Sahîh-i Buhârî · 4896
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ لِي أَسْمَاءً، أَنَا مُحَمَّدٌ، وَأَنَا أَحْمَدُ، وَأَنَا الْمَاحِي الَّذِي يَمْحُو اللَّهُ بِيَ الْكُفْرَ، وَأَنَا الْحَاشِرُ الَّذِي يُحْشَرُ النَّاسُ عَلَى قَدَمِي، وَأَنَا الْعَاقِبُ ".
Muhammed İbn Cübeyr İbn Mut'im babasının şöyle söylediğini rivayet etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle söylediğini işittim: "Benim birçok ismim vardır. Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben Allah'ın kendisiyle küfrü yok ettiği Mahfyim, ben insanların peşinden haşrolunacağı Haşir'im, ben Akib'ım." Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu sureye "Havariyyt1n Suresi" de denir. Taberi, Ma'mer kanalıyla Katade'nle SÖYlediğifl' nakletmiştir: "Havarller Hz. Nebi'in ashabından idi ve hepsi Kureyş kabilesi dendL" Katade, Said İbn Zeyd hariç meşhur on kişiyi, Hamza, Ca'fer İbn Ebi alib ve Osman İbn Maz't1n'un isimlerini saymıştır. .........Mersus (Saff 4) 'parçaları birbirine yapıştırılmış' anlamına geliL" Bu rivayeti İbn Ebı Hatim, İbn Cüreyc ve Ata kanalıyla İbn Abbas'tan senedi olarak .............keennehum bunyanun mersılS ayeti hakkınd.a şu şekilde aktarmıştır: "Mersıls, sabit, parçaları birbirine yapışmış demektir." ıbn Abbas'ın yorumuna göre, bu kelime "dişlerin birbirine girmesi" veya "parçaların birbiri ile uyum içinde olması" örneğinde olduğu gibi birbirine geçmek anlamındaki .......teras kökünden gelmiştir. Ebu Zerr kesin bir ifade ile "Bu kelime 'parçaları kurşunla birbirine yapıştınimış' demektir," yorumunu Ferra'nın yaptığını söylemiştir. Ferra bu yorumu "Maani'l-Kur'an" adlı eserinde şu şekilde dile getirmiştir: "......'' Keennehum bunyanun mersus ayetinde geçen mersıls kelimesi 'kurşun ile bir araya getirilmiş' anlamına gelir. Bu ifade ile Allah Teala mu'minleri savaşa teşvik etmiştir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ صَعِدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ الصَّفَا فَقَالَ " يَا صَبَاحَاهْ " . بِنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي أُسَامَةَ وَلَمْ يَذْكُرْ نُزُولَ الآيَةِ { وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الأَقْرَبِينَ}
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ve Ebu Kureyb de tahdis edip dediler ki: Bize Ebu Muaviye, A'meş'ten bu isnad ile tahdis etti. (İbn Abbas) dedi ki: Bir gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safa tepesine çıktı ve: "Sabah baskınına uğradık" dedi ve: Bir önceki Ebu Üsame'nin hadisine yakın olarak hadisi rivayet etti ama o bu rivayetinde: "Aşiretini, en yakın akrabam uyar." (Şura, 214) ayetinin inişini sözkonusu etmedi. Tahric bilgisi 507 ile aynı NEVEVİ ŞERHİ: "İbn Abbas (radıyal1ahu anh) dedi ki: Şu ... ayeti nazil olunca" İbn Abbas'ın ifadelerinden "onlar arasından en seçkin olanlarını" anlamındaki lafızlar Kur'an'ın indirilmiş lafızları iken, sonradan tilavetinin nesh edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Buhari'nin rivayetlerinde bu fazlalık yer almamıştır. "Sefhu'l-cebel" dağın alt tarafı, eteği demektir. Yan tarafı anlamında olduğu da söylenmiştir. "Bunun üzerine şu ... suresi nazil oldu. A'meş