İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4835

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ قُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ قَرَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ سُورَةَ الْفَتْحِ فَرَجَّعَ فِيهَا‏.‏ قَالَ مُعَاوِيَةُ لَوْ شِئْتُ أَنْ أَحْكِيَ لَكُمْ قِرَاءَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَفَعَلْتُ‏.‏

Abdullah İbn Muğaffel'in şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Mekke'nin fethedildiği gün Fetih Suresi'ni okudu ve kıraatinde terdl yaptı. Muaviye de şöyle söylemiştir: Eğer Hz. Nebilin kıraatini aynen size göstermek isteseydim, elbette bunu yapardım. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hz. Nebi'in Hz. Ömer'in sorusuna cevap vermemesinden, her soruya cevap verilmeyeceği, aksine bazı sualler karşısında susmanın bazen cevap olacağı sonucuna varılır . Hz. Ömer, Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisini duymadığını zannettiği veya soru konusu olan meselenin kendince önemli olduğu için sorusunu tekrarlamıştır. Muhtemelen Hz. Nebi sonra ona cevap vermiştir. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilk başta ona cevap vermemesinin nedeni; kendisine inen vahiy ile meşgulolmasıdır. .......Sekile fiili kadının çocuğunu kaybetme si anlamına gelir. Hz. Ömer, ısrarla Nebi s.a.v.'e soru sorduğu için, kendisine beddua etmiştir. Ancak burada gerçekten kendisine beddua etmeyi kastetmemiş de olabilir. Çünkü bu söz, kızgınlık anında manası kastedilmeden söylenen sözlerdendir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, mağfiret ve fethi müjdelediği için, Fetih Suresirnin dünya ve içindekilerden daha hayırlı olduğunu ifade etmiştir. Katade, Enes'in Fetih Suresi'nin birinci ayetinde geçen "fetih" kelimesini Hudeybiye antlaşması olarak açıkladığını nakletmiştir. Çünkü Hudeybiye antlaşması, fethin başlangıcı ve ilk koşulu idi. Bu husus "Kitabu'l-megazı"de açıklanmıştı. (4150. hadis)

Sahîh-i Buhârî, 4835

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَسِيرُ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَسِيرُ مَعَهُ لَيْلاً فَسَأَلَهُ عُمَرُ عَنْ شَىْءٍ فَلَمْ يُجِبْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ ثُمَّ سَأَلَهُ فَلَمْ يُجِبْهُ، فَقَالَ عُمَرُ ثَكِلَتْكَ أُمُّكَ نَزَرْتَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كُلَّ ذَلِكَ لاَ يُجِيبُكَ، قَالَ عُمَرُ فَحَرَّكْتُ بَعِيرِي حَتَّى كُنْتُ أَمَامَ النَّاسِ وَخَشِيتُ أَنْ يَنْزِلَ فِيَّ قُرْآنٌ فَمَا نَشِبْتُ أَنْ سَمِعْتُ صَارِخًا يَصْرُخُ ـ قَالَ ـ فَقُلْتُ لَقَدْ خَشِيتُ أَنْ يَكُونَ نَزَلَ فِيَّ قُرْآنٌ ـ قَالَ ـ فَجِئْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ أُنْزِلَتْ عَلَىَّ اللَّيْلَةَ سُورَةٌ لَهِيَ أَحَبُّ إِلَىَّ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ ‏"‏‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا‏}‏

Zeyd İbn Eslem babasından onun şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem seferlerinin birinde gece vakti yürüyordu. Hz. Ömer de ona eşlik ediyordu. Derken Hz. Ömer ona bir şey sordu. Fakat Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem cevap vermedi. Sonra tekrar sordu. Yine cevap vermedi. Bir kez daha sordu. Hz. Nebi yine cevap vermedi. Sonunda Hz. Ömer şöyle dedi: Anan seni kaybetsin, sana ağıtlar yaksın Ömer! Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e üç defa ısrarla soru sordun. Üçünde de sana cevap vermedi. Hz. Ömer olayı anlatmaya şöyle devam etti: Devemi hızlandırdım ve ordudaki herkesin önüne geçtim. Hakkımda bir Kur'an ayetinin inmesinden endişe ediyordum. Çok geçmeden bir adamın beni çağırdığını duydum. Kendi kendime, 'korktuğum başıma geldi hakkımda ayet nazil oldu galiba' dedim. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelip ona selam verdim. O da selamımı aldı ve şöyle buyurdu: Bu gece bana bir sure indirildi. Kuşkusuz bu sure, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevimlidir. Sonra إنا فتحنا لك فتحا مبينا inna fetehna leke fethan mübina diye başlayan Fetih suresini okudu

