavimler gelecekler ki ben onlan tanırım, onlar da beni tanırlar. Sonra benimle onlar arasına bir perde çekilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: AÇIKLAMADAN SONRA 2.BAB VE HADİSLER VAR "Yüce Allah 'ın: 'Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz. '26 buyruğu." Bu konuda Ahmed b. Hanbel ile el-Bezzar'ın, Mutarrıf b. Abdullah b. eşŞahır' den şöyle bir nakli vardır: "Cemel olayı hakkında ZUbeyr' e 'Ey Ebu Abdullah! Ne yaptınız? Katledilen halife Osman' ı Medine'de harcadınız. Sonra Basra'dan gelip kanını arıyorsunuz' dedik. ZUbeyr şöyle cevap verdi: "Bizler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döneminde "Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz"(Enfal 25) ayetini okuyorduk. Ancak bu ayet e konu olanların bizler olacağımızı hesap etmemiştik. Nihayet işte bildiğin o olaylara karıştık. "(Ahmed b. Hanbel, I, 165) Taberl'de Ali b. Ebi Talha'nın nakline göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Yüce Allah mu'minlere huzurlarında işlenen münkeri kabul etmemelerini emretmiş, aksi takdirde azabı herkese vereceğini bildirmiştir." Bu haberin Adiyy b. Umeyre rivayetiyle hadisten şahidi vardır. Adiyy'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah seçkinlerin yaptıklarından dolayı herkese 'lzap etmez. Ancak avam huzurlarında bir münkerin işlendiğini görür ve ona tepki koyma güçleri olduğu halde tepki koymazlarsa Yüce Allah hem havassı, hem de avammı azaplandırır." Bu haberi hasen isnadla Ahmed b. Hanbel nakletmiştir. Haber Ebu Davud'da da yer almaktadır. (Ahmed b. Hanbel, 4, 192) "Susamaz." Bilginlerin ifadesine göre bu, o kişi cennete girer ifadesinin kinayeli anlatımıdır. Zira susamamak cennete girenlerin vasfıdır. Ebu Said'in naklettiği hadiste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine "Onların (senden sonra) dinlerinden neleri değiştirdiğini sen bilmezsin" denileceğini haber vermiştir. Kısaca söylemek gerekirse; hadiste sözü edilen kimselerin durumları şöyle yorumlanır: Bu kimseler İslam'dan dönmüşlerse Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlardan uzak olması ve onların da uzaklaştırılmasında herhangi bir problem yoktur. Dinden dönmemişler ancak beden amellerinde büyük masiyetler uydurmuşlar veya kalp inancı açısından bid'atler ortaya çıkartmışlarsa bazıları buna şöyle cevap vermişlerdir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu kimselerden Yüce Allah'ın haklarındaki emri dolayısıyla yüz çevirmiş ve onlara şefaat etmemiştir ki Allah yaptıklarına karşılık onları cezalandırsın. Bu kimselerin Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ümmetinden büyük günah işleyenlere şefaatinin genelliğine dahil olup, tevhid ehli kimselerin cehennemden çıktıkları sırada oradan çıkmalarında herhangi bir man i yoktur. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir