İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4918

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ الْخُزَاعِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الْجَنَّةِ كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعِّفٍ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ، أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ ‏"‏‏.‏

(Harise İbn Vehb el-Huzaı'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Beni iyi dinleyin! Size Cennet ehlinin haberini vereyim. Zayıf ve mütevazi her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. İyi dinleyin! Size Cehennem ehlinin haberini veriyorum. Cehennemlikler, kaba, çalımlı yürüyen, şişman ve büyüklük taslayan herkestir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu ayetin kimin hakkında indiği konusunda farklı görüşler vardır: a) Bu ayet Velld İbn Mugıre hakkında inmiştir. Yahya İbn Sellam "Tefsır"inde bu görüşü dile getirmiştir. b) Bu ayet Esved İbn AbdiyegCıs hakkında inmiştir. Bu görüşü Süneyd İbn Oavlid "Tefsir"inde nakletmiştir. c) Bu ayet Ahnes İbn Şüreyk hakkında inmiştir. Bunu SüheyIi, Kuteybi'den nakletmiştir. Son iki görüşü Taberi de nakletmiş ve şöyle demiştir: "Bu ayet Ahnes hakkında inmiştir. Bir grup bu ayetin Esved hakkında indiğini söylemiştir ki, bu doğru değildir." İsmaili rivayetinde .........müteda'if kelimesi ...........mustaz'af şeklinde nakledilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şu şekilde olur: Zayıf olan ve insanlar tarafından zayıf görülüp horlanan her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. Zayıf kimseden maksat, tevazusundan dolayı nefsi zayıf olan kişi ile dünyadaki güçsüz durumda olan kişidir. Mustazaf ise insanlar arasında bir yeri olmaması hasebiyle hor görülen kimsedir. Ferra .......utull kelimesini şu şekilde açıklamıştır: "Husumeti çok olan" demektir. Bu 'kelime "öğüt karşısında katı olan kimse" şeklinde de açıklanmıştır. Ebu Ubeyde ise bu kelimeyi şu şekilde izah etmiştir: "Her şeyin katısına" denir. Burada 'kafir' anlamında kullanılmıştır. Abdurrezzak İbn Hemmam Ma'mer kanalıyla Hasan-ı Basri'nin bu kelimeyi "çirkin işlere bulaşan günahkar" şeklinde açıkladığını nakletmiştir