Sahîh-i Buhârî, 5012
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو وَائِلٍ، قَالَ كُنَّا بِصِفِّينَ فَقَامَ سَهْلُ بْنُ حُنَيْفٍ فَقَالَ أَيُّهَا النَّاسُ اتَّهِمُوا أَنْفُسَكُمْ فَإِنَّا كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَلَوْ نَرَى قِتَالاً لَقَاتَلْنَا، فَجَاءَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلَسْنَا عَلَى الْحَقِّ وَهُمْ عَلَى الْبَاطِلِ فَقَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَلَيْسَ قَتْلاَنَا فِي الْجَنَّةِ وَقَتْلاَهُمْ فِي النَّارِ قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏‏.‏ قَالَ فَعَلَى مَا نُعْطِي الدَّنِيَّةَ فِي دِينِنَا أَنَرْجِعُ وَلَمَّا يَحْكُمِ اللَّهُ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ فَقَالَ ‏"‏ ابْنَ الْخَطَّابِ، إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ، وَلَنْ يُضَيِّعَنِي اللَّهُ أَبَدًا ‏"‏‏.‏ فَانْطَلَقَ عُمَرُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ مِثْلَ مَا قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ، وَلَنْ يُضَيِّعَهُ اللَّهُ أَبَدًا‏.‏ فَنَزَلَتْ سُورَةُ الْفَتْحِ، فَقَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عُمَرَ إِلَى آخِرِهَا‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَوَفَتْحٌ هُوَ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏

Ebu Vail'in şöyle dediği nakledilmiştir: "Biz Sıffin'de idik. Bu sırada Sehl İbn Huneyf kalkıp şunları söyledi: "Ey insanlar, kusuru kendinizde arayın! Biz Hudeybiye barışı yapılırken Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte idik. O gün bir savaş olsaydı hiç geri durmaz savaşırdık. Barış sonrası Hz. Ömer gelip Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e: "Ey Allah'ın Resulü, biz hak üzereyiz onlar ise batıl üzereler, değil mi?" diye sordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de: "Evet, öyle" buyurdu. Hz. Ömer: "Bizden ölenler cennete, onlardan ölenler ise cehenneme gidecek, öyle değil mi?" diyerek sorusuna devam etti. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet, öyle" buyurdu. Hz. Ömer: "Peki öyleyse biz neye karşılık dinimize göre kıyaslandığında çok değersiz ve aşağılık olan bu inanca böylesine tavizler veriyoruz? Şimdi biz, Allah onlarla bizim aramızdaki hükmünü daha vermeden çekip gidecek miyiz?" diye tepkisini ifade edince Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ey Hattab'ın oğlu, ben Allah'ın Resulüyüm. Allah beni asla yarı yolda bırakmayacaktır." Bu cevap üzerine Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in yanına gelerek ona da aynı şeyleri söyledi. Hz. Ebu Bekir de ona şöyle karşılık verdi: "O Allah'ın Resulüdür. Allah onu asla yarı yolda bırakmayacaktır." Bu olayın ardından Fetih suresi vahyedildi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de inen bu sureyi sonuna kadar Hz. Ömer'e okudu. Hz. Ömer: "Ey Allah'ın Resulü, bu bir fetih mi yani?" diye sorunca Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet" buyurdu

Sahîh-i Buhârî, 3182
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ وَافَقْتُ اللَّهَ فِي ثَلاَثٍ ـ أَوْ وَافَقَنِي رَبِّي فِي ثَلاَثٍ ـ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوِ اتَّخَذْتَ مَقَامَ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَدْخُلُ عَلَيْكَ الْبَرُّ وَالْفَاجِرُ، فَلَوْ أَمَرْتَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ بِالْحِجَابِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ الْحِجَابِ قَالَ وَبَلَغَنِي مُعَاتَبَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعْضَ نِسَائِهِ، فَدَخَلْتُ عَلَيْهِنَّ قُلْتُ إِنِ انْتَهَيْتُنَّ أَوْ لَيُبَدِّلَنَّ اللَّهُ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم خَيْرًا مِنْكُنَّ‏.‏ حَتَّى أَتَيْتُ إِحْدَى نِسَائِهِ، قَالَتْ يَا عُمَرُ، أَمَا فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا يَعِظُ نِسَاءَهُ حَتَّى تَعِظَهُنَّ أَنْتَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبَدِّلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ سَمِعْتُ أَنَسًا عَنْ عُمَرَ

