Sahîh-i Buhârî · 5299
Arapça metin
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْبَخِيلِ وَالْمُنْفِقِ كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا جُبَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ، مِنْ لَدُنْ ثَدْيَيْهِمَا إِلَى تَرَاقِيهِمَا، فَأَمَّا الْمُنْفِقُ فَلاَ يُنْفِقُ شَيْئًا إِلاَّ مَادَّتْ عَلَى جِلْدِهِ حَتَّى تُجِنَّ بَنَانَهُ وَتَعْفُوَ أَثَرَهُ، وَأَمَّا الْبَخِيلُ فَلاَ يُرِيدُ يُنْفِقُ إِلاَّ لَزِمَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ مَوْضِعَهَا، فَهْوَ يُوسِعُهَا فَلاَ تَتَّسِعُ ". وَيُشِيرُ بِإِصْبَعِهِ إِلَى حَلْقِهِ.
Abdullah İbn Hürmüz'den, dedi ki: Ebu Hureyre r.a.'yi şöyle derken dinledim: "Rasuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Cimrinin misali ile (cömertçe) infak edenin misali memelerinden göğüs kemiklerine kadar üzerlerinde demirden cübbe bulunan iki adamın misaline benzer. İnfak eden kişi bir şeyler infak ettikçe mutlaka o cübbesi teni üzerinden ta parmak uçlarını örtünceye ve (yerdeki) izlerini silinceyekadar uzar durur. Cimri kişi ise infak etmek istedi mi mutlaka her bir halka yerine iyice yerleşir. O onu genişletmek istediği halde bir türlü genişlemez. Bu arada parmağı ile boğazına işaret ediyordu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Talak ve hikmetli çeşitli hususlar hakkında", yani diğer şeylere dair "işaret etmek." "Zeyneb dedi ki .. " Kasıt mu'minlerin annesi Cahş kızı Zeyneb'dir. "Ve parmak uçlarını orta ve serçe parmağının iç tarafına koydu, biz: Onun azlığına işaret ediyor, dedik." Hadiste geçen "evdah" ile burada kastedilen, gümüşten süs eşyasıdır. "Sonra birini diğerinden uzaklaştırd!." Müslim'de bu rivayet "fecir yukarıdan aşağıya görülen değildir. Aksine uzunlamasına yayılandır." diye yer alır. Böylelikle sözü geçen işaret ile ne kastedildiği anlaşılmaktadır. İbn Battal dedi ki: Cumhurun kanaatine göre eğer işaret anlşılıyor ise konuşma gibi değerlendirilir. Ancak Hanefiler buna bazı hususlarda muhalefet etmişlerdir. Muhtemelen Buharı, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in işareti konuşmak gibi değerlendirdiğini gösteren bu hadislerle onların kanaatini reddetmiştir. İşaret, din ile ilgili çeşitli hükümler hakkında caiz (geçerli) olduğuna göre, konuşma imkanı olmayan kimseler için böyle olması daha da caizdir. İbnu'l-Müneyyir dedi ki: Buharı talak vermek ve diğer hususlara dair konuşamayanın ve daha başkalarının, asıl maksadını ve sayının anlaşılabileceği işaretlerinin, tıpkı lafız gibi geçerli olduğunu kastetmiştir. Gördüğüm kadarıyla Buhar! bu Başlığı ve bu başlık altındaki hadisleri bundan sonraki Başlıkta söz konusu edeceği araştırmaya bir hazırlık olmak üzere zikretmiştir. Ancak bununla birlikte konuşamayan dilsizin lanetleşmesi ile talakı arasında da fark görmüş olanlar bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İlim adamları anlaşılan işaretin hükmü altında farklı görüşlere sahiptirler. YüceAllah'ın hakları ile ilgili hususlarda, konuşabilen kimsenin dahi olsa işareti yeterlidir, demişlerdir. Fakat akit, ikrar, vasiyet ve buna benzer Ademoğlunun hakları söz konusu ise dili tutulan kimsenin durumu hakkında ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Üçüncü bir görüş de Ebu Hanife'den nakledilmiştir: Eğer konuşabileceğinden yana ümit kesilirse (anlaşılır işareti geçerlidir, demişlerdir), bazı Hanbel1 alimlerinden de eğer hemen akabinde ölüm gelirse (geçerlidir) dedikleri nakledilmiştir. Tahav! de bu görüşü tercih etmiştir. el-Evzai'den de eğer ondan önce söz söylenmiş,ise (geçerlidir) dediği nakledilmiştir. Mekhul'den nakledildiğine göre ise eğer: Filan kişi hürdür dese, sonra konuşmayıp sussa ona da: Filan da mı diye sorulunca işaret etse işareti sahih olur. Konuşabilen kimsenin ise işareti, çoğunluğun kanaatine göre konuşmasının yerini tutmaz. İşaretin niyetin yerini tutup tutmayacağı hususunda ise görüş ayrılığı vardır. Hanımını boşayan kimseye: Kaç defa boşadın diye sorulunca parmağıyla işaret eden kimsenin durumunda olduğu gibi
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَتْنِي هِنْدُ بِنْتُ الْحَارِثِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنَ اللَّيْلِ وَهْوَ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، مَاذَا أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ مِنَ الْفِتْنَةِ، مَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْخَزَائِنِ، مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ، كَمْ مِنْ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا عَارِيَةٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ". قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَانَتْ هِنْدٌ لَهَا أَزْرَارٌ فِي كُمَّيْهَا بَيْنَ أَصَابِعِهَا.