Sahîh-i Buhârî, 4918

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ح

Bana Hasen b. Aliy el-Hulvânî ile Ebu Bekir b. İshâk rivayet etttler, dediler ki: Bize İbni Ebi Meryem rivayet etti. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi. Dedi ki: Bana Zeyd b. Eşlem, Iyâd b. Abdİllâh'dan, o da Ebu Said-i Hudrî'den, o da Nebiy (Sallallahu Aleyhi e Sellem)''den naklen haber verdi. H. Bize Yahya b. Eyyub ile Kuteybe ve İbni Hücr rivayet ettiler. Dediler ki: Bize İsmail —kî İbni Ca'ferdir— Amr b. Ebî Amr'dan, o da el-Makburî'den o da Ebu Hureyre'den, o da Nebiy (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den naklen, İbni Ömer'in Nebi {Sallallahu aleyhi ve Selleml'den diye naklettiği (238 nolu) hadis ile aynı manada rivayet etti. Diğer tahric: Ebu Hureyre'nin rivayetini yalnızca Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 13006. Ebu Said el-Hudri'nin rivayetini de Buhari, 298 -uzunca-, 913 -uzunca-, 1393, 1850 -muhtasar olarak-, 2515; Müs!im, 2050; Nesai, 1575, 1578, 1288; Tuhfetu'lEşraf, 4271 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: "Ey kadınlar topluluğu sadaka verin ... (2/65) İşte bu da din eksikliğidir." Dilciler, ma' şer (topluluk), aynı durumdaki yani ortak vasıftaki topluluk demektir, diye açıklamışlardır. Mesela, insanlar bir ma'şer, cinler bir ma'şer, nebiler bir ma' şer, kadınlar vs. birer ma' şerdir. Çoğul u "meaşir" gelir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Sizin cehennem ehlinin çoğunluğunu teşkil ettiğinizi gördüm" buyruğuna karşılık kadınlardan: "Biz neden cehennemliklerin çoğunluğuyuı" diyen birisi "cezle" diye nitelendirilmiştir ki akıl ve görüş sahibi kadın demektir. İbn Bureyd dedi ki: Cezalet, akıl ve vakar demektir. el-Aşir: Aslında bir kimse ile kayıtsız ve şartsız olarak muaşereti (birlikteliği) olan kimse hakkında kullanılır ise de burada kastedilen kocadır. Lubb: Akıl demek olup, aklın kemali kastolunur. Allah Rasulünün: "İşte aklın noksanlığı budur" buyruğu, aklın noksanlığının belirtisi budur, demektir. "Günlerce namaz kılmadan kalır" yani ay hali sebebiyle günler boyunca namaz kılamaz. Yine ay hali sebebiyle ramazan ayının birkaç gününde oruç tutmaz. Hadisten Çıkartılan Hükümler Hadisteki hükümlere gelince: 1- Bu hadiste birtakım bilgiler yer almaktadır: Sadakanın, iyilik olan işlerin yapılması, çokça mağfiret dilemek vs. itaatlerin yapılmasının teşvik edilmesi bunlar arasındadır. 2- Aziz ve celil Allah'ın buyurduğu gibi: "Muhakkak iyilikler kötülükleri giderir. " (Hud, 114) 3- Kocaya ve iyiliğe karşı nankörlük büyük günahlardandır çünkü cehennem ateşi tehdidi masiyetin büyük olduğunun alametleri arasındadır. Nitekim bunu yüce Allah'ın izniyle biraz sonra açıklayacağız. 4- Lanet okumak da aynı şekilde oldukça çirkin masiyetlerdendir fakat hadisten onun büyük bir günah olduğu anlamı çıkmamaktadır çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Çokça lanet okursunuz" buyurmuştur ama küçük günah çokça işlenecek olursa sonunda büyük bir günah olur. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayrıca: "Mümine lanet etmek, onu öldürmek gibidir" buyurmuştur. İlim adamları da lanet okumanın haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Sözlükte lanet, uzaklaştırmak ve kovmak demektir. Şer' i bir terim olarak yüce Allah'ın rahmetinden uzaklaştırmaktır. Durumu ve son nefesinde dünyadan nasıl ayrıldığı kesin olarak bilinmeyen bir kimsenin yüce Allah'ın rahmetinden uzak olduğunu ifade etmek ise caiz değildir. Bundan dolayı ilim adamları şöyle demişlerdir: "Şer' i bir nas ile onun küfür üzere öldüğünü yahut küfür üzere öleceğini bildiğimiz -Ebu Cehil ve İblis gibi- kimseler dışında Müslüman olsun, kafir olsun, herhangi bir canlı olsun muayyen bir kimsenin lanetlenmesi caiz değildir. Bir niteliğe bağlı olarak lanetlemek ise haram değildir. Saçına saç ekleyen, saç ekleten, döğme yapan ve yaptıranın lanetlenmesi, faiz yiyen, yediren, suret yapanların, zalimlerin, fasıkların, kafirlerin lanetlenmesi, arazinin sınırlarının belirtilerini değiştiren kimselerin lanetlenmesi, gerçek efendilerinden başkalarına ait olduğunu söyleyenlerin, babasından başkasının nesebinden geldiğini ileri sürenlerin, İslam'da olmadık bir işi ortaya çıkartanın yahut büyük bir günah işlemiş kimseyi barındıranın lan etle nmesi ve buna benzer şer'i naslarda muayyen kimseler için değil de niteliklere bağlı olarak lanetlenenlerin lanetlenmesi buna örnektir. Allah en iyi bilendir. 