bu şekilde surenin sonuna kadar okudu." Yani A'meş meşhur kıraatten farklı olarak "kad" lafzını (tercümede:-kesinlikle- kelimesiyle buna işaret etmek istedik)eklemiştir. "Surenin som.:na kadar" sözü de surenin geri kalan kısmını ise herkesin okuduğu gibi oku)'up bitirdi, demektir. "Sure" kelimesinin-İbn Kuteybe'nin naklettiğine göre- biri hemzeli (su're şeklinde), diğeri hemzesiz (sure) şeklinde olmak üzere iki söyleyişi vardır. Ancak meşhur olan hemzesiz okuyuştur. Şehrin etrafındaki sur gibi yüksekliği nden ötürü bu ismi almıştır. Hemzeli söyleyenlere göre de "su' re" yiyecek ve içecekten artana benzetilerek Kur'an-ı Kerim'in bir bölümünün adı olur. Ebu Leheb'in bir diğer söyleyiş şekli de he harfi sakin olarak "Ebu Lehb"dir. Asıl adı Abduluzza'dır. Kadı İyaz dedi ki: Bu sure kafire künye vermenin caiz oluşuna delil gösterilmiştir. Halbuki ilim adamları bu hususta farklı kanaatlere sahiptir. Kafire künye vermek hususunda caiz ve mekruh olduğu şeklinde İmam Malik'ten farklı rivayet gelmiştir. Bazıları da şöyle demektedir: Kalbini ısındırmak maksadıyla ona künye vermek caizdir, değilse caiz olmaz; çünkü künye vermekte tazim ve büyütmek vardır. Yüce Allah'ın Ebu Leheb'den künyesi ile söz etmesi ise bu türden değildir. Onun adı Abduluzza ise bu isim batıl bir isimlendirme olduğundan ötürü isminin yerine künyesi sözkonusu edildiğinden bunun delil gösterilecek bir tarafı yoktur. (3/83) Şöyle de açıklanmıştır: O bu künye ile tanınan birisi idi. Bununla birlikte "Ebu Leheb"in künye değil, lakap olduğu da söylenmiştir. Künyesi ise Ebu Utbe idi. "Ebu Leheb"in sözdeki mücanese (cinas) için kullanıldığı da söylenmiştir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Ebu Bekr İsmaili: yukarıdaki Ebu Hureyre rivayetiyle buradaki îbni Abbas rivayeti hakkında söz etmiş ve: «Ebu Hureyre'nin bu rivayeti ile İbni Abbas'ın rivayeti mürseldirler. Çünkü bu ayet Mekke'de nazil olmuştur; İbni Abbas o zaman küçüktü Ebu Hureyre ise Medine'de müslüman olmuştur.» demişse de kendisine cevap verilmiş ve: «Onlar bu hadisi ya Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den yahut bir sahabîden işitmiş olabilirler.» denilmiştir. Nevevî diyor ki: İbni Abbas hadisinin, zahirine bakılırsa «Ve onlardan en seçkin kabileni» ibaresi ayet olarak nazil olmuş sonra tilaveti neshedilmiştir. Buharî'nin rivayetinde bu ziyade yoktur. A'meş «Mesed» suresini sonuna kadar okumuş yalnız meşhur olan kıraetin hilafına tahkik edatı olan «Kad» kelimesini ziyade etmiştir. «Sure» kelimesi hemze ile «Su're» şeklinde okunabilir. Fakat meşhur kıraeti hemzesiz olanıdır. Sure okunduğuna göre kelime yükseklik manasına gelen sur'dan alınmıştır. Su're ise su'rdan alınmış olup bakiyye manasına gelir. Ebu Leheb, kelimesi Ebu Lehb şeklinde de okunur. Ebu Lehb'in ismi Abdul Uzza b. Abdulmuttalib'tir. Yani bu adam Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Nesebce amcası dır. Bazıları kendisine Ebu Leheb künyesinin verilmesi Leheb adında bir oğlu olduğu içindir demişler bir takımları yanaklarının pek kırmızı olduğu için daha başkaları yüzü pek güzel olup alev gibi parladığı için kendisine Ebu Leheb' (Yani