Zühri'den, dedi ki: Bana Haris kızı Hind, Ümmü Seleme r.a.a'dan şöyle dediğini haber vermiştir: "Nebi geceleyin: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah bu gece fitnelerden neler neler, hazinelerden neler neler indirdi! Bu hücrelerindeki kadınları kim uyandıracak? Dünyada nice giyimli kadın vardır ki kıyamet gününde çıplak kalacaktır, diyerek uyandı." Zühri dedi ki: "Hind'in elbisesinin iki yeninde, parmaklan arasında düğmeleri vardı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, elbise ve yaygılarda darlık çıkarmaksızın bulduğu ile yetinirdi." Başlıkta yer alan "darlık çıkarmaksızın bulduğu ile yetinirdi" (anlamı verilen) "yetecevvezu" lafzı, muayyen bir türe münhasır kalarak daraltmayıp geniş tutardı ya da nefis ve değerli olanı isteyerek darlığa sebep olmazdı. Aksine mümkün olan ve bulunabileni kullanır, onunla yetinil'di, demektir. Bu hadise dair açıklamalar yeteri kadarıyla Talak bölümünde (4913.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Bu hadisin burada zikredilmesinden maksat, onun hasır üzerinde ve baş! altında da içi lif dolu bir yastığın bulunduğunu anlatan ibarelerdir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e "eziyet hususunda önce ona söyledim." Yani Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i rahatsız etmemesi açısından onu uyardım, onu rahatsız etmek sebebiyle gelebilecek ceza konusunda onu korkuttum, demektir. "Dünyada giyimli nice kadın var ki, kıyamet gününde çıplaktır." İbn Battal dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, hazinelerin inişi ile birlikte fitneyi söz konusu ederek fitnenin hazineler sebebiyle ortaya çıktığına işaret etmektedir. Aynı şekilde bir işte orta yolu izleyip mutedil olmak, fazla şey istemekten daha hayırlıdır ve fitneden daha çok koruyucudur. Ümmü Seleme'nin rivayet ettiği bu hadisin başlığa uygunluğu ise, kadınların ahirette çıplak kalmamaları için vücutlarını, niteliklerini gösteren ince elbiseleri giyinmekten sakındırması ciheti iledir. ez-Zühri'nin, Hind'den naklettiği husus da bunu desteklemektedir. Ayrıca bunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in altını gösterecek şekilde ince elbiseler giymediğine de işaret vardır. Çünkü o avretin ortaya çıkması dolayısıyla bu tür elbiseleri giyinmekten sakındırdığına göre, kemal niteliğine sahip olmak diğerlerine göre daha uygundur. "ez-Zühri dedi ki: Hind'in parmakları arasında elbisesinin yeninde düğmeleri vard!." Yani Hind elbisesinin yenıerinin geniş olması sebebiyle, vücudundan herhangi bir şeyin görünüp "giyimli, fakat çıplak" buyruğunun kapsamına girmemek için yenıerini düğmelerle ilikliyordu
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَيَزِيدُ بْنُ هَارُونَ ـ وَاللَّفْظُ لِيَزِيدَ ـ عَنْ كَهْمَسِ بْنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّهُ رَأَى رَجُلاً يَخْذِفُ فَقَالَ لَهُ لاَ تَخْذِفْ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْخَذْفِ ـ أَوْ كَانَ يَكْرَهُ الْخَذْفَ ـ وَقَالَ " إِنَّهُ لاَ يُصَادُ بِهِ صَيْدٌ وَلاَ يُنْكَى بِهِ عَدُوٌّ، وَلَكِنَّهَا قَدْ تَكْسِرُ السِّنَّ وَتَفْقَأُ الْعَيْنَ ". ثُمَّ رَآهُ بَعْدَ ذَلِكَ يَخْذِفُ فَقَالَ لَهُ أُحَدِّثُكَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ نَهَى عَنِ الْخَذْفِ. أَوْ كَرِهَ الْخَذْفَ، وَأَنْتَ تَخْذِفُ لاَ أُكَلِّمُكَ كَذَا وَكَذَا.