5- Küfür hükmünün kocaya nankörlük, iyiliklerin, nimetin ve hakkın nankörlüğü gibi yüce Allah'ın inkfm dışındaki haller için de kullanılması. İşte buradan bundan önce geçmiş hadislerde zikredilen "küfür" ile ilgili yaptığımız yoru~un/tevilin doğruluğu da anlaşılmaktadır. 6- İmanın arttığı ve eksildiği açıklanmaktadır. 7- İmam, çeşitli makam ve mevkilerdeki yöneticiler ve insanlar ileri gelenler, reayalarına öğüt vermeli, onları İslam'ın buyruklarına aykırı hareket etmekten sakındırıp, itaatleri işlemeye teşvik etmelidirler. 8- Öğrencinin, aıime uyanın uyduğu kimseye söylediğinin anlamını kavrayamadığı hallerde soru sorması. Buradaki aklı başında kadının (r.anha) soru sorması gibi. 9- "Ramazan" ismini "ay"a izafe etmeksizin kullanmak -asıl tercih edilen aya izafetle kullanılması olmakla birlikte- caizdir. Allah en iyi bilendir. İmam Ebu Abdullah el-Mazeri (rahimehullah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: ''Aklın eksikliği iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasıdır" buyruğu ile, bunun arka planına dikkat çekmektedir. Bu da yüce Allah'ın kitab-ı keriminde: "Biri unutursa diğerine hatırlatsın diye" (Bakara, 282) buyruğu ile dikkat çektiği husustur. Yani onların belleyişleri azdır. (2/67) (el-Mazeri devamla) dedi ki: İnsanlar aklın mahiyeti hususunda ihtilaf etmişlerdir. İlim olduğu söylendiği gibi, zorunlu birtakım bilgiler olduğu da söylenilmiştir. Bilinenlerin gerçekleri arasında ayırım gözeten güçtür diye de açıklanmıştır. -el-Mazeri'nin sözleri burada bitmektedir.- Derim ki: Aklın gerçek mahiyeti ve kısımları ile ilgili görüş ayrılığı pek çoktur ve bilinen bir husustur. Bunları açıklayarak burada sözü uzatmamıza ihtiyaç yoktur. Aklın yeri hususunda da ihtilaf etmişlerdir. Bizim (mezhebimize mensup) kelamcılar kalptedir demişlerdir. Bazı ilim adamları ise o baştadır demiştir. Allah en iyi bilendir. Hadiste Kadınlar İle İlgili Nitelemelerin Anlamı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kadınları namazı ve orucu ay hali zamanlarında terk etmeleri sebebiyle dinlerinin eksik olmasıyla nitelendirmesinin anlaşılmasında zorlukla karşı karşıya kalınabilir ama bunun anlaşılması zor değil, aksine gayet açıktır. Şüphesiz ki dil, iman ve İslam daha önce birkaç yerde açıkladığımız gibi bir anlamda ortaklıkları vardır. Yine birkaç yerde açıkladığımız gibi itaatlere de iman ve din denilir. Bu husus sabit olduğuna göre ibadeti çok olanın imanının ve dininin de artış göstereceği, az olanın da dininin eksileceği sabit olmaktadır. Diğer taraftan din eksikliği bazen kişinin günaha girmesine sebep olabilir. Namazı, orucu ya da diğer farz ibadetleri mazeretsiz terk etmek gibi. Bazen de günahı gerektirmeyen bir şekilde sözkonusu olabilir. Cumayı, gazaya çıkmayı ya da daha başka farz olan ibadetleri mazereti sebebiyle terkedenin durumu gibi. Bazı hallerde de bu terk kendisinin bununla mükellef olduğu şekilde sözkonusu olabilir. Ay hali kadının namazı ve orucu terk etmesi gibi. Şöyle bir soru sorulabilir: Kadın ay hali iken namazı ve orucu eda etmemekte mazur görüldüğüne göre, ay hali süresince -onun kazasını yapmasa dahi- namaz sevabını alır mı? Hasta ve yolcu kimsenin sağlıklı iken ve ikamet halinde iken kıldığı nafile namazıarının aynısı, yolculuğunda ve hastalığında hasta ve yolcuya sevap olarak yazıldığı gibi yazılır mı? Cevap: Bu hadisin zahirine göre ay hali olan kadına bunların sevabı yazılmaz. Aradaki fark şudur: Hasta ve yolcu bu nafile ibadetleri