Enes İbn Malik, Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Şu üç hususta Rabbime muvafakat ettim (veya şu üç hususta Rabbim bana muvafakat etti): Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e; 'Ey Allah'ın Elçisi! Keşke Makam-ı İbrahim'de bir namaz yeri edinsen!' dedim. Yine 'Ey Allah'ın Elçisi! Senin yanına iyi kimse de geliyor, kötü kimse de. mu'minlerin annelerine örtünmelerini emretsen de örtünseler!' dedim. Bunun üzerine hicab (örtü) ayeti294 nazil oldu. Bir defasında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından bazılarına darıldığını duydum. Onların yanına gidip, 'Ya bu yaptığınıza son verirsiniz veya elbette Allah Teala, sizin yerinize Nebiine sizden daha hayırlı eşler verir,' dedim. Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birinin yanına gittim. Bana 'Ey Ömer! Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem eşlerine öğüt vermekten aciz mi ki, sen kalkmış onlara öğüt veriyorsun!' diyerek çıkıştı. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi, kendini Allah'a veren, [inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire] eşler verebilir"[Tahrim 5] Fethu'l-Bari Açıklaması: Makam-ı lbrahim'de bir namaz yeri edinin!" ayetini çoğunluk ........ve't-tehizu fiilini.hı (d harfinin kesresiyle okumuştur. Buna göre bu kelime emir fiildir. Nafi' ve ıbn Amir ise bu fiili hı (tl harfinin fethası ile okumuştur. Buna göre bu kelime haber kipinde olup geçmiş zaman anlamı ifade eder ve İbrahim'e uyan insanların bir durumunu yansıtır. Bu durumda ......ve't-tehizu fiili, ayetteki .......cealna fiiline atfedilmiştir. Buna göre ayetin tamamı bir cümleden ibarettir. Çoğunluğun kıraatine göre ise bu fiil, .....mesabe kelimesinin zımnında bulunan subu (dönünüz!)" manasına atfedilmiştir. Ya da mahzOf bir fiilin ma'mOıüdür. Bu durumda takdir şu şekilde olur: ......ve Kulne't -tehızu (" ... edinin" dedik.). Bir de vav harfi, istinaflbaşlangıç vavı olabilir. .......Mesabe kelimesi hakkında Ebu Ubeyde şöyle demiştir: 4.......Mesabe kelimesi, dönmek manasına gelen .....sabe fiilinin mastarı olup insanların kendisine döndükleri mekan anlamına gelir. Ferra da şöyle demiştir: .......mesabeten ve .....mesabe kelimeleri, .......mukam ve .....mukame örneğinde olduğu gibi bir manaya gelir. Makam-ı İbrahim'de namaz kılma konusu, "Kitabu's-salat'ın" başlarında geçmişti. Hicab meselesi ise, Ahzab suresinin tefsirinde işlenecektir. Nebi s.a.v.'in eşlerinin boşanma ve güzel bir biçimde evliliği sürdürmek arasında serbest bırakılmaları da, Tahrım suresinin tefsirinde ele alınacaktır. Hadisin "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hanımlarından birinin yanına gittim ... " bölümü ise "Kitabu'n-nikah" bÖlümünde "Kadınların Kıskançlığı" başlığı altında açıklanacaktır. ÖNEMLİ AÇIKLAMA İbnu'l-Cevzı şöyle demiştir: "Tevrat'a müracaat etmenin yasaklanmasına rağmen, Ömer İbrahim Nebie uymak istemiştir. Çünkü o, Allah Teala'nın onun hakkında "Kuşkusuz ben, seni insanlara önder yapacağım,"[Bakara 124] ayeti ile "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy!" ayetinden haberdar olmuştu. Bu vesileyle, İbrahim Nebie uymanın Muhammed'in tebliğ ettiği dinin de bir parçası olduğunu anlamıştı. Ayrıca Ka'be ona nispet edilmişti. Onun ayak izleri, Makam-ı İbrahim'de mevcuttu. Bu izler, ölümünden sonra yad edilsin diye, binalara asılan ve onları kimin yaptığını gösteren tabelalara benzer. Bu yüzden Ömer, makam-ı İbrahim'de namaz kılmayı, beytullahı tavaf edenlerin burayı inşa edenin ismini okuması olarak düşündü." Bu yorum, Makam-ı İbrahim'de namaz kılmayı gayet güzel bir şekilde izah etmiştir. İbnu'l-Cevzı sözlerine şöyle devam etmiştir: " İbrahim'in ayak izleri hala Makam-ı İbrahim denilen yerde mevcuttur. Mekke halkı bunu bilir. Nitekim Ebu Talib meşhur kasidesinde şöyle demiştir: Durur İbrahim'in ayak izleri capcanlı Bellidir ayakkabısız, yalın ayakların izL" Beyhaki Aişe'den sağlam bir senet ile onun şu sözünü rivayet etmiştir: "Makam-t İbrahim Ebu Bekir zamanında Ka'be'ye bitişiktL Daha sonra Ömer tarafından geriye alındı