Abdullah b. Muğaffel'den rivayete göre; "O, parmak uçlarıyla taş atan bir adam görmüş. Ona: Parmak uçlarınla küçük taşlar atma. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem parmak uçlarıyla küçük taş atmayı nehyetti -ya da parmak uçlarıyla küçük taş atmayı mekruh görürdü (hoşlanmazdı)- dedi ve ayrıca şunları da söyledi. Çünkü onunla ne bir av avlanır, ne de onunla bir düşman öldürülür. Fakat böyle bir taş dişi kırabilir, gözü çıkarabilir. Bundan sonra tekrar onun küçük taş attığını görünce ona: Ben sana Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in parmak uçlanyla küçük taş atmayı nehyettiğini -ya da parmak uçlarıyla küçük taş atmayı kerih gördüğünü (hoşlanmadığınl)- söyleyerek hadis naklediyorum ve sen pamak uçlannla küçük taş atıyorsun ha! Şöyle ve şöyle seninle konuşmayacağım, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hazf (parmak uçlarıyla küçük taş atmak) ve bunduka (yuvarlatılıp, kurutulmuş çamur)." Hazf ile ilgili açıklama bu Başlıkta gelecektir. Bunduka ise çamurdan yapılıp kurutulan ve onunla atış yapılan, bilinen bir cisimdir. "Hazf (Parmak uçlarıyla taş atma)" yani iki şehadet parmağıyla yahut Baş parmak ile şehadet parmağı arasında ya da orta parmağın üst tarafı ve Başparmağın iç tarafı ile bir çakıl taşı ya da bir hurma çekirdeği atmak demektir. Mihzefe ise, taşın ortasına yerleştirilip onunla kuşa taş atılan a1ete denilir. Sapana da bu isim verilir. Bu açıklamayı es-Sihah'ta (el-Cevheri) yapmıştır. "Onunla bir av avlanmaz." el-Mühelleb dedi ki: Yüce Allah avı belli bir nitelikte helal kılarak: "Ellerinizin ve mızraklarınızın erişebildiği bir şey" (Maide, 94) diye buyurmuştur. Oysa kurutulmuş çamur ile ve benzeri ile atmak bu ka'biiden değildir. Böyle bir şey(den dolayı ölen hayvan) ancak ağırlık ile vurularak öldürülmüş bir hayvan olur. ilim adamları -aralarında istisna teşkil edenler dışında- bunduka denilen kurutulup, yuvarlatılmış çamur parçaları ile ve taş ile öldürülmüş hayvanların yenilmesinin haram olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Bunun böyle olmasının sebebi ise bunların av hayvanını keskin ve sivri taraflarıyla öldürmeyip bu şeyleri atanın kuwetiyle ölümüne sebep olmalarıdır. "Seninle şöyle şöyle konuşmayacağım." Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Sünnete muhalefet eden kimselerle darılmak ve onlarla konuşmamak caizdir. Böyle bir dargınlık da üç günden fazla küs durmayı yasaklayan hükümlerin kapsamına girmez. Çünkü bu tür yasak, kendi nefsi için küs duranlar ile ilgilidir. ileride Edeb bölümünde(6073.hadiste) buna dair geniş açıklamalar gelecektir. 