Alemin babası) denildiğini söylemişlerdir. Ona bu künyenin verilmesi akibetinede muvafık düşmüştür. Çünkü ebedî olarak cehennemin alevli ateşinde azab görecektir. Ebu Leheb Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in en büyük düşmanlarından biridir. Bu düşmanlığı ölünceye kadar devam. etmiştir. Hatta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e «Yazıklar olsun sana bizi bunun için mi topladin?» demesi de bu eziyetler cümlesindendir. Ayet-i kerimede Ebu Leheb hakkında: «Elleri kurudu» buyurulmuştur. Bundan murad helak oldu demektir. Mezkur ayet surede iki defa tekrar edilmiştir. Bunlardan birincisi Ebu Leheb'in helaki için beddua ikincisi hakikaten helak olduğunu ihbardır. Kaadi îyaz diyor ki: «Bu sure île kafire künye verilmesinin caiz olduğuna istidlal edilmiştir. Bu hususta ulemanın ihtilafı vardır. İmam-ı Malik'ten bir rivayete göre caiz bir rivayete göre de mekruhtur. Bazıları kafirin kalbini yatıştırmak: için ona künye verilebilir. Aksi takdirde verilemez. Çünkü künyede ta'zim ve hürmet vardır. Allah Teala'nm Ebu Lehebe künye vermesi bu kabilden değildir. Demişlerdir. İsminin Abdul Uzza olması hususunda hiç bir delil yoktur. Bu tesmiye batıldır. Onun için de künyesi ile anılmıştır. Bazıları Ebu Leheb onun künyesi değil lakabıdır. Künyesi Ebu Utbedir, derler. Ona Ebu Leheb denilmesi ayet sonlarındaki kelimelerin mücaneseti içindir diyenler de vardır
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ أَبِي لُبَابَةَ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، وَحَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ زِرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ قُلْتُ يَا أَبَا الْمُنْذِرِ إِنَّ أَخَاكَ ابْنَ مَسْعُودٍ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا. فَقَالَ أُبَىٌّ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِي قِيلَ لِي. فَقُلْتُ، قَالَ فَنَحْنُ نَقُولُ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Zirr'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Ubey İbn Ka'b'a: "Ey Ebu'lMünzir! Kardeşin İbn Mes'ud şöyle şöyle diyor. [Ne dersin?] diye sordum. Ubey şöyle cevap verdi: Ben de bunu Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e sordum. O da şöyle cevap verdi: Bana böyle okundu. Ben de şöyle dedim: Bundan böyle Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in söylediği gibi okuruz. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Mes'ud'un söyledikleri "şöyle şöyle" şeklinde aktarılmışıtr. Öyle anlaşılıyor ki, ravilerden biri, bu sözleri söylemeyi hoş karşılamadığı için İbn Mes'ud'un söylediklerini mübhem olarak aktarmıştır. Ahmed İbn Hanbel ile İbn Hıbban, Hammad İbn Seleme kanalıyla Asım'dan bu rivayeti şu lafızIa nakletmiştir: Abdullah İbn Mes'ud Muawizeteyn'i Mushafına yazmazdı. Bezzar şöyle demiştir: "Bu konuda hiçbir sahabi İbn Mes'ud'a uymamıştır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu iki sureyi Kur'an'da okuduğu sahıh olarak nakledilmiştir." Bu, Ukbe İbn Amir kanalıyla Müslim'in "Sahıh"inde yer almaktadır. Bu rivayeti İbn Hıbban başka bir senedle Ukbe İbn Amir'den şu ziyade ile nakletmiştir: "Her namazda bu iki sureyi okuyabiliyorsan bunu