Sahîh-i Buhârî, 4483
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي سُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ الْمُزَنِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْفَتْحِ عَلَى نَاقَةٍ لَهُ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ، أَوْ مِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ ـ قَالَ ـ فَرَجَّعَ فِيهَا ـ قَالَ ـ ثُمَّ قَرَأَ مُعَاوِيَةُ يَحْكِي قِرَاءَةَ ابْنِ مُغَفَّلٍ وَقَالَ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْ يَجْتَمِعَ النَّاسُ عَلَيْكُمْ لَرَجَّعْتُ كَمَا رَجَّعَ ابْنُ مُغَفَّلٍ ‏"‏‏.‏ يَحْكِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لِمُعَاوِيَةَ كَيْفَ كَانَ تَرْجِيعُهُ قَالَ آ آ آ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ‏.‏

Abdullah b. Muğaffel el-Müzenı "Fetih günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemi dişi devesi üzerinde el-Fetih suresini yahut el-Fetih suresinden bir kısmını okurken gördüm" demiştir .. Ravi Abdullah b. Muğaffel, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu okuyuşunda terd' yapıyordu. Yani sesini işittirecek şekilde yükseltiyor, dalgalandırıyordu demiştir. Şu'be dedi ki sonra Muaviye b. Kurre, İbn Muğaffel'in okuyuşunu uygulayarak okudu ve "Eğer insanların başınıza toplanmaları düşüncesi olmasaydı, Abdullah b. Muğaffel'in Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in okuyuşunu okuyarak gösterirken sesini yükselttiği gibi ben de muhakkak terd' yaparak sesimi yükseltirdim" dedi. Şu'be "Muaviye b. Kurre'ye 'Onun terd' yapması nasılolurdu?' diye sordum. O da, üç kere la, a, adedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Onun terd' yapması nasılolurdu?" diye sordum. O da, üç kere "a, a, a" dedi. İbn Battal şöyle demiştir: Bu hadis güzel sesle tercl' yaparak ve kalplere lezzet veren nağmelerle okumanın caiz olduğunu göstermektedir. Muaviye'nin "İnsanların başınıza toplanmaları düşüncesi olmasaydı" şeklindeki ifadesi, terd' ile kıraatin insanların gönüllerini toplayıp, ona kulak vermeye ve böylece meylettirmeye sebep olduğuna işaret edilmektedir. Hatta öyle ki insan aşk hikmetinin lezzetiyle karışık olan terci'i dinlemeye sabır edemez. "aI" ifadesi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kıraatinde med ve vakıfları gözettiğini göstermektedir

Sahîh-i Buhârî, 7540
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو إِيَاسٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقْرَأُ وَهْوَ عَلَى نَاقَتِهِ ـ أَوْ جَمَلِهِ ـ وَهْىَ تَسِيرُ بِهِ وَهْوَ يَقْرَأُ سُورَةَ الْفَتْحِ أَوْ مِنْ سُورَةِ الْفَتْحِ قِرَاءَةً لَيِّنَةً يَقْرَأُ وَهْوَ يُرَجِّعُ‏.‏

