İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 5194

Wedlock, Marriage (Nikaah)

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا بَاتَتِ الْمَرْأَةُ مُهَاجِرَةً فِرَاشَ زَوْجِهَا لَعَنَتْهَا الْمَلاَئِكَةُ حَتَّى تَرْجِعَ ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'den, dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kadın kocasının yatağını terk ederek başka bir yerde geceleyecek olursa dönünceye kadar melekler ona lanet okur." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının, kocasının yatağından ayrı" ve herhangi bir sebep bulunmaksızın "başka yerde geceyi geçirmesi" bu takdirde caiz olmaz. "Erkek, hanımını yatağına davet edecek olursa ... " İbn Ebi Cemra dedi ki: Açıkça görüldüğü üzere yatak cima'dan kinayedir. Hadisin zahirinden anlaşıldığına göre lanet okumak, özellikle yataktan geceleyin ayrılan kadın hakkında sözkonusudur. Çünkü hadiste: "Sabahlayıncaya kadar" denilmektedir. Sanki bunun böyle olmasındaki sebep, bu işin genellikle geceleyin daha bir ihtiyaç olması ve bu işe iten etkenin güçlü olmasıdır. Fakat durumun böyle olması, gündüzün kadının bu işi kabul etmemesinin caiz olmasını gerektirmez. Gecenin özellikle sözkonusu edilmesi, çc.ğunlukla bu işin geceleyin yapıldığının kabul edilmsi dolayısı iledir. "Gelmeyi kabul etmezse ... " Ebu Avane, el-A'meş'ten, Bed'u'l-Halk bölümünde geçtiği üzere şu fazlalığı zikretmektedir: "Kocası da ona kızgın bir şekilde geceyi geçirirse ... " Bu fazlalık ile lanet okumanın gerçekleşmesi daha iyi anlaşılır. Çünkü 'o takdirde kadının masiyeti sabit olur. Oysa erkeğin bundan dolayı kızmaması halinde böyle bir şey sözkonusu olmaz. Çünkü kızmayışı ya onu mazur görüşü dolayısı ile olabilir yahut bu husustaki hakkından vazgeçmiş olmasından ötürü olabilir. "Sabahı edinceye kadar melekler ona lanet okur." el-Mühelleb dedi ki: Bu hadisin gereğine göre hakları engellemek -ister beden ile ilgili ister mali haklar olsun- Allah'ın gazabını -Allah'ın affı ile bunları bağışlaması hali dışında- gerektiren hususlardandır. Hadisten Çıkarılan Diğer Sonuçlar 1- Emre itaat etmeyen bir müslümana -fiili işlememesi için onu korkutmak amacı ile olması şartıyla- lanet okumak caizdir. Şayet bu yasak fiili işleyecek olursa tevbe etmesi ve hidayet bulması için ona dua edilir. Derim ki: Buradaki bu kayıt, bu hadisten anlaşılan bir kayıt değildir. Başka delillerden çıkartılmıştır. Hocalarımızdan bazıları el-Mühelleb'in bu hadisi günah işlemiş belli bir kimseyi lanetlemenin caiz oluşuna delil göstermesini beğenip kabul etmiş olmakla birlikte, böyle bir delillendirme su götürür. Hak olan şudur: Lanet okunmasını kabul etmeyenler, bunun sözlük anlamı olan ilahı rahmetten uzaklaştır ma anlamını kastederler. Elbetteki bu anlamıyla müslümana beddua etmek yakışmaz. Bunun yerine ona hidayet bulması, tevbe etmesi, masiyet olan işten dönmesi için dua edilir. Bu şekilde lanet okumayı caiz kabul edenler de bununla örfı anlamını kastetmiş olurlar ki, bu da kayıtsız ve şartsız olarak hakkında ağır söz söylemektir. Bununla birlikte bu tür ağır sözleri söylemenin, isyan eden kimsenin bu sözlerle vazgeçeceği ve o fiili işlemeye yanaşmayacağı halinde sözkonusu olacağı da açıkça anlaşılmaktadır. 2- Kadın kocasına yardımcı olmalı ve onu hoşnut etmenin yollarını aramalıdır. 3- Erkeğin cima'sızlığa katlanışı, kadının katlanışından daha azdır. 4- {el-Mühelleb devamla} dedi ki: Erkeğin zihnini en çok meşgul eden hususların başında, cima'ı çağrıştıran sebepler gelmektedir. Bundan dolayı şeriat koyucu, kadınları bu hususta erkeklere yardımcı olmaya teşvik etmiş bulunmaktadır. 5- (İbn Ebi Cemra) dedi ki: Ayrıca hadiste yüce Allah'a itaate devam etmeye, onun ibadeti hususunda sabır göstermeye de işaret vardır. Kul yüce Allah'ın haklarından herhangi bir şeyi terk etmeyecek surette bunlara riayete devam ettiği takdirde, yüce Allah da ona mükafat olmak üzere ona işlerini görecek, yardımcı olacak kimseleri ihsan eder. Hatta meleklerin, kulunun herhangi bir arzusunu engellediği için onu kızdıran kimselere lanet okumalarını sağlar. O halde kula düşen, Rabbinin kendisinden istemiş olduğu bütün haklarını eksiksiz yerine getirmektir. Yoksa ihsanı pek çok olan bir Gani'ye muhtaç fakirin göstereceği cefa ve uzaklaşma kadar çirkin hiçbir şey olamaz. (Merhum İbn Ebi Cemra'nın açıklamalarından özetlenerek)