yap!" Ahmed İbn Hanbel, Ebu'l-Ala İbn Şıhhir kanalıyla sahabeden birinden şöyle nakletmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Selem Muawizeteyn'i o sahabiye okutmuş, sonra ona şöyle demiştir: "Namaz kılarken bu ikisini oku!" Bu rivayetin senedi sahihtir. Said İbn Mansur'un Muaz İbn Cebel'den naklettiği rivayete göre Hz. Nebi sabah namazını kıldırmış ve bu namazda Muawizeteyn'i okumuştur. İmam Nevevi "Şerhu'I-Mühezzeb" adlı eserinde şöyle demiştir: Müslümanlar Fatiha ve Muawizeteyn'in Kur'an'ın bir bölümü olduğu konusunda icma' etmişlerdir. Kim bunu inkar ederse, kafir olur. İbn Mes'ud'dan nakledilen görüş ise batıldır, doğru değildir. Ayrıca bu görüşe karşı dikkatli olunmalıdır. Nevevi'den daha önce Ebu Muhammed İbn Hazm da "el-Muhalla" adlı eserinde buna benzer şeyler söylemiştir: "İbn Mes'ud'dan Muawizeteyn'in Kur'an'dan olmadığına dair nakledilen rivayetler batııdır, asılsızdır." Fahruddin Razi de tefsirinin başlarında buna benzer ifadeler kullanmıştır: "Zanna galib gelen düşünceye göre İbn Mes'ud'dan nakledilen bu görüş, iftira ve batııdır. Sağlam bir senedi olmadan sahıh rivayetleri eleştirmek kabul edilemez. Ancak sahıh rivayetler te'viIe açık olabilir
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِجِبْرِيلَ " مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا فَنَزَلَتْ {وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا}"
İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cebrall'e; "Bizi daha fazla ziyaret etmekten seni alıkoyan nedir?" diye sormuştur. Bunun üzerine "Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde ve arkamızda olan her şey O'na aittir, "(Meryem 64) ayeti inmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Abdurrezzak İbn Hemmam, Ma'mer kanalıyla Katade'nin bu ayet i şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Önümüzde" ifadesi ahiret, "arkamızda" ifadesi dünya ve "bunlar arasında" ifadesi su ra iki üfleme arasındaki zaman anlamına gelir. İmam Taberi hem Simak İbn Harb, hem de Said İbn Cübeyr kanalıyla İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir. "Cebraıl bir müddet Hz. Nebi'e gelmedi." Abd İbn Humeyd ile İbn Ebı Hatim, İkrime'nin şöyle söylediğini nakletmişlerdir: "Cebrall yirmi gün Hz. Nebi'e gelmedi. Bunun üzerine Hz. Nebi ona 'Ey CebraiI! Ne zamandır bize gelmedin. Kendini özlettin,' dedi. Bunun üzerine Cebrall, 'Ben de seni özledim. Ama ben, emre tabiyim,' diye karşılık verdi. Bunun üzerine Allah Teala, Cebrall'e, Hz. Nebi'e şöyle söylemesini vahyetti: Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz." Bu ayette geçen ........emr kelimesi, izin anlamına gelir. Biraz önce anlatılan ayetin sebeb-i nüzulü buna delalet eder. Buradaki ba harfi cerri musahabe anlamı da ifade edebilir. Buna göre ayetin anlamı şu şekilde olur: "Biz, Allah'ın kullarına farz veya haram kıldığı emirlerle birlikte ineriz." Bir lafzı bütün manalarına hamletmeyi caiz görenlere göre, buradaki anlamın daha da geniş olması ihtimali vardır
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ} قَالَ آمَنُوا بِبَعْضٍ وَكَفَرُوا بِبَعْضٍ، الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى.