Abdullah İbn Muğaffel'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, devesi üzerinde yolda giderken Kur'an okuduğunu gördüm. Devesiyle ilerlerken Fetih suresini (veya Fetih suresinden bazı ayetleri) yumuşak yumuşak okuyordu. Bu arada terci' yapıyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Terci'; Kur'an okurken hareke türlerinin birbirine yakın olması anlamına gelir. Bu kavramın asıl anlamı, tekrarlamaktır. Sesin terd' edilmesi, boğazda tekrarlanması anlamına gelir. Nitekim ileride Kitabu't-Tevhid'de Abdullah İbn Muğaffel'den nakledilecek hadiste bu şekilde açıklanacaktır. Söz konusu rivayette şöyle geçmektedir: "Tır önce fethalı hemze, ondan sonra sakin elif, daha sonra ise diğer hemze ... " Alimler Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in neden böyle okuduğu hakkında iki görüş beyan etmişlerdir: a) Devenin kendisini sarsmasından dolayı böyle okumuştur. b) Meddi yerinde işba' etmiştir. Bu yüzden bu durum meydana gelmiştir. Bu ikinci görüş, hadisin akışına daha uygundur. Çünkü bu hadisin bir rivayetinde "Eğer insanların başımıza toplanmayacağım bilseydim, size bu şekilde nağmeli okurdum" şeklinde bir ifade yer almaktadır. Terd' bunun dışındaki yerlerde de sabit olmuştur. Ebu Muhammed İbn Ebı Cemra şöyle demiştir: "Tercl'; okuyuşu güzelleştirmek demektir, name yaparak şarkı söyler gibi okumak manasına gelmez. Çünkü name yaparak şarkı söyler gibi Kur'an okumak, tilavetin esas gayesi olan huşı.1 ile çelişir." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Nebi s.a.v. ibadet halini her zaman sürdürmüştür. Çünkü, deve üzerinde seyir halindeyken bile Kur'an okumakla yapılan ibadetten geri kalmamıştır. 2- Nebi s.a.v.'in açıktan Kur'an okuması, gafilleri uyarmak ve bilmeyenlere öğretmek gayesinin güdüldüğü kimi zamanlarda, ibadetlerin açıktan yapılmasının gizli yapılmasından daha faziletli olduğunu gösterir

Sahîh-i Buhârî, 5047
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ عَطِشَ النَّاسُ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ، فَتَوَضَّأَ مِنْهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ النَّاسُ نَحْوَهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا لَكُمْ ‏"‏‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ لَيْسَ عِنْدَنَا مَاءٌ نَتَوَضَّأُ بِهِ، وَلاَ نَشْرَبُ إِلاَّ مَا فِي رَكْوَتِكَ‏.‏ قَالَ فَوَضَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فِي الرَّكْوَةِ، فَجَعَلَ الْمَاءُ يَفُورُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ كَأَمْثَالِ الْعُيُونِ، قَالَ فَشَرِبْنَا وَتَوَضَّأْنَا‏.‏ فَقُلْتُ لِجَابِرٍ كَمْ كُنْتُمْ يَوْمَئِذٍ قَالَ لَوْ كُنَّا مِائَةَ أَلْفٍ لَكَفَانَا، كُنَّا خَمْسَ عَشْرَةَ مِائَةً‏.‏