Sahîh-i Buhârî, 5194

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، قَالَ غَيْلاَنُ بْنُ جَرِيرٍ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ فَيُحَدِّثُنَا عَنِ الأَنْصَارِ،، وَكَانَ، يَقُولُ لِي فَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا، وَفَعَلَ قَوْمُكَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا‏.‏

Ğaylan b. Cerir'den rivayete göre "Biz Enes b. Malik'in yanına gider, o da bize Ensara dair hadisler anlatırdı. Bana, senin kavmin de filan filan günü şunu şunu yaptı. Senin kavminde şu şu günü şunları şunları yaptı, derdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cahiliye günleri" yani Nebi saIlaIlahu aleyhi ve seIlem'in doğumu ile bi'seti (Nebi olarak gönderilmesi) arasında meydana gelen olaylar. Burada maksat budur. Çoğunlukla Nebiliğin verilmesinden önceki dönem hakkında kullanılır. Yüce Allah'ın, "Allah'a karşı cahiliye zannı gibi hakkın dışında bir zan besliyorlardı." [Al-i İmran,1S4] buyruğu ile, "İlk cahiliyenin ki gibi açılıp saçılarak salınıp yürümeyin." [Ahzab,33] buyrukları bu kabildendir. Bu başlıktaki hadislerin çoğu da böyledir. 3834- "Bu" yani konuşmayı terk etmek "helal değildir." el-İsmail1'nin de bir başka yoldan Ebu Bekir es-Sıddık'tan diye nakledilen rivayete göre kadın ona şöyle demiştir: "Cahiliye döneminde bizlerle senin kavmin arasında bir şer çıkmıştı. Bu sebeple Allah bizi bundan esenliğe çıkartacak olursa hac yapana kadar hiçbir kimseylekonuşmamaya dair yemin etmiştim. Bunun üzerine Ebu Bekir, şüphesiz İslam böyle bir şeyi yıkar, diye cevap verdi." Ebu Bekir radıyaIlahu anh'ın bu sözü, konuşmamak üzere yemin etmiş olan bir kimsenin konuşmasının müstehap olduğuna ve bundan dolayı keffaret yükümlülüğünün de bulunmadığına delil gösterilmiştir. Çünkü Ebu Bekir o kadına keffarette bulunmasını söylememiştir. Bunun kıyas edildiği bir mesele de şudur: Bir kimse konuşmamayı adayacak olursa onun bu adağı adak olmaz. Çünkü Ebu Bekir böyle bir işin helal olmayacağını, böyle bir şeyin cahiliye işlerinden olduğunu, İslamın bunu yıktığını açıkça ifade etmiş bulunmaktadır. Ebu Bekir de böyle bir şeyi ancak bir tevkife (Nebiden aldığı bir habere) bağlı olarak söyler. Dolayısıyla onun bu sözleri merfu' (hadis) hükmündedir. "Bu salih iş üzere ne kadar kalacağız?" Kastettiği, İslam dini ile onun kapsadığı adalet, söz birliği, mazluma yardım ve her bir şeyin yerli yerince konulması halidir. "Sizin imamlarınız (önderleriniz, yöneticileriniz)" Çünkü insanlar kendilerini yönetenlerin dinleri üzeredirler. Bu sebeple kim gerçek imamların gösterdiği yolun dışına çıkarsa kendisi de sapıtmış olur, başkasını da saptırmış olur. 3835- "Onun bir hifşi vardı." Hifş küçük ve dar ev demektir. Bu olaya dair açıklamalar daha önce Namaz bahsinde Mescidler ile ilgili başlıklarda açıklanmış bulunmaktadır.(439 numaralı hadiste) Bu olaya dair hadisin bu başlıkta yer alması, da cahiliye döneminin hem tiill uygulamalarında, hem de sözlerinde ne kadar kaba ve katı olduklarını ifade etmesi cihetiyledir. 