İbn Abbas'ın "Tıpkı o bölüşenlere indirdiğimiz gibi, "(Hicr 90) ayeti hakkında şöyle dediği rivayet edilmiştir: Yahudi ve Hıristiyanlar onun bir kısmına iman edip bir kısmını inkar ettiler. Fethu'l-Bari Açıklaması: .......İdin kelimesinin ......udv kelimesinin çoğulu olduğu söylenmiştir. Mesela; İmam Taberi, Dahhak'ın .......ellezine cealu'l-Kur'ane i'din ayetini şöyle tefsir ettiğini nakletmiştir: Onlar Kur'an'ı boğazlanmış hayvanların parçalara ayrılması gibi parçalara ayırdılar. Bu kelimenin, aslı ...idhe olan:.....ida kelimesinin çoğulu olduğu da ileri sürülmüştür. İmam Taberı, Katade'nin bu kelime hakkında şöyle söylediğini aktarmıştır: ........Adahuhu "ona iftira attı" anlamına gelir. İkrime'nin de şöyle söylediğini nakletmiştir. .......Adhu Kureyş lehçesinde "sihir" anlamına gelir. Mesela; büyücü kadın için .......adıhe denir. Bu rivayet i İbn Ebi Hatim tahriç etmiştir. Yine İbn Ebi Hatim, Dahhak'ın açıklamasına benzer bir yorumu Ata'dan nakletmiştir. Söz konusu rivayetin lafzı şu şekildedir: Onlar Kur'an'ı parçalara ayırdılar. Bir kısmı Hz. Nebi için "sihirbaz," bir kısmı "meeniln," bir kısmı da "kahin" dedi. İşte /ıdin budur
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَعْبَدِ بْنِ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ حَارِثَةَ بْنَ وَهْبٍ الْخُزَاعِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ الْجَنَّةِ كُلُّ ضَعِيفٍ مُتَضَعِّفٍ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ، أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَهْلِ النَّارِ كُلُّ عُتُلٍّ جَوَّاظٍ مُسْتَكْبِرٍ ".
(Harise İbn Vehb el-Huzaı'nin şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: Beni iyi dinleyin! Size Cennet ehlinin haberini vereyim. Zayıf ve mütevazi her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. İyi dinleyin! Size Cehennem ehlinin haberini veriyorum. Cehennemlikler, kaba, çalımlı yürüyen, şişman ve büyüklük taslayan herkestir. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu ayetin kimin hakkında indiği konusunda farklı görüşler vardır: a) Bu ayet Velld İbn Mugıre hakkında inmiştir. Yahya İbn Sellam "Tefsır"inde bu görüşü dile getirmiştir. b) Bu ayet Esved İbn AbdiyegCıs hakkında inmiştir. Bu görüşü Süneyd İbn Oavlid "Tefsir"inde nakletmiştir. c) Bu ayet Ahnes İbn Şüreyk hakkında inmiştir. Bunu SüheyIi, Kuteybi'den nakletmiştir. Son iki görüşü Taberi de nakletmiş ve şöyle demiştir: "Bu ayet Ahnes hakkında inmiştir. Bir grup bu ayetin Esved hakkında indiğini söylemiştir ki, bu doğru değildir." İsmaili rivayetinde .........müteda'if kelimesi ...........mustaz'af şeklinde nakledilmiştir. Buna göre hadisin anlamı şu şekilde olur: Zayıf olan ve insanlar tarafından zayıf görülüp horlanan her bir insan Allah'a yemin etse, Allah Teala onu yemininde haklı çıkartır. Zayıf kimseden maksat, tevazusundan dolayı nefsi zayıf olan kişi ile dünyadaki güçsüz durumda olan kişidir. Mustazaf ise insanlar arasında bir yeri olmaması hasebiyle hor görülen kimsedir. Ferra .......utull kelimesini şu şekilde açıklamıştır: "Husumeti çok olan" demektir. Bu 'kelime "öğüt karşısında katı olan kimse" şeklinde de açıklanmıştır. Ebu Ubeyde ise bu kelimeyi şu şekilde izah etmiştir: "Her şeyin katısına" denir. Burada 'kafir' anlamında kullanılmıştır. Abdurrezzak İbn Hemmam Ma'mer kanalıyla Hasan-ı Basri'nin bu kelimeyi "çirkin işlere bulaşan günahkar" şeklinde açıkladığını nakletmiştir