2- Münker değiştirilir. 3- Bunduka denilen çamurdan yuvarlatılıp kurutularak sertleşmiş parçaların atılması yasaklanmıştır. Çünkü şeriat koyucunun, bunun av hayvanın! öldüremeyeceğini söylemesi, atış için onu kullanmanın anlamsız olduğunu, aksine bu yolla hayvanın ona malik olmayan birisi tarafından telef olmaya maruz bırakılacağını ortaya koymaktadır. Bu ise nehyedilmiş bir husustur. Evet, bazı hallerde bunduka atılmış bir hayvan yetişilip, tezkiye edilebilir ve onu yemek helal olabilir. Bundan dolayı bunun caiz oluşu hakkında görüş ayrılığı vardır. Mücella, ez-Zehair'de bunun yasak olduğunu açıkça ifade etmiş, İbn Abdisselam da bu doğrultuda fetva vermiştir. en-Nevevı ise bunun helal olduğunu kat'i olarak ifade etmiştir. Çünkü böyle bir iş, avlanmaya götüren bir yoldur. Meselenin tahkiki ise, duruma göre hükmün farklılaşacağını ortaya koymaktadır. Eğer atış halinde çoğunlukla görülen, hadiste söz konusu edilen durum ise yasaktır. Aksi ise caizdir. Özellikle de kendisine atılan hayvan ancak bu yolla ulaşılabilecek olup, çoğunlukla da ölümü ile neticelenmiyor ise hüküm böyledir. Bu başlıktan iki başlık önce el-Hasen'in kasaba ve şehirlerde bunduka denilen bu taşlarla atış yapmanın mekruh olduğu sözü de geçmiş bulunmaktadır. Bundan anlaşıldığına göre ise (mefhumu) çölde böyle bir işin mekruh olmayacağıdır. O halde bu işin nehyedilmesinin ekseninde insanlardan herhangi bir kimseye zarar verme korkusunun tespit edilmiş olması bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ الدِّيلِيِّ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، مَوْلَى ابْنِ مُطِيعٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ خَيْبَرَ فَلَمْ نَغْنَمْ ذَهَبًا وَلاَ فِضَّةً إِلاَّ الأَمْوَالَ وَالثِّيَابَ وَالْمَتَاعَ، فَأَهْدَى رَجُلٌ مِنْ بَنِي الضُّبَيْبِ يُقَالُ لَهُ رِفَاعَةُ بْنُ زَيْدٍ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غُلاَمًا يُقَالُ لَهُ مِدْعَمٌ، فَوَجَّهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى وَادِي الْقُرَى حَتَّى إِذَا كَانَ بِوَادِي الْقُرَى بَيْنَمَا مِدْعَمٌ يَحُطُّ رَحْلاً لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَهْمٌ عَائِرٌ فَقَتَلَهُ، فَقَالَ النَّاسُ هَنِيئًا لَهُ الْجَنَّةُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَلاَّ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ الشَّمْلَةَ الَّتِي أَخَذَهَا يَوْمَ خَيْبَرَ مِنَ الْمَغَانِمِ، لَمْ تُصِبْهَا الْمَقَاسِمُ، لَتَشْتَعِلُ عَلَيْهِ نَارًا ". فَلَمَّا سَمِعَ ذَلِكَ النَّاسُ جَاءَ رَجُلٌ بِشِرَاكٍ أَوْ شِرَاكَيْنِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " شِرَاكٌ مِنْ نَارٍ ـ أَوْ ـ شِرَاكَانِ مِنْ نَارٍ ".