3837- "Cahiliye dönemi insanları cenaze dolayısıyla ayağa kalkarlard!." Bu hadisin zahirinden anlaşıldığına göre Aişe radıyallahu an ha 'ya şariin (Nebi efendimizin) cenaze için ayağa kalkılması emri ulaşmamıştır. Bu sebeple o bu işin cahiliye döneminde yapılan işlerden olduğu ve İslamın da onlara muhalefet ilkesini getirdiği kanaatinde olmuş bulunmaktadır. Cenazeler bölümünde (1310 nolu hadiste) bu mesele ile ilgili ve bu hükmün nesh olup olmadığına dair görüş ayrılıklarını ortaya koyan açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Bunun nesh olduğu kabul edildiği takdirde acaba bu vücubun neshi midir ve geriye müstehap olarak kalmış mıdır, kalmamış mıdır yoksa mutlak olarak cevaz mı neshedilmiştir? Şafiı alimlerinden bazıları sonuncusunu tercih etmiş ve Şafi\1erin çoğunluğu bunun mekruh olduğu kanaatini benimsemiştir. el-Mehamili ise bu konuda ittifak olduğunu dahi iddia etmiştir. Fakat el-Mütevelli muhalefet ederek müstehaptır demiş, Nevevı de bunu tercih ederek şunları söylemiştir: Bu Aişe'nin ashab-ı kiram ile ilgili onlardan farklı olarak dile getirdiği hükümler arasındadır. Fakat bu hususta ashab-ı kiram'ın görüşü daha bir tercihe şayandır. 3841-'''Şairin söylediği en doğru söz" ile kast edilen şairin "Allah'ın dışındaki. .. " ifcidesidir. Yani onun zati sıfatlarının rahmeti, azabı ve benzeri fiili sıfatların dışındaki her şey batıldır. Bundan dolayı (Allah Resulü) cenneti ve cehennemi sözkonusu etmiştir. Yahut da beyitte "batıl oluş"tan kasıt yok oluştur, fani oluştur. Bozukluk ve fesad değildir. Çünkü Allah'ın dışındaki her bir varlığın zatı dolayısıyla fani olduğu aşikardır. Hatta cennet ve cehennem için bile bu sözkonusudur. Fakat onlar yüce Allah'ın onları baki kılması ile ve cennet ile cehennem ehli hakkında devamlılığı yaratması suretiyle baki kalırlar. "el-Hak" hakikat anlamı ile hakkında zevalin caiz olmadığı, düşünülemediği şeydir. Nebi efendimizin, "Sen el-haksın, sözün el-haktır, vaadin el-haktır" derken başlarına elif lam getirip, bunların dışındakileri sözkonusu ederken elif, lam'ı getirmeyişindeki sır da muhtemelen budur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. 3842- "Ona haraç verirdi." Yani kazandıklarını getirip, teslim ederdi. Haraç efendinin kölesinin kazancından getirip teslim etmek üzere tespit ettiği miktara denilir. "Bana onun karşılığında bunu verdi." Yani benim onun için kahinlik yapmam karşılığında bunu verdi. İbnu't-Tın der ki: Ebu Bekir'in kendisini kusturması böyle bir şeyden büsbütün sakınmak, korunmak içindir. Çünkü cahiliye döneminde yapılanların vebali kaldırılmıştır. Eğer böyle bir iş İslam geldikten sonra olmuş olsaydı yediğinin mislini ya da kıymetini tazminat olarak vermesi gerekirdi. Sa'dece kusması da yetmezdi. İbnu't-Tın şöyle demiştir: Fakat görüldüğü kadarıyla Ebu Bekir r.a.'ın kendisini kusturmasının sebebi, kahinin kehaneti karşılığında aldığı ücretin yenilmesini yasaklayan hükmü sabit görmüş olmasındandır. Kahin ise şer'i bir delile dayanmaksızın yakında meydana gelecek şeyleri haber veren kimsedir. Bu cahiliye döneminde, özellikle de Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in Nebiliğinden önce oldukça çoğalmıştı. 3843- (Numaralı hadis) İbn Ömer'in gebe kalmış dişi devenin gebeliği ile ilgili hadisi rivayet ettiği olup buna dair yeterli açıklamalar daha önce Alışverişler (Buyur) bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(2143 numaralı hadis) Burada zikredilmesinden maksat ise onların cahiliye döneminde bu şekilde alışveriş yapıyor olmaları idi