Cabir r.a. dedi ki: "Hudeybiye günü insanlar susuz kaldı. Resulullah sallalliihu aleyhi ve sellem'in önünde de içinde su bulunan bir kırba bulunuyordu. Ondan abdest aldı. Daha sonra insanlar ona doğru yöneldiler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Neyiniz var diye sordu. Onlar, ey Allah'ın Resulü senin şu kırbandaki su dışında kendisiyle abdest alacağım ız ve içeceğimiz suyumuz yok, dediler. (Cabir) dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini kırbanın içine koydu. Su parmakları arasından tıpkı pınar gözeleri gibi kaynayıp coşmaya başladı. (Cabir) dedi ki: Hem içtik, hem abdest aldık. (Salim) ben de Cabir'e: O gün kaç kişi idiniz diye sordum. O şu cevabı verdi: Yüzbin kişi dahi olsaydık, o su bize yetecekti. O gün binbeşyüz kişi idik." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Biz ise Bey'atu'r-Rıdvan'ı fetih sayıyoruz." Bununla yüce Allah'ın: "Gerçekten biz sana apaçık bir fetih nasip ettik."[Fethı 1] buyruğunu kastetmektedir. Bu aslında eskiden beri hakkında görüş ayrılığı bulunan bir konudur. Konunun tahkik edilmesi sonucunda anlaşılan şudur: Bu da ayetlerden maksadın farklı oluşuna göre farklılık arzeder. Yüce Allah'ın: "Gerçekten biz sana apaçık bir fetih nasip ettik" buyruğunda geçen "feth"den kas ıt Hudeybiye'dir. Çünkü Hudeybiye Müslümanlar için gerçekleşen apaçık fethin başlangıcı idi. Zira yapılan barışın sonucunda güvenlik oluşmuş, savaş sona ermiş, İslam'a girmekten korkan kimseler ona açıkça girme imkanını bulmuş ve bu yolla da Medine'ye ulaşabilmişlerdir. Nitekim Halid b. Velid ile Amr b. el-As ve diğerleri için bu durum sözkonusudur. Daha sonra fetih tamamlanıncaya kadar sebepler ardı arkasına geldi. İbn İshak el-Meğazi'de ez-Zühri'nin şöyle dediğini zikretmektedir: "İslam tarihinde Hudeybiye fethinden önce ondan daha büyük bir fetih olmamıştır. O zamana kadar Müslümanlar küfürle savaş halinde idi. Fakat bütün insanlar güvenliğe kavuşunca birbirleriyle konuşmaya başladılar. Karşılıklı olarak görüşlerini belirttiler, anlaşmazlıklarını ortaya koydular. İslam hakkında herhangi bir şeyi akledip kavrayan herkes mutlaka elini çabuk tutarak İslama girmiştir. Bu iki sene zarfında İslama girenlerin sayısı daha önce İslama girenlerin tümünün sayısı kadardı, hatta daha da fazla idi. İbn Hişam der ki: Buna da şu husus delildir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hudeybiye'ye 1400 kişi ile birlikte çıktı. Fakat iki sene sonra Mekke fethine onbin kişi ile birlikte çıktl." Bu suredeki yüce Allah'ın: "Ve onları yakın bir fetih ile mükafat1andırmıştır."[Feth, 18] buyruğuna gelince bundan maksat ise sahih kabul edilen görüşe göre Hayber'in fethidir. Çünkü Müslümanların pek çok ganimet elde ettiği vaka Hayber'in fethidir. Yüce Allah'ın: "Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde"[Nasr, 1] buyruğuna ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Fetihten sonra hicret yoktur" hadisine gelince burada maksat ittifakla Mekke'nin fethidir. "Hudeybiye bir kuyunun adıdır." Bu sözleriyle Hudeybiye diye bilinen yerin oradaki bir kuyunun adını almış olduğuna işaret etmektedir. Bu o kuyunun adı olup, daha sonra o mekEmın tamamı bu isim ile tanınır hale gelmiştir. "Sonra biz o kuyudan ... geri döndük." Yani ardan döndüklerinde hepsi de su ihtiyaçlarını alabildiğine karşılamış idiler. "Sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem elini o kırbanın içine koydu. Su parmakları arasından kaynayıp coşmaya başladı." Bu ifadeler Bera'nın rivayet ettiği hadiste zikredilen abdest suyunu kuyuya dökmesi üzerine kuyuda suyun artışını belirten hadise uymamaktadır. İbn Hibban bu iki rivayeti şöylece telif etmektedir: Bu husus iki defa meydana gelmiştir. İleride el-Eşribe (içecekler) bölümünde Cabir'in rivayet ettiği hadiste sözkonusu edilen suyun kaynayıp coşması abdest almak istedikleri zaman ikindi namazı vakti girdiğinde olmuştur. Bera'nın rivayet ettiği hadiste sözkonusu edilen ise bundan daha kapsamlı bir şekilde suya ihtiyaç duyulması halidir. Nebi sallal1ahu aleyhi ve sellem'in eli o kırbada iken parmakları arasından su kaynayıp coşunca hepsi de o sudan abdest alıp o suyu içince, Allah Resulünün kırbada kalan suyun kuyuya dökülmesini emretmesi üzerine, kuyunun suyunun çoğalmaya başlamış olması da ihtimal dahilindedir

Sahîh-i Buhârî, 4152

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.