Ebu Hureyre şöyle anlatmıştır: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e birlikte Hayber günü yola çıktık Ne altın, ne gümüş ganimet aldık. Biz oradan birçok mallar (hayvan sürüleri), elbise, eşya ganimeti aldık. Dubeyb oğullarından Rifaa b. Zeyd, Mid'am adında bir köleyi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hediye etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu Vadi'l-Kura'ya gönderdi. Mid'am oraya vardığında Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşyasını indirirken kendisine kimin attığı bilinmeyen bir ok isabet etti ve onu öldürdü. İnsanlar "Cennet ona mübarek olsunı" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Hayır! Hayber gününde ganimetler bölüşülmeden almış olduğu bir örtü şimdi onun üzerinde bir ateş o/up yanmaktadır" dedi. İnsanlar korktu. Bunun üzerinebirisi bir veya iki ayakkabı tasmasını geri getirdi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ateşten bir ayakkabı tasması veya iki ayakkabı tasması" dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: İbn Abdülberr ve onun görüşünde olan bazıları şu görüşü benimsemişlerdir. Ebu Hureyre'nin kabilesi olan Dev's lehçesinde "el-mal" kelimesi mal ve kumaş gibi ayn olmayan şeylere denir. Bir grup bilgine göre "el-mal" altın ve gümüş gibi ayn denilen maddelere verilen isimdir. Arapların kullanımından bilinen, insanın malolarak mülkiyetine geçirdiği ve malik olduğu her şeye "mal" denilir. İmam Buhari attığı başlıkta zikrettiği hadislerle birlikte bu görüşü tercih ettiğine işaret etmektedir. Hz. Ömer'in "Öyle bir toprak parçası elime geçti ki daha önce bundan daha nefis bir mala sahip olmadım", Ebu Talha'nın" Bence mallarımın en sevimlisi Beyruha'da bulunanlardır" ve Ebu Hureyre'nin "Ne altın, ne gümüş ganimet aldık" cümleleri buna örnektir. Bu görüşü Allahu Teala'ın "Allah'ın geçiminize dayanak kı/dığı mallarınızı aklı ermez/ere vermeyin"(Nisa 5) ayet-i kerimesi de bu görüşü teyid etmektedir. Çünkü ayette geçen "mal" kelimesi insanın malik olduğu her şeyi kapsamaktadır. Dilcilerin "Araplar mal kelimesini mutlak olarak kullandıklarında nazarlarında şerefli olduğu için sadece deve için kullanırlar" şeklindeki ifadelerine gelince, bu cümle onların deveden başkasına mal demelerini ortadan kaldırmaz. Araplar deve dışındaki diğer hayvanlara da mal demişlerdir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ خَبَّابٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ هَاجَرْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ نَبْتَغِي وَجْهَ اللَّهِ، فَوَجَبَ أَجْرُنَا عَلَى اللَّهِ، فَمِنَّا مَنْ مَضَى أَوْ ذَهَبَ لَمْ يَأْكُلْ مِنْ أَجْرِهِ شَيْئًا، كَانَ مِنْهُمْ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، فَلَمْ يَتْرُكْ إِلاَّ نَمِرَةً كُنَّا إِذَا غَطَّيْنَا بِهَا رَأْسَهُ خَرَجَتْ رِجْلاَهُ، وَإِذَا غُطِّيَ بِهَا رِجْلاَهُ خَرَجَ رَأْسُهُ، فَقَالَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " غَطُّوا بِهَا رَأْسَهُ، وَاجْعَلُوا عَلَى رِجْلَيْهِ الإِذْخِرَ ". أَوْ قَالَ " أَلْقُوا عَلَى رِجْلَيْهِ مِنَ الإِذْخِرِ ". وَمِنَّا مَنْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ فَهْوَ يَهْدِبُهَا.
Habbab r.a. dedi ki: "Bizler yüce Allah'ın vechini (rızasını) arayarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Aramızdan kimisi ecrinden hiçbir şey yemediği haldegeçip gitti. Bunlardan birisi Mus'ab b. Umeyr idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafından onu örttüğümüz takdirde ayakları dışarıda kalıyordu. O örtüyle ayakları örtülecek olursa başı dışarıda kalırdı. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bizlere: Onunla baş tarafından onu örtün üz ve ayakları üzerine de izhir otu bırakınız, diye buyurdu. Ya da, ayakları üzerine izhirden bir miktar bırakınız, dedi. Kimisinin de meyveleri kendisi için olgunlaştı. İşte o da onları toplamaktadır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ve onların cenaze namazıarını kılmadı." Bu hadise dair açıklamalar daha önce Cenazeler bölümünde(1343. hadiste) geçmiş bulunmaktadır. "Ki hayır Allah'tandır." Bu da Iyad'ın ve başkalarının açıkça belirttikleri gibi rüyanın bir parçasıdır .. es-Süheyll der ki: Buyruk, "boğazlanan inekler gördüm, hayır da Allah'tandır" demektir. Derim ki: İbn İshak'ın rivayetinde: "Ve ben -ki hayır Allah'tandır- inekler gördüm" şeklindedir. Mürselolarak Urve'den gelen İbn Abbas'ın zikrettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Gördüğüm inekleri aramızda bir takım kimselerin öldürülmesi şeklinde yorumladım. (İbn Abbas) dedi ki: Bu Müslümanlardan şehit edilenler olarak çıktı." (İnek demek olan "bekar" kelimesi ile aynı kökten gelen) "Bakr: boğazlamak, kesmek" lafzı karnın yarılması demektir. İşte bu da isimden uygun bir anlamın çıkartılması suretiyle rüya yorum şekillerinden birisidir
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ ". يَعْنِي إِصْبَعَيْنِ. تَابَعَهُ إِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي حَصِينٍ.