Sahîh-i Buhârî, 3844
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَطَالَ أَحَدُكُمُ الْغَيْبَةَ فَلاَ يَطْرُقْ أَهْلَهُ لَيْلاً ‏"‏‏.‏

Şa'bi'den rivayete göre o Cabir İbn Abdullah r.a.'ı şöyle derken dinlemiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Siz'den biriniz evinden uzun süre ayrılmış ise ailesinin yanına geceleyin ansızın girmesin." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Erkeğin, hanımına geceleyin baskın yaparcasına (evine) girmesini mekruh görürdü." Enes yoluyla gelen hadiste "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem geceleyin ansızın evine hanımlarının yanına girmezdi. Onlara sabahleyin ya da öğleden sonra giderdi" denilmektedir. Bu hadisi de Müslim rivayet etmiştir. Dilbilginleri şöyle der: Turuuk; geceleyin yolculuktan ya da bir başka yerden habersizce gelmek demektir. Asım'ın, eş-Şa'bi'den, onun Cabir'den diye gelen rivayet yolundaki: "Sizden herhangi bir kimse uzun bir süre evinden ayrı kalmışsa hanımının yanına geceleyin ansızın girmesin" ifadesinde "uzunca ayrılık" kaydı, nehyin illetinin ancak bu durumda var olabileceğine işaret etmektedir. Hüküm varlık ve yokluk bakımından illetiyle beraber sözkonusu olur. Dolayısıyla -mesela- ihtiyacını karşılamak için gündüzün çıkıp geceleyin dönen bir kimse hakkında uzunca bir süre ayrılan kimse için sözkonusu olan sakıncalar bulunmamaktadır. Çünkü uzunca ayrılığın ertesinde ansızın baskın yaparcasına girmekten yana kişi kendisini güvenlik içerisinde hisseder. Böyle bir durumda, (uzunca ayrıldıktan sonra ansızın giren bir kimse) çoğunlukla hoşuna gitmeyecek şeylerle karşılaşabilir. Hanımını kadından istenen şekilde temizlenmek, süslenmek gibi hususlarda hazırlıksız bulur, bu ise ikisi arasında nefret ve uzaklaşmaya sebep olur. Nitekim buna, bundan sonraki başlıkta gelecek olan hadiste şu buyruğu ile işaret etmiş bulunmaktadır: "Ta ki uzun süreden beri kocası ayrılmış olan kadın etek traşı olsun, saçı başı birbirine karışmış olan kadın da taransın." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Kadının temiz olmayan bir durumda olması halinde onunla mübaşerette bulunmak mekruhtur. Böylelikle erkek, hanımının ondan uzaklaşmasına sebep teşkil edecek herhangi bir halini görmemiş olur. Aksi takdirde hanımını hoşlanılmayan bir halde bulabilir. Şeriat. ise kusurların örtülmesini teşvik etmiştir. Nebi efendimiz de buna: "Onları hainlikle itham edercesine, kusurlarını bulmak istercesine ... " sözleriyle işaret etmiş bulunmaktadır. Buna göre ailesine ne zaman varacağını ve -mesela- şu şu vakitte ulaşacağını söyleyen bir kimse, bu nehyin kapsamına girmez. 2- Karşılıklı sevgi, özellikle eşler arasında muhabbet teşvik edilmiştir. Çünkü şeriat, eşlerin her birisinin adeten örtülmesi, saklanması gereken her birinin haline diğerinin muttali olmamasına dikkat etmiştir. Onların hallerine bir kusuru çoğunlukla diğerine gizli saklı kalmamakla birlikte bu böyledir. Buna rağmen şeriat kişinin nefret etmesine sebep olacak şeyleri görmemesi için kocanın, geceleyin evine ansızın dönüp girmesini yasaklamıştır. O halde eşlerin dışındakilerin bu hususa riayet etmeleri öncelikle söz konusudur. 3- Kadının etek traşı yapması ve buna benzer süslenmesi kabilinden olan işleri yapması, hilkatin değiştirilmesine dair nehyin kapsamına girmez. 4- Müslüman hakkında kötü zan beslemeyi gerektiren işleri yapmayı terk etmek, teşvik edilmektedir