bunları eda etme ehliyeti ile birlikte sürekli olarak yapmak niyetiyle yerine getiriyordu. Ay hali olan kadının durumu ise böyle değildir. Aksine o kadının niyeti ay hali zamanlarında namazı terk etmektir. Hatta ay halinde iken namaz kılmaya niyet etmesi ona haramdır. Nafile namazıarını onları devamlı kılmak niyetini taşımaksızın bazen kılıp, bazen kılmayan yolcu yahut hastanın hali de buna benzemektedir. Böyle bir kimsBye nafile namaz kılmadığı zamanlardaki yolculuğu ve hastalığı esnasında ona (nafilelerini kılmış gibi) sevap yazılmaz. Allah en iyi bilendir. Baptaki Hadislerin Senetleri İbnu'l-Had: Adı Yezid b. Abdullah b. Usame'dir. Usame, "el-Had"ın kendisidir çünkü o misafirlerin ve yoldan geçenlerin ona doğru yol bulmaları için ateş yakardı. Bu lafzı muhaddisler bu şekilde "el-Had" diye telaffuz ederler, bir söyleyişe göre sahihtir ama Arapça' da tercih edilen sonuna ye getirmek suretiyle "el-Hadi" denilmesidir. Bu hususları kitabın mukaddimesinde ve başka yerlerde sözkonusu etmiştik. Allah en iyi bilendir. Ebu Bekr b. İshak'ın adı Muhammed'dir. İbn Ebu Meryem ise (2/68) Said b. Hakem b. Muhammed b. Ebu Meryem el-Cumahi Ebu Muhammed el-Mısri' dir. Pek değerli, üstün, fakihtir. Amr b. Ebu Amr, el-Makburi' den rivayetinde geçen buradaki "elMakburi"nin kim olduğu hakkında ihtilaf edilmiştir. Acaba bu Ebu Said elMakburi midir yoksa onun oğlu Said midir? Çünkü bunların her birisine -asıl el-Makburi Ebu Said olmakla birlikte- el-Makburi denilir. Hafız Ebu Ali elGassani el-Ceyyani, Ebu Mesud es-Sekafi' den şöyle dediğini nakletmektedir: Burada kasıt Ebu Said' dir. Ebu Ali dedi ki: Bu husus ise ancak İsmail b. Cafer'in, Amr b. Ebu Amr'dan diye naklettiği rivayetindedir. Darakutni dedi ki: Ona Süleyman b. Bilal muhalefette bulunarak bu hadisi Amr'dan, o Said el-Makburi'den diye rivayet etmiştir. Darakutni dedi ki: Süleyman b. Bilal'in sözü ise daha sahihtir. Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) dedi ki: Bunu Ebu Nuaym elAsbahani, el-Muharrac ala Sahih-i Müslim adlı eserinde razı olunan çeşitli yollardan İsmail b. Cafer'den, o Amr b. Ebu Amr'dan, o Said b. Ebu Said el-Makburi' den diye bu şekilde açık seçik bir şekilde rivayet etmiş bulunmaktadır ama biz bu hadisi Müslim'in Sahihine muharrec özelliğindeki Ebu Avane'nin Müsnedinde İsmail b. Cafer, Ebu Said yoluyla, Süleyman b. Bilal de Ebu Said yoluyla -az önce Darakutni'den geçtiği gibi- rivayet etmiş bulunmaktayız. O halde buna itimat edilmelidir. İbnu's-Salah'ın açıklamaları buraya kadardır. "el-Makburi" nispeti be harfi ötreli ve fethalı (el-Makberi) şeklinde de söylenir. Bu hususta meşhur iki okuyuştur. Bu da (kabristan demek olan) makbure'ye nispettir. Bunun da be harfi ötreli, fethalı ve kesreli olmak üzere üç söyleyişi vardır ki üçüncüsü gariptir. İbrahim el-Harbi ve başkaları der ki: Ebu Said kabirlere inerdi. Bundan dolayı ona el-Makburi denildi. Evinin kabristanın yakınında olduğu (ve bundan dolayı ona bu nispetin verildiği de) söylenmiştir. Yine denildiği üzere Ömer b. el-Hattab (radıyalliıhu anh) onu kabirlerin kazılmasının işinin başına tayin etmişti. Bundan dolayı ona el-Makburi denildi. Nuaym'ı ise mescit1erin kokulandırılmasından sorumlu olarak görevlendirmişti. Bundan dolayı da ona Nuaym el-Müeemmir (tütsüleyid, buhurlayıeı Nuaym) denilmiştir. Ebu Said'in adı Keysan (nispeti el-leysi) el-Medeni'dir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 243
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي خَارِجَةُ بْنُ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، قَالَ لَمَّا نَسَخْنَا الصُّحُفَ فِي الْمَصَاحِفِ فَقَدْتُ آيَةً مِنْ سُورَةِ الأَحْزَابِ، كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقْرَؤُهَا، لَمْ أَجِدْهَا مَعَ أَحَدٍ إِلاَّ مَعَ خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ، الَّذِي جَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَهَادَتَهُ شَهَادَةَ رَجُلَيْنِ ‏{‏مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ‏}‏