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki parmağını kastederek "Ben ve kıyamet şu ikisi gibi (birbirine yakın olarak) gönderildik" buyurmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadisin Arapça metninde geçen "es-sa'a" burada kıyamet günü anlamındadır. "Resulullah s.a.v. iki parmağını uzatıp, işaret ederek." Süfyan'ın rivayetinde "İşaret parmağıyla orta parmağını birbirine bitiştirdi" ifadesi yer almaktadır. Taberi'nin nakline göre Cabir İbn Semura işaret parmağı ile onun yanındakine işaret ederek "Sanki Nebi'in iki parmağına hala bakıyor gibiyim" demiştir. Nebi "Ben ve kıyamet şunun şuna yakınlığı gibi yakın gönderildik" buyurmuştur. Yine Cabir'den gelen bir rivayete göre Nebi "İşaret parmağıyla orta parmağını birbirine bitiştirmiştir." Arapçada "sebbabe" kelimesinden maksat baş parmakla orta parmak arasındaki işaret parmağıdır. Müsebbihadan maksat budur. İşaret parmağına "müsebbiha" denilmesi, tesbih esnasında onunla işaret edilmesi ve teşehhüdde tevhide işaret olsun diye kelime-i tehlili (La ilahe illailah) telaffuz ederken bu parmak oynatılmasındandır. Kurtubi el-Müfhim'de şöyle demiştir: Hadisten ortaya çıkan sonuç, kıyametin yaklaşması ile onun gelişinin hızlı olmasının birbirine yakın olduğudur
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا أَرَادَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَكْتُبَ إِلَى الرُّومِ قَالُوا إِنَّهُمْ لاَ يَقْرَءُونَ كِتَابًا إِلاَّ مَخْتُومًا. فَاتَّخَذَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا مِنْ فِضَّةٍ، كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِهِ، وَنَقْشُهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ.
Enes b. Malik şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem RumIara mektup yazmak istediği zaman sahabiler: "Rumlar ancak üzeri mühürlenmiş bulunan mektubu okurlar" dediler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gümüşten bir yüzük yaptırdı. Onun Nebi s.a.v.'in parmağındaki parlaması hala gözümün önündedir. Bu yüzüğün nakşı "Muhammed Resulallah" şeklinde idi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bunun caiz olanı ve olmayanı." İmam Buharl'nin demek istediği şudur: Bir hakimin diğerine mektup yazması konusundaki hüküm, caizdir veya değildir şeklinde genellenemez. Çünkü mutlak olarak yasak edilirse, bu takdirde haklar zayi olur. Mutlak olarak amel edilirse, bu durumda sahtecilikten emin olunamaz. Dolayısıyla bir hakimin diğerine mektubu, bazı şartlarla caizdir denir. "Hakimin memuruna ve bir hakimin bir başka hakime mektup yazması." İmam Buhari bu başlıkla yazı üzerine şahadete cevaz verirken "Hakimin hakime mektubu" ve "Hakimin memuruna mektubu" konusunda cevaz vermeyen kimselere verilecek cevaba işaret etmektedir. Bunu söyleyenin kim olduğu ve bu konudaki araştırma ileride gelecektir. "Birileri (Ebu Hanife ve taraftarları) şöyle demiştir: Bir hakimin şer'! cezalar (hudud) konusu hariç (bir diğer hakime) mektup yazması caizdir." İbn Battal şöyle demiştir: Buharl'nin Hanefllerden bu görüşü savunanlara karşı ileri sürdüğü delil açıktır. Zira adam öldürme konusunda mekhip caiz olmadığına göre yanlışlıkla yapılanla, kasten yapılan arasında ilk başta hiçbir fark