Sahîh-i Buhârî, 5244
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَمْعَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَجْلِدُ أَحَدُكُمُ امْرَأَتَهُ جَلْدَ الْعَبْدِ، ثُمَّ يُجَامِعُهَا فِي آخِرِ الْيَوْمِ ‏"‏‏.‏

Abdullah İbn Zem'a r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse köleyi dövereesine hanımını dövmesin. Sonra (belki de) günün sonunda onunla cima' etmek isteyebilir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadınları dövmenin mekruh oluş sınırı." Bu başlıkta onları dövmenin mutlak olarak mubah olmadığına, aksine ileride açıklayacağımız üzere tenzihi' ya da tahrimi' kerahet ile mekruhluk sözkonusu olduğuna işaret vardır. "Köleyi dövereesine ... " Müslim'de İbn Numeyr yoluyla gelen iki rivayetten birisinde "cariyeyi dövereesine" denilmektedir. Hadisten anlaşıldığına göre köleleri ileri derecede döverek tedib etmek caizdir. Aynı zamanda kadınların bundan daha aşağı bir seviyede dövülmelerinin de caiz oluşunu ima etmektedir. Musannıf: "İz bırakmayan şekilde" ifadesiyl buna işaret etmiştir. Ancak hadisin ifadelerinden aklı başında bir kimsenin her iki işi bir arada yapmasının uzak bir ihtimalolduğu anlaşılmaktadır. Yani önce hanımını ileri derecede dövecek, sonra da günün geri kalan kısmında ya da geceleyin onunla cima' edecek. Cima' etmek ve birlikte yatakta bulunmak, ancak nefsin eğiliminin ve birlikte oluş arzusunun bulunması halinde güzel görülür. Oayak yiyen bir kimse ise çoğunlukla kendisini döğenden uzaklaşmak ister. Böylelikle bu işin yerilmiş olduğuna işaret edildiği gibi, eğer dövmek kaçınılmaz bir hal alacaksa o takdirde tedib, hafif dövme ile olmalıdır. Öyle ki bundan dolayı tam bir nefret sözkonusu olmasın. Vurmakta da aşırılığa gitmesin, tedibde de aşırılığa gitmesin. "Sizin hayırlılarınız ise asla vurmaz" ifadesine gelince onların genelolarak dövülmesinin mubah olduğuna delil teşkil etmektedir. Ancak bunun sözkonusu olması için kadının kendisine itaat etmesi icab eden hallerde, hoşuna gitmeyen bir husus u gördüğü takdirde onu tedib etmek amacıyla olmalıdır. Eğer sadece tedib ve benzeri şeylerle yetinebilirse, daha da güzelolur. Böyle bir şeyi hissettirmek eğer maksada ulaşmayı mümkün kılıyorsa, fiilen bu işi yapma cihetine gitmez. Çünkü dövme neticesinde, evlilikte istenen güzel beraberliğe ve geçime zıt olan bir nefret ve uzaklaşmak hali sözkonusu olur. Allah'a isyanı ilgilendiren bir hususta olması durumu müstesnadır. Nesai bu husus ile ilgili olarak Aişe'den şu hadisi rivayet etmiş bulunmaktadır: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ne bir kadını, ne de bir hizmetçiyi kesinlikle dövmüş değildir. Allah yolunda olması yahut Allah'ın haramlarının çiğnenmesi hali dışında da eliyle hiçbir şeye vurmuş değildir. (Böyle bir şeyolduğu takdirde) Allah için intikam alırdL" İleride yüce Allah'ın izniyle Edeb bölümünde buna dair daha geniş açıklamalar gelecektir

Sahîh-i Buhârî, 5204
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ يَتَوَضَّئُونَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ ‏.‏