Zeyd İbn Sabit'ten şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Mushafı çoğaltınca, Nebi'in sallallahu aleyhi ve sellem çok sık okuduğunu işittiğim Ahzab suresinden bir ayeti, Ensar'dan Huzeyme'nin dışında hiç kimsenin yanında bulamadım. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk tutmuştu. Bahsi geçen ayet şuydu: "Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. "(Ahzab 23) Fethu'l-Bari Açıklaması: Ebu Ubeyde bu ayetin [Ahzab 33/23J tefsiri hakkında şöyle demiştir: .......Nahbehu kelimesi "adak" anlamına gelir. Buna göre ayet "kimileri adağını yerine getirmiştir," manası taşır. Ayrıca bu kelime, "can tehlikesi" ve "tehlike" manalarına da gelir. Başka bir müfessir ise şöyle demiştir: .....Nahbe kelimesi asıl itibariyle "adak" anlamına gelir. Ancak daha sonraları herşeyin sonu hakkında kullanılmaya başlanmıştır. Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Hasan-ı Basri'nin ".......kada nahbehu" ayetini 'imanına ve ahdine vefa gösterip canını verenler,' şeklinde tefsır ettiğini rivayet etmiştir. Bu yorum, diğer müfessirlerin yorumlarına aykırıdır. Hatta Hz. Aişe'den buna aykırı olarak şu rivayet nakledilmiştir: "Talha, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna geldi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona .........ente ya Talha, min men akada nahbehu ('Sen ey Talha! Ahdini yerine getirenlerdensin') buyurdu." Bu rivayeti, İbn Mace ve Hakim' tahriç etmiştir. Ancak Hz. Aişe'den nakledilen hadisi mecaı ile izah edebiliriz. Buna göre geçmiş zaman kipinde olan ......kada fiili, geniş zaman" kipinde olan ........yakdi fiili manasına kullanılmıştır. İbn Ebı Hatim'in tefsirinde Ammar ıbn Yasir; Yahya ıbn Sellam'ın tefsirinde de Hamza ve arkadaşları ah de vefa gösterenler arasında sayılmıştır. Nitekim daha önce Enes İbn Nadr'ın olayı anlatılırken Enes İbn Malik'in onun hakkında söyledikleri aktarılmıştı. Enes İbn Nadr da bu grup içinde yer alır. Hakim'in Ebu Hureyre'den naklettiği hadise göre, Mus'ab İbn Umeyr de bu gruba dahildir. ........Fitnetu le atevha fitne çıkarırlar anlamına gelir. İmam Buhari kelime açıklamasını yaptıktan sonra, daha önce "Kitabu'l-cihad" bölümünün başlarında ayrıntılı biçimde açıkladığımız Enes İbn Nadir olayıyla ilgili olarak Enes İbn Malik'in sözünü nakletti. Hz. Nebi'in çok sık okuduğunu işittiğim Ahzab suresinden bir ayeti, Ensar'dan Huzeyme'nin dışında hiç kimsenin yanında bulamadım. Bu rivayet Zeyd'in Kur'an'ı toplarken sadece kendi bilgisine güvenmediğini, sadece kendi ezberi ile yetinmediğini gösterir. Ancak yine de, bu konuda problem olabilecek bir husus vardır. Şöyle ki; bu hadisin zahiri, Zeyd'in söz konusu ayeti Kur'an'dan kabul ederken sadece Huzeyme ile yetindiğini gösterir. Halbuki bir sözün Kur'an olduğu, ancak tevatür yoluyla sabit olur. Bu itiraza en güzel şu şekilde cevap verilir: Zeyd bu sözü ile bu ayetin yazılı olduğu materyali bulamadığım ifade etmek istemiştir. Yoksa onun ezberlerde de olmadığını kastetmemiştir. Zira hem kendisi, hem de başkaları bu ayeti ezbere bilmekteydi. Nitekim "Kur'an'ın Cem'i" bahsinde gelecek hadiste geçen "Kur'an'ı deri parçalarından ve hurma dallarından araştırmaya başladım," sözü de bunu destekler niteliktedir. Bu hadis, "Fezailu'lKur'an" bölümünde ayrıntılı biçimde ele alınacaktır. Ayrıca yine onun Huzeyme hakkındaki "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk tutmuştu," sözü de bunu destekler. Rivayette adı geçen Huzeyme, Huzeyme İbn Sabit'tir. Onun şehadeti ile ilgili hadis, Ebu Davo.d ve Nesaı tarafından şu şekilde tahriç edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bedevinin birinden bir at satın aldı. Bedeviden atın parasını alması için kendisini takip etmesini istedi. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hızlı, bedevi ise yavaş yürüyerek yola koyuldu. Yolda bazı insanlar bedevinin önünü kesip atın fiyatı konusunda pazarlığa başladılar. [Ancak Hz. Nebi'in atı aldığından haberleri yoktu. Bedevi, onlar alıcı olunca Hz. Nebi'e 'Bu atı alıyor musun? Yoksa onu satacağım,' diye seslendi. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun sözünü işitir işitmez, 'Ben bunu senden satın almadım mı?' diye çıkıştı. Bedevi, 'Ne münasebet, Allah'a yemin ederim ki, ben atımı sana satmadım,' dedi. Bunun üzerine Hz. Nebi 'Tam tersine! Ben onu senden satın aldım,' dedi.poBo Bu defa Bedevi, 'O halde bu atı sana sattığıma dair bir şahit getir,' demeye başladı. Onun yanına gelen Müslümanlar, 'Yazıklar olsun sana! Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç doğrudan başka bir şey söyler mi?' diyerek tepkilerini gösteriyorIardı. Nihayet Huzeyme İbn Sabit geldi. Bir müddet konuşulanları dinledi. Sonra 'Ben, senin bu atı ona sattığına şahidim,' dedi. Bunun üzerine Allah Resulü ona 'Ne ile şahitlik edersin?' diye sordu. O da, 'Seni tasdik ederek' diye cevap verdi. Böylece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Huzeyme'nin şahitliğini iki kişinin şahitliğine denk saydı." Hattabı şöyle demiştir: "Birçok kimse bu hadisi yanlış yorumlamıştır. Bid'at ehli bazı çevreler, bu hadisi kullanarak, doğrulukla tanıdıkları kimselerin iddia ettikleri her şeye şahitlik etmelerinin meşru olduğunu ileri sürmüşlerdir. Halbuki Hz. Nebi bedevinin aleyhine hüküm verirken kendi bilgisine dayanmıştır. Huzeyme'nin şahitliği onun sözünü destekler mahiyettedir ve tartıştığı kimseye karşı ona destek olma niteliğindedir. Böylece bu olay, diğer mahkemelik durumlar açısından bakılınca iki kişinin şahiHiği takdirinde olur." Bu olayda kıvrak zekalı olmanın kazandırdığı üstünlük ortaya çıkmıştır. Kıvrak zekaya sahip olmak, kişinin derecesini yükseltir. Çünkü burada Huzeyme'nin ileri sürdüğü gerekçe, diğer sahabiler tarafından da biliniyordu. Son derece açık olmasına rağmen sadece o, kıvrak zekasıyla bunu ileri sürmüş ve bundan dolayı ödüllendirilmişti. Artık bu olaydan sonra Huzeyme kimin lehine veya aleyhine şahimk ederse, bu, o kimse hakkında yeterli olacaktı]