yoktur. Yanlışlık1a yapılan öldürmede para, suçun hakim nezdinde sabit olmasından sonra gündeme gelmektedir. Kasten öldürme durumunda da ceza belki sonunda paraya dönüşebilir. Bu açıdan ikisine eşit bakmak gerekir. "Ömer b. el-Hattab, valisine hadler konusunda mektup yazmıştır." Ebu Zerr'in el-Müstemli ve el-Kuşmihenl'den Carı1d hakkında şöyle bir rivayeti vardır: Sözü geçen Carı1d Müslüman olmuş ve sahabe olma şeretine ermişti. Sonra Bahreyn' e dönüp, orada kaldı. Onun Bahreyn valisi Kadame b. Maz'un ile yaşadığı bir olay vardır. Abdurrezzak'ın Abdullah b. Amir b. Rebl'a'dan nakline göre Hz. Ömer, Kadame b. Maz'un'u valilik görevine tayin edince, Abdulkays kabilesinin efendisi Hz. Ömer' e geldi ve "Kadame içki içip sarhoş oldu" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer bu konu ile ilgili olarak Kadame'ye bir mektup yazdı. Abdurrezzak, Kudame'nin gelişi, Carud ve Ebu Hureyre'nin şahitliği, Kadame'nin Maide suresindeki ayeti delilolarak getirmesi, Hz. Ömer'in onacevap vermesi ve kendisine içki içme cezası olarak sopa vurması dahil olmak üzere bu olayı uzun uzun aktarır.(Abdurrezzak, Musannef, iX, 240) Hudud Bölümünün son kısımlarında bu olaya değinilmişti. Carı1d'un Basra'ya inişi bundan sonra olmuştur. O Hz. Ömer'in halifeliği döneminde hicrı 20 yılında şehit edilmişti. "Git, bundan bir çıkış yolu ara." Yani bu sorumluluktan bir çıkış yolu ara. Bu ya beyyineye geçerli bir tenkit ileri sürmek suretiyle olur ki bu durumda şahitlik geçerliliğini kaybeder ya da şahitliğe konu olan suçtan berı olduğunu gösteren bir delille olabilir. "........ O da bunu geçerli saydı" yani onu geçerli saydı ve gereğine göre amel etti. Bir Uyarı : İbn Kadame'nin el-Muğnf'sinde bu konuyla ilgili olarak şu açıklama yer almaktadır: Fetva imamlarının ifadelerine göre bir hakimin diğer hakime yazdığı mektup konusunda adil iki kişinin şahadette bulunması şarttır. Hakimin yazısının ve mührünün tanınması yeterli değildir. Hasan-ı Basrı, Sevvar, Hasen el-Anberı şöyle demişlerdir: Hakim, mektubu gönderen hakimin yazısını ve mührünü tanıyorsa mektubu kabul eder. Ebu Sevr'in görüşü de bu doğrultudadır. Biz de şunu ekleyelim: Bu yaklaşım Buharl'nin mektup konusunda delil soran ilk kişinin Sevvar olduğu yolundaki Sevvar'dan yaptığı nakl e muhalifti İbn Kadame'nin sözünü ettiği kimselere Buhari'nin zikrettiği tabiun ve onlardan sonra gelen nesilden. büyük beldelerin hakimleri olarak diğer sözünü ettiği kimseler eklenir. Buharl'nin attığı bu başlık diğer rivayetlerle birlikte üç hüküm içermektedir: 1 - Yazıya şehadet, 2- Hakimin hakime mektubu, 3- Mektupta olan şeyleri ikrara şehadet. İmam Buhari'nin ifadesinin zahirinden anlaşılan bu üç unsurun caiz olduğudur. Birinciden başlayacak olursak; İbn Battal şöyle demiştir: Bilginler, şahidin şehadet olayını hatırı ama d ıkça hakimin yazısını gördüğünde şahitlik yapmasının caiz olmadığı noktasında ittifak etmişlerdir. Şahit sözkonusu şehadeti hatırlamıyorsa, şahitlik edemez. Zira dileyen mühür kazıtır, dileyen mektup yazar. Bunun bir benzeri Hz. Osman'ın halifelik günlerinde vefat sebebi konusunda ifade edilen olayda geçmişti. Yüce Allah "Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır" buyurmaktadır.