(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den şöyle rivayet edilmiştir: Erkekler ve Kadınlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bir kab'dan abdest alırlardı. Diğer tahric: Ebu Davud, Nesei, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme tarafından aynı sözlerle rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : EI-Menhel'de hadisle ilgili olarak şu izah var: ''Resulullah s.a.v. zamanında ... '' tabiri, hadisin hükmen merfu' olduğunu ifade eder. Çünkü Sahabi, bir fiili Resul-i Ekrem'in zamanına isnad edince merfu' hükmünde olur. Hadisin zahirine göre erkekler ile kadınlar bir kabtan aynı zamanda abdest alırlardı. Eğer böyle manalandırılırsa hadis eş durumunda olanlara ve mahremlere ait olur. Çünkü yabancı erkeklerle kadınların bir. kabtan aynı zamanda abdest almaları uzak bir ihtimaldir. İbnü't-Tin'in dediği gibi şayet hadis mahrem olanlara tahsis edilmeyerek genel olarak kabul edilirse hadisden maksad şu olur: ''Erkekler kendi aralarında toplu halde kadınlar da kendi aralarında toplu halde aynı kabtan abdest alırlardı." Bu takdirde erkekler ayrı, kadınlar da ayrı olmuş olur. Ebu Davud'un Müsedded'den bir rivayetinde bulunan "Cemian = toplu halde" kelimesi de İbnü't-Tin tarafından bu şekilde açıklanmıştır. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı zamanlarda ama toplu halde aynı kaptan abdest almış olduğu burada anlatılmış oluyor. Bazıları da kadınların örtünmesine ait 'Hicab' emri gelmeden önceki zamanda erkeklerle kadınların bir arada ve aynı zamanda bir kaptan abdest aldıkları bu hadiste ifade edilmiş olabilir, demişler ise de bu yorum pek kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu hal akıldan bile uzaktır. Sindi de bu hadisle ilgili olarak ezcümle şöyle söyler: 'Suyuti, Rafii'den naklen beyan ettiğine göre bu hadis, eş durumunda olan erkek ve kadının bir kabtan beraber abdest aldıklarını, bu durumun Nebi s.a.v. zamanında yoğun olduğunu, Nebi s.a.v.in bu duruma itiraz etmediğini ve değiştirmediğini belirtmek içindir.» EI-Menhel yazarı daha sonra hadisten çıkarılan fıkıh hükmünün şu olduğunu ifade eder: 1. İki ve daha çok kimsenin bir kabtan suyu avuçlayarak (kabın dışında) abdest almaları caizdir. 2. El-Hafız, EI-Fetih'de demiştir ki: Kabtan su avuçlamakla, kabta kalan suyun müsta'mel sayılmayacağı hükmü bu hadisten çıkar. Çünkü onların kabları küçük idi. Nitekim Şafii bu hususu EI-Ümm'ün bir çok yerlerinde açıkça belirtmiştir. 3. Sindi'nin beyanına göre, bazı alimler: 'Bu hadis, kadının abdest artığı ile erkeğin abdest almasının caiz olduğuna delalet eder.' demiştir. Şöyle ki: Erkek ile kadın bir kabtan abdest alınca icabında kadın erkekten önce abdestini tamamlar, dolayısı ile erkek kadın artığı sayıları kabtaki su ile abdest almış sayılır. Eğer bu artik ile erkeğin abdest alması memmi olmuş olsaydı sahabiler bu artıkla abdest almayacaklar idi

Sünen-i İbn Mâce, 381
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي يَزِيدَ، سَمِعَ مُجَاهِدًا، سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي لَيْلَى، يُحَدِّثُ عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، أَنَّ فَاطِمَةَ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَسْأَلُهُ خَادِمًا فَقَالَ ‏ "‏ أَلاَ أُخْبِرُكِ مَا هُوَ خَيْرٌ لَكِ مِنْهُ، تُسَبِّحِينَ اللَّهَ عِنْدَ مَنَامِكِ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتَحْمَدِينَ اللَّهَ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ، وَتُكَبِّرِينَ اللَّهَ أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ ‏"‏‏.‏ ـ ثُمَّ قَالَ سُفْيَانُ إِحْدَاهُنَّ أَرْبَعٌ وَثَلاَثُونَ ـ فَمَا تَرَكْتُهَا بَعْدُ، قِيلَ وَلاَ لَيْلَةَ صِفِّينَ قَالَ وَلاَ لَيْلَةَ صِفِّينَ‏.‏