Sahîh-i Buhârî, 4784
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا رَوْحٌ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ مَرْوَانَ الأَصْفَرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ أَحْسِبُهُ ابْنَ عُمَرَ ـ ‏{‏إِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ‏}‏ قَالَ نَسَخَتْهَا الآيَةُ الَّتِي بَعْدَهَا‏.‏

<Mervan el-Asfar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in İbn Ömer olduğunu sanıyorum – "İçinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de ... " ayetinin kendisinden sonra gelen ayet ile neshedildiğini nakletmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "İbn Abbas şöyle demiştir: I;.J>Visran söz anlamına gelir." Taberi bu rivayeti Ali İbn Ebi Talha kanalıyla İbn AbbS.s'tan senediyle birlikte .......ve la tehmil aleyna isran (Ey Rabbimiz! Bize ağır yük yükleme!) ayetinin tefsirinde nakletmiştir. Aslında r"'Visran kelimesi ağır şeyanlamına gelir. Bazen zor şeylere de denir. Bu ayette geçen ...."'Visran kelimesini söz olarak tefsir etmek, bu lafzın lGzımı ile yapılan bir yorumdur. Çünkü söze riayet etmek zordur. İmam Taberi İbn Cüreyc kanalıyla ondan bu ayetin anlamı hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Ey Rabbimiz! Yerine getiremeyeceğimiz sözleri bize yükleme! "Kendisinden sonra gelen ayet ile neshedildiğini" Bu ifade İbn Abbas ve Ebu Hureyre'den nakledilen hadislerle anlaşılır. Nesihten maksat, önceki ayette söz konusu olan zorluğun kaldırılması ve içimizden geçirdiğimiz düşüncelerden dolayı hesaba çekilsek bile, bunlardan dolayı sorumlu tutulmayacağımızın açıklanmasıdır. İmam Taberi de bu yoruma işaret etmiştir. Bu sayede haberi cümlelerde neshin meydana geldiğini söylemekten kurtulmuştur. Ancak bu yoruma şu şekilde karşılık verilebilir: Her ne kadar ayet form bakımından haberi cümle olsa da, yine de bir hüküm içermektedir. Haberi cümleler hüküm içerdiği sürece neshe konu olabilir. Tıpkı hüküm içeren inşai cümlelerde olduğu gibi. Neshin gerçekleşemeyeceği naslar, hiçbir hüküm içermeyen tamamen haber olan ayetlerdir. Önceki milletlerin kıssalannı anlatan ayetler buna örnek olarak verilebilir. Bir de hadiste bahsi geçen nesihten maksat, tahsis olabilir. Çünkü ilk dönem alimleri tahsis yerine çoğu zaman nesih kavramını kullanırlardı. İnsanın içinden geçirdiği düşüncelerden dolayı hesaba çekilmesinden maksat, karar verip yapmaya koyulduğu düşüncelerdir. Yoksa aklından gelip geçen her düşünce değildir. Her şeyin en doğrusunu en iyi Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 4546
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ مَرَرْتُ عَلَى أَبِي ذَرٍّ بِالرَّبَذَةِ فَقُلْتُ مَا أَنْزَلَكَ بِهَذِهِ الأَرْضِ قَالَ كُنَّا بِالشَّأْمِ فَقَرَأْتُ ‏{‏وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلاَ يُنْفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ‏}‏ قَالَ مُعَاوِيَةُ مَا هَذِهِ فِينَا، مَا هَذِهِ إِلاَّ فِي أَهْلِ الْكِتَابِ‏.‏ قَالَ قُلْتُ إِنَّهَا لَفِينَا وَفِيهِمْ‏.‏