(Zuhruf, 86) İmam Malik yazı üzerine şahadeti geçerli saymıştır. İbn Şa'ban'ın nakline göre İbn Vehb şöyle demiştir: Ben bu konuda İmam Malik'in görüşünü almıyorum. Tahavı'nin görüşü ise şöyledir: Bu konuda fıkıh bilginlerinin tümü İmam Malik' e muhalefet etmişler ve onun bu konudaki görüşünü şaz kabul etmişlerdir. Çünkü yazı, yazıya benzer. Yapılan iş ne hakimin bir sözüne şehadettir, ne de gözle görmektir. İkinci hükme gelecek olursak, İbn Battal şöyle der: Bilginler hakimlerin hakimlere mektupları konusunda ihtilaf etmişlerdir. Çoğunluk bunun caiz olduğu kanaatine varmıştır. Ancak Hanefller şer'ı cezaları (hudo.d) bundan istisna etmişlerdir. İmam Şafii'nin görüşü de bu doğrultudadır. İmam Buharl'nin Hanefllere karşı ileri sürdüğü delil güçlüdür. Çünkü yanlışlıkla yapılan katı, ancak katlin sabit olmasından sonra mala dönüşmektedir. İbn Battal şöyle devam eder: İmam Buharl'nin hakimin hakime yazdığı mektuba cevaz verdiğini zikrettiği tabiundan olan kadıların delili, hadisten alınma olup açıktır. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem civardaki hükümdarlara mektup yazmış ve onun yazdığı mektuba herhangi bir kimseyi şahit tuttuğu nakledilmemiştir. İbn Battal şöyle der: Öte yandan belli başlı beldelerdeki fıkıh bilginleri (fukahau'l-emsar) Sewar ve İbn Ebi Leyla'nın buna şahit gerektiği yolundaki görüşleri üzerine icma etmişlerdir. Gerekçe olarak insanların artık bozulduklarını ileri sürmüşler ve kan ve mal konusunda ihtiyatlı davranılmıştır demişlerdir. Abdullah b. Nafi'in nakline göre İmam Malik şöyle demiştir: Eski alimler mühür kullanılmasına cevaz verirlerdi. Bundan dolayı hakim birisine mektup yazar, mühürlemekten başka bir şey yapmazdı ve buna göre amel edilirdi. Nihayet hakimler töhmete uğrayınca yazdıkları mektup ancak iki kişinin şahitliğiyle kabul edilir oldu. Mektubun içindekini ikrara şehadet şklinde olan üçüncü hüküm hakkında İbn Battal şöyle .demiştir: Bilginler, bir hakim yazdığına iki kişiyi şahit tutup da onlara bunu okumaz ve içinde olanlar hakkında bilgi vermezse, o mektubun kabul edilip edilmeyeceği konusunda farklı görüşler sergilemişlerdir. İmam Malik bu caizdir derken, Ebu Hanife ve imam Şafii "caiz değildir" derler ve görüşlerine Allah Tealanın "Biz bildiğimizden başkasına şahit/ik etmedik"(Yusuf 81) ayet-i kerimesini delil göstermişlerdir. İbn Battal şöyle devam eder: İmam Malik'in delili şudur: Hakim bunun kendi mektubu olduğunu ikrar ettiği takdirde buna şahimkten maksat, mektubu alan hakimin bunun diğer hakimin yazdığı mektup olduğunu öğrenmesidir. Bazen hakimin nezdinde insanların öyle davaları olabilir ki, onu herkesin bilmesini istemez. Sözgelimi vasiyet eden vasiyetinde ileri gittiğinde bunu herkesin bilmesini istemez. İbn Battal şöyle devam eder: İmam Malik ayrıca şahitlerin üzeri mühürlü olan vasiyetle kapalı olan mektuba şahitlik etmelerine ce vaz vermiştir. Bu durumda iki şahit hakime "Biz hakimin bu mektubun içinde olanları ikrar ettiğine şahidiz" derler. Bu konudaki delil, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in valilerine yazdığı mektubu götürecek kimselere okumaksızın yazmasıdır. Bu mektuplar da birtakım hükümler ve sünnetler içermekteydi