Ali b. Ebi Talib'den rivayete göre "Fatıma Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına gidip, ondan bir hizmetçi istedi. Allah Raslılü şöyle buyurdu: Ben sana hizmetçiden daha hayırlı olanı bildirmeyeyim mi? Uyuyacağın vakit otuz üç defa subhanallah dersin, otuz üç defa elhamdulillah dersin, otuzdört defa da Allahuekber dersin. -Sonra Süfyan: Bunların biri otuz dörttür dedi.- Artık ben ondan sonra bunları söylemeyi terk etmedim. Ona: Sıffin gecesi dahi mi diye sorulunca, o: Sıffin gecesi dahi unutmadım, diye cevap verdi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kadının hizmetçisi", yani kadının hizmetçi edinmesi meşru mudur, koca, karısına hizmetçi tutmak için mecbur edilir mi? Taberi dedi ki: Hadisten şu anlaşılmaktadır: Ekmek pişirmek, öğütüp un yapmak ve buna benzer hizmetlerde bulunabilecek bir kadın için, koca bir hizmetçi tutmakla yükümlü olmaz. Bu hükmün çıkartılma keyfiyeti şöyledir: Fatıma radıyallahu anha babasından Sallallahu Aleyhi ve Sellem hizmetçi isteyince Allah HasOlü, kocasına ya onun için bir hizmetçi bulmak yahut bu işleri ücretle yapacak kimseyi temin etmek ya da bizzat bu işleri kendisi yapmak suretiyle onu bu külfetten kurtarması için emir vermemiştir. Eğer bu hususta onu külfetten kurtarmak Ali'ye ait bir yükümlülük olsa idi, onunla zifafa girmeden önce mehrini ödemesini emir buyurduğu gibi, bunu da yapmasını ona emrederdi. Üstelik mehrin peşin ödenmesi -kadının onu ertelemeye razı olması halinde- vacip de değildir. O halde Allah HasOlü nasılolur da ona vacip olmayan bir işi yapmasını emrederken, vacip olan bir işi emretmeyi terk edebilir? İbn Habib, Asbağ ve İbnu'I-MacişOn'dan, her ikisinin de Malik'ten rivayet ettiklerine göre, koca eli dar bir kimse ise evin işlerini görmek kadının -üstün bir konumda ve şerefli birisi dahi olsa- görevi ve yükümlÜlüğüdür. İbn Battal'ın naklettiklerine göre bazı ilim adamları şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in evin içindeki hizmeti göreceğine dair Hz. Fatıma hakkında hüküm verdiğini ortaya koyan hiçbir rivayet bilmiyoruz. Aksine aralarında i~, maruf bir şekilde bildikleri güzel geçim ve güzel ahlak esaslarına göre cereyan etmiştir. Kadının herhangi bir hizmeti görmek için mecbur tutulmasına gelince, bunun bir esası yoktur. Aksine erkeğin karısının her türlü ihtiyacını görmekle yükümlü olduğu hususu üzerinde icma' gerçekleşmiş bulunmaktadır. Tahav! de erkeğin karısına ait hizmetçiyi kendi evinden çıkartma hakkına sahip olmadığı hususu üzerinde icma' bulunduğunu nakletmiştir. İşte bu, kocanın o hizmetçiye duyulacak ihtiyaca göre nafakasını (masraflarını) sağlamakla yükümlü olduğuna delildir. Şafii ile KOfeliler de şöyle demiştir: Eğer kadın, emsali hizmetçi çalıştıran lardan ise kadının da, hizmetçisinin de nafakasını sağlamak farz olur. Maıik, Leys ve Muhammed b. el-Hasen şöyle demektedir: Şayet kadın yüksek bir kesimden ise onun da, hizmetçisinin de nafakasının karşılanması farz olur. Zahiriler bir istisna teşkil ederek şöyle demişlerdir: Kocanın ona hizmetçi tutmak yükümlülüğü yoktur. İsterse bu kadın, halifenin kızı olsun. Cemaatin (büyük çoğunluğun) delili ise yüce Allah'ın: "Onlarla maruf bir şekilde geçinin."(Nisa, 19) buyruğudur. Eğer kadının kendisine hizmette bulunacak birisine ihtiyacı olur da erkek bunu kaqılamak istemezse karısı ile maruf şekilde geçinmemiş olur