Zeyd İbn Vehb'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Rebeze'de bulunan Ebu Zerr'in yanına gittim. Ona kendisini bu yere neyin getirdiğini sordum. O da şu cevabı verdi: Biz Şam'da idik. Ben "Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!" ayetini okudum. Muaviye: "Bu ayet bizim hakkımızda inmedi. Bu ayet sadece ehl-i kitab hakkında geçerlidir," dedi. Ben de; "Hem bizim için, hem de onlar için geçerlidir," diye karşılık verdim. Fethu'l-Bari Açıklaması: Çoğunluk bu ayette geçen .....eymane lehüm ifadesiı:i hemzenin fethası ile "onların sözleri/yeminleri yoktur, anlamına gelen .....eymane lehüm şeklinde okumuştur. Hasan-ı Basri'nin bu ifadeyi hemzenin kesrası ile okuduğu nakledilmiştir. Ancak bu kıraat şazdır. İmam Taberi, Ammar İbn Yasir ve daha başka sahabilerin .....innehum la eymane lehüm ayetini "onların sözleri/yeminleri yoktur," şeklinde tefsir ettiklerini nakletmiştir. Bu da, çoğunluğun kıraatini desteklemektedir. İmam Taberi Dahhak'ın ......eimmete'l-küfr (küfrün önderleri) ifadesini Mekke halkının müşrik liderleri olarak tefsir ettiğini nakletmiştir. "Küfrün önderlerine karşı savaşınf" ayetinde kastedilen ve yaşayan üç kişiden birinin ismi Ebu Bişr'in Mücahid'den naklettiği rivayette Ebu Süfyan İbn Harb olarak belirtilmiştir. Ma'mer'in Katade'den naklettiği rivayette ise küfrün önderlerinin isimleri şu şekilde verilmiştir: Ebu Cehil İbn Hişam, Utbe İbn Rabia, Ebu Süfyan, Süheyl İbn Amr. Ancak bu rivayet eleştirilmiştir. Çünkü Ebu Cehil ve Utbe Bedir savaşında öldürülmüşlerdi. Ayetin kimin hakkında indiğini açıklamak, ancak o şahısların hayatta olması ile mümkündür. Sonuç olarak bu ayetin Ebu Süfyan ve Süheyl İbn Amr hakkında indiği doğrudur. Bu kişiler de daha sonra Müslüman olmuştur. Huzeyfe'nin "Onlar fasıklardır," ifadesi, evlere girip hırsızlık yapan kimselerin kafir ve münafık olmadıkları anlamına gelir

Sahîh-i Buhârî, 4660
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا هُرَيْمُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَذْكُرُ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏.‏ وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ سَعْدَ بْنَ مُعَاذٍ وَزَادَ فَكُنَّا نَرَاهُ يَمْشِي بَيْنَ أَظْهُرِنَا رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ ‏.‏

Bize Hüreym b. Abdil A'la el-Esedî dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize el-Mu'temir b. Süleyman rivayet etti. (Dedi ki): Babamı Sabit'ten, o da Enes'den naklen anlatırken dinledim. Enes: — Bu ayet indiği vakit... diyerek hadisi rivayet etmiş; ama Sa'd b. Muazı zikretmemiş. Yalnız: (Biz Sabit'i aramızda gezinen cennetlik bir zat olarak görüyorduk) cümlesini ziyade etmiş. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 402 DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadis-i şerif Sabit b. Kays (Radiyallahu anh) 'ın büyük menkabesini anlatmaktadır. Hz. Sabit Ensar'ın ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hatibi idi. Yüksek sesli bir zat olup konuşurken sesi fazla gürleşirdi. Bu sebeble herkesden ziyade endişeye düşmüştü. Fakat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini cennetle müjdeleyince bütün üzüntüleri bir anda sürura münkalib oldu. Hadisde zikri geçen ayet-i kerime bir rivayete göre onun hakkında nazil olmuş; diğer bir rivayete göre ise Ebu Bekir'le Ömer (Radiyallahu Anhuma) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in huzurunda bir meseleyi yüksek sesle münakaşa ettikleri zaman inmiş; bundan sonra onlar da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in huzurunda adeta fısıltı ile konuşmuşlardır. Ayetin Benî Temim hey'eti hakkında nazil olduğunu söyleyenler olduğu gibi daha başka sebeb-i nüzul zikredenler de vardır. El-Ubbi'nin beyanına göre Hz. Sabit'in korkarak evine kapanması ayetin inmesinden evvele aid değildir. Çünkü o zaman henüz huzuru Nebevide yüksek sesle konuşmak yasak edilmiş değildi. Onun endişesi ileriye aitti. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna çıktığı zaman mutlaka konuşmak mecburiyetinde kalacaktı. O bunu düşündükçe üzülüyor; korkuyor; ihtiyata riayet ediyordu. Nihayet endişesi görülmedik bir sürür la neticelendi. Hadis-i şerif, alim veya büyük bir zat arkadaşlarından bazısını bir kaç zaman görmezse araştırıp soruşturması gerektiğine delildir. NEVEVİ ŞERHİ: (310-313 numaralı hadisler): Bu bapta Sabit b. Kays b. eş-Şemmas (r.a.)'ın ve: "Sesinizi Nebinin sesinden fazla yükseltmeyin" (Hucurat, 2) ayetinin inmesi üzerine korkusu ile ilgili kıssa anlatılmaktadır. Sabit (r.a.) sesi yüksek bir zat idi. (2/133) Kendisi de yüksek sesle konuşurdu. Ensarın hatibi idi. Bundan dolayı bu hususta başkasından daha fazla çekinmişti. Ayrıca bu hadiste Sabit b. Kays'ın (r.a.) pek büyük bir menkıbesi bulunmaktadır. O da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in cennetliklerden birisi olduğunu haber vermesidir. Hadisten alimin ve kavmin büyüğünün arkadaşlarının gelip gelmediğine dikkat etmesi ve aralarından görünmeyen kimselerin halini sorması gerektiği anlaşılmaktadır. Müslim (rahimehullah)'ın: "Bize Katan b. Nuseyr tahdis edip dedi ki ... Enes'ten" senedinde bir incelik vardır. Bu da senetteki ravilerin tamamının Basralı oluşudur. Nuseyr ile ilgili olarak da Buhari ve Müslim'in Sahihlerinde ondan başka bu isimde biri olmadığını söylediğimiz gibi, bu şerh in mukaddimesinde yazdığımız fasıllarda da Müslim'in kendisinden rivayet nakletmesine karşı çıkanların karşı çıkış sebeplerini ve bunun cevabını da kaydetmiştik. Diğer isnatta yer alan "Habban" ismi ha harfi fethalı olup, b. Hilal' dir. (2/134) (302) bu hadisin isnadındaki raviler de hep Basralıdır. Ancak başındaki ravi olan Ahmed b. Said ed-Darimı, Neysaburludur. (3:3) Müslim'in: "Bize Hureym b. Abdula'la tahdis etti ... Enes'ten" Bu isnattaki ravilerin tümü de aynı zamanda gerçek anlamda Basralıdırlar. (313) "Biz onu cennet ehlinden aramızda yürüyen bir adam olarak görüyorduk" ifadesinde (bir adam anlamındaki lafız): "Raculen" şeklindedir, bazı asıllarda da "raculün" dür. Çoğunluk da budur. Her ikisi de sahihtir. Birincisi "onu" anlamındaki görmek fiilinin sonunda yer alan zamirin bedelidir. İkincisi ise istinaf (cümlenin ilk ismi) olmak üzere merfu okunur