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ دِينَارٍ، - وَاللَّفْظُ لإِبْرَاهِيمَ - قَالاَ حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - وَهُوَ ابْنُ مُحَمَّدٍ - عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يَعْلَى بْنُ مُسْلِمٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ أَهْلِ الشِّرْكِ قَتَلُوا فَأَكْثَرُوا وَزَنَوْا فَأَكْثَرُوا ثُمَّ أَتَوْا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا إِنَّ الَّذِي تَقُولُ وَتَدْعُو لَحَسَنٌ وَلَوْ تُخْبِرُنَا أَنَّ لِمَا عَمِلْنَا كَفَّارَةً فَنَزَلَ { وَالَّذِينَ لاَ يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلاَ يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلاَّ بِالْحَقِّ وَلاَ يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا} وَنَزَلَ { يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ{ .}
Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun ve İbrahim b. Dinar -lafız İbrahim'in olmak üzere- (2/33b) tahdis etti, bize Haccac -b. Muhammed'dir- İbn Cureyc'den tahdis etti. Bana Ya'la. b. Müs!im'in haber verdiğine göre o Said b. Cubeyr'i, İbn Abbas'tan şunu tahdis ederken dinledi: Müşriklerden birtakım kimseler çokça adam öldürmüş, çokça zina etmişlerdi. Sonra Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek dediler ki: Gerçekten söylediklerin ve kendisine davet ettiklerin çok güzeldir. Bir de bize yaptığımız amellerimize kefaretin bulunduğunu bir söylesen, dediler. Bunun üzerine: "Onlar ki Allah ile birlikte başka bir ilaha ibadet etmezler. Hak ile olması dışında Al/ah'ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi de öldürmezler, zina da etmezler. Kim bunları işlerse o günah (ları) ile karşılaşır." (Furkan, 68) buyruğu ile; "Ey nefisleri aleyhine ileri giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" (Zümer, 53) s.yeti nazil oldu. Diğer tahric: Buhari, 4532; Ebu Davud, 4274'te -muhtasar olarak-; Nesai, 4015; Tuhfetu'I-Eşraf, 5652 NEVEVİ ŞERHİ: Müslim (rahimehullah)'ın, İbn Abbas (r.a.)'ın rivayet ettiği bu hadisi zikretmekten maksadı Kur'an-ı Azimuşşanın sünnetin de getirmiş olduğu "İslam kendisinden önceki/eri yıkar" hükmünü de ifade etmiş olduğunu göstermektir. Hadisteki: " ... Bir de bize yaptıklarımızın bir kefaretinin bulunduğunu söylesen ... ayeti nazil oldu" ibaresinde "lev: se, sa"nın cevabı hazfedilmiştir. (2/139) Yani bize bunu haber verecek olursan elbette Müslüman oluruz. Kur'an-ı Azimuşşan'da ve Arap dilinde bunun hazfedildiği haller çokça görülür: "Zalimleri bir görsen ... " (En'am, 93) buyruğunda ve benzerlerinde olduğu gibi. "O günah (ları) ile karşılaşır" (Furkan, 68) buyruğunun bir ceza ile karşılaşır anlamında olduğu söylendiği gibi, bunun (günah diye meali verilen esam) cehennemde bir vadi olduğu, bir kuyu olduğu da söylenmiştir, günahının cezasını görür diye de açıklanmıştır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: «Bize yaptıklarımıza kaffaret olacak bir şey haber verirsen...» İfadesi bir şart cümlesi olup cevabı muhzuftur. Yani; bize haber verirsen bizde müslüman oluruz demektir. İbareden cevap cümlesinin hazfedilmesine arapçada ve Kur'an-ı Kerîm'de çok tesadüf edilir. «Esâm : Bazılarına göre azap dernektir. Bazıları cehennemde bir vadi olduğunu söylemiş diğerleri cehennemde bir kuyu olduğunu beyan etmiştir. Günahın cezasıdır» diyenlerde olmuştur. Hadisde zikri geçen ikinci âyet Kur'an-ı Kerîm'in en ümidbahş âyeti olduğu bildirilmektedir. Bu âyet müşriklerin Rasul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den yaptıklarına keffaret olup olmadığını sordukları zaman nazil olduğuna göre müslüman olduktan sonra eski günahlarının affedileceğine işaret etmekledir