Sahîh-i Buhârî, 5362
HadisSünen-i Tirmizî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، وَهَنَّادٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا شُرَحْبِيلُ بْنُ مُسْلِمٍ الْخَوْلاَنِيُّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي خُطْبَتِهِ عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ قَدْ أَعْطَى كُلَّ ذِي حَقٍّ حَقَّهُ فَلاَ وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ الْوَلَدُ لِلْفِرَاشِ وَلِلْعَاهِرِ الْحَجَرُ وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ وَمَنِ ادَّعَى إِلَى غَيْرِ أَبِيهِ أَوِ انْتَمَى إِلَى غَيْرِ مَوَالِيهِ فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ التَّابِعَةُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ تُنْفِقُ امْرَأَةٌ مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا إِلاَّ بِإِذْنِ زَوْجِهَا ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ الطَّعَامَ قَالَ ‏"‏ ذَلِكَ أَفْضَلُ أَمْوَالِنَا ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ الْعَارِيَةُ مُؤَدَّاةٌ وَالْمِنْحَةُ مَرْدُودَةٌ وَالدَّيْنُ مَقْضِيٌّ وَالزَّعِيمُ غَارِمٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَمْرِو بْنِ خَارِجَةَ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ‏.‏ وَهُوَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَرِوَايَةُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَيَّاشٍ عَنْ أَهْلِ الْعِرَاقِ وَأَهْلِ الْحِجَازِ لَيْسَ بِذَلِكَ فِيمَا تَفَرَّدَ بِهِ لأَنَّهُ رَوَى عَنْهُمْ مَنَاكِيرَ وَرِوَايَتُهُ عَنْ أَهْلِ الشَّامِ أَصَحُّ هَكَذَا قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ ‏.‏ قَالَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ قَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ أَصْلَحُ حَدِيثًا مِنْ بَقِيَّةَ وَلِبَقِيَّةَ أَحَادِيثُ مَنَاكِيرُ عَنِ الثِّقَاتِ ‏.‏ وَسَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ يَقُولُ سَمِعْتُ زَكَرِيَّا بْنَ عَدِيٍّ يَقُولُ قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ خُذُوا عَنْ بَقِيَّةَ مَا حَدَّثَ عَنِ الثِّقَاتِ وَلاَ تَأْخُذُوا عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ عَيَّاشٍ مَا حَدَّثَ عَنِ الثِّقَاتِ وَلاَ عَنْ غَيْرِ الثِّقَاتِ ‏.‏

Ebû Umâme el Bahîli (radıyallahü anh)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’den işittim veda haccındaki hutbesinde şöyle buyurdu: “Allah her hak sahibine hakkını vermiştir, dolayısıyla miras alana vasiyet yoktur. çocuk yatağın sahibi olan erkek veya efendinindir. Zina edenin hakkı mirastan mahrum edilmektir veya taşlanarak öldürülmektir. ve onların hesabı (sevap, ceza, bağışlanma) Allah’a aittir. Her kim babasından başkasına intisab ederse yani başka birine babam budur derse veya bir köle sahibinin dışında başka birisinin efendisi olduğunu iddia ederse kıyamete kadar Allah’ın laneti=yani rahmetinden uzak kalmasıonun üzerinedir. Kadın kocasının evinden uzak kalması onun üzerinedir. Kadın kocasının evinde ancak kocasının izniyle harcamada bulunabilir. Bu esnada Ey Allah’ın Rasûlü! Kadın kocasının evinden bir fakire yiyecek de mi veremez? Denildi. Bunun üzerine Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), esasen mallarımızın en değerlisi odur buyurdu. Sonra şöyle devam etti: Ödünç alınan her şey ödenecektir. Ödünç olarak verilen hayvan, ağaç, ve arazide sahibine geri verilecektir. Her türlü borç ta mutlaka ödenecektir. Kefil olan da borç ödenmezse o borcu ödeyecektir.” (Ebû Dâvûd, Vesâyâ: 1; İbn Mâce, Vesâyâ: 2) Bu konuda Amr b. Harîce ve Enes’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadis Ebû Umâme’den değişik yollarla da rivâyet edilmiştir. b. Ayyaş’ın, Iraklılardan ve Hicazlılardan tek başına rivâyeti pek sağlam değildir. Çünkü onlardan münker hadisler rivâyet etmektedir. Şamlılardan rivâyeti ise daha sağlamdır. Muhammed b. İsmail bu konuda böyle söylemiştir. Ahmed b. Hasan’ın, Ahmed b. Hanbel’den şöyle naklettiğini işittim: İsmail b. Ayyaş’ın durumu diğer münker hadisler aktaranlara göre daha iyidir. Diğerlerinin güvenilir kimselerden rivâyet ettiği münker hadisler vardır. Abdullah b. Abdurrahman’dan işittim şöyle diyordu: Zekeriyya b. Adiyy’den işittim şöyle diyordu: Ebû İshâk el Fezarî şöyle diyor: Bakiyye denilen kişilerin güvenilen kişilerden yaptıkları rivâyetleri alın İsmail b. Ayyaş’ın ise gerek güvenilir gerekse başka kimselerden yaptığı rivâyetlerini almayın. (Bakıyye: İsmail b. Ayyaş’ın dışındaki münker hadisler aktaran kimseler)

Sünen-i Tirmizî, 2120

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.