Sahîh-i Müslim, 317
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ أَبِي لُبَابَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ زِرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ قُلْتُ يَا أَبَا الْمُنْذِرِ إِنَّ أَخَاكَ ابْنَ مَسْعُودٍ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا‏.‏ فَقَالَ أُبَىٌّ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي قِيلَ لِي‏.‏ فَقُلْتُ، قَالَ فَنَحْنُ نَقُولُ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم‏.‏

Zirr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a: "Ey Ebu'lMünzir! Kardeşin İbn Mes'ud şöyle şöyle diyor. [Ne dersin?] diye sordum. Ubey şöyle cevap verdi: Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordum. O da şöyle cevap verdi: Bana böyle okundu. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi okuruz. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Mes'ud'un söyledikleri "şöyle şöyle" şeklinde aktarılmışıtr. Öyle anlaşılıyor ki, ravilerden biri, bu sözleri söylemeyi hoş karşılamadığı için İbn Mes'ud'un söylediklerini mübhem olarak aktarmıştır. Ahmed İbn Hanbel ile İbn Hıbban, Hammad İbn Seleme kanalıyla Asım'dan bu rivayeti şu lafızIa nakletmiştir: Abdullah İbn Mes'ud Muawizeteyn'i Mushafına yazmazdı. Bezzar şöyle demiştir: "Bu konuda hiçbir sahabi İbn Mes'ud'a uymamıştır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu iki sureyi Kur'an'da okuduğu sahıh olarak nakledilmiştir." Bu, Ukbe İbn Amir kanalıyla Müslim'in "Sahıh"inde yer almaktadır. Bu rivayeti İbn Hıbban başka bir senedle Ukbe İbn Amir'den şu ziyade ile nakletmiştir: "Her namazda bu iki sureyi okuyabiliyorsan bunu yap!" Ahmed İbn Hanbel, Ebu'l-Ala İbn Şıhhir kanalıyla sahabeden birinden şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Selem Muawizeteyn'i o sahabiye okutmuş, sonra ona şöyle demiştir: "Namaz kılarken bu ikisini oku!" Bu rivayetin senedi sahihtir. Said İbn Mansur'un Muaz İbn Cebel'den naklettiği rivayete göre Hz. Nebi sabah namazını kıldırmış ve bu namazda Muawizeteyn'i okumuştur. İmam Nevevi "Şerhu'I-Mühezzeb" adlı eserinde şöyle demiştir: Müslümanlar Fatiha ve Muawizeteyn'in Kur'an'ın bir bölümü olduğu konusunda icma' etmişlerdir. Kim bunu inkar ederse, kafir olur. İbn Mes'ud'dan nakledilen görüş ise batıldır, doğru değildir. Ayrıca bu görüşe karşı dikkatli olunmalıdır. Nevevi'den daha önce Ebu Muhammed İbn Hazm da "el-Muhalla" adlı eserinde buna benzer şeyler söylemiştir: "İbn Mes'ud'dan Muawizeteyn'in Kur'an'dan olmadığına dair nakledilen rivayetler batııdır, asılsızdır." Fahruddin Razi de tefsirinin başlarında buna benzer ifadeler kullanmıştır: "Zanna galib gelen düşünceye göre İbn Mes'ud'dan nakledilen bu görüş, iftira ve batııdır. Sağlam bir senedi olmadan sahıh rivayetleri eleştirmek kabul edilemez. Ancak sahıh rivayetler te'viIe açık olabilir

Sahîh-i Buhârî, 4977

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.